Bismillahirrahmanirrahim Konuyla ilgili ayet: Eğer insanlar küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, biz O Rahman olan Allah’ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık. Onların evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.” 43:34 Kayırmak yani ona imtiyazlı davranmak, başkasına verilmeyen lütuf ve ikramları ona vermek.. Allah’ım bir kulunu kaydırması var mıdır onun adaletine uygun mudur başkalarına haksızlık sayılır mı ? Allah’ım kayırması evet vardır adaletine de uygundur bunun Kur’an’dan delili Allah dilediği kulunu hesapsız rızıklandırır.” Diğer bir delili “.. bu Allah’ın fazlı keremidir Allah onu dilediğine verir Allah Engin fazl-ı Kerem sahibidir” Allah mümin kulunu kaydırdığının göstergesi nedir ? Bu kayırma kendini nerede gösterir? Devam edecek inşallah
Rahman Rahîm olan Allah’ın adıyla Akıl Allah’ın insana lutfettiği en büyük nimet. Bu sayede alemi okur alemin sahibini, Rabbimizi tanırız. Yüce Allah Kuran’da Rabbi tanımayanları akılsız/akletmeyenler olarak niteler Bu bakımdan müminlerin akılla arası her zaman iyi olmuştur. Akıl dışı dogmalar, asılsız hurafelerin peşinden asla gitmemişlerdir. Allah’ın indirdiği kitabı ve içindekileri gayet makul bulmuşlar Kur’an’ı ve Hadisi akılla izah etmişler Kur’an ve Sünnetten istinbat ettikleri dini hükümleri akıl ve mantık ölçüsünde tespit etmişlerdir Usul-ü Fıkıh’ta Akıl “Kur’anı doğru anlama ve ondan hüküm çıkarma metodolojisi” demek olan Usulü fıkıh kaideleri bütünüyle makul ve mantıklılık üzerine tespit edilmişlerdir. Mesela usulü fıkıh Kur’an kelimelerini Has Âam Müşterek Muevvel olarak tasnif eder. Bu tasnif akıl ve mantık dahilinde yapılır ve asla itiraza mahal bırakmaz. Mantık şöyle işler: kelime bir anlama konulmuş harf kümesi. Bu anlam ya tekil ya da çoğuldur. Tekil anlam ya ortak kabul eder veya etmez.. Has, özel isim, âam genel isim, müşterek ortak isim, muevvel tevile muhtaç isim… Dvm Usulu Hadiste Akıl … Kelam Akaid’te Akıl … devam ediyor İsa Erdoğan
Bismillahirrahmanirrahim TECVİD DERSLERİ 1 . DERS Tecvid ne demektir ? Kuranı Kerimi (kıraat kaidelerine uygun olarak) doğru ve güzel okumaktır 7 Kıraat (7 lehçe/şive) Kuranı Kerimin 7 türlü kıraati vardır. Bu Kuran yedi harf (kıraat) üzere nazil olmuştur” demiştir Hz Peygamberimiz. Bizim Kıraatimiz Asım Kıraatidir, imamımız İmam-ı Asım’dır. Kuran’ı Tertil üzere okumak Tertil, harflerin ve kelimelerin hakkını vererek Kuranı tane tane, düşünerek okumaktır Tertilin üç mertebesi Bunlar; Tahkik, Tedvir ve Hadr dır Tahkik : Kuranı hakkını vererek ağır ağır okumaktır, aşırlar, toplum önündeki okuyuşlar buna uygundur Tedvir : Kuranı orta seviyede okumaktır, mukabeleler, imamın namaz içindeki okuyuşu buna uygundur Hadr : Kuranı tecvidi bozmadan seri bir şekilde okumaktır, kendi başına hatim indirenlerin okuyuşu buna uygundur. Hadr okuyuşundan aşağı kıraat yoktur. Kuranı Tecvidli okumanın hukmü Kuranı kıraat kaidelerine uygun (tecvidli) okumak vaciptir. Kasten terk eden günahkar olur 2. DERS Kuranı Kerimde 28 harf vardır ا ب ت ث ج ح خ د ذ ر ز س ش ص ض ط ظ ع غ ف ق ك ل م ن و ه ي Harflerin 10 tanesi kalındır, geri kalanı incedir. Kalın harfler: ح خ ر ص ض ط ظ ع غ ق Kalın harfler üstünde A sesiyle, esrede ıi, ötrede U sesiyle…
Bismillahirrahmanirrahim Soru: Abdülaziz Bayındır da meal yazmış Tekvir Suresi 4. Âyeti biz { وَإِذَا ٱلۡعِشَارُ عُطِّلَتۡ } “Ve işâr (on aylık hamile develer) muattal bırakıldığında..” şeklinde okuduk hep. Süleymaniye Vakfının çıkardığı mealde ise “toplumsal ilişkiler kesildiğinde” şeklinde bir mana verilmiş. Bu doğru mudur ? Her önüne gelen Kuran’a istediği manayı verebiliyor mu ? Bu işin ölçüsü kuralı nedir? Cevap: Hayır Tekvir 4. ayete “Toplumsal ilişkiler kesildiğinde” manası vermek doğru değildir, Allah’ın muradından sapmaktır. Ayetleri tefsir etmek Allah’ın kastını muradını açıklamak içindir, akla yatan, nefse uyan, kulağa hoş gelen, alkışı bol olanı üretmek için değil! Süleymaniye Vakfının Ehl-i Sünnet yoluna ‘gelenek!’ yaftası vurması ve Tefsir ulemasının verdikleri doğru manalara ‘uygunsuz!’ demeleri bir küstahlık ve sinsi bir projeye hizmettir. Bu projenin temel gayesi Ehl-i Sünnet islam’ını ortadan kaldırıp küfrün Hristiyanlığın önünü açmak ! Bunun ilk adımı İslam alimlerini gözden düşürmek olduğu için ulemanın kitaplarında tefsirlerinde kusur/açık arar dururlar Esasen Süleymaniye Vakfı, başlarında olan prof(!) Abdülaziz Bayındır tam Ehl-i Sünnet muhalifi bir şaşkındır . Bu kişi, Allah’a küfür sayılacak çirkin görüşlere sahiptir. Tekvir Suresi 4. ayete dönersek, gerek Rivayet tefsirleri gerek Dirayet tefsirleri.. hiçbir tefsir çeşidinde bu Süleymaniye vakfı’nın uydurduğu o anlam verilmemiştir. ve esasında ayette geçen العشار kelimesi Arapça lügat ve…
Bismillahirrahmanirrahim Bu yazıda Emine Şenlikoğlu’nun saplantılı bir fikri haline gelmiş “Kuran’daki tüm güzellikleri bozan birer hadis uydurmuşlar” sözünü tenkit edeceğiz. Kuran ve hadisleri yan yana gösterip bakalım Hadisler Kur’an’ın güzelliğini kapatıyor mu yoksa daha da mı güzelleştiriyor ? hep beraber göreceğiz. Emine Şenlikoğlu kimdir Emine Şenlikoğlu hanım kendini dini faaliyetlere adamış çevresindekilere faydalı olmaya çalışan önemli biri. Doğrusu kendini dini bilgi açısından da geliştirmeye çalıştı. İsmailağa Medreselerinde başlayan tahsil hayatı mısır Ezher üniversitesine kadar uzandı.. Emine Şenlikoğlu yetmişine dayandığı şu yaşına kadar bir çok dini faaliyetin içine girmiş aktivist bir şahsiyettir. “Gençlerin imanını sorularla çaldılar” kitabı 90 li yıllarda viral olmuştu.. Bundan başka bir çok kitap roman kaleme aldı Mektup dergisi çıkardı, radyo ve tv programlarına çıktı. Bazısından ceza da aldı hapse de girdi.. Ve bir gün Emine Şenlik hanımın yolu Darvinci Mustafa İslamoğlu adlı şahısla kesişti. Bir süre onun etrafında kaldı ve onun fikrinden zehirinden kaptı maalesef. Bu yazıda ondan kaptığı zehirleri virüsleri göstereceğiz ki bilmeyenler farkında olmadan o virüsü içine çekmesin kendini korusun Emine Şenlikoğlu’nun neydi iddiası? “Kur’anda ne kadar güzellik varsa onları iptal edecek Hadisler uydurmuşlar” diyordu Görüldüğü üzere konu “hadisi hevasınca inkar etme, Hadisleri Kur’an’a arz etme, uygun görülmeyenleri atma” felsefesine dayanmaktadır. Burada bizim dava ettiğimiz…
Allah’ın yüce Adıyla Filenin sırtlanları üzerinden yorum ve değerlendirmeler devam etmekte. Bir vaiz kürsüden bunları “açık” oldukları için eleştirmiş ve güya cemaatten bu vaaza tepki gösteren bir iki kişi camiyi terk etmiş..” Konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? 1) Vaiz hocayı tebrik ediyorum. cemaatin böyle tepki vereceğini hesap etmemiştir. bundan sonra benzer tepkilerin olacağını bile bile Hakkı ve doğruyu yine söyleyebiliyorsa işte o zaman bu vaiz eli öpülecek bir vaizdir.. Hakkı ve hakikati işittiğinde hocaya tepki gösteren bu kişilerin camiyi terk edecek kadar rahatsız edilmeleri, hocanın buna vesile olması yerinde bir harekettir, Kur’an ahlakına uygundur. Çünkü yüce Allah Tebuk seferine münafıkların katılmasını istememiş, onları geri bırakarak müminler içinde bozgunculuk fitne çıkarmalarına mani olmuştur. [Tevbe:46,47] Keza yüce Allah gecenin iki karanlığında iki zor namazı emrederek münafıkların sabah yatsı camisine gelmelerini zorlaştırmıştır. Yine hazreti Kur’an münafıklarla mücadelede “onlara asla taviz verilmemesini onlara karşı sert ve katı olunmasını” emretmektedir [Tevbe:73, Tahrim:9] { یَـٰۤأَیُّهَا ٱلنَّبِیُّ جَـٰهِدِ ٱلۡكُفَّارَ وَٱلۡمُنَـٰفِقِینَ وَٱغۡلُظۡ عَلَیۡهِمۡۚ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِیرُ } Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla savaş. Onlara karşı katı ol. Onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir yerdir. [Tevbe suresi: 73] Şüphesiz insanlar kendisine karşı sert ve katı olanı dinlemek istemez ve orayı terk eder. Şu halde bazı münafıkların Camiyi-cemaati…
Kur’an’a göre zalim ve mazlum kimdir zulmün tarifi nedir şirk ve küfür neden zulüm sayıldı
Allah’ın yüce Adıyla.. Bu makale “Tâ ط harfi nin okunuşu nasıl olmalı ? Sert biçimde T’ye yakın mı olmalı yoksa D’ye mi ?” sorusunun cevabını arar. Sonuç olarak Tâ ط harfini Arabî Müslümanların okuduğu gibi T’ye yakın okunması gerektiği sonucuna varılmıştır Kıraat ilminin konusu olan bu meselenin çözümünde elbette ilgili doktrinin usul ve kaideleri ile üzere etmemiz gerekir. Biz de bu çalışmada üç farklı usulü işleterek aynı sonuca ulaştık. 1) Birinci Usül (Femi muhsin) : Kıraat ilmi her ne kadar yazıya dökülmüş ise de esas olan onu fem-i muhsin’den (güzel ağızdan) almaktır. Bu her dil için geçerlidir. İngilizceyi doğru telaffuz etmek isteyen kitap bilgisiyle yetinemez. İngiltere’ye gidip onları dinlemek onların ağzına dikkat etmek zorundadır Kur’an da Arapçadır. Şu halde doğru telaffuz onların ağzında. Aşağıda 66 kelimede Kuran kuşağına bizden daha yakın olan Osmanlı toplumunun Tâ ط harfini ne şekilde telaffuz ettiğini kendi kelimelerimizle göreceğiz. Çünkü şüphe yok bu kelimenin telaffuzu ilk nesilden günümüze ağızdan ağıza doğru biçimde geçmiş olmalı (yani tâ gibi) çünkü aksi bir örnek mevcut değil Bu 66 örneğin her birinde apaçık görülen şey ط harfi 6 çeşit telaffuzun her birinde (fetha damme ve kesra ile fethadan sükun, dammeden sükun, kesradan sükun) durumlarında Osmanlı insanı ağzında sertçe; T ünsüzü…
Allah’ın Rahman ve Rahîm adıyla.. Bir çok zayıf Müslüman’ın merak ettiği konu, madem ki mülk Allah’ın madem ki kader de rızık da onun elinde.. neden Kafirler lüks konfor zenginlik içinde yaşıyor buna karşılık nice Allah’a iman ve ibadet edenler fakirlik sefalet içinde görülüyorlar. Allah kendi kullarını bir anlamda mahrum ediyor düşmanlarına ise bol bol veriyor! Bu çelişki değil midir? Şu halde ya ayarlayan Allah değil, ya da ödül ve mükafat konusu bizim sandığımız gibi değil ? Cevap: Evet ayarlayan taksim ve takdir eden Allah ancak dünyalık metayı vermiş olması ödül ve mükafaat değil. İşte ayet: “Eğer insanlar küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, biz Rahman’ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları gümüş merdivenler yapardık. Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bütün bunlar sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise Rabbin katında takva sahipleri içindir.” Zuhruf: 33,34 Dersler: • Allah yanında dünyanın değeri yok. olsaydı kâfire damla vermezdi. • Elinde avcunda olmak kişinin Allah yanında izzetli sevimli kul olduğuna, fakir muhtaç olmak da hor hakir sevimsiz olduğuna delalet etmez. • Kullar zayıf. Görseler ki kafir olan semiriyor, gümüşten evler altından ziynetler içinde yaşıyorlar.. nice iman sahipleri onlara özenerek küfrü/dünyalık zenginliği tercih ederdi • Allah kâfirlere bol bol vererek daha…
Allah’ın yüce Adıyla.. Hz Allah buyuruyor: “Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girmeye çağırır.” Fatır:6 Şeytanı düşman edinmek nedir ? Şeytan ordusunu düşman bilip aktif olarak bu savaşta Allah’ın tarafında olmak, şeytancıları mağlup edecek hamleler yapmaktır. ama bedenle, ama mal ile, ama dil-kalem ile.. Onlar sizi pasifize etmek için “ötekileştirmeyin” diyecek olurlarsa kanmayın. Çünkü onlar seni en başından “öteki” biliyor ve senin Dinin inancınla ibadetinle zaten mücadele ediyor ! izahat: Ayette iki şey buyuruluyor: Şeytan size düşmanlık eder sizi ateşe sokmak için çabalar.. Bu ifşa ile şeytanın düşmanımız olduğunu bildik onu düşman tanıdık.. “Siz de onu düşman edinin” Ayetin bu ikinci kısmı bizden de bir hareket talep eder. Bazı ilişkiler tek taraflıdır bir tarafın gayretiyle ayakta durur. Bazı düşmanlıklar da böyledir. Bir taraf kendi kendine kavgalıdır diğer tarafta bir hareket menfi bir duygu yoktur.. şeytanla olan kavganız tek taraflı olmasın. Siz de bil-fiil görev alın onu ve taraftarlarını düşman tutun. Nasıl ? şeytana itaat etmeyerek onun istediği sevdiği işleri yapmayarak.. onu kızdıracak işleri yaparak. onu zayıflatacak gücünü kıracak işleri yaparak.. Beytullah ı hacc eden hacıların bir görevi de şeytanı taşlamak. işte atılan o 7 adet küçük taşların…
Rahman ve Kahhar Olan Adıyla.. Cevap: Hayır, asla. O kainatta en salih en takva kuldur. Bu çirkin iddia, cehennemlik kafirler tarafından Allah’ın elçisine atılmış bir iftiradır. Allah’ın peygamberi bizlere getirdiği Kitapta “Oğlunun helali ile evlenmenin babaya haram olduğunu” apaçık bildirmiştir. Evlatlık ise yani sonradan başkasının çocuğunu evlat edinme ise Allah’ın dininde geçersizdir. bu evlatlığın bir hükmü yoktur, yabancı gibidir. Bu itibarla Zeyd ra Rasulullah’ın oğlu değildi, Hz Muhammed Zeydin babası değildi, Hz Zeyneb de Rasulullah’ın gelini değildi. Bitti. Rahman Rahim olan Allah’ın ismiyle başlar, Nebisi son Rasul Hz Muhammed e salât ve selâm ederim ve âline ve Ashabına Rasulullah Efendimizin azatlı kölesi ve evlatlığı Hz Zeyd’in eski eşiyle evlenmesi konusu Bu meseleyi diline dolayan inançsızların saptırma ve iftiralarına karşı beş açıdan cevap vereceğiz 1) Hadise Kuran’da apaçık geçmekte. Demekki bütün müminler bunu bilir ve iftihar eder. Ateist kâfirin dediği gibi ne gizleme ne utanma söz konusu değil 2) Allah Rasulü ne yaparsa en güzelini yapar ve doğru odur, ölçü odur. Sözgelimi Zeyd ra karısı Rasulullah’ın gelini olmuş olsa ve Rasulullah efendimiz gelini ile evlenmiş olsa demekki kişi eşinden boşanan gelin ile evlenmek doğru olurdu Allah razı olurdu.. 3) Ancak durum böyle değil. “Gelini ile evlendi” lafı kâfirlerin iftirası. Aksine, Allah…
Allah’ın yüce Adıyla • “İbadeti” namazı orucu cihadı yalnız Allah için yaparlar. Ve icabında polisi itfaiyeyi veya dostlarını yardıma çağırsalar da yardımı yalnız Allah’tan bilirler. Fatiha: 4 • Bir haksızlığa uğrayınca yardımlaşırlar, birbirlerinden yardım isterler. Şura: 39 • Onlar Allah’a yakınlaşmak için vesile edinirler sebeplerle sarılırlar. Maide 35 • Onlar Allah yolunda katledilmiş, ila-i kelimetullah uğruna can-feda etmiş uluların ölü olmadığına, bilmediğimiz bir hayatta diri olduklarına iman ederler. Bakara 154, Ali İmran 169 • Onlar Kafirler gibi olmazlar, diri kafirin ölüden umut kestiği gibi ölmüşlerden umut kesmezler. Dua bereket ve şefaatlerini umarlar. Saff: 13 • Bilgilerinin olmadığı bazı hususlarda zikir (ilim) ehline müracaat etmekten ar etmezler. Nahl 44 • İslam dininden ayrılmazlar başka dinler izimler felsefeler peşinde koşmazlar. Rum 32 • İslam’ın ana esasları üzerinde birleştikten sonra Allah’a giden sayısız yolların, mezhep ve meşreplerin olduğunu bilir müminleri “kâfir müşrik!” diye suçlamazlar. Ankebut 69 • Müşrikler gibi yapmazlar; müminler hakkında “bunlar kâfirlerden de sapık!” demezler. Nisa 51 • Allah’ın, kullarından dilediğini kendine “hkalil” dost seçeceğini bilir Allah dostlarını inkar etmezler. Nisa:125 • Allah’ı dost/veli edinmek müminleri dost veli edinmeye mani olmadığını bilirler. Bakara 257, Tevbe 71 • Allah’a yönelmiş bir mürşidin tarikatınan (yolundan) gitmeyi Allah’ın emri ve rızası bilirler. Lokman 15…
Mujde bu; “Gecesinde Bakara Suresinin son iki ayetini (amenerrasulü) okuyana, her işi için yeterli gelirler” Allah Rasulü’nün ümmetine Miraç’tan getirdiği hediyesi bu. Bu yazı o iki ayeti okumak nasıl bize yeterli gelir ve yeterli gelme manası nedir? Okumasak da hocadan dinlesek yine bu fazilete nail olur muyuz” konularını ihtiva edecek. Allah’ın yüce Adıyla.. Bakara’nın son iki ayeti neleri ihtiva etmekte önce bunu görelim: 1) iman, Allaha meleklerine kitaplarına Rasüllerine 2) Allah’ın imanımıza şahitliği 3) Allah’a itaat sözü verişimiz 4) Allah’ın mağfiretini talep 5) Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermeyeceği 6) İyilik te kötülük te kul için 7) Unutma ve hata kuldan affedildi 8) Ağır imtihan kaldırıldı 9) Öncekilere göre bu ümmete Allah’tan tolerans 10) Af mağfiret ve merhamet 11) Velimiz (mevla) Allah olduğu 12) Kafir topluluklara karşı Allah’tan zafer. İşte Amenerrasulü bu 12 konuyu ihtiva eder. Kimi ihbar tarzında, kimi dua ve niyaz tadında.. Bu 12 husus her gece okunarak bir anlamda Allaha yeniden arzuhal gibi sunulmuş oluyor. Ve aslında bu arzuhali bize yazdıran Allah’ın bizzat kendisi. Bilirsiniz resmi evrakın dili vardır, hata edersen işleme konmaz. Neyi nasıl isteyeceğimizi bize bizzat Allah öğretmiş olunca kabul edilmesi de kesin oluyor. işin müjde kısmı bir açıdan bu. Bu 12 mesele dünya ve ahiret…
Bismillahirrahmanirrahim “Nefs-i emmare (insan) hiç bir kayıt altına girmeyi, kimseden buyruk almayı istemez. Hatta ister ki “herkes benim buyruğum altına girsin..” der İmam Rabbani. Bütün kavga nefsin bu isteği üzerine. Biraz imkan ve iktidar elde eden, nefsin bu isteğine koşuyor. Peki, Allah ne istiyor? İnsana böyle bir özgürlük tanıyor mu ? Özgürlüğün zıddı zorlama; zorla yaptırma. Allah mümin veya kâfir kullarını zorluyor mu? Modern ifadeyle “Dinde zorlama var mı? Bu soruların cevabı üzerine konuşacağız. Evet var. Allah’ın dininde, yani ilahi buyruğa göre müslüman olan da olmayan da zorlamaya maruzdur. Dinde zorlama yok” şeklinde tercüme edilen ayet yanlış anlaşılmıştır. Müslümanın zorunlu olmasına gelince: Çünkü Allah ile bir anlaşma yapmış, nefsinin arzu ve isteklerini cennet karşılığında Allah’a satmıştır. Yani teslim bayrağını çekmiş Allah’a v Rasulüne v yetkililerle itaat edeceğine dair imzayı atmıştır. Sözleşmeyi bozan elbette bir takım cezai yaptırımlara maruz kalır. O yüzden namaz kılmayan hapse girer, günlük 10 sopa yer. içki içen sırtına 100 değnek yer. zina eden bekar aynı, evliyse recm (idam) edilir. Çalanın eli kesilir, iftira eden 80 sopa yer, cinayet işleyene kısas edilir; cana can, göze göz.. Bütün bu ukûbât Müslümanın özgürlüğü elinden alındığı ve İslam’ın gereklerini yapmak zorunda olduğunun ifadesidir Kafir’in zorunlu olmasına gelince: Allah kendi mülkünde…
El-Muhsin Olan Allah’ın yüce Adıyla özet: Sana Arapça öğreten bir hoca sana çok büyük iyilik etmiştir. Çünkü Arapça bilmek 1) Kuran’ı Hadisi ve ilmi kitapları anlamak, dini kaynağından okuyup öğrenebilmektir. 2) Allah’a muhatap olmaktır 3) Namazı huşu ile kılmak, okuduğunu idrak etmektir 4) Dünya müslümanları ile ortak dili konuşmak, onlarla iletişime geçebilmektir. 5) Dini tebliğ vaaz ederken özgüven sahibi, sağlam olmaktır Üzerinde en çok durduğu husus şüphesiz Medrese okuyun, nasara yensuru öğrenin demesidir. Genç yaşlı, işli işsiz demeden elinden tuttuğu herkesi medreseye soktu. Medreseleri böyle böyle doldurdu. “Son bir nefesim kalsa size diyeceğim şey “okuyun okuyun (medresede) okuyun” sözleri kulaklarımızda tazedir. Okuduk elhamdülillah. “nasara yensuru” da çektik, Fakru zaruret içinde, polis jandarma korkusu eşliğinde okumanın tüm mihnetini de seve seve çektik. O şimdi aramızda değil Rabbisine yürüyeli fazla olmadı. Meğer bize ne büyük iyilik etmiş de gitmiş.. Arapça öğretmekle, Kuran’ı Hadisi, namazı anlamayı sağlamış olmakla.. Hele ki namaz !Ağzımızdan çıkan Kuran’ı, tesbih ve duaları anlıyoruz ya.. Elhamdülillah. Bu ne büyük niğmet, ne büyük fazilet eğer bilene.. Bu yazıda bir nebze bu işin büyüklüğünü göstermeye çalışacağız. Evvela laftan sözden anlamayan kişinin Kuran’da nasıl kötülendiğine bakalım “Allah nezdinde en şerli/değersiz canlı anlamayan ve düşünmeyen sağır dilsizlerdir” Enfal: 22. Diğer bir ayette “sarhoş…
Caner Taslaman ve mızıka ekibi (m i.oğlu) ne diyorlar ? “Evrim Kuran’a uygunmuş, Kur’an evrimi reddetmez miş!”diyorlar. Ve kimse bunların yüzüne tükürmüyor.. biz hariç ! Nasıl reddetmez ? Allah “topraktan yarattım Ademi diyor topraktan çamurdan..” dediğimizde cevap olarak şöyle diyorlar: “ee efendim bak biz hayatta kalmak için ne yiyoruz ? Hıyar patates havuç değil mi ? Hee nolmuş ? “Olmuşu şu efendim bütün bunlar nereden çıkıyor ? topraktan değil mi. demekki biz topraktan hayat alıyoruz..” Ee yani ? “işte “Ademi topraktan yarattım demek bu demek efendim.. biz böyle şeyttik..” Cevap: Tuh senin suratına şeytanın tilmizi! Kuran bükülür de bu kadar mı bükülür !? Evrim masalı Kurân’a uymaz . Bir çok delilden biri: Çünkü Allah Hucurat 13’te “Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık..” buyurmakta. Taslaman ve M.Maymunoğlu gibilerin iddia ettiği gibi insanlık eğer maymundan evrilerek nihayet Adem’e dönüşmüş olsaydı, evrim tek tük bir iki maymun için geçerli olmuş olurdu ki evrim masalını anlatanların dediği bu değil. Onlara göre bir tür maymun koloni halinde insana dönüşmüş! Ayet ne diyor? “Bir erkek ve bir dişiden” yani sadece iki kişiden yaratıldı tüm insanlık. Demekki Kur’an evrimi reddeder yerin dibine çalar. isa erdoğan
Soru: “Din’de zorlama yok” mu ? İlgili Ayette geçen “Din” ve “zorlama” nın sınırları nedir ? CEVAP: Allahın yüce Adıyla.. “Din’de zorlama yok” kaidesi Bakara 256. ayetin gereğidir. Yüce Allah mealen: “Din(e girme)de zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.” demektedir. [Diyanet] Bu itibarla ayet üzerinde iyice düşünülürse ayetin teması “Allah’ın dinine girmek” hakkında olduğu anlaşılır. Yani Allah’ın dinine girmesi için kimseyi zorlamak yoktur, zorlamaya gerek bile yoktur çünkü rüşd (hidayet) yolu, ğay (sapıklık) yolundan apaçık ayrı ve belirgindir. Kişi az bir tefekkürle Allah’a iman etmenin hak olduğunu anlar ve kendiliğinden girer.. Artık kim tağutu/şeytanı/yalancı tanrıları inkar eder ve Allah’a iman ederse o en sağlam kulpa tutunmuş olur..” Bu ayetin iniş sebebi olarak birkaç kıssa zikredilir. Abdullah b Abbas RA dan nakledildiğine göre: “Medine’de yaşayan bir Sahabenin iki oğlu var, dışarıdan, şamdan gelen tüccarların propagandası ile iki oğlu birden Hristiyan olmuşlardır ve onlarla birlikte Rum diyarına doğru gitmektedirler. Bu Sahabi hemen Peygamber efendimize gelerek Ya Rasulallah iki oğlum da hiristiyan oldu, anlattım hiristiyanlıktan başka şey tanımıyorlar şimi rum diyarina gidiyorlar arkalarına düşüp onları men edeyim mi bizim dinimize girmeleri…
Nisa 19. Ayeti tefsiri sadedinde Ruhul Beyan Tefsirinde olan acaib bilgiler وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰ أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا “..Hem onlarla iyi geçinin! Fakat onlardan hoşlanmazsanız artık (sabrediniz) olur ki bir şey hoşunuza gitmez de Allah, onda birçok hayır takdîr etmiş bulunur” Nisa:19 Kadının mehrini vermek farzdır, mehri ödeme niyeti olmadan ahirete giden kişi “zina etmiş” olarak huzura varacak, Ödeme niyeti olmadan borç alanın “hırsız” olarak ahirette gideceği gibi. Çok evlenmek dünyacılık değildir çünkü zahitler abidler nice evlendiler, kimi ikişer kimi üçer.. Evli kişi evliliğin yükünü taşıdıkça Allah katında “Allah yolunda sabreden mücahid” sevabı alır Kıssa Salihlerden bir zat vardı, hanımı vefat etti arkadaşları seni evlendirelim dediler bu hayır böyle tek olmam bana daha iyi gelecek dedi.. Üzerinden bir hafta geçti bir rüya gördü, rüyasında açılmış kapıdan göğe yükselen varlıklar vardı arkalarından gitmek istiyordu kime yaklaştıysa “uğursuzun berektsizliğinden Allaha sığınırız” diyorlardı.. ve kimse onu kendine yaklaştırmıyordu.. Nihayet bir sonuncusu sema kapısndan gidecekken ona yaklaştı aynı şeyleri duydu. “Kim o uğursuz” diye sorabildi. O zat “sen” dedi. Neden ki ? Bilmiyorum biz geçen haftaya kadar senden “Allah yolunda sabreden mücahit” sıfatıyla amellerini Allaha yükseltiyorduk ancak ne olduysa geçen cumadan beri bu kesildi” dedi. Bu zat…
Yazar: Abdullah Akyüz. Kitap orta boy 645 sayfa. Kitabın konusu Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşamış, vazife ifa etmiş Kıraat Alimlerini bir kitapta toplamak ve haklarında bilgi vermek. . Kıraat ilmi: Kuranın okunduğu farklı lehçeleri tespit eden ilim dalı. Gaye o lehçeleri Kıraat imamından öğrenildiği şekilde muhafaza ederek kıyamete kadar Kuranı türlü lehçelerle de okumayı sağlamak. Yazar kitabın başında kıraat ilminden de bilgi verir. . Osmanlı Kurraları kitabı son dönem kıraat alimlerini de içermekte ve herkesin bildiği meşhur hocaları da konu etmektedir. Bunlardan Şeyh Mahmud Ustaosmanoğlu Efendi’nin hocası Oflu Aşıkkıtlu Mehmed Rüşdi efendi, İsmail Biçer ve Fatih Çollak’ın hocaları merhum Abdurrahman Gürses Efendi ve merhum üstad Gönenli Mehmet Efendi. Allah vefat etmiş olanlarına rahmet eylesin. . Kitabın verdiği bilgiye göre Aşıkkutlu Mehmed Ruşid efendinin kıraat ilmi alanında 7 eseri vardır. Bunlar: Aşere Kaideleri: Kıraat-ı aşere tarikince on imam ve ravilerinin usullerinin ele alındığı bir eser. Takrib Kaideleri: Şeyh Abdullah mesleği (usulü) üzere takrib ilmine ait kaideler ve kolaylıklar defteri. Vukuu çok olan Takrib Kaideleri” diye de adlandırılan 190 sayfalık bu eserde takrib tarikince 10 imam ve ravilerinin usulleri ele alınmaktadır Cezeri mukaddimesinin tercüme ve şerhi: Ünlü Kıraat alimi İbnu-l Cezeri’nin Mukkadime isimli eserinin 35 sayfalık bir tercüme ve şerhidir. Haşiyeli Tayyibe: İbnü-l…
Allah’ın yüce Adıyla.. Ben 15 sene boyunca Efendi Hazretlerinin yanına Kuran okumaya gittim, hiç birinde beni oturduğu yerden uğurlamamıştır. Düşünün ki ben torunu yaşındayım 20’li yaşlardaydım.. “sen Ehli Kuransın” derdi.. Efendi Hz Kuran Ehli sensin ben kimim ki!” derdim ama o ısrarcıydı.. Yanına alrı benim yanağımı sakalımı severdi.. Bazen odasında hizmet etmek isterdim “hayır sen otur, Kuran ehli kimsenin önünde eğilmez” buyurdu. Bir yere gideceğiz, beni mutlaka önüne katardı arkamdan yürürdü.. Ben se bunu bazen “iyi bari önünden yürüyeyim de ona siper olayım” diye düşünürdüm.. Efendi Hazretleri Mısır hafızlarını dinlemeyi çok severdi, Mısır tavrını tercih ederdi. Bir keresinde bana “Bu Mısır hafızlarını dinlemeye doyum oluyor, plaktan dinlemek de var ama ben canlı dinlemeyi seviyorum o yüzden sen gel bana oku. Ne kadar okuyayım efendim ? Yoruluncaya kadar oku.” demiştir. Hafız İshak Danış hoca