Bismillah.. Soruyorsunuz, Süleymaniler cemaatine neden operasyon yapılıyor ? Diğerlerine de sıra gelecek mi ? Herkes gibi biz de olanı biteni anlamaya çalışıyoruz. Bunun için farklı alan ve zaviyelerden bakan farklı görüş sahiplerini dinliyorum. yorumlar şöyle: 1) “çünkü oy vermiyorlar o yüzden operasyonu yiyorlar..” Muhalif zihniyetin tahlil tetkikten uzak, ucuz v peşin fikri bu. 2) Tayyip Erdoğan 2006 yılında kurduğu düşünce kuruluşu (thing tank)in ilk icraatı: _”irili ufaklı bütün dinî oluşumlar cemaat ve tarikatlar Ak Parti’ye entegre edilecek. Çünkü Bundan önce laik iktidarlar döneminde din hizmetleri tehtid altındaydı lakin namazlı imanlı kadroların iktidarında bu tehlike bertaraf edildi ve AK parti din hizmetlerinin en büyük hamii v temsilcisi oldu. Bu bakımdan hepsi buna destek olmalıdır, olmayanlar tasfiye edilmelidir” thing tank’in oluşturduğu bu fikir üzerine hareket edildi ve gerçekten bütün cemaat ve tarikatlar AK Parti’ye entegre edildi. Birlikte hareketi kabul edenlerin her birisine büyük imkanlar verildi vakıflar arsalar fonlar binalar sunuldu. Süleymaniler boyun eğmediği için bugün bu operasyonlara maruz kaldılar” Bu ikinci fikrin sonu 1. ile aynı bitti gördüğünüz gibi. Başlangıçta farklı bir şey diyecek gibi iken sonu aynı oldu 3) Süleymaniyeler esasında Tayyip Erdoğan ve partisine uzak kişiler değillerdi. Nitekim annesi bizzat Süleyman Efendi’nin Muhibbi idi ve vefatında onun kabrinin yanına gömülmek…
Allah’ın yüce adıyla Kaynak Sorunsalı İsmailağa gibi ilim ve irfan merkezi camilerde sabah ve yatsı namazı akabinde topluca okunan 10 kere la ilahe illallah ve salat-ı devaiye dediğimiz “Allahümme salli ala seyyidina Muhammed biadedi külli dain..” salavatının kaynağı nedir? CEVAP 10 kere لا اله الا الله okumanın kaynağı Kur’an: فاعلم انه لا اله الا الله bilmiş ol ki Allah’tan başka ilah yoktur” Hadis: Kim sabaha çıktığında 10 kere okursa la ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu, lehul mulku ve lehül hamdü ve huve ala külli şeyin kadir” derse bir köle azad etmiş gibi sevap kazanır. Akşam okuyan için de aynı..” Bu muazzam zikrin özü la ilahe illallah kelimeyi tevhididir, tamamını okumayan en azından özünü okur. Nitekim yalnızca la ilahe illallah okumaya teşvik eden nice ne nebevi hadisler vardır 3 kere Salat-ı Devaiyye okumanın kaynağı Kur’an: صلوا عليه وسلموا تسليما Allah ve melekleri o peygambere salat eder ey müminler sizler de ona salatü selam ediniz Hadis: bana bir kere salavat okuyana Allah on rahmet eder Şafi ve Hanefi uleması bela ve musibetin kalkması için müminlerin toplanıp topluca dua etmelerini caiz ve müstehap görmüşlerdir Salat-ı devaiyye اللهم صل على سيدنا محمد وعلى ال سيدنا محمد بعدد كل داء ودواء وبارك وسلم عليه…
Mücadelede batınî duruş | NİYYET Bismillahirrahmanirrahim SOHBETLER’de hz Pîr de aktarır “imam Ali efendimiz bir harp esnasında düşmanı yere sere göğsüne oturur kılıcı kaldırır tam boynunu vuracakken müşrik yüzüne tükürür.. İmam Ali efendimiz derhal onu bırakır müşrik şaşırır. İmam Ali efendimiz “Ben seninle Allah için savaşıyordum şimdi ise nefsim karıştı seni nefsim hesabına öldürmezdim” der. İntibaha gelen müşrik bu hareketle imana gelir müslüman olur.. NİYYET kalbin amelidir ve bütün ameller nezdi ilahide onunla değer kazanır. O yüzden kişi kalbini, cihadını ifada temel çıkış noktasını daima murakabe etmelidir: Allah için midir şeytan için mi ? Tasavvufun ana gayesi de budur: Kalbi bozuk duygu ve niyyetlerden tasfiye edip ihlasa ermek Lîk bunu elde etmek, elde ettikten sonra da muhafaza etmek gayet müşkildir. Ashab içinde Rasulullah efendimize sual etmişler “Cihadında Allah’ın ecr-i mükafatı yanında halkca medh-i sena olunmayı da arzu eden mücahide ne var ? Rasulullah: “Ona hiç bir şey yok. hiç bir şey yok. hiç bir şey yok! Dikkat edin halisane Allah için yapılmış amel ancak Allah’a yaraşır, kabule şayan olur” buyurmuşlar [Buhari] İhlas kalbe oturmamış; hakikate vasıl olmamış bizim gibi kimesne ciddi tehluke ve hatar içredir. Hatta şu satırları kaleme alırken.. Bir makale, bir resim çekip yayınlarken.. Marifetname sahibi gençliğinde kitab…
Allah’ın yüce Adıyla Abdullah Hoca* telefonda Ömer Keleş hocayı arar ve sorar +Hocam siz benim hakkımda “ona talebe verilmez sohbetine de gidilmez” dediniz mi? ortalıkta böyle sözler dolaşıyor? Ömer Mahmutoğlu (Keleş) : Bu soruya cevap vermem için sana birkaç soru sormam lazım +hocam buyurun sorun -rabıtayı kime yapıyorsun ? +Mahmud Efendi Hazretlerine yapıyorum -talebelerin kime yapıyor ? +onlar da Efendi Hazretlerine yapıyor -o zaman çık Fikri Efendi’ye rabıta yapılmaz o Şeyh değildir onun şeyhliği sahtedir! diye ilan et +Hocam ben sizin kadar cesaretli cüretkar değilim. eğer o bir şeyh ise mübarek olsun. Şeyh değil ise hesabını Allah’a versin ben ne diye çıkıp inkâr edeyim -tamam anlaşıldı Sen onu inkar edemiyorsun. senin ispat tarafın sağlam, nefi tarafın çürük! Bu durumda sen tarikat müşriksin” * müstear isim – – – Tarikat müşriki 2 | Ömer Mahmutoğlu (Keleş) Ömer Keleş hoca o kadar büyük(!) bir hocadır ki onun muhakemesine göre Mahmud Efendi’yi şeyh olarak kabul etmiş biri eğer onun devamı olan Hasan Efendi’yi veya Fikrî efendi yi de kabul ettiyse ve çıkıp inkar videosu çekmiyorsa onu kelime-i tevhidin ‘nefi ispat’ cihetine kıyas ederek Tarikat müşriki ilan edebiliyor ! Bunlara göre kişi dünyada Mahmud efendiden başka şeyh kabul ediyorsa -Allah’tan başka ilah kabul eden…
Allah’ın yüce Adıyla ve hani İbrâhim Kabe’nin duvarlarını yükseltirken “Allah’ım bizden kabul buyur..” diyordu.. Adem’in iki oğlu kurban sunmuştu da birinden kabul edilmiş diğerinden kabul edilmemişti de “seni kesin öldüreceğim demişti. o, Allah ancak takva kullarından kabul eder” demişti. Bu ayetlere bakarak alimler demiştir “Bir kişinin hayatında Allah bir tek amelini bir tek lirasını kabul etse o kişi kurtulur çünkü Allah nezdinde o takva sayılmıştır çünkü Allah ancak takva kullarından kabul eder.. Bir de işe şu taraftan bakmak lazım: Allah ancak takva kullarından kabul ediyor.. bense takva değilim. ne olacak benim halim! İşte burası bizi takva olmaya teşvik etmeli. Koskoca İbrahim Allah’ın halili Kâbeyi inşa ediyor ve Allahım kabul buyur diye niyaz ediyor. Şu cahil Bektaşi pişkinliğinden artık sıyrılma zamanı. Bazı şeyleri dert etme zamanı. Anlatırlar bektaşinin biri abdest almış sol ayağına su yetmemiş onu yere basmadan namaz kılmış sonunda Allah kabul ede diye dua etmiş. bunu izleyen bir diğeri gizlice fısıldamış “kabul etmiyorum namazınııı” Bu, “aman etmiyorsan etme ben de zaten bir ayağımı yıkamamıştım demiş !! Allah bu gibilerden kabul etmez Allah dostları ise bu kabul işini dert etmişler. bütün amellerini tenkit etmişler niyet ve ihlaslarını töhmet etmişler kendilerini o kadar kınamışlar ki.. İmam Rabbani diyor 20 yıllık ibadatı…
Allah’ın yüce Adıyla KÂBE veya BEYTULLAH Yeryüzünde Allah’ın Zatını temsil eden tek bina. O yüzden ibadet ona doğru yapılır, o yüzden Kâbeyi ziyaret Allah’ı ziyarettir, Hacer’i istilam etmek ise Allah’ın elini saygı ve sevgiyle öpmektir. Kabe, Allah’tan başka ilah olmadığı ve ibadetin yalnız Allah’a yapılacağını ifade eder. O yüzden “alemler için bir Hidayettir çok mübarektir” (3:96) Kabe yeryüzünde insanlığın faydasına yapılmış ilk yapı ilk Mescit (3:96) Adem aleyhisselama kadar uzanır. Zamanla duvarları yıkılmış etrafı ıssız kalmış ta ki Hz İbrâhim gelir temellerini bulur Oğlu hz İsmail ile üzerine duvarlarını yeniden örer Kâbeyi yükseltir. (2:127) Mekke döneminde Rasulullah efendimiz (salât ve selâm ederim) namazını Kabeye doğru kılar. Medine’ye geçince li-hikmetin yüzünü Beytilmakdis’e dönmesi emredilir. 17 ay da o cihete doğru kılar namazını. Sonra Rasulullah efendimizin yoğun talep ve duasıyla yeninden Kabe’ye dönerler (2:145) Bu değişiklikler çok hikmetler ihtiva eder, iman edenle tereddüt eden, ittiba edenle isyan eden birbirinden ayrılır (2:143). Ve ayrıca bugün bize atılan bir iftira “Müminler Kabe’ya ibadet ederler! Kâbe haşa ki bir sanem!” olmadığı, bilâkis Allah’ın emriyle bir kıble olduğu aleme ilan edilmiş olur. O yüzden namaz kılan mümin evinde kıble cihetine Kabe resmi, maketi koyması bidattır.. doğru değildir. İmam Mahmud efendi hazretlerine Kabe motifli bir seccade sererler…
Allah’ın yüce Adıyla UMRE, ömür, mamur, tamir, imar.. hepsi aynı kökten. Türevlerini bilince UMRENİN manası daha iyi anlaşıldı. UMRE yani Allah’ın Evi’ni imar etmek, şen ve mamur kılmak, ömrüne ömür katmak, revaçlandırmak, ıssız, terk edilmiş viraneye dönmesine engel olmak.. Allah’ın kula muamelesi kulun muamelesi kabilindendir. Zikreden zikredilir, ihsan edene ihsan bulur, Ziyaret eden ziyaret edilir. imar edenin dünya ahireti mamur olur.. “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman edenler imar ederler..” Allah’ın bu şahitliği kişiye ödül olarak yeter.. Cümlemize nasip eyle ya Rabbi BEYTULLAH’ı imar, Umre yapmak ihram, tavaf, sa’y ve saç tıraşından ibarettir. ihram günlük yaşamda helal olan şeyleri kendine haram etmektir. Fiyakalı renkli dikişli modeller giymek helaldir, ihramla bunları kendine haram edersin. Koku sürünmek saçına sakalına şekil vermek helaldir, ihramla bunu da kendine haram edersin. avlanmak bit pireyi imha etmek, bağ bahçe ot bitki koparmak helaldir ihramla bunları da kendine yasaklarsın. Nikah dairesinde cima cinsellik helaldir ihramla bunu da kendine haram edersin.. İhram bir nevi yaşam orucu, mübahı yasak eder ve aradaki statü farkını kaldırarak kulları eşitler. kral ile teba aynı olur, kral kim köle kim belirsiz olur BEYTULLAH’ı imar, Umre yapmak ihram, tavaf, sa’y ve saç tıraşından ibarettir. ihram günlük yaşamda helal olan şeyleri kendine haram…
ALLAHIN YÜCE ADIYLA KONU : Efendi Hz’nin Hilafeti Hasan Efendiye bırakma sürecinde yaşanan zorluklar, Silsilenin devam edeceği müjdesi ve Metin hoca merhumun şahitliği “Selamun aleyküm kıymetli kardeşlerim tarihte saklı bir olaya sizleri şahit tutmak için bu mesajı yazıyorum. Hasan Efendi Hz’nin halifeliğine (şeyh olacağına) dair Efendi Hazretlerinin kararını tebliğ ettiği heyet işi evrak ve imzaya dökmeye hazırlık yaparken Metin hoca rahmetliye bir telefon geliyor. Telefon Mahmud Efendi Hazretlerinden : “Ben hayattayım onlara söyle vazifemin başındayım daha ölmedim!” Telefonu alan Metin Hoca efendinin tansiyonu yükselir telaşlanır abdest alıp iki rekat namaz kılar hemen toplantının olduğu yere gidip Efendi Hz’nin sözünü tebliğ eder. Bir müddet sonra da Metin hoca ailesiyle Suriye’ye ilimini geliştirmeye giderler. Efendi hazretlerimiz tekrar telefon açtırarak bu defa Metin hocayı haneye davet eder “onu burada misafir edelim” der. Efendi hazretleri hanede bir ara Metin hocayla yanlız kalınca “Ne yaptın o telefonda söylediğimi ? diye sorar. Metin hoca “Onlara gittim söyledim” diye cevap verince Efendi Hazretleri buyurur ki “Heyetle ne karar aldıysak odur, beni sana zorla söylettiler. Ama bunu şimdi söylemeyelim. Beni zorluyorlar ‘Mehdiye bırak bu vazifeyi’ diye. Mehdiye kavuşursak tamam. Ama oldu kavuşamadık.. Silsile-i Aliyye yoluyla devam edecek tarikatımız” Metin hoca Haneden ayrılırken Şefik Hc ve Muhammed Keskin Hocaya…
Allah’ın yüce Adıyla Vatan Nöbeti “İki göze cehennem ateşi değmez seherde günahına ağlayan göz ve cephede düşmanı gözetleyen göz” Cehennemden kurtulmak bu hadisi şerifte cihada bağlandı. Biri cihadı esğar, diğeri cihadı ekber. Biri nefs’e karşı yapılıyor diğeri düşmanla. Askerlik görevi o yüzden çok kıymetli. Şeyhimiz Mahmud Efendi Hz Hadis kitaplarından nöbet tutmanın faziletini okuyunca askere gitmeye can attım diyor hazret. ve Bandırma denize karşı kışın denizden esen rüzgar buz gibi olur.. soğuktan ellerimiz çatılardı. O soğukta nöbet tutmak istemeyen asker arkadaşlarına “sizin nöbetinizi de ben tutarım dilerseniz” diyecek kadar bir.. kelime bulamıyorum Askerlik yapanlar bilir “nöbet askerin kabusudur. Nöbete yazılmayı kimse istemez. Nöbet tutmayanlara gıbtayla bakılır.. çömez askerler ise boyuna nöbete giderler. onlar da kıdemlenip nöbetsiz geçecek sabahların hayali ile sabrederler. Yani “sevaptır sebeb-i necattır” diyerek nöbete aşkla şevkle gideni askeri ben 18 aylık askerliğimde görmedim. Bilakis istirahat gününde kendisine nöbet kilitlenmiş askerlerin kahrettiğini küfrettiğini gördüm. Genel manzara böyle iken gece buz gibi esen tipiye karşı “isterseniz sizin nöbetinizi de ben tutayım” diyen asker normal sıradan bir insan olamaz arkadaş. Bu gibiler olsa olsa ya melek olur, ya Allah’ın hususi askeri.. Konumuza dönelim, vatan nöbeti anlaşıldı ki dünyada insanın yapabileceği en büyük amel. Her müminin mefkuresi hedefi gayesi vatanını muhafaza…
Allah’ın yüce Adıyla.. “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın/düzeltin. Siz doğru yolda olursanız yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.” Maide:105 İsmailağa çekilen operasyonlardan bahsedildiği bu günlerde “İsmailağa’yı bitirmek nasıl mümkün olabilir” yani “İsmailağa yı bitirebilir ler mi ? neyi başarırlarsa gerçekten bitirmiş olurlar? sorularına cevap arayacağız. Ama önce ismailağa nedir? ismailağa’yı ismailağa yapan dinamikler/asıl umdeler nelerdir bir bakalım. İsmailağa Nedir? İsmailağa, adını İsmailağa Camii’nden alan bir tarikat cemaatidir. Mahmud Ustaosmanoğlu askerlik görevi sonrasında Şeyhi Ali Haydar efendinin tensibi ile bu caminin ilk imamı olmuş ve onun çalışmalarıyla insanlar etrafında toplanmışlar vakıf kurmuşlar İslami ilimler eğitimi veren medreseler açmışlar, derken hareket ülke geneline yayılarak büyük bir cemaat oluşturmuşlardır. İsmailağa cemaatinin Tarikat boyutu nedir? İsmailağa cemaati Nakşibendi tarikatı içinde İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid, İsmet Efendi, Ali Haydar Efendi ile gelen Altın Silsileye bağlıdır. Bu yönüyle de bir Tarikat yapılanmasıdır İsmailağa ilim ve irfana hizmet hareketinin üç ayağı vardır: Tasavvuf, irşad ve eğitim • Tasavvuf hizmeti istihareye dayalı, talip olanların şeyhe biatını kabul etmek,tarikat vazifeleri (evrad, ezkar) vermek, müridlerin tasavvuf sohbeti için bir arada toplanması ve Hatm-i Hacegan okumalarından ibarettir. • irşad vazifeleri, umuma açık dersler, sohbet vaaz ve emr-i bil maruf seferlerinden…
Rahman ve Rahîm Allah’ın yüce Adıyla Haberler şöyle ; Çarşaflı bir hanım efendiye Kocaeli’nde aşüfte bir avrat sözlü saldırıp taciz eder.. Benzer bir vukuat bir kaç gün önce İstanbul’da metroda vuku bulur.. Soru bu “Neler oluyor? Bu aşufteler çarşaftan neden bu kadar rahatsız? Saldırılar neden çarşafa? O ki hakiki tesettür çarşaftır, şeriatı gösteren çarşaftır, şeytanın dostları başka değil “Çarşafa” düşmandırlar. Çarşaf, yüz yıllardır çarşaf olarak kaldı. Cumhuriyetle beraber mantoya dönüştüğü anda küfür bize ilk golünü atmış oldu. o yüzden cumhuriyeti kuranlar Osmanlı kadının çarşaftan soyma kampanyaları düzenlediler. Çarşafını çıkarıp teslim eden kadına bedava manto verdiler. Alimi cahili abidi zahidi.. herkes bu zokayı yuttu. Fetva hocaları “adam, önemli olan tesettür, şekil önemli değil ! manto da strediyor işte kadının tüm cesedini örtüyor.. caiz!” dediler.. Şeytanın hilesine düştüler, faka bastılar.. Ancak Rabbanî âlimler müstesna. Onlar Allah’ın nuruyla mantodaki hileyi, ayrıntıdaki şeytanı fark ettiler. ve ferevan ettiler “Çarşafı çıkarıp manto giyinmek asla caiz değil” dediler.. Hayat 50 sene içinde Rabbani alimlerin haklı olduğunu gösterdi. Tesettürün sadece T’si kaldı. Şimdilerde tesettürün geldiği bu noktada herkes şikayetçi. Şikayetçiler ancak hâlâ işi anlamış değiller. Hala asla dönmeyi, tövbe etmeyi düşünmiyorlar. “Çarşaf” diyen âlimler haklıydı deyip hakkı teslim edemiyorlar. Kibir putunu kırıp tevazuyla hatalarını kabul edemiyorlar. Üstad…
Allah’ın Yüce Adıyla Reddiyecilikte gelinen nokta: Dostunu düşman ilan etme!! Bazı hocalar, youtuburlar bu zat hakkında videolar çekmişler Sabır Meşhur aleyhine reddiye vs yapıyorlar.. Bunun üzerine bu Türkiye dostu büyük mücahidi hakkaniyet adına müdafaa edeceğiz Evvela: Sabır Meşhur kimdir ? Sabır Meşhur Mısırlı araştırmacı yazar ve gazeteci, Mısır Lideri Muhammed Mursi’nin müdafiilerinden, onun yakın ekibinden. Muhammed Mursinin darbe ile indirilmesi sonucunda Türkiye’ye iltica etmiş ve var gücüyle İslamı Müslümanları ve özelde Türkiye’yi koruma ve mudafaa etme, Tayyip Erdoğan hükümetini islam ve müslümanların menfaati uğruna destekleme çalışmalarına girmiş bunun için onlarca etkili videolar çekmiştir. 1. Husus: Sabır Meşhur mezhepsiz” iddiası Hoca arkadaş atını mahmuzlamış bağırıyor : “Sabır meşhur mezhepsiz miş çünkü şöyle demiş “mezhebini sorarsa biri sana, Hanefiyim demek olmaz” sonra hükmü basıyor “Desene sen mezhepsizsin !” Tashih: Sabır’ın ilgili videosunu dinledik “mezhebini sorarsa biri sana Hanefiyim demek olmaz” demiyor ki !! “Sen kimsin diye sorulduğunda Müslümanım dersin nispet İslam’a dır, şahıslara değildir. şahıslara nispet yapılsaydı hepimizin Muhammedi denilmesi lazımdı Hz Muhammed sas Ebu Hanifeden elbette üstündür” diyor ve çok enfes bir tespit yapıyor Allah razı olsun. Hatırlayınız (Mahmud Efendi hz müridleri) için birileri “Mahmutçular” ismi takmışlar da Efendi Hazretleri ne kadar üzülmüştü “Mahmudcular diyorlar mış Rica ederim Mahmud yeni bir din…
Allah’ın yüce Adıyla.. 6 ocak 2023 Depremin meydana geldiği içtimai ahval itibariyle; Çalkantılı ekonomi içinde bir tür fırsatçılık baş göstermiş, fiyatlar tavan yapmış, ev sahibi kiracıyı faha fazla sağma, zengin daha çok mal biriktirme derdine düşmüş, mültecilere karşı nefret tırmanmış, merhamet yardımlaşma hissiyatı adeta kalpleri terk etmiş idi.. ve gaddarlık gadri getirdi Ve Deprem.. Topyekûn milletimizi bizleri yakamızdan tutup silkeledi. öyle bir sarstı ki bizi kendimize getirdi. Bencillik uykusundan uyanıp herkes bir başkasına el uzatmaya durdu. merhamet yardımlaşma duygularımız yeniden canlandı. Otelini evini işyerini depremzedelere meccanen açanlar, sıfır yaptığı binalarına depremzede yerleştirenler. geleceğe yaptığı yatırımları hiç düşünmeden afet bölgesine gönderenler, elindeki üç kuruşunu bütün varını veren fakirler, komşu İslam ülkelerinden gelen külliyetli yardımlar.. Hep bu tazelenen merhametin tecellileri “Siz yerdekilere acıyın ki semadaki (melek)ler de size acısın” hakikatince bu millet büyük bir merhameti inşaallah haketti O devasa sarsıntılar sadece merhamet ve yardımlaşma duygularımızı canlandırmadı. Ansızın ölüm gerçeğini; ahireti gözümüzün önüne getirdi. Allah’a iman ve teslimiyeti, acziyetimizi; kul olduğmuzu, Allah’a tevekkülü, sabrı, metaneti, birlik olmayı yeniden öğretti. Deprem bizlerle tedbir almayı, duyarlı ve sorumlu hareket etmeyi yeniden hatırlattı. Hasılı deprem “Artık ey müminler Allah’a toptan tevbe edin ki kurtulabilesiniz” Nur:31 ayeti ile zorunlu amel ettirerek “bir musibet yaşattı ama bin…
Allah’ın yüce Adıyla.. Özet: Bu yazı insanı amele sevk eden “haz alma, sevgi, istek, hırs, gayret” gibi kalbi muharriklerin yoksunluğunda insanın çaresiz olmadığını ve bu iç dinamiklerden yoksunluk onun geri kalmasına mazeret olmayacağını konu eder. İçten dışa etki ve kontrol formülünü tersinden işletip dıştan içe tesir’in mümkün ve vaki olduğunu ispat eder. Rasulullah’a sas ittiba Allah’ın emri, boynumuzun borcu. Bu ittibanın zerresi kainattan kıymetli. Allah tarafından sevilmenin çaresi bu ittibadır zira. İttiba Rasulullah efendimize muhabbete bağlıdır, ancak ne acaibtir ki Ona muhabbet etmek te Ona ittiba etmeye bağlı. Yani muhabbet ile ittiba arasında mübarek bir döngü vardır; biri diğerini tetiklemekte. Şu durumda bu döngünün dışında kalmış yani Peygamber efendimizi tam sevememiş ahir zaman insanı ne yapsın ? Yeterince sevgisi yok.. ittiba edemiyor, çünkü içinden gelmiyor. Tamsm, sevmek istiyor ama bu da ittibaya bağlı! Bu şimdi çaresiz ! Ne yapacak ? nasıl kurtulacak ? Bunun çaresi içinden gelmese de akıl ve iradesini kullanarak kalem kalem Rasulullah’ın sünnetlerini ifa etmek. Buna kendini zorlamak. Sevmediği işte çalışanlar, mantık evliliği yapan gençler gibi.. Mantık evliliği, hani iki genç hayatlarını birleştiriyorlar ancak gönül birliği (sevgi) henüz oluşmamış.. Yani kendilerini bir takım mantıklı sebeplerden dolayı bu evliliğe zorluyorlar. Dünyada en zor şey sevmeden bir arada durmak….
Allah’ın yüce Adıyla.. Birileri icraat yapar, kendi öne atmış belki feda etmiş.. meydandadır, kılıç kalkan cenk eder.. ötekiler izleyicidir, çekirdek citleyerek eleştirir.. eleştirirken şöyle dediklerini duyarız “iyi de.. şu üslubu de olmasa..” “tamam da şu huyu da olmasa..” Mesela Reis hakkında ne diyorlar? “Reisin dik duruşu, cesareti iyi hoş da şu ayrıştırıcı üslubu de olmasa!” Bu lafı duyan kişi ilk etapta düşünmeden tasdik eder, doğru dersin” der. Hâlbuki doğru değil. Üslubu eleştirilen bir diğer mücahit Rahmetli Abdülmetin Balkanlı hocaydı “vaazda takındığı tavır ismailağanın vakarına uygun değil” derdi bir çok yarım hoca ! Yine Rahmetli Timurtaş hoca, benzer şekilde çok eleştirilmişti sağlığında. Üslubu sert, şiddetli, kılıcı keskin.. vs. Aynı şekilde Hatip >> Halil Konakçı hoca.. benzer sözlerle kendi mahallesinden eleştirilir durur “tamam da çatışmacı üslubu doğru değil, daha yumuşak daha kuşatıcı olmalıydı” denir. Eleştirileri dinleyenler de hak verir “he yaw bu hoca denildiği gibi olsa daha çok faydalı olurdu” derler. Yanlış arkadaşlar yanlış. Reis te, Balkanlı hoca da, Timurtaş hoca da, Halil hoca da o üslubuyla Odur. O güya beğenmediğiniz üslubu onlardan aldığınızda ortada kimse kalmaz. Ne Reis kalır ne Metin hoca ne Timurtaş ! Reisi böyle sağlam cesur çelik gibi yapan o üslubu, o huyu işte. O huyu çıkar yumuşak…
Zengin Olan Allah’ın Adıyla.. Fakirdir mağdurdur, mutad yardım edersin maaş gibi her ay ödeme yaparsın. mecbur değilsin vermeye veya onu tercih etmeye.. Sonra bir gün verdiğin 300 liraya burun kıvırır. Bu az der. Daha fazlasını ister, kapıdan ayrılmaz insanı çileden çıkarır. Hayır verdiğine vereceğine pişman olmak değil. Nerede yanlış yapıyorum diye düşünmeye başlıyorsun. Teşekkür yerine neden surat asıkılığı oluyor..!? Konuyu tahlil ediyoruz. “iyiliği kendine hak bilme” problemi ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. hakkını aldığını düşünen kişi teşekkür etmez. kesildiği zaman da bunu kendine yapılan haksızlık bilir isyan eder beddua eder.. Şükür ve Küfür 2 Bir diğeri kocası ölmüş 4 kız çocuğu ile bir başına kalmış. Büyük kızı evlendi yetim sayılmaz. Dernek olarak buna da yardım ediyorsun bir kira parası kadar aylık ödeme yapıyorsun. aylar boyu. sonra bu taşınıyor memleketine dönüyor.. oradan feveran ediyor neden benim paramı kestiniz devam etmelisiniz! “biz kendi mahallemizden sorumluyuz dediğimizde bulduğumuz karşılık isyan ve kahır. En zor zamanımda elimden tuttunuz” yok neden paramı kestiniz vermiyorsunuz” var. kaldı ki devlet 2500 dul aylığı bağlamış yoktan iyidir. Problem aynı “sadakayı kendine hak bilme” tabi ki verecekler. babalarının parasını vermiyorlar ya” nankörlüğü Çözüm: Kimseye yardım sözü vermemek. Her ay vereceğiz dememek. Böylece iyiliği bir hak olarak görmeyecektir. Benzer Bir…
Allah’ın yüce Adıyla.. Büyük İmam M.M.El-Maturîdî Kuran ve Sunnetten istihrac ettiği ilâhî hakikat “Aklı başında yetişkin her insan Allah’ı birlemekle mes’uldür. Şirk ve küfür üzere ölen cehennemliktir. Nebi görmese bile” Bu hakikati işiten her mümin boyun eğip amenna demeli, itiraz cihetine gitmemelidir. Çünkü delilsiz itiraz küfürdür. Delil muctehidin haddidir. Ancak şimdilerde ümmetin gençlerine okullarda küfür mikrobu sinsice verilmekte. “sorgulayan araştıran aydınlanan nesiller yetiştirme” adı altında gençliğimiz birer inkar makinelerine dönüşmektedir. Her hakikate itiraz edecek, her haberi/bilgiyi kurcalayıp igdiş edecek bu gençler maruz kaldıkları zehrin etkisini gösteriyorlar.. ve kaynağı Allah’ın kitabı olmuş, Allah’ın Nebisi olmuş hiç umursamadan bir çok şeyleri red ve inkar ediyorlar. İnkara muheyya ellerindeki tek malzeme “akıl !” laf bu: benim aklıma yatmıyor o yüzden yok hayır” Bence bu yanlış” bence bu saçma” işte eylem ve kapasite bu kadar ! Madem ki senin aklın bir şeyi inkar etmeye basıyor.. demekki ispat ve ikrar etmeye de basardı. ikrar etmiyorsa bunda sui kasıt var. işte küfür de budur: Kasten ve bile bile reddetmek..! Şu halde: 1) İmam Maturîdî RA içtihadında musîbdir biizniAllah; Akıl yeterli huccettir. Aklı başında olan kâfir bu küfürle ölür geberirse ebedîyyen ateşte yanacak. HafizanaAllah Lâilâhe illaAllah Hikmet: Kuran’ı inkar eden deist ateist kesim, ellerinde tutup bayraklaştırdıkları en…
Allah’ın yüce adıyla Soru: Ramazan dışında sabah ezanı imsak saatinde değil yarım saat, belki kırk dakika sonra okunmaktadır. Hâlbuki ezana bakarak hareket eden çok insan var. bunlar sabah henüz olmadı diyerek imsaktan sonra yatsı namazı kılıyorlar. Bunun vebali kime ait olacak !? Cevap, Allah’ın yüce Adıyla.. Diyanetin talimatı güneşten bir saat önce ezan okumaktır. neden ? çünkü bizim insanımız ezanla uyanır abdestini alır camiye gelir. güneşe yarım saat kala da imam efendi farza başlar. ve Hanefi mezhebince müstehap olan vakitte (ortalık ışıdığı saatte) namaz kılınmış olur. Bu doğru bir yaklaşım. İmsak saatinde ezan okunsa namazı da erkenden yani henüz ortalık karanlık iken kılmış olacağız. hanefide bu makbul değildir. Gelelim işin mahzurlarına.. Hani nice insanlar vakte takvime değil ezana bakarak hareket ediyormuş ve buna göre yatsı namazını sabah ezanından az önce kılıyor muş dolayısıyla da vakit çıktıktan sonra namazı kılma durumuna düşüyormuş! Bu yanlış. vaktin son kısmını bilmede ezana göre hareket etmek imkansız. çünkü ezanı duyduğunda vakit bitmiş olacak. şu halde yatsı namazını son vakitte kılmak isteyen mutlaka takvime (cep tlf uygulamasına) bakmak durumundadır. orada da zaten imsak saati net olarak yazılıdır. şu halde ezanın imsaktan yarım saat sonra okunmasının namaza zararı yok. Ezan okunmadan saate bakıp sabah olmuş diyerek namaz…
Soru: Yani babaları ölmüş yetimlerin evine dul kadının mahremi olan akrabası gelmiştir o kadın da sofra kurup ikram etmiştir.. Bu sofradan yiyebilir mi ? Buradan yemek yasaklanan yetim malı yemek midir ? Cevap. Allah’ın yüce Adıyla Bu sofradan yemek helaldir, ikramı reddetme ve gönül incitme kabalığından kaçınmış olacağından yetimlere bir sahiplik kol kanat germe hissi tattıracağından sevap bile olur. En son ihtimal çıkarken çocukların eline harçlık verir, içinden yemeğin ücretine niyet eder Yetim olan evden yemek yenmez” fikri bazı yörelerde yerleşmiş batıl inançtır. Doğrusu “Yetimin malını zulüm ve haksızlıkla yiyenler karınlarına ateş yemişlerdir yakında cehenneme sokulacaklar.” (Nisa:10) Bu ve benzeri ayetlerin nüzulü akabinde yetim barındıran Sahabeler RA yetimlerin sofralarını yemeklerini ayırmış büyük bir külfetin altına girmişlerdi. Yetimler kendi sofrasından yiyor onlar ayrı yaptıkları yemelerini yiyorlar, yetimlerin yedikleri önde yemedikleri icabında bozuluyor.. Yetim bakmak bir işkenceye dönüşmüştü. Geldiler Rasulullah Efendimize arz ettiler. sas “Yetimlerin malına ahsen suretle olandan başka yaklaşmayın” “Yetimlerin malını zulmen yiyenler karınlarına ateş yemişlerdir..” Ayetlerinden murad-ı ilahinin bu olmadığı inen şu ayetle ifade edildi “Sana yetimlerden soruyorlar de ki onların maslahatına çalışmak en iyisi.. Ama eğer onları kendi aranıza katarsanız onlar (din) kardeşleriniz. Allah bilir, bozguncuyu ıslah ediciden ayırt eder (merak etmeyin) (Bakara: 220) Bu ayet nazil olduktan…
bu yazı Ramazan ayı müslümanın hayatında neden önemli olduğunu ve hangi açılardan müslümana taze kan ve güç kattığını açıklamayı hedefler