Seyfettin İnanç hocanın sunumundan notlar: Çalekli Dursun Efendinin vefatı yaklaşmıştı. Hasta yatağında idi Mahmud Efendi Hazretleri de o vakitler Emri bil-maruf için Karadeniz seferinde idi. Ertesi gün hocası Dursun efendiyi ziyaret edeceği Karadeniz’de duyuldu her taraftan Onu sevenler, ihvanlar, hocalar, talebeler o gün Dursun Efendi’nin köyünde toplaştılar. Dursun efendi kendisini ziyarete gelen bu sarıklı sakallı hocalar cemaatine baktı baktı ve Efendi hazretlerine şöyle dedi “Hoca efendi bu kadar cemaat sanıyor musun ki benim için buraya geldiler ? Bunlar senin için gelmişler” dedi. Efendi Hazretleri “Estağfurullah Efendim olur mu Ben de arkadaşlarımız da hepimiz sizin için buradayız” dediyse de Dursun efendi “Hocaefendi hiç tevazu yapma. Bunlar buraya belli ki seni görmek için geldiler.. Sen hafızlığını bitirip Arapça okumaya bana gelmiştin Ben seni ilk defa kürsüye çıkardığımda bir ayet okumuştun “içinizden bir Hoca cemaati bulunsun insanları hayra çağırsın iyiliği emretsin kötülüğü yasaklasın..” [Al-i İmran 104] Demek ki kişi ne ister, neye himmet ederse onu elde eder.. Görüyorum ki o hoca cemaatini yetiştirmişsin. Efendi Hazretleri şöyle buyurdular “islamiyet siyasetle gelmez ancak siyaset İslam’ın gelmesine basamak olabilir” Efendi Hazretleri 80’li yıllarda Türkiyeye nasıl yaparız nasıl muvaffak oluruz.. konusunda uzun uzun müzakere ve tefekkürler ettikten sonra buyurdular: Tamam, Medresede yetişmiş bir hocaefendiyi yine bir hoca…
Allah’ın yüce Adıyla Diyanet Teşkilatında görev almış ihvan imamlar istişare cemiyetinden kareler Mahmut Şevket hocamız şunları ifade ettiler: İsmailağa heyeti azaları : Hasan kılıç Efendi, Mustafa bilir Efendi, Nedim Palayan, Recep Eryiğit, Mahmut Şevket Ustaosmanoğlu, Celal Erzincanlı, Ahmet Ustaosmanoğlu, Seyfettin inanç ve Ali Polat Hoca” Camiamızdan yetişen hocalarımız çok güzel çalışmalar yapmaktalar her kesimden takdirler alıyoruz. Ankara’dan bir kurum el altından bize rica ettiler “Emri bil maruf işinde İsmailağa bu işi çok iyi yapıyor bu konuda birlikte çalışabilir miyiz, Camilerimizde görevli İmam arkadaşlarımızı bu işe alıştırabilir miyiz tabii bunu açıktan demediler ama biz bir şekilde bu iletildi bunlar bizleri memnun eden gelişmeler.. Bazı duyuyoruz Hoca arkadaşlarımız geliyorlar bizlere şikayette bulunuyorlar “filanca müftü çok menfi birisi ooo! bize düşman ! faaliyetlerimize karşı !” Hayır arkadaşlar bunu kabul etmiyorum. Asıl problem sende. Yaptığımız araştırmalarda şunu görüyoruz; Bizim arkadaşımız oraya göreve gitmiş ama Müftü Efendiyi hiç ziyaret etmemiş kendini tanıtmamış hizmetlerini anlatmamış.. Tabii bir şikayet durumunda da konu müftülüğe intikal ettiğinde O da “tanımıyoruz ki, kimdir necidir bilmiyoruz!” diyecektir. Efendi Hazretleri asla böyle yapmaz her gittiği yerde mutlaka müftü Efendileri ziyaret eder onlara saygısını hürmetini gösterir. Efendi Hazretleri kendisi ile mücadele eden, belki müftüler içerisinde bize en soğuk bir müftüyü yerinde ziyaret etmiş ve…
Bu soru hocaların cami imamların olduğu bir gruba soruldu “Müslümanların en temel sorunu nedir?” Yani o çözülürse herşey yoluna girer” diyebileceğimiz husus nedir ? Aldığımız cevapları derledik. Sonuç bu: isa erdogan : Kuran’dan uzaklaşmış olmaları. Meal okuyarak bunu telafi ederler demiyorum. Kur’an Medreselerinde Kur’an ilimleri tahsil ederek ancak bu telafi edilebilir. Mevcut yapıda ümmet seküler eğitim sisteminden geçiyor, paganist düşünceye saparak Allah ve Rasulünden uzaklaşıyor. Ve her fert müstakil bir tavır sergileyerek ümmet olmaktan uzaklaşıyor. Kısaca derdimiz imam Mahmud Efendi Hz’nin formülleştirdiği gibi: “ilim amel ihlas” yetersizliği Ahmet B hoca : Dünya sevgisi. Ahiretlik işlerde avuntu. Yusuf Ç. Hoca : 1- birlik olmalı. Velevki bazı hususlarda ihtilaf olsun.. Kamil T. Hoca : Temel sorun sohbetlerden vaazlardan uzak kalmaları sanki. Böyle olunca dini bilgiden de mahrum kalıyorlar. Bi şekilde sohbet ortamı olanlar dini hassasiyet kazanıyor Muharrem A Hoca : Künuu meassadikiin” “sadıklarla birlikte olun” emrine sarılarak devamlı salih insanları takip etmek Dursun K. Hoca : Başsızlik ve ahlâksızlık ve amelsizlik olarak görüyorum kısaca… Abdülmecid C. Hoca: Önce Halife i müslimin eksik sonra haramların terki Ahmet U. Hoca : Din nasihattır (samimiyyet) eksikliği Yusuf Ç. Hoca: 2- kardeş olma Şuuru bilinci Rasul O. Hoca: Samimiyet ve minnetsizlik. Dünya rahatına teslim olduğundan zahmetli olan…
Dini ilimler içerikli kitap çalışma PDF indir
14 ocak 2022 Cuma vaazının konusu “Ağızdan çıkan sözlerin ehemmiyeti” Her makama münasip söylenmesi gereken sözler var. Sözün tesiri çok büyük. Söz ağızdan bir kere çıkar ve geri girmez. Sen sözü söylemedikçe söz senin esirin söz ağızdan çıkınca sen sözün esirisin. Sabah bütün azalar dile yalvarır nolur tut kendini kendini de yakacaksın bzi de yakacaksın. Şaşkınlık veren büyük işler görünce elin gavuru bile “O my God” aman Allahım diyor Allahı anıyor kendince Allahı zikrediyor.. Bizim sefih gençlerimiz ne diyor “anasını s..” yazıklar olsun ! Müslüman sövemez sövmek büyük günahtır. Ama öyle bir alıştırmışlar ki ne dediğini bilmeyen çocuklar bile söverek konuşuyor Çare o pis kelimeler yerine güzel kelimelere kendini alıştırmak Bir kişi ağzıyla bir laf eder o an kendi de önemsemez ama o lafı onu cehennemin dibine sokar. Bir mümin ağzıyla bir söz söyler o an kendi de önemsememiştir ama o sözü sebebiyle Allah onu en yüce makamlara ulaştırır Kadınları cehenneme düşüren dilleri olmuştur: laneti çok etmeleri ve kocalarına kem söz etmeleri Ağızdan çıkan her sözü murakıp bir melek derhal alır kaydeder.. Müslümanın sözü senettir. Allah ağızdan çıkan söze bakıyor Bir söz ile ebedi cehennemden kurtulur, bir söz ile ebedi cehenneme yuvarlanır, bir söz ile kadın ona helal olur bir…
Bismillahirrahmanirrahim H S S Tebliğ cemaatinin faaliyetleri kapsamında yine bir grup Müslüman mahallemize geldi, camimize misafir oldular. Ben buraya geldiğimden beri bu üçüncü cemaat. Şu ana kadar gelen bütün taleplere olumlu cevap verdim. Çok müteşekkir oluyorlar dua ediyorlar. Bu mahallenin delili olan arkadaşlar ilk cemaati kabul ettiğimde şöyle dediler “20 yıldır biz bu camide, bu mahallede çalışma yapmak istiyorduk her yere girdik ama bu camiye giremedik Hocam eğer bundan sonra istersen izin verme, burada sayende bir kere faaliyet yaptık ya.. artık gam değil !” Müslüman Cemaatlere Destek Ben onların yüzüne demedim ama niyetim Ehli Sünnet vel Cemaat olan bütün müslümanların faaliyetlerine destek olmak. Anadolu gençlik derneği mahalle sorumlusu bir genç, bir pazar sabahı camimizde faaliyet yapmak istediğini çorba ikram edeceklerini söyledi, izin istedi. Anadolu gençlik aslında siyasi bir partinin bayrağı altında, ancak camide siyaset yapmayacaklarını tahmin ettiğim için onlara da izin verdim. Sonuçta Erbakan gibi büyük bir İslam liderinin varisleri.. Şimdi aynı arkadaş her cumartesi, çalıştığı gençleri topluyor, ikindi namazını benim camimde kılıyorlar.. Buradan bütün İmam arkadaşlara tavsiyem bu konuda Müslümanlara yardımcı olmaları. Tebliğ cemaati ne yapıyor, Nasıl Çalışıyor ? Bir kısmı camide zikir ve dua ile meşgul oluyorlar diğer kısmı mahalleyi geziyor. Buldukları eriştikleri insanlara Allah’ın kelamından peygamberimizin nasihatlarından…
Allahın yüce Adıyla.. “2. Mektup: 7 Nisan 1953, Faziletkar bir huzura, Büyük üstadımız efendimiz Ebu’l Ula beyefendi Hazretleri müsaade-i fadînalerini istirham ederek kıymetli vaktinizi işgal edeceğim. İlk defa huzurda ders takrir eden 4. dedem Ebu Said el-Hadimi merhum hakkında bu mektubumda yazdığım hikayeyi yüksek affınıza sığınarak bir malumat kabilinden olmak üzere arza mücaseret eyledim. Hammer[*] tarihinde Resmi Efendi tarihine atfen yazdığı sütunda 16 Asrın başından 18 asır ortalarına kadar geçen vakıaları anlatırken 1. Mahmud devrinde Kızlarağası olan Hacı Beşir Ağa için Haremeynin en büyük mensabında bulunmuş olan 37. Darüssaade Ağası Beşir Ağa diye bahseder [203] Hacı Beşir Ağa Hicaz’da bulunduğu sırada Medine-i Münevverenin Harem ağlığı vazifesinde de bulunmuştu bir gün padişah Birinci Mahmut RhA ile mülakatı esnasında padişah “Hacı Beşir Ağa, Harem-i Şerif’te ne kadar kaldığını bu kadar müddet zarfında harikulade ne gibi hallere muttali olabildiğini” sual edince Hacı Beşir Ağa “Harem-i Şerif’te geçirdiğim bu kadar müddet zarfında fevkalâde olarak 3 hale muttali oldum” der ve bu üç halden birisini şöyle anlatır: “Ravza-i Mutahhara’daki Cibril kapısı gecenin seher vaktinde yakın bir zamanda aralanırdı, gireni anlamak ve tecessüs etmek isterdim fakat vücuduma arız olan rehavet ve durgunluk neticesi içeri giren zatın kim olduğuna muttali olamıyordum. Bir gece yine Cibril kapısı açıldı….
NELER OLDU? Diyanet işleri başkanlığına bağlı ilçe müftülüklerinin her cami gölgesinde bir 4-6 yaş okul öncesi kreş açma faaliyeti vardır. Bu kreşlerde çocuklar okul öncesi hayata hazırlanırken Kuran da öğrenmekte ve Allah Peygamber sevgisi Ahiret inancı da verilmekte. Özünde müslüman olan Türkiye Milleti de bu kreşlere yoğun ilgi göstermekte çocuğunu kayıt ettirebilmek için adeta yarışmaktadır. Dindar ahlaklı vatansever nesillerin yetişmesinde ilk adım olan bu kreşlerin varlığından bütün toplum memnun iken rahatsız olan bir azınlık kesim de yok değildir. İşte o rahatsızlık uzun süre içeride saklanmış yutulmuş ancak gaz yaptığı için artık saklama imkanı kalmayarak dışa vurmuştur. CHP’Lİ ÖZGÜR ÖZEL 4-6 YAŞ KUR’AN KURSU EĞİTİMİ İÇİN “ORTAÇAĞ ZİHNİYETİ” DEDİ Özel şu ifadeleri kullanmıştı: “Diyanet okul öncesi eğitim birimleri kuruyor. Okul öncesi eğitim Diyanet’in işi mi Milli Eğitim’in işi mi? Sübyan mekteplerini kurmuşlar, kurumsallaştırmaya zorunlu yapmaya çalışıyorlar. Bu kafayla, orada işte bilimin B’si, fiziğin F’si, matematiğin M’si de olmuyor üniversiteye gidince. Çocukları bütün dünya nasıl yetiştiriyorsa öyle yetiştirmek varken bir ortaçağ zihniyetine yönelmenin, bunu kurumsallaştırmaya çalışmanın ne bu Cumhuriyet’e ne bu millete faydası var; ne de Anayasa’ya uygunluğu var.” TEPKİLER ÇIĞ GİBİ Diyanet İşleri Başkanlığı Basın Müşaviri Burak Orhan, CHP’li Özgür Özel’in ifadeleri sonrası sosyal medyadan açıklama yaparak Özel’e tepki gösterdi. Orhan…
Allah’ın yüce adıyla.. Soruyor, Noel Hristiyanlara ait. Fakat yılbaşı tüm dünyaya malolmuş bir kültür. Dinle bir bağlantısı yok. Ben de günah ortamlara girmeden yılbaşı süslemesi yapsam, yeni yıla ailemle güzel vakit geçirerek girsem bunun ne mahzuru var !? Sonuçta ortada dini bir kutlama yok ? CEVAP Kim demiş bunların ayrı şey oldu !? Adı üstünde miladi yıl başı. Milad doğum günü demek. Neyin doğum günü ? Tanrı İsa’ın (!) doğum günü ! Öyle veya böyle.. Yüce Allah Kuranı Kerimde kesin bir dille Ehl-i Kitaba (Yahudi Hıristiyanlara) uymamızı yasaklar. “Sana ilim (Kuran) geldikten sonra hala onların arzularına uyarsan sana Allah’tan ne bir dostluk ne de bir yardımcı olmaz” Allah Rasulü sas bu ayetler nazil olduktan sonra yahudi hiristiyanlara değil dini işlerde sıradan basit konularda da onlara uymaktan onlarla benzer duruma düşmekten sakınmış ve kendi sünnetini ikmal etmiştir. Kutlama “bayram” demektir. Medineli müslümanların islam öncesi örfi iki bayramları vardı. İslam bu iki bayramı iptal etti ve onlara Ramazan ve Kurban bayramlarını verdi. Haydi diyelim ki “noel” ile “yılbaşı” ayrı şeyler olsun! Şimdi bunları kutlamayı ayrı ayrı ele alıp hükümlerini açıklayalım: Noel kutlamak: Noel nedir? Hıristiyanların sahte tanrısının doğum günü..! Bunu kutlamak elbette küfürdür. Çünkü Allahtan başka “tanrı” varlığını kabul etmiş oluyor ki…
Rahman Rahim olan Allah’ın ismiyle.. Salât ve selâm habibi-,Hüda Rasulü kibriya Ahmed Mahmud-u Muhammed’e ve âline ve ashâbına Ya Rabb Aşağıdaki deliller müslümanın Yahudi Hıristiyan ve müşriklere benzemekten kaçınmasıyla alakalıdır: Ayet: “Sen onların dinlerine tabi olmadıkça Bu Yahudi ve hıristiyanlar asla senden razı olmazlar (artık onları memnun etme fikrinden uzak dur) Şanım hakkı için ki eğer sana ilim (vahiy) geldikten sonra onların heva ve heveslerine uyarsan sana Allah’tan ne bir dost ne bir yardımcı yok” Bakara: 120 Ayet: “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” Hûd: 113 Hadisi şerif: “Kim bir topluma benze(mek iste)rse onlardan olur.” Teşebbüh haramdır, yüzlerce hikmetinden biri insan dışınını onlara benzetmekle, iç’inin de benzemesine sebep olacaktır. Kafirlerin içinde ise küfür var, Allaha isyan ve günaha cüret var. Hadis-i şerif: “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler / kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.” (Hz. Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahâbîler) sorduk: “Ya Rasûlellah! (izlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı ?” Şöyle buyurdu: “Ya başka kimler olacaktı?” (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6) Hadis-i şerif: “Zaman gelecek…
İmam Mahmud efendi sabah namazının sünnetinden sonra eğer vakıf tarafında herkesin içinde ise yatmaz sadece sağ elini yanağına koyup dirseği yere bir değdirir yatma vazıyeti alır gibi.. Şimdi burada akla gelen soru şu: Allah rasulü sas o vakitte yere uzanıyor ve bir miktar uyuyarak dinleniyordu.. o yatışın bir gerekçesi ve faydası vardı. Eli yere bir değdirip kaldırmanın ne faydası var ? gereksiz abes bir iş olmuyor mu ? Bu yazıda bu soru/n üzerinden “islamda maya, nümune ve ana nokta” konusunu kaleme alacağız.. ما لا يدرك كله لا يترك كله Bir Şeyin tamamı elde edilemiyorsa hepten de terk edilmez Allah herşeyi tastamam istiyor, Kulluğun en güzeli onu eksiksiz yapmaktır. Değilse bari bir numune, bir noktacığın kişide kalması kurtarıcı olabilir. O nümune de yok olursa, her şey yok olacak, dünya sema yıkılacak. Bir cemaat azami takvaya riayet etmezse herkes günahkar olur. Bir cemaat içinizden hayra davetçi olsun, marufu emretsin münkeratı nehyetsin Vefat etmiş bir müslümanın cenazesini kaldırıp namazını kılmak tekfin ve tedfin işlerini yapmaya toplum mecburdur, bir kaç kişi yaparsa diğer herkesten günah ve sorumluluk kalkar Bir kaç müslüman bir mahallede ramazan itikafına girip o mahalle için ümmet için Allaha dua ve niyaza kendini kapatmaya mecburdur Kalbinde zerre kadar iman olanı çıkarın…
Soru: Hocam yıllarca kimsesiz köylerde hocalık yaptık. Oralarda vaaz etme sıkıntısı yoktu. Ama şimdi kalabalık bir camiye tayin oldum, insanlar hocanın ağızına bakıyor. Vaaza nasıl hazırlanayım nelere dikkat edelim, ne tavsiye edersiniz. Siz nasıl yapıyorsunuz ? . CEVAP: Allah’ın yüce adıyla.. Biz şöyle yapıyoruz: Hafta boyu talebelerle tefsir dersi yapıyoruz. Okunan ayetlerden bir kaçını seçiyorum, onların tefsirlerine ayrıca bakıyorum. Bir de uygun bir iki hadis-i şerif, Sahabe kıssası, sebeb-i nüzul.. Bunlar zaten okuduğum tefsirlerde olmuş bulunuyor. Bunun ötesinde Mevla ne verdiyse. Devamlı ilimle, kitapla meşgul olduğumuz için ne anlatacağız diye bir sıkıntı bu anlamda çekmiyoruz. Geriye sadece nasıl anlatacağımız” kalıyor. Yani kafamda bir vaaz krokisi oluşturuyorum. giriş gelişme sonuç gibi Aslında benim bu konudaki tavsiyem “sende ne varsa onu ver.” Bu konuya sonra gireceğiz Hangi tefsirlere bakıyorum: Taberi, ibn-i Kesir, Nesefi, Razi, bazen Ruh-ul Beyan tefsirlerine bakıyorum(*). Bunlara ilaveten sana tavsiyem: 1. Vaaz planı hazırla. Vaazın ana konusu olsun. Bu konuyu destekleyen “Ayet, hadis, kıssa, ulema sözü, dini hüküm..” bunları alt alta yaz, önünde hazır dursun. Konuşurken her birini konuya bağla, konuyu vaaz esnasında sık sık dile getir 2) Senin tarzına, meşrebine uygun bir vaaz hocası seç, onun bir vaazını hafta içinde dinle….
Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla 1943 doğumlu olan İhsan Bulgur Hoca Efendi 5 çocuk babasıdır Fatih Acemoğlu Camii emektar Müezzini ve ismailağa cemaatinin kıdemli hocalarından, ümmet alimlerinden muhterem bir zattır. İhtisas alanı Fıkıh ve Fetvadır ve fıkıhtaki yetkinliği İmam Mahmud Efendi tarafından tasdik edilmiştir. İhsan hoca Mahmud Efendi Hz ricasıyla bir zamanlar İsmailağa Kürsüsünden Multeka ve Siraciyye üzerinden fıkıh ve feraiz dersleri vermiş cemaatin en önemli fetva hocaları arasınadır. İhsan hocanın diğer bir çok hocadan farkı Takva ve Azimet ipine sıkı sıkıya sarılması, bu yönüyle İmam Mahmud Efendi hazretlerinin ilmini ihlâsını yansıtan bir ayna olmasıdır. O yüzden bir konuda Mahmud Efendi Hz’nin görüş ve fetvasını merak edenler başkasına değil İhsan hocaya müracaat ederler. İhsan Bulgur Hocaefendi Fatih Çarşamba semtinde Acemoğlu camiinde yıllar yılı müezzinlik yapmış ve asla konumundan şikayet etmemiş, imam olmaya teşebbüs etmemiştir. Bir toplantıda şöyle demişti “ben ezan okuyacağım vakit tek bir saate bakmam, en az iki saate birden bakarım” yani ezanı en doğru saatte okumak için azami titizlik gösterdiğini anlatmıştı. Bu da onun Din’de ne denli dikkatli olduğunu gösteren bir işarettir. İhsan hoca o camide halka açık surette fıkıh dersleri vermiş ve nice ilim ehli yetiştirmiştir. Onun okuttuğu hocalardan nicesi şimdilerde Fıkıhta mütehassıs olmuşlar ve kürsülerde…
Geçen gün akşam namazını Fatih’te bir camide* kıldım. Namaz akşam namazı, yani en çabuk kılınan namaz.. Ezan herkesten bir kaç dakika sonra okundu, ihtiyat içinmiş. Sonra imam efendi yoktu, Müezzin hoca kıldırdı.. imam Salih hoca daha da dikkatliymiş.. Her rükuda ben rahat rahat 5 kere “Sübhane Rabbiyel Azim” dedim.. Secde de aynı, beşer kere. Tahiyyata oturduk, ben teşehhüdü okudum bitirdim üzerinden üç kere daha şehadet okudum ve ancak kıyama kalktık. Ben mi hızlı okudum? hayır. Yanımdakiler benimle aynı okudular, işaret parmağının kalkışından anlıyorum.. Yani arkadaşlar şunu anladım ki biz namazı çok acele kılıyor muşuz.. Ben de karar aldım “rüku secde tesbihlerini bundan böyle 5 yapacağım” Hem geçenlerde konuyla ilgili araştırma yaparken “Bidayet’ül-Müctehid” isimli mukayeseli fıkıh* kitabında bazı alimlerin “İmam olan kişi rüku secde tesbihlerini 5’er defa okusun ki cemaatin yaşlıları 3’ü yetiştirebilsinler..” dediğini okumuştum. O zamanlar denemiştim ancak olmadı. Sanki cemaati fazla bekletiyorum gibi’me geldi, bıraktım 3’e döndüm. Ancak canlı kanlı bir camide bunun yapılabildiğini bizzat görünce kuvvet oldu. İşte bu nokta “salah ve takvanın kalpten kalbe aksettiği” hakikatinin tezahürü. İnsan okuyarak değil, yaşayanları görerek onları sevip örnek alarak terbiye oluyormuş. O yüzden Mürşid’e olan ihtiyaç zorunluluk derecesinde. Namazda acele etmemek, yani fıkıh tabiriyle “ta’dil-i erkan” namazın vaciplerindendir. Namazını acele…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Allah’ın Adına saygısızlık Allah’a saygısızlıktır çünkü Ehli Şünnete göre isim müsemmadan başka değildir. Dün camide bir vatandaş ölmüşleri hayrına okutma yaptı ve mevlit şekeri dağıttı. Şeker dolu kağıt huni elime ulaştığında ben şok oldum. Ölünün adı yazan etikette bir de Allahın ismi yazılmıştı. Apaçık vaziyette “بسم الله الرحمن الرحيم” yazılıydı. Bu kadar ihmal, bu kadar gaflet olamaz ! Yuh olsun” dedim.. Tabii bir çokları o ihmal ve gafletin ne olduğunu anlamadı. Arkadaşlar buradaki sıkıntı, bu şekeri yiyecek olan çocuklar, adamlar ne yapacaklar ? Elbette boş ambalajı kaldırıp atacaklar! değil mi ? Yani Allah’ın ismini yerlere çöplere atacaklar ! Fetva Büyük Makamdan 1940’lı yıllarda ilk defa İslami(!) bir gazete basılıp gazeteye Allah’ın ayetleri yazılınca Mevlana Ali Haydar Efendi “Allah’ın Ayetlerini gazeteye yazmak küfürdür” demiştir. Çünkü gazetelerin yere atılacağı kesin. Her türlü işte, paketleme, yere serme ve hatta tuvaletlerde kullanılan gazete kağıdına Ayet yazmak Ayete hakarettir. Ve Allah’ın Ayetlerine kasıtlı olarak hakaret etmek tabi ki imanı iptal eder Ancak esefle müşahede ediyoruz ki bu konuda dindarlar, olmayanlar kadar gafil ve laubali. Görünüşte mütedeyyin sanılan bir ustanın terzihanesine girdim.. doğrusu giremedim kapıda kalakaldım çünkü yerlere paspas çekmiş kuruması için de gazete sermiş. Yazılara basamazdım, onu kapıdan uyardım “mübarek bunları yere nasıl…
Bismillahi ve billahi tevekkeltü ala Allahi Yüce Allah Beyyine suresinde “Halbuki onlar ihlasla Allaha kulluk etmekten başka şeyle emrolunmadılar” buyurmakta. Tarikatta ise müridlere “fenafişşeyh” olmak hedefi gösterilir, sonrasında Fenafirresul, sonrasında Fenafillah varmış!.. Bunlarla emrolunmamıştınız, Yalnız Allaha kulluk etmekle emrolunmuştunuz” şeklindeki soruya ne dersiniz ? CEVAP: Fenafirresul ve Fenafillah olmak Allaha kulluğun dışında şeyler değil.. Bir çok itirazlar aynı dili konuşmamaktan kaynaklanır. O yüzden “Fenafirrasul” Fenafillah” ile ne kastettiğimizi açıklamamız uygun olacak. Fenafirrasul: Allah Rasulünde fani olmak demektir yani Ona olan sevgi ve muhabbette o raddeye erişmek ki kalp onun sevgisiyle dopdolu olmak. Buhari Müslimin aktardığı “Allah ve Rasülünü herkesten çok sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” hadisinde bizden istenen muhabbet seviyesine yükselmektir fenafirrasul. Demekki bununla emrolunduk. “Ama Beyyine suresinde “sadece Allaha kullukla emrolundunuz” yazmakta..? Cevap: Fenafirresul olan kişi ne yapar ? Rasulullahın yaptığını yapar, Onun gibi sarık sarar, Onun gibi sakal uzatır, Onun gibi cübbe giyer, Onun gibi gece gündüz namaz kılar, Onun gibi Hafız olur, müfessir alim olur, Onun gibi sabah akşam Şeriat için çalışır..” Allaha kulluk da bu değil miydi; Rasulullaha tabi olmak ? Evet. Demekki Rasulullah(ın sevgisinde) fani olmak Allah’a kulluğa zıt şey değil, bilakis yardımcı. Geriye kaldı Fenafişşeyh.. Fenafişşeyh Şeyhin sevgisinde fani olmak; onu o derece sevmek ki…
Allah’ın yüce adıyla.. Mescid-i Selam Tebliğ Cemaati Ehli Sünnet midir ? Tebliğ cemaati tasavvufa karşı mıdır ? Tebliğ cemaati vahabi-selefi akımı tesirinde midir ? Bu yazıda bu konulara açıklık getirmeye çalışacağız. Bu soruların cevabını iki yoldan arayacağız: 1) onların kitaplarındaki tarikat tasavvuf yanlısı ifadeleri görerek. 2) Tebliğ cemaatine katılan tebliğ faaliyeti yapan kişileri inceleyerek, onları gözlemleyerek. 3) Bizden daha sağlam daha hassas alimlerin ilgili cemaat hakkındaki kanaat ve hükümlerini aktararak 1) Kitaplarla Tebliğ cemaati Cemaat’in kurucu liderlerinden Muhammed Zekeriyya Kandehlevi kendi eserinde bizzat müminlere şeyh edinmeyi tavsiye etmektedir. Bu sebeple Tebliğ cemaatinin tarikat ve tasavvufa karşı olması mümkün değil. Fezail-i Âmal isimli eserin “Salih müminlerle beraber olmak” bölümünde Sandıklarla beraber olun” ayeti tefsiri sadedinde “Tefsir alimleri ‘doğru olanlardan’ sünnete uyan samimi mürşidiler’in kastedildiğini yazmışlardır. Bir kimse onların kapısındaki hizmetkarların arasına girdiği zaman onların terbiye ve velayet kuvvetleri sayesinde çok yüce makamlara erişirler” demiştir. Başucu kitabında bu bilgiler yazılı olan bir cemaat, tarikat ve tasavvufa, şeyhe mürşide karşı olabilir mi ! ikinci husus: İhvanından nice kişiler Mahmud Efendiden Tebliğ Cemaati ile sefere çıkmak için izin istemişler ve hiç birinden “hayır çıkamazsın şeklinde cevap vermemiştir. Hatta Edirne’de şuna rast geldim; onlardan bir cemaat Edirne’de tebliğ hizmeti için gelmişti içlerinde İsmailağa mensubu biri…
Allah’ın yüce Adıyla.. Vaaz, konuyu işleyiş bakımından iki türlüdür: 1) Kuran ayetlerini sırasıyla tefsir etme şeklinde vaaz etmek (Kuran odaklı) 2) Bir konu belirleyip o konu etrafında ayet ve hadislerle vaaz etmek (Konu odaklı) Mahmud efendi’nin sohbet usulü birinci ; yani ayet ayet ilerleyiş. Bu tarz sohbettte “şu ana temayı” anlatma gayesi yoktur, bilakis gaye o günkü ders ayetlerini cemaate anlatmaktır, yani Kuranın tefsirini sunmaktır. Bu yöntem dünyanın en doğru ve ama en zor vaaz yöntemi” diyebiliriz. Zor çünkü bu yöntemde ayetler arasında vuku bulan konu değişikliği, vaazın konusu da devamlı değişecektir. Dolayısıyla dinleyici ya zihnen vaazdan kopacak ya da her seferinde yeniden vaaza odaklanıp yeni konuyu anlama çabasına girecektir Ahir zamanda dikkatler zayıf, gönüller dağınık olduğu için Aşır yönteminde cemaat vaazdan kopmakta ve sonunda “hoca 1 saat konuştu, ne anlattı” diye sorulduğunda düşünebilmektedir. O yüzden bu yöntemle vaaz etmek büyük maharet ister. Kurana hakim olmak ister, Kuranın konularına aşina olmak ister.. O yüzden bakınız bütün büyük/meşhur hatipler konu eksenli vaaz yöntemini tercih ederler. Çünkü bu usulde konu muayyendir, diğer bütün Ayet, Hadisler, kıssa ve temsiller bu konu ekseninde getirilir konu iyice zihinlere işlenmiş olur. Peki şu halde “Ayetleri sıradan tefsir” usulü neden “en doğru yönetim” oluyor ? Çünkü bu…
Nisa 19. Ayeti tefsiri sadedinde Ruhul Beyan Tefsirinde olan acaib bilgiler وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰ أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا “..Hem onlarla iyi geçinin! Fakat onlardan hoşlanmazsanız artık (sabrediniz) olur ki bir şey hoşunuza gitmez de Allah, onda birçok hayır takdîr etmiş bulunur” Nisa:19 Kadının mehrini vermek farzdır, mehri ödeme niyeti olmadan ahirete giden kişi “zina etmiş” olarak huzura varacak, Ödeme niyeti olmadan borç alanın “hırsız” olarak ahirette gideceği gibi. Çok evlenmek dünyacılık değildir çünkü zahitler abidler nice evlendiler, kimi ikişer kimi üçer.. Evli kişi evliliğin yükünü taşıdıkça Allah katında “Allah yolunda sabreden mücahid” sevabı alır Kıssa Salihlerden bir zat vardı, hanımı vefat etti arkadaşları seni evlendirelim dediler bu hayır böyle tek olmam bana daha iyi gelecek dedi.. Üzerinden bir hafta geçti bir rüya gördü, rüyasında açılmış kapıdan göğe yükselen varlıklar vardı arkalarından gitmek istiyordu kime yaklaştıysa “uğursuzun berektsizliğinden Allaha sığınırız” diyorlardı.. ve kimse onu kendine yaklaştırmıyordu.. Nihayet bir sonuncusu sema kapısndan gidecekken ona yaklaştı aynı şeyleri duydu. “Kim o uğursuz” diye sorabildi. O zat “sen” dedi. Neden ki ? Bilmiyorum biz geçen haftaya kadar senden “Allah yolunda sabreden mücahit” sıfatıyla amellerini Allaha yükseltiyorduk ancak ne olduysa geçen cumadan beri bu kesildi” dedi. Bu zat…