Tağut ve İmam

10 Mayıs 2022

Allah’ın yüce Adıyla..

Az önce noldu? Mahallede bir genç önümü kesti. Hocam vaktin var mı bir iki soru soracağım? Buyur sor. Hocam tağut nedir ? Tağut’un ne olduğunu biliyor musunuz ?

Sorunun ikinci şıkkı hoşuma gitmedi. İmtihan oluyordum ! Gencin cehaletine bağışladım. 

+ Eğer ben tağutun ne olduğunu bilmeyeceksem bu görevi bırakmam lazım.

– Ya hocam biri var da.. konuşuyoruz bana öyle diyor “git bu imamlara sor bir tanesi tağutun ne olduğunu bilmez..” diyor 

+ Biliyorum o zümreyi hatta imamları tağuta hizmet etmekle suçlarlar.

– Evet hocam evet.. siz diyanete başlarken bir yemin yapıyor muşunuz “a.türk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma..” 

+ Hayır yalan! Böyle bir yemin mevcut değil. Vallahi böyle bir yemin yapmadık 

– Bak işte..

_Şimdi sana tağut’un ne olduğunu söyleyeceğim.

TAĞUT Kuran’da iki manada geçer

Biri : Şeytanın kendisi.

Diğeri de : Allah’tan başka tapılan herşey, her sahte ilah.

Kuran’da tağuta küfretmekle, inkar ve reddetmekle emrolunduk. Esasında her Müslüman tağutu red ve inkar eder “la ilahe illallah” derken “la ilahe” kısmı tağutu inkar kısmıdır. Dolayısıyla adını belki tağut diye bilmez ama her müslüman tağutu inkar etmiştir. 

Yani kendine selefi diyen bizim vahabi dediğimiz kişilerin elinde değil bu iş. Onlar Kuran’ın hak olan tabir ve kavramlarını batıl manalarda kullanan sahtekâr yalancılardır.

Kendilerinden başka her müslüman grubu tekfir ederek müminleri kendi etraflarında toplamaya çalışırlar..

Bunların ele başısı Halis bayincuk ile fes’te tartıştım ve kaçtı ve beni engelledi 

.. Konuşma böyle devam etti.. Durum ciddi. Vazların seviyesi çiçek böcek çevre trafik seviyesinden “Dava şuur hakiki iman, küfür, nifak, cihad, demokrasi, laiklik..” konularına yükseltmezsek İmamlar bu gençlerin nabzını tutmaktan bu milletin önderi olmaktan yavaş yavaş uzaklaşıyor. Demedi demeyin 

isa Erdoğan

2 Yorum

  • İsa Erdoğan 9 Mayıs 2023, 22:45

    Konu hakkında daha evvel Akaid grubumuzda bir makalemiz mevcut . Hem kısaca beyan edelim, hem de bu kavramı çarpıtan harici zihniyetini ifşa edecek bir beyan yapalım inşallah.

    TAĞUT:
    Luğatte ;
    “azmak, sınırı aşmak” anlamındaki tuğvân (tuğyân) kökünden türeyen bir isim/sıfat olup , mübalağa formatlarındandır. Asıl mânası “aşırı derecede azgın ve mütecaviz”dir. Bundan hareketle Allah’tan başka tapınılan ve hak yoldan saptıran her varlık, put, şeytan, kâhin ve sihirbaz tâgutun kapsamı içinde düşünülmüştür (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât).
    Kur’ân-ı Kerîm’de tuğyan kavramı otuz dokuz yerde geçer; tâğut ismi sekiz âyette yer alır. Tâgūt dışındaki kullanılışlarda kavram birkaç âyette suyun taşması, gözün hedefini şaşması, terazinin dengesinden saptırılıp eksik tartması gibi anlamlarda kullanılır, diğerlerinde dinî ve ahlâkî alanlardaki aşırılıklar, sapkınlıklar, zulüm ve tecavüzler çerçevesinde geçer.
    Bu nedenle , fasık kelimesi gibi, bazen kafiri ve mümini içine alacak bir vasfı haizdir. Bu nedenle
    Ebu Hayyan der ki: “Bunların birer örnekle açıklanması gerektir.
    Çünkü tağut bunların her birine hasredilmiş (mahsur)tir..” Yukardaki tarif, bunların hepsini içine almaktadır. Bununla birlikte Kâdî Beydavî bu hususa: “Allah yolundan menedenler” fıkrasını da ilave etmiştir ki, daha genel bir tarifi içerir. Çünkü bunu yapanlar, mabud tanınmış olmayabilir. Şu kadar ki, bu da “Heva ve hevesini ilâh edinen kimseyi gördün mü?” (Câsiye, 45/23) âyeti gereğince kendi hevasına uyup kendi kendine mabut rütbesi vermiş sayılabileceği düşünülürse önceki tarife dahil olacaktır.
    Zaten kelimeyi tevhit la ilahe ile başlamaktadır. Küfre götürecek batıl inançlardan, bidata sürükleyecek fasit içtihatlardan sakınmadan cehennemden kurtulmaya yol yoktur. Bu nedenle 72 bidat fırkası için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) :
    “Hepsi cehennemdedir” buyurmuştur.
    “Kim tağutu inkar ederse…” ifadesi şunu bildirmiş oluyor ki, tevhid emrinde ilk iş, putlardan önce ona sevk eden azgın isyankârlara küfretmek (onları inkar etmek)tir. Allah’a karşı isyankâr olmayan ve şirke razı olma ihtimali bulunmayan ve bununla beraber birtakım isyankârlar tarafından ilâh diye kabul edilen Hz. İsa ve Üzeyr gibi büyük insanların kendileri tağutun tarifinden ve kendilerine tağut denilenlerden hariçtirler.
    Tevhid emrinde, “başka hiçbir ilâh yok” derken , öncelikle bunların ilâhlığını nefyetmek, inkar etmek, ibadet etmemek farz olduğu halde, diğer taraftan bunları inkâr caiz olmayacak, bilakis Allah’a imanın gereklerinden olarak peygamberlere iman ve saygı da imanın şartlarına dahil bulunacaktır.
    Bu çok önemli nükteye işaret edilerek “kim tağutu inkâr ederse…” buyurulmuş da (tağut kapsamında olmayan) diğerlerini inkâr şart koşulmamıştır.
    Demek ki tevhidin şartı Allah’tan başkalarını inkâr etmek değil,
    Allah’tan başkalarından ilâhlık vasfını kaldırmak ve bu arada tağutları inkar etmek, yani onları hiç tanımamak, diğerlerinin de ilâhlık altındaki derecelerine göre haklarını tanımaktır. Çünkü hüküm Allah’ındır. Nihayet şunu da kesinlikle ifade ediyor ki, Allah’ın birliğine inanan bir mümin olmak için, Allah’a imandan önce küfre tevbe etmek şarttır. Ve bu tevbenin şartı da tağutlara asla inanmamaya kesin karar vermektir.
    Bu durumda, “kim tağutu inkar eder de Allah’a iman ederse…” ifadesi, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.” kelime-i tevhidinin bir tefsiri demektir. İşte böyle içi ve dışı ile iman eden mutlaka sağlam kulpa yapışmış olur ki, buna tutunanların Allah’ın Kürsisine, cennetin en yüksek tabakalarına doğru çekilip, götürülecekleri ve giderken bırakıverenlerin de dehşetli bir şekilde düşecekleri kelâmın mânâsından anlaşılıyor.
    Elmalılı Hamdi Yazır, Tefsir

    Günümüz haricileri olan mezhepsiz cahillerin TAĞUT dediği şey siyaset adı altında sistemdir.
    Halbuki idari sistemin kendisi tağut olmaz.
    Böyle bir TAĞUT kavramı yoktur islamda ve Kuran’da.
    Eğer sistem TAĞUT olsaydı Allah RASULÜ (Sallallahu aleyhi ve sellem) HABEŞ KRALI NECAŞi MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA”
    YÖNETİMİ TERK ETMEDİĞİ İÇİN TAĞUT DERDİ.
    KANUNLARIN İÇERİĞİ TEK TEK ELE ALINMADAN BİR İDARİ SİSTEME KOMPLE TAĞUT DİYE İSİM VERMEK GAFLET VE DALALETTİR. MESELA AMERİKA ANA YASASINDA VE DOLARLARIN ÜZERİNDE ;
    “in god we trust”
    BİZ ALLAH’A (İNANIR) GÜVENİRİZ YAZMAKTADIR. KOMPLE SİSTEMİ RED ETMEK ALLAH’A İNANMAYI YADA O SİSTEMİN ŞERİATA MUTABIK BİR HÜKMÜNÜ DE İNKAR ETMEYİ İÇERİR Kİ BU ZARURATI DİNİYEDEN BİR ŞEY İSE KÜFÜRDÜR.
    TAĞUTA İNANIYOR DİYEBİLMEK İÇİN ,
    1:
    TAĞUT KAPSAMINDA OLAN BİR HÜKME İNANMAYI
    2:
    GÜCÜ YETTİĞİ HALDE ŞERİATLA HÜKMETMEK İSTEMEMEYİ
    3: VELEV GÜCÜ YETİP HÜKMETMESE BİLE ŞERİATI TASDİKİ TERKMETEYİ KAST ETMESİ GEREKİRDİ.

    Bunlardan biri olmazsa, kişi ehli sünnet inancında ise ve bilerek aşikare günah işliyorsa fasık konumundadır, kafir değil.
    Günah işlemeyi kast etmiyor da buna mecbur bırakılmışsa, daha şerli bir durumdan sakınmak için yapıyorsa, yada islamın hakim olması niyetiyle takiye yapıyorsa, fasık da olmaz. Aksi taktirde
    Yusuf as, henüz şerî hükümlerin uygulanmadığı bir sistemde hazine sorumluluğunu (maliye bakanlığını) isteyerek talep etmezdi.

    Melik (Firavun) dedi ki: “Onu (Yusuf’u) bana getirin, O’nu kendime özel danışman edineyim.” O’nunla konuşunca, “Bugün sen katımızda yüksek yeri olan, güvenilir birisin” dedi.
    Yûsuf da, “Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben çok iyi korurum ve bu işi bilirim” dedi. (Yusuf Suresi 54-55)

    Yine Allah cc Firavunun meclisinde , imanını gizleyen bir adamın , Hz Musa as lehine siyaset yapmasını bize kıssa etmezdi.

    Firavun âilesinden o ana kadar imanını gizlemiş mü’min bir adam şöyle hitap etti: “Ne o! Yoksa siz bir insanı «Rabbim Allah’tır» dediği için öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden apaçık mûcizeler, deliller getirmiştir. Eğer o bir yalancıysa, zâten yalanının cezasını kendisi çekecektir. Fakat doğru söylüyorsa, onu inkâr ettiğiniz takdirde en azından sizi tehdit ettiği azabın bir kısmı dünyadayken başınıza gelecektir. Çünkü Allah haddini aşan, kabiliyet ve imkânlarını boşa harcayan ve çok yalan söyleyen kimseleri doğru yola ulaştırmaz.”
    (Mümin Suresi 28)

    Yine ;

    “İki şerden, daha hafif olanı (ehven-i şerreyn) ihtiyâr olunur” (Mecelle, md. 29) şeklinde bir genel kural bulunmakta olup, bununla anlatılmak istenen şudur: Câiz ve meşrû olmayan iki şeyden birinin işlenilmesi durumunda kalınırsa, bunlar arasında kötülük ve fenalık bakımından daha az ve hafif olanı tercih edilir. Çünkü, haram olan bir şeyi işlemek, ancak zarûretten dolayı mübah kılınmaktadır (Mecelle, md. 21). Zarûretler de kendi miktarlarınca takdir olunacağına göre (Mecelle, md. 22), daha hafif olan dururken, daha ağır ve büyük bir haramı işlemek zarûret sınırını aşmak olur.

    Aynı içerikte olmak üzere, “İki kötülükle karşı karşıya gelince daha hafif olanı işlenerek, büyüğünün çaresine bakılır” (Mecelle, md. 28) ve “Daha şiddetli olan zarar, daha hafif olan zararla izâle olunur” (Mecelle, md. 27) şeklinde iki genel kural daha vardır ve bunların her üçü de yaklaşık olarak aynı anlamı ifâde eder.
    Nitekim, Rumlar ile Mecusi Persler arasında çıkan muharabede, sahabe , Rumlar’dan yana tavır koymuştur. Bu onları hiristiyan yapmadığı gibi, ehli kitap sempatizanı da yapmaz. Allah cc da Rumlar’a bir kaç küsür sene içinde galibiyet vereceğini, müminlerin bununla sevineceğini Rum Suresinde beyan etmiştir.

    من لم يحكم بما أنزل الله فأؤلائك هم الكافرون

    Kim Allah’ın indirdikleri ile hükmetmez ise kafirlerin ta kendileridir. (Maide Suresi 44)

    Abdullah İbn Abbâs (radıyallâhu anhumâ)
    Mâide sûresinin 44. âyeti hakkında şöyle demiştir:

    “Kim Allâh’ın hükümlerini inkâr ederse, kâfir olur.
    Kim de hükmü kabûl eder ancak hükmetmez ise, zâlimdir, fâsıktır.”

    İbn Ebî Hâtim, (5/114)
    İbn Cerîr et-Taberî, (8/468)

    İmamı Hakim , Tirmizi ve Zehebi (rahimehumullah)
    İmamı ibni Abbas Ra görüşü sahihdir buyurmuşlardır.
    Zaten ayeti kerimenin evveli yahudilerin Tevrat’ı tahrifinden, onunla hükmetmemesinden, Allah’ın cc son irsal ettiği peygamberi ve ahkamını inkarından bahsetmekte, hasılı iman etmeyen, yahudileri konu almaktadır. İman eden günahkar müslümanları değil.Ardından gelen ayetler de ehli İncil ve ehli Tevrat’ın , ellerindeki İncil ve Tevrat’la hükmetmelerini, kitaplarında bulunanı tasdik edici olan nebiye ve ahkamına iman etmelerini açıkça emretmektedir.
    Söz konusu ayetler şunlardır :

    İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde seni nasıl hakem tayin ediyorlar; bunun ardından da (verdiğin hüküm işlerine gelmediği için) yüz çevirip gidiyorlar. Onlar asla (kendi kitaplarına dahi ) iman etmiş değildirler.
    Kendilerini Allah’a adamış olan peygamberlerin ve -Allah’ın kitabını korumaları kendilerinden istendiği için- rablerine teslim olmuş zâhidlerin, bilginlerin yahudiler arasında kendisiyle hükmettikleri, içinde hidayet ve nur bulunan Tevrat’ı da elbette biz indirmiştik. Hepsi onun (hak olduğunun) şahitleri idi. O halde (ey yahudiler, elinizdeki Tevrat’ı tasdik eden Kuran’a iman edin) insanlardan korkmayın, benden korkun da âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. (Peygamberi müjdeleyen ayetleri gizleyip, işinize gelmeyen ahkamı tahrif etmeyin)
    Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
    Tevrat’ta İsrâiloğulları’na, “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş… Yaralamalarda da kısas vardır. Kim kısası bağışlarsa bu kendisi için bir kefâret olur. Ve her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir” diye yazdık.
    Ardından o peygamberlerin yolu üzere, kendinden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik edici olarak Meryem oğlu Îsâ’yı gönderdik. Ona da içinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik edici, takvâ sahipleri için bir yol gösterici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.
    İncil’e tâbi olanlar da Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. (Yahudiler gibi ayetlerimi gizleyip tahrif etmesinler) Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıkların kendileridir.
    Semavî kitaplar genel itikadî esaslarda aynı olmakla birlikte şeriatlarında değişiklikler olmuş ve sonra gelen öncekinin bazı hükümlerini yürürlükten kaldırmıştır. 46 ve 47. âyetlerden anlaşıldığına göre Hz. Îsâ genel ilkelerde önceki peygamberlerin yoluna tâbi olmakla beraber bağımsız bir şeriata sahiptir. Kur’an gelinceye kadar hıristiyanlar İncil’le mutlak olarak, Tevrat’la da İncil’in tasdik ettiği çerçevede amel etmek ve bu çerçevede verilen hükümleri kayıtsız şartsız kabullenmek mecburiyetindedirler. Allah’ın indirdiği ile hükmetmedikleri takdirde itikadî durumlarına göre kâfirler, zalimler veya fâsıklar zümresine dahil olurlar; yani Allah’ın hükmüne iman etmekle beraber onunla amel etmeyen kimse isyankâr fâsık olur; Allah’ın hükmüne inanmadığı veya onu küçümsediği için onunla amel etmeyen kimse ise kâfir ve fâsık olur (Elmalılı, III, 1695)
    Hülasa, aynı inanç esaslarını getiren peygamberlere , getirdikleri ahkamda da tabi olmak , güncellenen ahkamı red etmemek, Allah’ın indirdiklerine öncelikle iman etmek iman esasıdır. Peygamberlere ve semavi kitaplara iman etmeyenler mümin değildirler. Amel etmeyenler ise fasık ve zalimdirler. Yahudi ve hiristiyanların bu ayetler, kendi dinlerini bozdukları gibi, aynı saiklerle , kendileri için gönderilen islama karşı aldıkları tavır beyan edilmektedir.

    Ayrıca onlar , tevhidi üçe bölerek akidevi bidat sahibi olmuşlardır.

    Tevhidi üçe bölen bir ayet hadis sahabe nakli ve cumhur ulema kaynağı var mı , yok. Her yeniliğe bidat deyip kendi itikat babında icat ettikleri zırvalara inanmamızı beklerler. Kelam ilmi bidattır der, Allah’a mekan, cismiyet, cihet , arşın nev cihetiyle kadim oluşu, Allah’ın cc (haşa bir hududu) oluşu hakkında felsefe yapmaktan, ümmetin icmasını delen fasit yorumlar yapmaktan çekinmezler.

    uluhiyet tevhidi
    rububiyet tevhidi
    isim ve sıfatlar tevhidi.

    Akideyi bozmaya zemin hazırlayacak mukaddimeler tertiplemekte en öndedirler. Sanki Rab-İlah gibi bir ayırım sahih inanç ve hüküm vermede gerekliymiş gibi. Rab olan ilah olmak zorunda, ilah olan rab olmak zorundadır. Her ikisi de bir olanın vasıflarındandır. Lazımları aynı Zat’ın lazımlarıdır.Mekke müşrikleri için inen ayetleri müslümanlara yorup şirke nispet etmek, ehli kitap için inen ayetleri
    iman ehlini tekfir için kullanmak, harici metodudur. Asıl dalalet olan sapık olan bidat budur.

    imana zarar veren bidat budur.

    “Allah Resulunun “muhdesattan/yeniliklerden “sakının” sözünün şerhi:

    Bil ki, yenilikler iki çeşittir:
    1. Şeriatta bir asli/dayanağı olmayan yenilik. Bu batil ve kınanmıştır.
    2. (Şeriattaki) Benzerine benzer bir şey ortaya koymak suretile olan yenilik. Bu kınanan bir şey değildir.
    Çünki, “muhdes” ve “bidat” kelimeleri sadece ismine göre kınanmaz. Sünnete mühalif ve hataya götüren mahiyetine göre kınanır. Yoksa mütlak şekilde (iyi ve ya kötü olduğuna bakılmadan) kınanmaz.”
    İbn Dakik El İd: Şerhul Erbâin: 75-76
    Bidat luğatta yenilik demektir. Her yenilik merdut (reddedilmiş) değildir. Şeri ahkam babında , “içtihad”
    kitap, sünnet ve icma ile ahkama delildir. Dolayısıyla içtihadi bir hüküm, şeriat kapsamındadır. Örfi olan yeniliklere gelince, hasene olan vardır, seyyie olan vardır. Ki yine sahih hadislerle hasene olanların sevap kazandıracağı , seyyie olanların vebal ve günah olacağı beyan edilmiştir

    ♦️İmam Şafii’nin ra tarifi şöyledir:

    ♦️’’Sonradan ortaya çıkan şeyler ikiye ayrılır;

    ♦️1- Kitap,sünnet,eser ve icma’ın zıttına olmayanlar bidatı hasendir.

    ♦️2-Bu sayılanlara zıt olansa, zem edilmiş bidattır.

    ♦️Suyuti’nin ra taksimi :

    ♦️’’Sonradan meydana gelen şeyler güzel ve çirkin bidat olarak ikiye ayrılır.

    ♦️Güzel bidat olan eylemlerin cevazı üzerine ittifak vardır.’’

    ♦️İbn Hacer ra şöyle tarif eder :

    ’♦️’Peygamber devrinde olmayıp sonradan ortaya çıkan her şey bidattır.
    Ondan hasen olanı da bunun zıttına olanı (zem edilmiş bidat) da vardır.’’

    ♦️İmam Gazali’nin ra tarifi şöyledir :

    ♦️’Tüm bidatlar yasaklanmamıştır.Sabit olan sünnete zıt düşenler yasaktır.’’

    ♦️Hanefi mezhebi:

    ♦️İbn Abidin ra :
    ’’Bidat (yapmak) bazen vacip olur ; sapık fırkalara reddiye için delil hazırlamak,Kur’an ve sünneti doğru anlamak için Nahiv (Arap grameri) öğrenmek gibi.
    Bidat yapmak bazen mendub olur;Medrese yapmak gibi.
    Bazen bidat yapmak mekruh olur ; mescitleri süslemek gibi…

    ♦️Bedreddin Ayni ra , Buhari şerhinde şöyle der :

    ♦️’Peygamberimiz zamanında var olmayan şeye bidat denilir.Sonra bidat ikiye ayrılır;

    ♦️1-Hasen, 2-Seyyie.’’

    ♦️Maliki mezhebi : İmam Muhammed Zürkani ra :
    ’’Bidata dair 5 hüküm vardır ;

    ♦️1-Vacip 2-Mendup 3-Mübah 4-Mekruh 5-Haram.’’der.
    Kaynaklar…
    ✔Menakibu’ş Şafi,1,468-469
    ✔el Emru bi’l ittiba’ ve’n nehyu ani’l ibtida’,s.12
    ✔Fethul Bari,2,394,Darul Marife,Beyrut ✔İhya-u Ulumi’d -Din,2,248
    ✔Reddül Muhtar,Haşiye,1,376 ✔Umdetu’l Kari,c.11,126
    ✔Muvatta şerhi,c.1,238

    1. Şeriatta bir asli/dayanağı olmayan yenilik. Bu batil ve kınanmıştır.

    2. (Şeriattaki) Benzerine benzer bir şey ortaya koymak suretile olan yenilik. Bu kınanan bir şey değildir.

    Çünki, “muhdes” ve “bidat” kelimeleri sadece ismine göre kınanmaz. Sünnete mühalif ve hataya götüren mahiyetine göre kınanır. Yoksa mütlak şekilde (iyi ve ya kötü olduğuna bakılmadan) kınanmaz.”
    İbn Dakik El İd ra: Şerhul Erbâin: 75-76

    Mezhepsizlerin yada onların saçmalıkları ile aklı bulanmış yarım hocaların mantığına göre sanal alemde tevhid adı altında tebliğ yapmakta bidattir.
    Ayet yok, hadis yok.
    Medrese yapmak, fıkıh, kelam, hadis, tasavvuf, tefsir gibi ilimlerin disiplinize edilmesi de bidattır. Çünkü sonradan ilim dalı haline gelmiştir. Daha önce din şahitler (selefi salihin) tarafından ağızdan ağıza bir bütün olarak nakledilirdi.
    Hülasa inanç esasları ve usullerinde ziyadelik noksanlık olamaz. İman bu yönü ile artmaz eksilmez. Her ziyadelik ve noksanlık bu bapta bidatı seyyiedir. Ancak amel cihetiyle her yenilik yani bidat seyyie olmadığı gibi, şeri delillerden (içtihat gibi bir delile) dayanıyorsa bağlayıcıdır. Yapılması vacip bile olabilir. Adet ve örf kabilinden ise bu durumda, hakkında nas bulunan meşru bir amel ise, bazen mübah, bazen sevap iras eden bir mendup bile olabilir.
    Sünneti ortadan kaldıran, yada edillei şeriye ile sabit bir hükme muhalif olan adetler ise seyyiedir, günahtır.“Kim islamda hasene bir adet çıkarırsa (iyi bir çığır açarsa ) açtığı o yolun ecri ve kendisinden sonra, onunla (o adetle) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de islamda (müslümanlar içinde) kötü bir adet çıkarırsa (seyyie bir çığır açarsa) açtığı çığrın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından birşey eksilmeden ona aittir.” (Riyâzu’s-Salihîn, 19, bab. 172. hadis, s. 158
    Müslim’den)
    Ayrıca Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Kabe putlarla dolu iken , Kabeye secde etmiştir. Tağuti düzen deyip, komple sistemi sistemi yok saymamıştır. Ki Osmanlı bakiyesi olan memleketimiz ile İbrahim as ın Hanif dini bakiyesi olan Mekke ahalisi dahi bu bapta benzerlik arz etmektedir.

    Latif Faruk Kavcı

  • İsa Erdoğan 9 Mayıs 2023, 17:44

    ismailağa telif heyeti tagut yazısı
    https://telif.ismailaga.org.tr/tagut-ve-tugyan

Bir Yorum Yazın