Allah’ın yüce Adıyla Özet: 2005 Umre ziyaretimizde Rasulullah efendimizin mescidinde 40 vakti tamamlamak bize mümkün görünmüyordu, tur şirketinin aldatmasından sebep.. Ancak Hz Allah ol deyince olduruyor.. 2005 yılı.. Mahmud Efendi Hazretleri umreye gideceği haberi duyuldu. Bütün ihvanlar gibi biz de hareketlendik. Durumum iyi değildi, umreye gidecek imkanım yoktu doğrusu. Beni götürecek bir sponsorum da. Hatta bazı Edirneli ihvanlar “bizi bırakıp nasıl gider!” demişler. Hasılı destek değil, köstek bile vardı. Onlara “Ama Şeyh Efendi bütün müritlerini bırakıp gidiyor !?” diye cevap vermiştim. Ve önceki sene arabamla memlekette kaza yapmıştım, borçlarım vardı. Bazı yakınlarım bunu hatırlamışlar “Borçlarını ödemeden nasıl gider!” demişler. Kimseyi dinlemedim her şeye rağmen gidecektim bu fırsatı kaçıramazdım Mahmud Efendi Hazretleri şeyhimle umre yapma fırsatı kolay ele geçer şey değildi.. Bazı arkadaşlar umreci topluyordu 750 dolar yetiyordu bir kişi için. Ben bir bebek ve 2 yetişkin kişiydim 1.500 dolar benim için yetecekti bebeğe ücret almıyorlardı. Bazı akrabalardan borç aldım, altın dolar buldum buluşturdum parayı denkleştirdim ve Allah’a şükür umreye gidebilecektim. En ucuzundan, otelimiz yemeksiz olacaktı. Yani yemekleri kendimiz pişirecektik en uygun seçenek buydu. Doğrusu şimdiki aklımla yemeksiz oteli kimseye tavsiye etmiyorum. Sıkıntı.. tavatı saydi ibadetti derken yoruluyorsun.. Sonra otele gel bu meşgale arasında bir de yemek yapmakla uğraş.. düzgün malzeme…
Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.
Allah’ın Yüce Adıyla.. Yaygın bir laf. Anadolu kültüründen. irfanla yoğrulmuş Anadolu. Özür dilerim demektir. Ancak özür dilemekten daha derin. Özür dilerim sözü de yarımdır. Diğer yarısı: “özrümü kabul edip bağışlayın”. Kusura bakma’nın anlamı bundan öte.. Kusura bakma’ nın Arapçası “adem-ul mu’âheze” (sorgulama yok) Bu da kusura bakma’yı karşılamıyor. Bunca haşmet ve belagatine rağmen Arapça burada bizim “kusura bakma’ya yetişemedi. Kusura bakmak yani bakmamak çok önemli. Hiç kimse kusuruna bakılmasını istemez bakanı sevmez. Kusurun değil bakılması görülmesini bile istemeyiz. Birçok kırgınlıklar ayrılıklar kusurlu görülmkten kaynaklanır. Bir de kusura dik dik bakıyor başkasına da gösteriyorsa.. o kişiden nefretle uzaklaşırsın. o yüzden engelli kardeşlerimizin bizden isteği “nolur bize acımayın, bize insan gibi, herkes gibi davranın yeter” derler. Ne demek bu ? Bizim kusurumuza bakmayın, bizi kusurlu gördüğünüzü bize belli etmeyin” o yüzden toplumsal görgü düzeyi terakki etmiş eskiden ‘sakat’ denirken sonra ‘özürlü’ şimdilerde ise “engelli” denir olmuştur. Neler oluyor? Onları kusurlu özürlü gibi görmekten uzaklaşıyor, böylece onlar bize, biz de onlara yakınlaşmış oluyoruz Kusura bakılmanın gönül kırıcı olması bir de şundan: “Sevgi gözü kusura kördür” İnsan şöyle düşünüyor “madem ki sen benim kusurumu görüyorsun, demekki beni sevmiyorsun” O yüzden anneler çocuklarını tam terbiye edemezler. Onda kusur görmüyor ki o yönünü düzeltme cihetine gitsin….
Allah’ın yüce Adıyla Mahmud Efendi Hazretlerinin Yolunda Âşure Günü Efendi Hazretlerinin yolu Rasulullah’ın sapasağlam sünnet yoludur. Allah Rasulü sas Ramazan orucu farz edildiğinde aşure günü oruç tutmayı kendisi terk etmiş ama “dileyen bunu tutabilir” “Ramazandan sonra en efdal oruç Allah’ın ayı Muharrem’de tutulan (aşure günü) orucudur” buyurarak ümmetine müstehap olarak bıraktığı sahih kaynaklarımızda mevcuttur. (Müslim, Ahmed) İslam alimleri aşure orucunun üç türlü tutulabildiğini söylemişlerdir “yalnızca 10. gün. 9 ile birlikte 10. gün. veya 9, 10 ve 11. günler. İhtiyata uygun olanın sonuncusu olduğu da vurgulanmıştır. Çünkü bu sayede aşure günü kesin olarak idrak edilmiş olur. malumunuz hicri aylar hilale göre, bir gün önce veya sonra başlamış olabiliyor. dolayısıyla 3 gün tutanlar aşureyi mutlaka yakalamış oluyorlar” Aşure gününde oruç tutmak ve ailesine genişlik göstermek (*) dışında Allah Resulünden sas sahih bir şekilde yapılacak herhangi bir amel rivayet edilmemiştir, Mahmud Efendi hazretlerinden de nakledilmemiştir. Hayat boyu karşılaştığımız her meselede mümkün mertebe Hocamız Mahmud Efendi Hazretlerinin öğretisi üzere hareket etmeye çalışıyoruz Bugün itibarıyla konumuz ÂŞURE günü. Kardeşiniz, imam Mahmud Efendi Hazretlerini uzun süre görmek, arkasında namaz kılmak, sohbetlerini derslerini bizzat dinleme imkanı bulmuştur elhamdülillah. Dolayısıyla yıl içerisinde önümüze gelen her türlü dini önemli günü beraber idrak ettik. ve Mahmud efendi hazretlerinin sözlerini hareketlerini tespit edip…
Allah’ın yüce Adıyla.. “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” bu sözü şifahi olarak naklettiğimde çok bilmiş hoca arkadaşın biri “olmaz öyle şey! bu amel-i salihi küçük göstermektir” gibi bir itiraz yaptı. Sonra kitapta yerini “sahih” olarak görünce hatasını anladı. Aslında çok bilmediğini de anlamış oldu. Demekki bir şey ilk duyduğunda insan, yadırgamış da olsa, hemen itiraz etmemeli, araştırmalı. ilmî duruş bunu gerektirir. Şimdi gelelim bu hakikatin bize öğrettiği şeylere: 1) Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” Yani mümin güzel bir niyetle yola çıkar ama işini o kadar da beceremez. Mesela müminlerden zekat toplayarak açılan tv ler oldu. Zekat paralarıyla açılan o tv’lerde şimdi köçek oynatılıyor. “Kapitalist sistem içerisinde eziliyoruz. küçük sermayelerimizi bir araya getirelim büyüyelim dev holdinglerle rekabet edelim, Anadolu kazansın” gibi güzel bir niyet ve düşünce ile yola çıkan Kombassan ve Yimpaş bugün içler acısı durumda.. Bunun gibi nice dernekler vakıflar iyi niyetlerle yola çıkmış ama sonradan istikametlerini bozmuşlardır. “Okul okuyacağım yüksek makamlara geleceğim devletime milletime hizmet edeceğim” diyen nice gençler kızlar o makamlarda erimiş, yolunu kaybetmiş, değil millete hizmet etmek bugün kendilerine bile faydaları yok! Bütün bu yaşananlar “Mümin’in niyeti amelinden hayırlıdır” hakikatinin tezahürleridir. 2) Bu hadisin/hakikatin bir başka yüzü de var: çoğu zaman yanlış gördüğümüz işler hatalı bulduğumuz sözler aslında bir…
El-Muhsin Olan Allah’ın yüce Adıyla özet: Sana Arapça öğreten bir hoca sana çok büyük iyilik etmiştir. Çünkü Arapça bilmek 1) Kuran’ı Hadisi ve ilmi kitapları anlamak, dini kaynağından okuyup öğrenebilmektir. 2) Allah’a muhatap olmaktır 3) Namazı huşu ile kılmak, okuduğunu idrak etmektir 4) Dünya müslümanları ile ortak dili konuşmak, onlarla iletişime geçebilmektir. 5) Dini tebliğ vaaz ederken özgüven sahibi, sağlam olmaktır Üzerinde en çok durduğu husus şüphesiz Medrese okuyun, nasara yensuru öğrenin demesidir. Genç yaşlı, işli işsiz demeden elinden tuttuğu herkesi medreseye soktu. Medreseleri böyle böyle doldurdu. “Son bir nefesim kalsa size diyeceğim şey “okuyun okuyun (medresede) okuyun” sözleri kulaklarımızda tazedir. Okuduk elhamdülillah. “nasara yensuru” da çektik, Fakru zaruret içinde, polis jandarma korkusu eşliğinde okumanın tüm mihnetini de seve seve çektik. O şimdi aramızda değil Rabbisine yürüyeli fazla olmadı. Meğer bize ne büyük iyilik etmiş de gitmiş.. Arapça öğretmekle, Kuran’ı Hadisi, namazı anlamayı sağlamış olmakla.. Hele ki namaz !Ağzımızdan çıkan Kuran’ı, tesbih ve duaları anlıyoruz ya.. Elhamdülillah. Bu ne büyük niğmet, ne büyük fazilet eğer bilene.. Bu yazıda bir nebze bu işin büyüklüğünü göstermeye çalışacağız. Evvela laftan sözden anlamayan kişinin Kuran’da nasıl kötülendiğine bakalım “Allah nezdinde en şerli/değersiz canlı anlamayan ve düşünmeyen sağır dilsizlerdir” Enfal: 22. Diğer bir ayette “sarhoş…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Arapça lisanı özü ve hakikati itibarıyla iman dilidir. Yani Arapça ile Allah’a iman iç içe. Nasıl mı? Mesela evren, Arapça nasıl denir? âlem, âlemîn. âlem kelimesi kelime olarak Allah’tan haber verir. çünkü âlem, alamet demek, bir şeyi (Yaradanı) bildiren haber veren belirti demek. dünya, yakın peşin düşük olan demek. ahiret son durak son menzil demek. Aynı böyle.. Anadolu’nun dilinde de imanın kodları mevcuttur yerleşiktir. Mesela kolayca isteyebilen utanmayana Anadolu’da yüzsüz denir. Aslında bu, “dilencilerin ahirete kuru iskelet kafası gibi yüzlerinde deri olmadan çıkacakları” Hadis’ine atıfla bulunmaktır.. hakeza. Atasözlerimiz bir harikadır bizim. Çoğu atasözümüz ya bir Ayet’e ya bir Hadis’e istinad eder. Gerisi de toplumsal hafızanın öğretisidir. Bu durum bir Çin bir Fransız atasözünde asla bulunmaz. Onların çoğu lafLARI tutarsızdır. Mesela bizde “sakla samanı gelir zamanı” sözü “iktisad eden fakir (muhtaç) olmaz” Hadisinin ifadesidir. Bir elin nesi var iki elin sesi var” atasözü “Birlik olun yoksa heybetiniz gider” Ayeti ile “Allah’ın desteği cemaat’in üzerindedir” hadisinin ifadesidir.. Hakeza Türk Tabipler Odası “it iti ısırmaz” Atasözümüz “gavurlar tek millettir” Hadis-i şerifinin bir lem’asıdır. Bakın doktorlar cemiyetine, haksızlığa uğrayan bir doktor olunca nasıl birlik olup hep bir ağızdan bağırıyorlar, ortak protesto yapıyorlar değil mi ? Yalan. “Bir doktor haksızlığa uğrayınca” değil….
Zengin Olan Allah’ın Adıyla.. Fakirdir mağdurdur, mutad yardım edersin maaş gibi her ay ödeme yaparsın. mecbur değilsin vermeye veya onu tercih etmeye.. Sonra bir gün verdiğin 300 liraya burun kıvırır. Bu az der. Daha fazlasını ister, kapıdan ayrılmaz insanı çileden çıkarır. Hayır verdiğine vereceğine pişman olmak değil. Nerede yanlış yapıyorum diye düşünmeye başlıyorsun. Teşekkür yerine neden surat asıkılığı oluyor..!? Konuyu tahlil ediyoruz. “iyiliği kendine hak bilme” problemi ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. hakkını aldığını düşünen kişi teşekkür etmez. kesildiği zaman da bunu kendine yapılan haksızlık bilir isyan eder beddua eder.. Şükür ve Küfür 2 Bir diğeri kocası ölmüş 4 kız çocuğu ile bir başına kalmış. Büyük kızı evlendi yetim sayılmaz. Dernek olarak buna da yardım ediyorsun bir kira parası kadar aylık ödeme yapıyorsun. aylar boyu. sonra bu taşınıyor memleketine dönüyor.. oradan feveran ediyor neden benim paramı kestiniz devam etmelisiniz! “biz kendi mahallemizden sorumluyuz dediğimizde bulduğumuz karşılık isyan ve kahır. En zor zamanımda elimden tuttunuz” yok neden paramı kestiniz vermiyorsunuz” var. kaldı ki devlet 2500 dul aylığı bağlamış yoktan iyidir. Problem aynı “sadakayı kendine hak bilme” tabi ki verecekler. babalarının parasını vermiyorlar ya” nankörlüğü Çözüm: Kimseye yardım sözü vermemek. Her ay vereceğiz dememek. Böylece iyiliği bir hak olarak görmeyecektir. Benzer Bir…
Ölmeyen Diri Allah’ın adıyla Bir Abdülmetin Hoca dünyadan geldi geçti. Herkesin Abdulmetin hocası farklı olabilir. Acizane burada kendi Abdulmetin hoca’mı anlatacağım. Ben Abdülmetin hocayı 90’lı yılların başlarında tanıdım. O zaman İsmailağa’ya yeni gelmiştim Kayseri’deki prestijli (?) okulumu bırakmış bütün akrabalarımın karşı çıkmasına rağmen, kimseyi dinlememiş, kınamalara aldırmamış Allahın ilmini tahsil etmek için İstanbul’a Mahmud Efendi Hz’nin medresesine sığınmıştım. Bu bakımdan biraz yalnız ve gariptim. Kimseden yardım para pul isteyecek halim de yoktu. Ve medresede izin zamanı geldi. Herkes memleketine gidiyordu ancak benim Yozgat Sarıkaya’ya gidecek yol param yoktu. Ve bir arkadaşım “Metin hoca talebelere yardım ediyor istersen ondan isteyebilirsin” demişti Ve birlikte Metin hocaya, ismailağanın karşısında imamlık yaptığı Acemoğlu Camisi’ne gittik. Namazı o kıldırdı, çıkışta utana sıkıla durumu anlattım. Beni tenha bir yere çekti, O zamanın parası cebinden 1000 lira para çıkardı hiçbir şey sormadan sorgulamadan o bin lirayı bana verdi. Yol parama da yetiyordu harçlığıma da yetiyordu. Ne kadar duygulandım anlatamam. Metin Hoca’nın İlk babalığını o zaman gördüm. O gerçekten fakirin ve Talebenin babasıydı. Ders okuduğumuz hocalardan isteyemez Abdulmetin hocadan isteyebilirdik. Ve mutlaka işimizi hallederdi. Sonra duyduk ki yine bu Metin hocamız Talebelerin ilaç masraflarını da karşılıyormuş. Reçeteyi Metin hocaya götürüyorduk O bir imza atıyor ve gidip onunla anlaşmalı bir…
Ölmeyen Diri Allah’ın yüce Adıyla.. “Her canlı ölümü tadacak, sonra bize döndürüleceksiniz” Ölüm yaklaştığında Hasta yatağında yatıyordur, ecelin yaklaştığının ilk alameti hasta yemek içmekten kesilir. Akraba eş dosta haber verme zamanıdır. Varsa dünyalık hak hukuk helalleşmeli. Belki bir süre sonra konuşamayacak Şimdi Azrail as canı çekiştirmeye başlamış, ayaklar birbirine dolanmaktadır. Ecel iyiden iyiye yaklaşmış olduğu bu anda anlaşılır. Artık hastayı yalnız bırakmamalı. Hastanede yoğun bakımda bile olsa mutlaka beraberinde olmalı. Bu anda hastaya mustazır (ölüme hazır kişi) denilir. Telkin Mustazıra yumuşak bir ses tonuyla iman kelimesi “La ilahe illallah” ı telkin etmelidir. “Haydi söyle” türünde bir baskı kurmaksızın yanında mütemadiyen “La ilahe illallah” demeli, ta ki o da işitip aynısını söylesin. zira “son sözü La ilahe illallah olan cennetliktir” Yumuşak bir ses tonuyla “Anneciğim, babacığım birlikte diyelim “La ilahe illallah, La ilahe illallah..” demekte bir mahzur yoktur. Mühim olan onu bunaltıp “sus söylemeyeceğim” dedirtmemek Vefat Anında Mustazırın canı önce ayaklar ve ellerden çekilir o an vücut hareketsiz kalır, can boğazdan çekilirken gar gar diye ses gelir. Dünyanın en acı tadı ölümü tatmaya çok yaklaşmıştır. Bu esnada mustazırın huzurunda sesli bir şekilde Yasin Suresi okunur. Son nefesinde imanlı gitmesi için, canını kolay vermesi için Allah’a dua edilir. Zor anlar Bu an…
Soru: Yani babaları ölmüş yetimlerin evine dul kadının mahremi olan akrabası gelmiştir o kadın da sofra kurup ikram etmiştir.. Bu sofradan yiyebilir mi ? Buradan yemek yasaklanan yetim malı yemek midir ? Cevap. Allah’ın yüce Adıyla Bu sofradan yemek helaldir, ikramı reddetme ve gönül incitme kabalığından kaçınmış olacağından yetimlere bir sahiplik kol kanat germe hissi tattıracağından sevap bile olur. En son ihtimal çıkarken çocukların eline harçlık verir, içinden yemeğin ücretine niyet eder Yetim olan evden yemek yenmez” fikri bazı yörelerde yerleşmiş batıl inançtır. Doğrusu “Yetimin malını zulüm ve haksızlıkla yiyenler karınlarına ateş yemişlerdir yakında cehenneme sokulacaklar.” (Nisa:10) Bu ve benzeri ayetlerin nüzulü akabinde yetim barındıran Sahabeler RA yetimlerin sofralarını yemeklerini ayırmış büyük bir külfetin altına girmişlerdi. Yetimler kendi sofrasından yiyor onlar ayrı yaptıkları yemelerini yiyorlar, yetimlerin yedikleri önde yemedikleri icabında bozuluyor.. Yetim bakmak bir işkenceye dönüşmüştü. Geldiler Rasulullah Efendimize arz ettiler. sas “Yetimlerin malına ahsen suretle olandan başka yaklaşmayın” “Yetimlerin malını zulmen yiyenler karınlarına ateş yemişlerdir..” Ayetlerinden murad-ı ilahinin bu olmadığı inen şu ayetle ifade edildi “Sana yetimlerden soruyorlar de ki onların maslahatına çalışmak en iyisi.. Ama eğer onları kendi aranıza katarsanız onlar (din) kardeşleriniz. Allah bilir, bozguncuyu ıslah ediciden ayırt eder (merak etmeyin) (Bakara: 220) Bu ayet nazil olduktan…
Allah’ın yüce Adıyla.. Az önce noldu? Mahallede bir genç önümü kesti. Hocam vaktin var mı bir iki soru soracağım? Buyur sor. Hocam tağut nedir ? Tağut’un ne olduğunu biliyor musunuz ? Sorunun ikinci şıkkı hoşuma gitmedi. İmtihan oluyordum ! Gencin cehaletine bağışladım. + Eğer ben tağutun ne olduğunu bilmeyeceksem bu görevi bırakmam lazım. – Ya hocam biri var da.. konuşuyoruz bana öyle diyor “git bu imamlara sor bir tanesi tağutun ne olduğunu bilmez..” diyor + Biliyorum o zümreyi hatta imamları tağuta hizmet etmekle suçlarlar. – Evet hocam evet.. siz diyanete başlarken bir yemin yapıyor muşunuz “a.türk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma..” + Hayır yalan! Böyle bir yemin mevcut değil. Vallahi böyle bir yemin yapmadık – Bak işte.. _Şimdi sana tağut’un ne olduğunu söyleyeceğim. TAĞUT Kuran’da iki manada geçer Biri : Şeytanın kendisi. Diğeri de : Allah’tan başka tapılan herşey, her sahte ilah. Kuran’da tağuta küfretmekle, inkar ve reddetmekle emrolunduk. Esasında her Müslüman tağutu red ve inkar eder “la ilahe illallah” derken “la ilahe” kısmı tağutu inkar kısmıdır. Dolayısıyla adını belki tağut diye bilmez ama her müslüman tağutu inkar etmiştir. Yani kendine selefi diyen bizim vahabi dediğimiz kişilerin elinde değil bu iş. Onlar Kuran’ın hak olan tabir ve kavramlarını batıl manalarda…
Allahın Yüce Adıyla.. Rabıta.. Manevi sohbet, hayali birliktelik. Rabıta, Büyük ruhların küçük ruhları terbiye etmesidir. O küçük ruh şeytan bile olsa etki alır adam olur. Bak Rasulullah’ın şeytanı Rasulullah’ın birlikteliğinde daha fazla gavurluk yapmaya tahammül edemedi ve müslüman oldu. Sallallahu aleyhi ve sellem. Neyle ? Rabıtanın gücüyle. Küçüğün büyükten tesir alması Allah’ın aleme koyduğu bir kanundur. Büyük kütle küçük kütleyi çeker. Mıknatıs yapışan metale vasfından verir. ateşle birlikte olan et pişer su kaynar. Buzlukta su donar. Armut dibine düşer. Üzüm üzüme bakarak kararır olgunlaşır. Eşyanın eşya üzerinde tesiri inkar edilmez. Allah dostuna yapılan rabıta gönlü Allaha çevirir.. inkar eden ya cahil ya kasıtlı haindir Rabıtanın tesiri hem iyi hem menfi yönde. İyilerin rabıtasından nur hikmet marifet akıyorsa, şerlilerin rabıtasından da küfür zift karanlık akar. Bunu tespit edenler çoktan kullandı ve milletimize gençlerimize yutturdu bile. Bunca heykel neden sanıyorsun ? Her dairede her sınıfta her köşede.. Bunca poster bunca büst neden ? Hepsi göz önünde alnının çatağında ! Pasif rabıta içinde olanca öğrenciler, amirler memurlar. Maksat o heykele o postere yüklenen anlamın görenlere tesir etmesi. Herkesin onun zihninde, onun fikrinde olması: Laik, batı hayranı, Şeriat karşıtı, haram farz tanımaz, haya iffet hurmet umursamaz.. Başardılar mı ? Bilmiyorum, sen söyle. “Öğretmenler yeni…
bu yazı Ramazan ayı müslümanın hayatında neden önemli olduğunu ve hangi açılardan müslümana taze kan ve güç kattığını açıklamayı hedefler
ramazan ayının büyüklüğü ve Ramazan ayı boyunca müslüman bireyin kazanımları bu yazıda
Soru: Hocam beş vakit namaz kıldığı halde sarık ve cübbeye karşı olan kişinin durumu nedir ? Cevap. Allah’ın yüce Adıyla.. “Ameller niyete göredir” Fasık ve münafıkların neden karşı olduğu açıktır, onlar İslam’la İslam’a dair olan herşeyle kavgalılar. Onlar Allah’ın düşmanlarıdır. Bes vakit namaz kılan bir müslüman ise sarığa cübbeye neden karşı olabilir? Sarık cübbe Rasulullah’ın kıyafeti iken yüz binlerce alimler evliyalar imamlar bu kıyafeti bayrak gibi taşımışken..? Bu kişiler niyet ve maksadını gözden geçirmelidir, Eğer niyeti salih değilse düzeltmeli ve tevbe etmelidir Camide sarık Cübbe ile namaz kılan bir Müslüman gördüklerinde genelde şu sebeplerden karşı oldukları görülmektedir: 1) Sarık cübbe âlimlerin seyyidlerin kıyafetidir, herkes bunu kuşanamaz, kuşanmamalı” Cevap: Evet alimler, fazıl kişiler toplum içinde temeyyüz etmelidir ta ki insanlar kime tabi olacağını bilsin. Ancak bunun yordamı İslami kıyafeti âlimlere has kılıp, umum halkı frenk giysisi içine mahkum etmek değildir. Böylesi bir mahkumiyetin delili yoktur. Doğrusu alimler daha büyük sarık, daha geniş ve uzun cübbe giyerler avam ise kısa ve nispeten dar cübbe ve bir iki dolamlık hafif sarık sararlar ve böylece fark belirgin olur 2) Sarık cübbe giymeye ehil değilsiniz, hatalı işlerle bu kıyafete laf ve leke getiriyorsunuz” Cevap: Suç şahsidir. Bir kimsenin işlediği bir kabahat bir zümreye mal edilemez….
Allahın yüce adıyla.. Hz Muaviye RA döneminde islam ordusu Abdurrahman b. Halid komutasında cihad etti. müslümanlardan biri savaşta 100 roma altınını zimmetine geçirdi. Savaştan sonra pişman oldu geldi Emîre teslim etmek istedi. Emir kabul etmedi. “gaziler dağıldı ben bunu alamam. kıyamet günü getirirsin Allah gazilere haklarını taksim eder” dedi. O hangi Sahabeye götürdü ise hiç biri kabul etmedi. Kalktı hilafet merkezi Dimeşke gitti Hz Muaviye huzuruna çıktı o da “kabul edemem” dedi. Adam ağlayarak çıktı bir yandan ağlıyor bir yandan inna lillahi çekiyordu. Faqîh bir zat olan Abdullah Elseksekî onu gördü neden ağlıyorsun. Başından geçeni anlattı. Gir Muaviyenin yanına de ki “sen imamın hakkı olan 5’te 1’i al..” Bu zat Hz Muaviye nin yanına giriyor ona diyor Sen imamın hakkı olan şu beşte biri al..” Gerisi ne olacak ? Gerisini ben Mücahitler namına tasadduk edeceğim “Allah sadakaları Kabûl eder..” (Tevbe:104) Allah o mücahitlerin isimlerini yerlerin bilir. Fakih Abdullah böyle fetva verdi. Hz Muaviye diyor ki keşke hiçbir şeyim olmasaydı da şu fetvayı verecek ilme sahip olaydım çok güzel söylemiş. Kaynak : İbni Kesir tefsiri. Tercüme : isa Erdoğan
Allah’ın yüce Adıyla.. اعتكاف itikaf, kendini vermek, bir yere kapanmak, mukaddes bir yere kapanıp ibadetle meşgul olmak, bir yerde sürekli kalmak, kendini soyutlamak” manalarına gelir Din istılahında itikaf ibadet kastıyla bir mescide girip orada bir süre kalmak, zaruret olmadıkça dışarı çıkmamak. Sünnet olan itikaf Ramazan ayının son on gün ve gecesi yapılan itilaftır, kişi bunu adamış olursa vacip olur Bu sene (2022) sünnet itikaf Perşembe akşamından başlamaktadır Kuran’da İtikaf “Biz ta o zaman bu Beyt’i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim’den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail’e şöyle ahid verdik: “Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar (itikaf edenler) için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!” Bakara:225 “..Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın..” Bakara 185 Hadislerde İtikaf Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son on gününde olduğu ağırlık kazanınca, Allah Resûlü de itikâflarını bu günlerde yapmaya başladı. (Buhârî, İtikâf, 1) “Resûlullah mescitte keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırında itikâfa girerdi.” (Müslim, Sıyâm, 215) Hazreti Ayşe’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İtikâf 1; Müslim, İtikâf 5) Yine Hazret-i Ayşe anlatıyor: “Resûlullah…
Allahın Yüce İsmiyle.. Medreselerin içinden geçtiği badireler.. 98-99 yıllarında ismailağa Medreselerinin polis ve jandarma tarafından basıldığı, talebe ve hocaların terörist muamelesi gördüğü 28 Şubat sürecini biz yaşadık. Bundan önceki askeri darbelerde din hizmetlerine, dindarlara yapılan baskı ve eziyetin bir benzeri bu süreçte yapıldı. Bu baskı ve zulümlerden en büyük nasibi şüphesiz sarık sakal cübbe ve çarşaflı Kuran talebeleri aldı. Çünkü onların kaçacak gizlenecek yerleri yoktu. O dönem bil-fiil hizmet eden hemen hemen her hocamızın mutlaka bir baskın hikayesi vardır. Ancak bugünlerde rüzgarın sanki o baskınlar hiç yaşanmamış, o tazyikler hiç olmamış gibi esmesinin temel sebebi hocalarımızın ihlas ve tevekkülle hareket etmeleridir. Tellallık yaparak o amel-i salihi zayi etme korkusudur. O yüzden bu acı hikayeler anlatılmaz Ancak İla-i Kelimetullah davasının nasıl başlayıp geliştiği, hangi badirelerden geçerek bugünlere ulaştığını artık bilmek ve yeni nesillere bildirmek zamanı. O yüzden biz bu tarihi hadisatın peşindeyiz. Buldukça kaybedeceğiz Bu akşam mahallemizin gün görmüş ömür geçirmiş muhterem bir abimizin Canib Yavuz Efendi’nin iftar sofrasındaydık. O şöyle anlattı: “Burada (Bağcılar, Mahmutbey Mahallesinde) sarığı çarşafı sevmeyen biri vardı. Uzaktan akrabamız da olur. Bizim evin üst katını komple kız medresesi yaptık orada talebeler okuyordu.. Bu gitti bizi şikayet etti o zor dönemlerde.. Mahalleye polis geldi. Karşısına ben çıktım “burada…
Allah’ın yüce Adıyla.. Kadın erkek karışık yaşamak, arada bir engel bir perde olmamak nefsi emmarenin öteden beri arzusudur. Ancak ne var ki bunun yeri cennettir. Şeriat buna dünyada musade etmez. Şeriat kadınları ayrı erkekleri ayrı ortamda tutar. Şeriatın bu kuralını delmek ve karışık eğitime bahane bulmak için şeytan akıl verir ; “Kabede bile erkek kadın karışık tavaf ediyor, bu zamanda eğitimde haremlik selamlık sevdası da neyin nesi’ deyin” demiş. Allah bu şeytanlığı Kuran’da reddeder : “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar” (Nur:30) “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.” (Nur:31 Yani Kabe’de bile olsak yabancı kadınlara karşı gözler neredeyse yumuk olmalı. Okulda, sınıfta kapalı gözlerle ders olmayacağına göre demekki kız-erkek karışık eğitime İslam’da fetva çıkmaz, günahtır, haramdır. Konunun şeytanla alakası şu ayeti kerimede açıklandı: “Üzerine Allah adı anılmayanlardan yemeyin. (Allah’ın adıyla başlamayan kitapları da okumayın) Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.” Enam:121. Allah her daim doğru söyler. Allah’ın bir yasağını (kızları dikizlemek) yine Allah’ın bir emri (Kabeyi tavaf etmek) ile delmeye çalışmak ancak şeytanın aklına gelebilirdi. Konuyla alakalı ilmi/aklî cevabımız : >> İslâm’da aslolan kadın ile erkeğin ayrı…