Bismillahirrahmanirrahim Havas, has kullar demek, yani avam olmayan, Havas ilmi de has kulların erişebildiği sırlı ilimler.. ledun ilmi gibi Kur’an ayetleri, Esma-i Husna ve Hadis-i Şeriflerle gelen, bazen de ilham yoluyla öğretilen zikirlerin görülenden başka bazı hususi etki ve faydaları vardır. Bu etkiyi sağlamak için onları belli sayılarda belli terkiplerde okumak gerekir. “Hangisi nasıl ve ne kadar okunursa hangi etkiyi yapar nereye faydalı olur nereye zarar eder..” Bunların tamamını bilmeye havas ilmi denir Lakin bu alanda şöyle bir durumu var: Bunları bilmek tek başına yeterli değildir, etkili olabilmek için.. kişi belli bir maneviyata yükselmiş olmalı. Bunun için işi bilen cinciler arada riyazet yaparlar. Güya maneviyat elde etmeye çalışırlar Bizim Meşayıhımızın havas ilmi ile durumu nedir ? Havas ilmimi kabul ederler mi ? Tavsiye ederler mi ? Bizim Meşayıhımızın da kabul ettiği hatta tavsiye ettiği özel manası ve tesiri olan zikirler tarikatımızda mevcuttur. Bunlar da elbette havas ilmi kapsamına girer. Mesela Hatm-i Hacegan bütünüyle böyledir; 7 Fatiha.. 79 Elemneşrahleke.. 1001 İhlas, 500 La havle, 500 Ya Baqî ente elBâqî.. gibi. Görüldüğü üzere belirli sayıların özel bir manası olmalı ki o sayıda okunması istenir ve sayıya riayet istenir. Ayrıca Tarikat dersinde müridlere her yıl belirli asgari sayıda özel bir zikir ve fikir…
Allah’ın yüce Adıyla Şeyh Hacı Ahmet Ergin Efendi Hazretlerini ben fakir dünya gözüyle tanıyamadım. Yozgat’ta 4 sene kalmış olmama rağmen onu ne gördüm ne duydum.. Bu konuda kaldığım cemaat yurdu (Yekdav) yetkililerine dargınım. Biz çocuktuk, bilmiyorduk ama siz de ağzınızı açıp burada Ahmed Efendi gibi bir zat-ı muhterem var demediniz. O yüzden meşayıhı bilen tanıyanlar mutlaka çevresine özellikle gençlere çocuklara tanıtmalı.. Bu yazıların bir gayesi de bu inşallah Esasen küçüklüğümden beri âlimleri evliyayı severim sayarım. Babam sağolsun, zahir ki onun sevgisi saygısı bize de sirayet etti, Fransa’da âlimler meclisine sohbetlere bizi de götürürdü. Oradan bir damar kaptık elhamdülillah.. Yozgat Şeyhi Ahmed Efendi hakkında aktarabileceğim birkaç kıssam var yine de. Yozgat’ta yatılı okuduğum yıllarda Yekdav öğrenci yurdunda kalıyorduk. İbrâhim hoca dediğimiz emekli bir amca bizi hafta sonu sabah namazına Çapanoğlu Ulu Camiine götürürdü. Namaz biter ışıklar söner herkes dağılırdı lakin bazı insanlar köşelere sinmişler camiden çıkmazlardı.. çocuk halimle bunları merak eder neden çıkmıyorlar ne yapıyorlar diye düşünürdüm. Sonra öğrendim ki meğer bunlar Ahmet Efendi Hz’nin müritleriymiş camide kalır zikir fikire dalar, işrak namazını bekliyorlarmış.. Çok sonradan duydum ki babam da meğer Ahmed Efendiyi bilirmiş hatta Fransa’ya döndüğü bir izin zamanı Yozgat’ta onu ziyaret etmiş ve ayak üstü ondan tarikat istemiş el…
Mücadelede batınî duruş | NİYYET Bismillahirrahmanirrahim SOHBETLER’de hz Pîr de aktarır “imam Ali efendimiz bir harp esnasında düşmanı yere sere göğsüne oturur kılıcı kaldırır tam boynunu vuracakken müşrik yüzüne tükürür.. İmam Ali efendimiz derhal onu bırakır müşrik şaşırır. İmam Ali efendimiz “Ben seninle Allah için savaşıyordum şimdi ise nefsim karıştı seni nefsim hesabına öldürmezdim” der. İntibaha gelen müşrik bu hareketle imana gelir müslüman olur.. NİYYET kalbin amelidir ve bütün ameller nezdi ilahide onunla değer kazanır. O yüzden kişi kalbini, cihadını ifada temel çıkış noktasını daima murakabe etmelidir: Allah için midir şeytan için mi ? Tasavvufun ana gayesi de budur: Kalbi bozuk duygu ve niyyetlerden tasfiye edip ihlasa ermek Lîk bunu elde etmek, elde ettikten sonra da muhafaza etmek gayet müşkildir. Ashab içinde Rasulullah efendimize sual etmişler “Cihadında Allah’ın ecr-i mükafatı yanında halkca medh-i sena olunmayı da arzu eden mücahide ne var ? Rasulullah: “Ona hiç bir şey yok. hiç bir şey yok. hiç bir şey yok! Dikkat edin halisane Allah için yapılmış amel ancak Allah’a yaraşır, kabule şayan olur” buyurmuşlar [Buhari] İhlas kalbe oturmamış; hakikate vasıl olmamış bizim gibi kimesne ciddi tehluke ve hatar içredir. Hatta şu satırları kaleme alırken.. Bir makale, bir resim çekip yayınlarken.. Marifetname sahibi gençliğinde kitab…
Allah’ın yüce Adıyla Abdullah Hoca* telefonda Ömer Keleş hocayı arar ve sorar +Hocam siz benim hakkımda “ona talebe verilmez sohbetine de gidilmez” dediniz mi? ortalıkta böyle sözler dolaşıyor? Ömer Mahmutoğlu (Keleş) : Bu soruya cevap vermem için sana birkaç soru sormam lazım +hocam buyurun sorun -rabıtayı kime yapıyorsun ? +Mahmud Efendi Hazretlerine yapıyorum -talebelerin kime yapıyor ? +onlar da Efendi Hazretlerine yapıyor -o zaman çık Fikri Efendi’ye rabıta yapılmaz o Şeyh değildir onun şeyhliği sahtedir! diye ilan et +Hocam ben sizin kadar cesaretli cüretkar değilim. eğer o bir şeyh ise mübarek olsun. Şeyh değil ise hesabını Allah’a versin ben ne diye çıkıp inkâr edeyim -tamam anlaşıldı Sen onu inkar edemiyorsun. senin ispat tarafın sağlam, nefi tarafın çürük! Bu durumda sen tarikat müşriksin” * müstear isim – – – Tarikat müşriki 2 | Ömer Mahmutoğlu (Keleş) Ömer Keleş hoca o kadar büyük(!) bir hocadır ki onun muhakemesine göre Mahmud Efendi’yi şeyh olarak kabul etmiş biri eğer onun devamı olan Hasan Efendi’yi veya Fikrî efendi yi de kabul ettiyse ve çıkıp inkar videosu çekmiyorsa onu kelime-i tevhidin ‘nefi ispat’ cihetine kıyas ederek Tarikat müşriki ilan edebiliyor ! Bunlara göre kişi dünyada Mahmud efendiden başka şeyh kabul ediyorsa -Allah’tan başka ilah kabul eden…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Tasavvuf ve tarikatın mühim bir terbiye aracı rabıtadır. Rabıta r-b-t kökünden bağ bağlılık bağlanma bağlantıda olma irtibat kurma manalarına gelir. Tasavvuf istilahında RABITA müridin şeyhi vasıtasıyla Allah ile bağlantı kurma işidir. Bunun muhtelif şekil ve yöntemleri vardır. Hepsinde temel unsur müridin şeyhini gönülden yad etmesi, hatırlaması sonucunda Allah’ın feyzini alabilmesi nurunu sevgisini hissedebilmesidir. Bu bakımdan rabıta mubtedi müridlere ayna metaforu üzerinden anlatılır tarif edilir. Bu misalde şeyh efendi aynadır mürid o aynaya bakarak Rabbin nurunu feyzini görmeye yani hissetmeye çalışır Ayinedir bu alem herşey hak ile kaim* mir’ât-ı Muhammed’den Allah görülür daim dvm ediyor isa Erdoğan
Allahın yüce Adıyla Sevgi ve Maiyyet ilişkisi üzerine bir tahkikat. Sevgi muhabbet aşk Nakşibendi tasavvuf yolunun adeta ham maddesi. O yüzden Nakşibendi yoluna Tarik-ı Işk da denilmiştir. Müzakerenin doğuşu: Bazı kişiler, müminlerin siyasi temsilcilerine olan tam desteklerine bakarak belki o desteği kırmak için “siz madem ki bunları seviyorsunuz ahirette bunlarla birlikte olacaksınız” gibi bir iddiada bulundular. Yani “siz Allah dostlarıyla değil siyasetçilerle haşr-u cema olacaksınız” demek istediler. Rey vermek, siyasi destek olmak maiyyeti peyda edecek derecede bir muhabbet midir ? Once bu soruya eğilelim: Bakınız sufi kardeş, Müttekilerin imamı Mahmud efendi hz vakti zamanında Turgut Özal’a da rey vermiştir.. Bu, onunla haşrolacak demek değil elbette. Belki Turgut İmam Mahmud efendi ile haşrolur” Ayrıca “Bak, Ashabı kirama pers-rum harbinde Rum tarafını tutmuşlar bir nevi gönül himmetiyle onlara destek olmuşlar hatta bu durum Kurana girmiş.. ancak bu, Sahabe’yı o hıristiyan rumlarla haşredecek bir durum değil, onlar Rasulullah ile birlikteler” Mevzu en baştan.. tekrar Bizmillahirrahmanirrahim Hadisi şeriflerde geçer, Peygamberimiz as Sahabeyi müjdelemek için “kişi sevdiği ile beraberdir” buyurmuştur. Buradaki müjdeyi alıp kendine uyarlayan veya başkalarını ilzam için kullanan kişiler ne kadar haklıdır ? “Ben sahabeler kadar olamadım ama onları seviyorum” diyerek kendi avutan, iddia ettiği sevgisine itimad eden kişi isabetli midir ? Veya…
Allah’ın yüce Adıyla.. HAYATINA KISACA BAKIŞ Doğduğu ve yetiştiği çevre Ali Haydar Efendi hazretleri 1870 (1288 Hicri) senesinde Batum’un Ahıska kazasında dünyaya geldi. Pederlerinin ismi Mehmed Şerif Efendi’dir. İki yaşındayken annesini, dört yaşında babasını kaybetti. İlim tahsili devresi İlk medrese tahsilini memleketinde yaptı. Daha sonra 1894’te Erzurum’a hicret etti. Medrese eğitimine bir müddet burada devam ettikten sonra Dersaadet’te(İstanbul) ilmin zirvesine ulaşabileceği mülahazasıyla payitahta geldi. Burada meşhur Çarşambalı Hoca Ahmed Efendi’den 1901 senesinde icazet aldı. Buradaki medrese arkadaşlarının en ünlüsü merhum ve mağfur İskilipli Muhammed Atıf Efendi’dir. Dersiamlığı Daha sonra Fatih’te dersiam olarak vazifeye başladı. 1909’da Fetvahane’de fetva vermiş, gösterdiği ilmi kudreti dikkatleri çekmiş, 1914 ‘de Sahn Seman Medresesinde fıkıh hocası olmuştur. 1915 senesinde şeyhülislamlıkta yeni kurulan Telif-i Mesail heyetinin başına getirilmiştir. Bu arada 1916 Senesinden Osmanlı devletinin hitamına kadar Huzur derslerine muhatap olarak katıldı. Huzur dersleri, her Ramazan Padişah’ın huzurunda yapılması gelenek olan tefsir dersleri demektir. Ramazan-ı şerifte sekiz defa yapılan huzur derslerine Kur’an-ı Kerim’den birkaç ayeti okuyan bir hocaefendi(mukarrir) ve onu dinleyip, sualler sorarak toplantının ilmi bir müzakere şeklini almasına vesile alan 15 âlim (muhatap) katılırdı. Padişah ve davetliler ise samiin(dinleyici) makamındaydı. Küçük oğlu Bahaeddin Gürbüzler diyor ki; “İrşad ile meşguldü. Siyasete teveccüh etmedi. Hatta İttihad Terakki’ye girmesi için…
Allah’ın yüce Adıyla.. Mîrac geceniz mübarek olsun manevi miracınıza vesile olsun.. Manevi Miraç dört merhaledir Ser-i illaAllah Seyr-i fiAllah Seyr-i anillah biAllah Seyr-i fil-eşya. ilk iki seyir velayet için gerekli, son iki seyir irşad için.. Burada seyir’den maksat kalp ayağı ile yapılan, hareket-i ilmiyyeden ibarettir. (Mektubat) Bu tabirlerden haberi olup bu işlere aşina olanlara ne mutlu. Yani aslında seyr-i ruhanide bir mekandan başka bir mekana gitme yok. Kalpteki ilim/marifet anbean muzdad oluyor. Kul ile Mevla arasındaki 70.000 perde bir bir irtifa ediyor. Allah’ın Cemal ve Celal nurları her bir perde kalktıkça biraz daha parlıyor. Böylece salik Mevla’dan biraz daha haberdar oluyor. Bu farkındalığa Marifetullah diyoruz. Marifetullah arttıkça aynı istikamette kulun Allah’a olan sevgisi (Mehabbetullah) ve korkusu takvası (mehkâfetullah) da artıyor. Marifetullah arttıkça kulun takvası ihlâsı da artar. ibadet azmi, Rasulullaha ittiba şevki de artar. Sual: Manevi mirac ne ile yapılır, bunun aracı vasıtası nedir? Arifler dediler bunun yolu üçtür: Zikir, Rabıta, Murakabe (Marifetname) Zikir yani ALLAH, LAİLAHE İLLALLAH gibi nurlu kelimeleri günlük tekrar etmek Rabıta: Allah’ın cemali gönlüne doğmuş bir Arife gönül aynasını tutmak Murakabe: yazılmadı Tasavvuf/zikir yolunda ilerleyen sâlik haramdan kaçınmaya ve Sünnete ittiba etmeye herkesten fazla kuvvet bulur çünkü: “Şanım hakkı için muhakkak ki sizler; Allah’a ve ahiret…
Allah’ın yüce adıyla Şimdilerde münafıklar taktik değiştirdi, Tevhidin en büyük müdafiileri olan Tasavvuf ehli üzerine “şirk küfür put” gibi laflarla geliyorlar. Ahir zamanın son dilimine girdik demektir. Çünkü Allah Rasulü sas bunu 1400 yıl öncesinden haber vermişler “..sonra zaman gelecek müşrik münafıklar, Müminlerle kendi sözleriyle/delilleriyle mücadele edecekler” buyurmuştur. [Taberâni, Hâkim] [1] Hak tasavvufun tevhidde önder olması konusu yakında gelecek. Takipte Kalın Makaleyi sesli dinlemek için >> tıkla<< Müminlerle mücadelede yıllardır ettikleri lafların para etmediğini anladılar “Bunlar tarikatçı bunlar hucu bunlar irticacı, gerici, orta çağ zihniyeti” gibi ithamların tarikat tasavvuf ehlini halkın gözünden düşürmediğini, aksine İslam’ın ve Müslümanların daha da güçlendiğini gördüler. Ve bu durum karşısında iki şeye sarıldılar: Müminleri kendi silahıyla vurmak; Din’i kullanarak, namus kavramını kullanarak. Yani yeni taktikleri “siz putçusunuz siz müşriksiniz! siz namus düşmanısınız!” gibi laflar edecekler ! Tanıdık geldi mi? Bu yolda selefistler kemalistler, modernistler ile mealistler kol kola girdiler, Tevhidin öncüleri olan Ehli tarikat Müslümanlara hep birlikte taarruz ediyorlar.. “bize ait kavramlarla, bizim gibi konuşarak!” Bakın bugün tağutun kullarından biri bana ne yazmış “Atatürk kuran kerim çevirisini yaparak, diyanet kurumunu kurarak, anadoludaki kiliseleri kapatıp camiye çevirerek, türbe ve medreseleri kapatarak Anadoluyu müslümanlaştirdi . taşıdığı 19 zebani melek sayısı numarası ile şirk e son verdi.. Şirk…
Allah’ın yüce Adıyla Soru: “Ete kemiğe büründüm Yunus/Mahmud diye göründüm” sözünü münkirler ağızda sakız etmişler tarikatı kirletmek için kullanıyorlar. Onlara göre bu söz küfür! şirk! imiş ve Tarikat bundan ibaretmiş ! Buna cevabınız nedir? Cevap: Bismillahirrahmanirrahim Tarikatı âliyye-i Nakşibendiyye Tevhidin en muhkem kalesidir, haşa ki şirk ve küfür o kal’anın duvarını kirletsin ! Nakşibendi İsmailağa olarak o “ete kemiğe büründüm Mahmud diye göründüm” sözü tarikatımıza ait değildir. Meşayıhımızdan hiç bir zatın böyle bir sözü, iddiası olmamıştır. Cüppeli Ahmet hocanın rüyasına istinaden böyle bir sözü aktarması onu ilgilendirir, tarikatımızı bağlamaz. Tarikatın öğretisi ortada. Verilen dersler ortada. Bu tür sözlere yer olmadığı aşikar, ispata hacet yok. Rüyasında işitmiş aktarıyormuş.. Bizi alâkadar etmez. Bu söz bizim yanımızda muteber değildir. Tarikatımızı bağlanmaz. o yüzden cevap verme gereği de duymaz. Bizim inancımız Ehli Sünnet âlimlerin Hak İslam inancıdır. Biz Ehli Sünnet itikadındayız. Tarikatımızın birincisi şartı ve ilk dersi Ehl-i Sünnet itikadına tabi olmaktır. Kur’an ve mutevatir sünnetle sabit olan bu itikadın gereği neyse inancımız odur. “ilham keşif zuhurat rüya..” bizce bağlayıcı değildir. ve hatta: “ilham zarurî ilim elde etme yollarından değildir” [Nesefi Akaidi] Bu husus hem böylesi “ete kemiğe büründüm..!” lafı için geçerlidir, hem de “Muhammed Mustafa (haşa) eşittir Allah..!” gibi şathiyyat için de ve…
NUTK-İ ŞERÎF Hazer kıl kırma kalbin kimsenin cânını incitme Esîr-i gurbet-i nâlân olan insânı incitme Tarîk-i ışkda bî-çâre-yi hicrânı incitme Sabır kıl her belâya hâne-yi Rahmân’ı incitme Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme Günâhkâr olma “Fahr-i Âlem-i Zî-şân”ı incitme Elin çek meyl-i dünyâdan eğer âşık isen yâre Muhabbet câmını nûş et asıl Mansûr gibi dâre Misâfirsin felek bâğında bendin salma efkâre Düşersen bir belâya sabır kıl Mevlâ verir çâre Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme Günâhkâr olma “Fahr-i Âlem-i Zî-şân”ı incitme Bulaşma çarh-ı dünyâya vücûdun pâk u tâhirken Güvenme mâl u mülk ü mansıbın efnâsı zâhirken Nic’oldu mâlı Kârûn’un felek bâğında vâfirken Nedir bu sendeki etvâr-ı derd gönlün misâfirken Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme Günâhkâr olma “Fahr-i Âlem-i Zî-şân”ı incitme Hasîslikden elin çek sen cömerd ol kân-ı ihsân ol Konuşma câhil-i nâdân ile gel ehl-i irfân ol Hakîr ol âlem-i zâhirde sen ma’nâda sultân ol Karıncanın dahî hâlin gözet dehre Süleymân ol Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme Günâhkâr olma “Fahr-i Âlem-i Zî-şân”ı incitme Ben insânım diyen insâna düşmez şâd u handânlık Düşen bî-çâreyi kaldırmadır âlemde insânlık Hakîkat ehlinin hâlidürür dâim perîşânlık Bir işi etme kim gelsin sana sonra peşîmânlık Felekde hâsılı insân isen bir…
Allah’ın yüce Adıyla • “İbadeti” namazı orucu cihadı yalnız Allah için yaparlar. Ve icabında polisi itfaiyeyi veya dostlarını yardıma çağırsalar da yardımı yalnız Allah’tan bilirler. Fatiha: 4 • Bir haksızlığa uğrayınca yardımlaşırlar, birbirlerinden yardım isterler. Şura: 39 • Onlar Allah’a yakınlaşmak için vesile edinirler sebeplerle sarılırlar. Maide 35 • Onlar Allah yolunda katledilmiş, ila-i kelimetullah uğruna can-feda etmiş uluların ölü olmadığına, bilmediğimiz bir hayatta diri olduklarına iman ederler. Bakara 154, Ali İmran 169 • Onlar Kafirler gibi olmazlar, diri kafirin ölüden umut kestiği gibi ölmüşlerden umut kesmezler. Dua bereket ve şefaatlerini umarlar. Saff: 13 • Bilgilerinin olmadığı bazı hususlarda zikir (ilim) ehline müracaat etmekten ar etmezler. Nahl 44 • İslam dininden ayrılmazlar başka dinler izimler felsefeler peşinde koşmazlar. Rum 32 • İslam’ın ana esasları üzerinde birleştikten sonra Allah’a giden sayısız yolların, mezhep ve meşreplerin olduğunu bilir müminleri “kâfir müşrik!” diye suçlamazlar. Ankebut 69 • Müşrikler gibi yapmazlar; müminler hakkında “bunlar kâfirlerden de sapık!” demezler. Nisa 51 • Allah’ın, kullarından dilediğini kendine “hkalil” dost seçeceğini bilir Allah dostlarını inkar etmezler. Nisa:125 • Allah’ı dost/veli edinmek müminleri dost veli edinmeye mani olmadığını bilirler. Bakara 257, Tevbe 71 • Allah’a yönelmiş bir mürşidin tarikatınan (yolundan) gitmeyi Allah’ın emri ve rızası bilirler. Lokman 15…
Allah’ın yüce Adıyla Tasavvufta bir söz vardır, altın harflerle yazılsa gerek: انت غمامة شمسك Sen kendi güneşinin bulutusun” Yani sana en büyük engel yine sen” O yüzden tasavvufi terbiye altındaki mürid kendiyle yarış halindedir. Kendi nefsini ezmeye onu adam etmeye çalışır. Aslında burada “kendi nefsi” tabiri hatalı. Çünkü kend ile nefs aynı şey. Ben ve nefsim diye farklı iki şey yok. Nefsim ben’dir, ben nefsimdir. Altın sözü bir daha oku “..sen” dedi de “senin nefsin” demedi. Bu manayı destekleyen diğer altın sözler: “Darlığın varlığındandır” Yani bütün sıkıntı ve problemlerin kaynağı “ben de varım” deyişin, benlik iddia edişin.. Varlığını iptal ettiğinde bütün kavga gürültü anında biter ortalık süt liman olur. Trafikte maganda birden önüne mi kırdı? Varlığını bitirmiş kul “buyur kardeşim” diyerek yol verir. Kalabalıkta biri ayağına mı bastı? Afedersiniz zahmet verdim” der sulh yoluna gider.. Beyazid-i Bestami Hz bir gece mezarlıkta Kur’an okumak ister kabristanın yolunu tutar. O günlerde bir nebbaş (kefen hırsızı) mezarlığa dadanmış mezarlık bekçisi burnundan solumaktadır. Beyazid Bestami Hz’i mezarlığa girerken “işte yakaladım diyerek üzerine çullanır ve oracıkta fena hırpalar. Hazret kanter içerisinde eve döner. Sabahleyin müridlerine bir miktar para vererek “bu parayla güzel bir sopa alın mezarlık bekçisine gidin, ona takdim edin, dün gece sopası kırıldı,…
Allahın Yüce Adıyla.. Rabıta.. Manevi sohbet, hayali birliktelik. Rabıta, Büyük ruhların küçük ruhları terbiye etmesidir. O küçük ruh şeytan bile olsa etki alır adam olur. Bak Rasulullah’ın şeytanı Rasulullah’ın birlikteliğinde daha fazla gavurluk yapmaya tahammül edemedi ve müslüman oldu. Sallallahu aleyhi ve sellem. Neyle ? Rabıtanın gücüyle. Küçüğün büyükten tesir alması Allah’ın aleme koyduğu bir kanundur. Büyük kütle küçük kütleyi çeker. Mıknatıs yapışan metale vasfından verir. ateşle birlikte olan et pişer su kaynar. Buzlukta su donar. Armut dibine düşer. Üzüm üzüme bakarak kararır olgunlaşır. Eşyanın eşya üzerinde tesiri inkar edilmez. Allah dostuna yapılan rabıta gönlü Allaha çevirir.. inkar eden ya cahil ya kasıtlı haindir Rabıtanın tesiri hem iyi hem menfi yönde. İyilerin rabıtasından nur hikmet marifet akıyorsa, şerlilerin rabıtasından da küfür zift karanlık akar. Bunu tespit edenler çoktan kullandı ve milletimize gençlerimize yutturdu bile. Bunca heykel neden sanıyorsun ? Her dairede her sınıfta her köşede.. Bunca poster bunca büst neden ? Hepsi göz önünde alnının çatağında ! Pasif rabıta içinde olanca öğrenciler, amirler memurlar. Maksat o heykele o postere yüklenen anlamın görenlere tesir etmesi. Herkesin onun zihninde, onun fikrinde olması: Laik, batı hayranı, Şeriat karşıtı, haram farz tanımaz, haya iffet hurmet umursamaz.. Başardılar mı ? Bilmiyorum, sen söyle. “Öğretmenler yeni…
Allahın Yüce İsmiyle Sesli dinle Mektubat, 1.cilt 190. mektup 2.bölüm, Mektubat İmam Rabbani k.s Konular: Zikrin tesirli olması Zikrin adabı Zikirde kıble Allah ism-i Celilinin mana ve mülahazası Zikirde bedenin durumuZikirde yapılan yanlışlar