Allah’ın yüce Adıyla İran müdafaası kılıfıyla Şiileştirme Furyası Yazan: isa Erdoğan, 10.03.26 ist. ABD İsrail-İran savaşının sürdüğü bu günlerde Türkiye’de oluşan ABD-izraile karşı İran taraftarlığı, ciddi ölçüde İran’ın dini/mezhebi olan Şiiliğe ilgi ve sempati duymaya evrilmiş, bu da haklı olarak Ehli Sünnet (Peygamber ve Ashabının) yolunda olan alimlerin feveran etmesine sebep olmuştur. Savaşan iki taraftan biri kan içici, masum çocuk katili İzrail olunca bunun karşısında kim olsa, vicdan sahibi halkların ona destek ve taraftar olması tabiidir. Kaldı ki İran İslam ülkesi bilinir ve üstelik Türkiye’nin komşusudur. Yani İzrail-Amerika’ya karşı İran’ı destekleme, gönülden taraf olma sebepleri gayet baskındır. Lakin sıkıntı savaşta İran tarafını tutma olgusunun siyasi konjonktürden çıkıp dinî itikadi bir boyuta verilmesi ve bazı mihrakların bu süreçte kasıtlı rol üstlenmesi. Bu yazıda milletimizi bilerek veya bilmeyerek irancılaştırmada rol üstlenen kesimleri tespit edeceğiz ve korunma yollarını inşallah göstereceğiz Bu arada not olarak kaydedelim; Türkiye’de bulunan azılı azınlık, hani bir sarıklı sakallı çarşaflı görünce “yuhh defolun İran’a..” diğe bağıran, ve bunların elitleri, kimi isminin baş kısmı, kimi omuzu kalabalık, kimi kasası şişik tayfası, Türkiye’de hükümet eliyle ne zaman dini ahlaki bir adım atılsa hemen köpürüp “Türkiye laiktir laik kalacak Türkiye asla bir iran olmayacak” diye parmak sallayanlardan da bunca ‘İran güzellemerine’ karşı…
Allah’ın yüce Adıyla Mehmet Okuyan isimli ilahiyatçının Ehl-i Sünnete aykırı, Kuran ve Sünnete zıt lafları görüşleri, bazı bilgisiz müminlerin kafasını karıştırmaya devam ediyor. Bu kabilden “cehennemden çıkış yok. cehennemde sayılı gün kalıp çıkarız lafı Yahudilerin lafıdır. Yok öyle şey. Cehenneme giren çıkamaz!” demiştir ancak bu laf, ümmetin müctehid imamlarına aykırıdır ve bir çok açıdan da sakıncalıdır Mehmet Okuyan’ın bu görüşü evvela ona ait değil, “cehenneme giren günahkar orada ebedî kalır çünkü cehennemden çıkış yok” görüşünü ilk defa dile getirenler tarihte sapkın Haricî topluluğu, sonrasında ise sapkın Mutezile fırkasıdır. Mehmet Okuyan bu tavrıyla Ehl-i Sünneti değil sapkın fırkaları izlemiş ve dinleyenleri de oraya kanalize etmiş oluyor. “Yok ben onları değil Kur’an’ı takip ediyorum kurandan ben anladığımı söylüyorum” diyorsa ona sorarlar “Bunca müctehid alimlerin Kur’an ve Hadisten anladıkları sana yetmedi mi!? Sen müctehid değilsin, ama müctehidlerin sahasına kaçak giriyorsun ve sonra insanları çürük fikrine davet ediyorsun. Senin o “cehennemden çıkış yok” lafın Kur’an’ın söylemi değil, senin kendi bozuk anlayışın Kendi bozuk anlayışını Kuran yerine koyup “Bakın ben demiyorum Kuran diyor” çıkışı bu tip cüretkar cahillerin ortak tavrıdır Ehl-i Sünnet hak inanca göre “müminler içinde bazı asiler cehenneme girecekler ve ancak bir süre sonra Allah’ın af ve mağfiretiyle oradan çıkacaklardır” Bu hüküm müctehid…
BİZ NAMAZLARI NEDEN CEM ETMİYORUZ Allah’ın yüce Adıyla Beş vakit namaz, adı üstünde beş vakitte kılınmak için bize farz edildi. Allah Rasulü ve yüce Ashabı beş vakit namazı daima 5 vakitte kılmıştır Arafat hariç namazları cem etmemişlerdir. Allah Rasulünün bir defa cem ederek kıldığını ifade eden bir hadis (sahabe sözü) evet bizim kitaplarımızda mevcuttur ancak bu söz kendisiyle amel edilecek seviyede yeterli görülmediği için ne Ashab ne de Tabiin ne de Müctehid alimler namazları cem etmeye fetva vermemişler ve ümmet ilk asırdan beri 5 namazı beş vakitte kılmışlardır Elhamdülillah Bir video dolaşıyor internette Türkçe konuşan bir şii/Caferi/alevi eline bizim Sahih-i Müslim hadis kitabını almış “neden biz (aleviler) namazları cem ediyoruz” adında bir video çekmiş. Kitapta geçen İbn Abbas hadisini göstererek “işte bakın namazların cem edilebileceğine dair delil sizin kitaplarınızda da var Rasulullah aleyhisselam dahi cem ederek kılmış” türünden bir şeyler söylüyor. O Şiî aleviyi medyada gören cahillermiz önce bir sarsılıyor.. Sonra hocalara koşuyor “hocam nolur cevap verin nolur açıklama yapın biz çok fena afalladık!!” Madem imanın ilmin bu kadar zayıf ne diye dolanırsın ınstagram’ın Facebook’un çöplüklerinde !? Bakın ehli sünnet olarak şii topluluklarına siz hiçbir şey anlatamazsınız. Onlar sizi dinlemezler.. “Bizim alimlerimiz var bizim mollalarımız var biz onları dinleriz” derler…..
Allah nerede? İlmi konuların cevaplar bilirsiniz iki açıdan verilir nakli olarak ve akli olarak. Akli delil herkesi bağlar, naklî delil ise inananları Allah nerede ? Sorusuna akli olarak verilecek basit ve kolay cevabı : Kâinatı Semayı Arşı yaratmadan önce neredeyse orada. Bunun manası mekana bağlı değil.. Dini istılahla biz bunu “mekandan münezzeh” diyerek ifade ederiz Ama nakli cevaba gelince.. Allah nerede mevzuunu naklî delillerle açıklamak ise bu kadar basit değil. Çünkü hakkında nazil ve varid olmuş nasslar/nakiller tevillidir, tevilli olmak da zorundadır. Esasında nerede’ye/mekân sorgusuna cevap olacak bir ayet de yok. Konuyla alakalı olarak getirilen iki ayet var: الرحمن على العرش استوي اامنتم من في السماء İlkine göre Arşta deniyor ikinciye göre Semada. Arş sema üzerinde olduğu için çelişki yok deniyor. Burada soru şu: Sema neresi ? Kafamızı kaldırıp baktığımız gök mü? Bir uçak olsa binsek oraya ulaşabilir miyiz ? Devam edecek..
Allah’ın yüce Adıyla Son günlerde Erenler Vakfı Medresesi Cübbeli Ahmet hoca tarafından ağır ithamlarla eleştirilmekte, eleştiri sınırı aşılıp “erencilere talebe verilmez yardım edilmez” gibi sözlerle adeta koskoca bir ilim merkezi bitirilmek yok edilmek istenmektedir. Buna sebep ve bahane olarak ise Müderris Mahmut Eren Hoca’nın bir konuşması, fetret ehli hakkında söylediği şu sözler ileri sürülmektedir: “Eş’ari mezhebine göre Fetret ehli kendilerine tebliğ ulaşmadığı için cehenneme girmezler. İmam-ı Gazali burada şu noktaya vurgu yapar “tebliğ kabule şayan bir tebliğ olmalıdır, yoksa kabulü imkansız surette gelen bir tebliğ tebliğ sayılmaz bundan sebep yine cehenneme girmekten muaf olurlar” demektedir. Mahmud Eren hoca bu hükmü misallendirerek “Eğer adamlar mesela Amerika’nın göbeğinde bile olsalar İslam dinini terörist dini!, Muhammed Mustafa’yı haşa ki yalancı peygamber! şeklinde duymuşlarsa, bu da tebliğ sayılmaz ve İmam Eşari, İmam Gazali’ye göre bunlar da cehenneme girmezler” demektedir Bu sözler üzerine.. Cübbeli Ahmet Hoca bu sözler üzerine Erenler vakfını, Mahmud Eren hocayı eleştirmekte ve İmam gazali’nin böyle söylemediğini iddia etmektedir. Meselenin tahlili Biz burada İmamların görüşünü irdeleyecek değiliz. Eşarilere ait bu görüşü “Amerika’nın göbeğinde bile olsa” misaliyle örneklendirilmesi doğru mu yanlış mı.. onu da konu etmeyeceğiz Yalnızca senin daha önce söylediğin bir şeyi başkaları da söyleyince ona “way sapık way hain” muamelesi yapılması…
Soru: Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ahir zaman ümmeti için “onlar benim kardeşlerim” buyurmuş. Bu ahir ümmetin kıymeti derecesi sahabe yanında nasıldır. Yani tabiin gibi mi? tebe-i tabiin gibi mi ? Veya bu gibi hadisleri nasıl anlamalıyız ? Bismillahirrahmanirrahim Ehl-i Sünnet vel Cemaatin ittifakı ile hiç kimse Sahabî mertebesine erişemez. önce bunu böyle bir tespit edip kenara koyalım. Bundan sonra.. Sahabe dışında kalan Müslümanların Peygamber Efendimiz tarafından türlü sözlerle methedildiği evet vakidir. • Bir kabir ziyaretinde “Kardeşlerimi görmeyi çok arzuladım keşke onları görebilseydim” Biz senin kardeşlerin değil miyiz ? Bilakis sizler benim ashabımsınız” • “Ümmetin fesada düştüğü bir vakitte sünnetime sarılanlara yüz şehid sevabı var” • “Beni görüp de iman edenlerin müjde olsun. Beni görmeyip de iman edenlere müjdeler müjdeler olsun..” • “Ümmetim yağmur gibidir evveli mi hayırlı ahıri mu hayırlı bilinmez” Mektubat ve benzeri Hadis-i şeriflerde fesat vakti iman eden ve İslam’ı yaşayan müminlere nice faziletler vaat edilmiştir. Bunlar külli faziletler olmayıp cüzî birer meziyettir, o kişiyi asla sahabeden tabiinden üstün yapmaz. Yani ehli sünnete göre bir mümin bir iki açıdan bir nebiden bile üstün olabilir lakin bu cihetler asla onun nübüvvet şerefine erişmez. Mesela farz edelim ki filan âlim küfür diyarına gitsin ve bin kişinin müslüman olmasını…
Allah’ın yüce Adıyla AKAİD Allah dostlarının üzerinde en çok durduğu 3 husus akaid niyet ve ameli salih. “Herşeyden önce akaidini Ehli Sünnet ulemanın görüşleri üzerine tashih et” der Mektubat. Bu konuda kıl kadar muhalefet uhrevi helaket sebebidir diye de uyarır. Ancak ne gariptir ki bu tembihleri işiten kimse üzerine alınmaz. sanki herkes bu konuda eksiksiz tam gibi davranır. Aslında ya hiçbir şey anlamıyorlar ya da umursamıyorlar. Bence önce ilki sonra buna bağlı diğeri. Demekki biz hocalar bu işin ehemmiyetini hakikatini anlatamadık. Camilerde vaaz eden bir hocadan “sahi ehli sünnet ne ki, sınırı ölçüsü var mı” diyerek inkâr tavrı içinde sorguladığını bile duydum. Bizden biri üstelik. Hoca anlamadıysa cemat Ehli Sünnet itikadı nedir ne değildir şu halde çok iyi öğrenmelidir. İşin özü özeti “Ben iman ettim Allah’a ve Allah’tan gelene, imam ettim Rasulullah’a ve Rasulullah’tan gelene” Bir mümin bu kadarını gönülden söylese kurtulur biiznillah lakin bir şart var, hiç bir konuda müctehid alimlerden öğrenmediği bir görüş ve iddiaya sahip olmayacak. Bu zamanda herkesin her konuda bir görüşü var ve bunların çoğu aslında bir itikad. ölçü bu: O görüş/fikir/iddia Kur’an ve Sünnette bildirilen bir konu mu değil mi ? eğer öyle ise itikada girer. Yok, Şeriatın sükut ettiği bir konuda ise o…
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla Yazılarımızı okuyanlar bu tabirle karşılaşır. Türkiye’de İslamla Şeriatla kavgalı bir kesim doğrudan İslam’a taarruz edemezler de.. muhtevasında “Şeriat karşıtlığı” olan yeni jargonlar üreterek kendilerini tanımlarlar. Mesela kendilerine “laik, çağdaş, a.turkçü” gibi isimler takarlar. İster bunlardan biri veya deist ateist gibi başkası, Allah’ın indirdiği kanunların tatbik edilmesini istemeyen herkesi kapsayacak bir ifadedir MECUSİ. Bizi anlamak isteyenler evvela bunu iyice kavramalı. Peki neden MECUSİ ? Çünkü Allah Rasulü Fıtrat hadisinde Müslüman ve Ehlikitap dışında kalanları toptan ifade için MECUSİ ifadesini kullanmıştır “Her doğan FITRAT üzere (İslam’a kabiliyetli olarak) doğar da ancak ana babası (okulu, çevresi) onu sonradan Yahudi Hıristiyan veya MECUSİ yapar” derken Allah Rasulü sas bunlar dışında nice batıl dini inanış olduğunu elbette bilir velakin hepsini toptan ifade için bunu tercih eder. Bu tercihin gerisinde belki de Hacc 17. ayetin etkisi vardır “Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sabiîler, Hıristiyanlar, MECUSİLER ve Allah’a ortak koşanlar var ya, Allah kıyamet günü bunların aralarını mutlaka ayıracaktır. Çünkü Allah her şeye şahittir.” MECUSİ özelde müşrikler sınıfı içinde ateşe tapan ve dual tanrı inancına sapmış bir topluluğun adıdır. Dualizm iyilik ve kötülüğün iki farklı kaynaktan geldiğine inanmaktır. Ve mustekim İSLAM inancı dışındaki her inanışa, her ideolojiye az çok bulaşmış bir fikirdir….
Soru: Selamün aleyküm hocam. Tekirdağ ilahiyat fakültesinde bir öğretim görevlisi “Kıyamet Allah’u Teala’nın dilediği vakitte kopacak, biz buna inanıyor bunu kabul ediyoruz” dedi. Hocam “bazı hadislerde “Şu türlü alametler olmadan kıyamet kopmaz” buyuruluyor ama’ dediğimizde “öyle bir şey yok” demiştir. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız, Kıyamet alametleri var mıdır ? Cevap Allah’ın yüce Adıyla Kıyametin ansızın kopacağını bildiren Ayet onun alametleri olduğu gerçeğine zarar vermez. Kıyametin elbette alametleri vardır, bunlar hem Kuranda hem Hadis-i şeriflerde açıklanmıştır Kıyametin kopma alametlerini inkar eden bu tür kişiler “Kuran’da olmayanı kabul etmeyiz” diyen kalbi marazlı, çürük fikirli kişilerdir. Bunların bu sözleri gerisinde Hadislerin dinde kaynak olduğu gerçeğini inkar etmeleri vardır. Hakiki müslümanlar ise “Allah’a ve Allah’tan gelene ve Rasulullah’a ve Ondan gelene iman etmişlerdir. Bütün ümmet kabul etmiştir ki dinin ana kaynağı ikidir: Kuran ve Hadis. ve İcma ve Kıyas’ta birer teşri kaynağı olarak ümmetçe kabul edilmiştir. Ehli Sünnet yolu budur. Kıyamet evet yalnızca Allah’ın bildiği ve dilediği vakitte ve ansızın kopacak. Kur’an’da bir çok ayette böyle buyurulmuştur “Ansızın” yani insanların gaflette olduğu ve tevbe etmeye fırsat bulamadığı bir anda.. Yoksa “ansızın” ifadesinden Kıyamet öncesinde bazı özel hadiseler olmayacak demek değil. Bu hadiselere “kıyametin şartları/alametleri” ismini veren de bizzat Allah Teâlâdır (47:18) “Artık onlar,…
Allah’ın yüce Adıyla Hak ihlali Kabir azabına sebeptir.. Allah’ın hakkı da, kul hakkı da böyledir. İdrara dikkat etmek, temiz kıyafet içinde namaz kılmak Allah’ın kulu üzerindeki hakkı. ihlal edilirse kabir azabı yapar.. Hocası mürşidi Peygamber de olsa ! Diğer bir azap yapıcı suç nemime, yani laf taşımak. Haramdır.. Buna riayet etmek de kul hakkı içerikli yine Allah’ın hakkı.. İhlal edilmesi durumunda kabir azabı yapar. {Buhari} Diğer hak ihlalleri de böyledir. Bazı suçların cezası kabirde peşin veriliyor ki mümin böylece mahşere temiz çıkar. iş o ki dünyada temizlenip kabre öyle girebilmek.. Allah’tan af ve afiyet dileriz dünya ve ahirette KABİR AZABI HAK OLDUĞUNA DAİR DELİLLER Kurandan Delil Mümin 46: Ateş, onlar sabah akşam ona arzolunur dururlar, saat kıyam edeceği gün de tıkın Âli Fir’avni en şiddetli azâba” Ulemanın cumhuru ve İmam Mucahid, İkrime, Mukatil, Muhammed b Kaab, bunların tamamı bu ayetin kabir azabına delil olduğunu ifade ettiler. Hadisten Delil … Muctehit Ulema kavillerinden Delil … Akli Deliller … …yazılıyor İSLİMA İslami İlimler Araştırma Ekibi
Allah’ın yüce Adıyla.. Halk arasında “Dört hak mezhep” denir.. Ameli bakımdan bu doğru görünse de esasında “Hak Mezhep” sadece bir tanedir, o da : Ehli Sünnet ve El-Cemaat Hak batılın karşılığıdır ve hak teaddüt etmez. Hak itokad birdir, iki olamaz. İbni Kesir ra: Hak birdir وَلِهَذَا وَحَّدَ تَعَالَى لَفْظَ النُّورِ وَجَمَعَ الظُّلُمَاتِ؛ لِأَنَّ الْحَقَّ وَاحِدٌ وَالْكُفْرَ أَجْنَاسٌ كَثِيرَةٌ وَكُلُّهَا بَاطِلَةٌ “Haktan ötesi sadece dalalettir” 10:32 O hak da Ehl-i Sünnet ve El-Cemaattir. Saray misali üzerinden anlatırsak Ehl-i Sünnet sarayın kendisi, Amelî mezhepler ise o sarayın odalarıdır. Ve aslında dört ile sınırlı değildir. Önceleri daha çoktu. Tarih içinde yok oldular. sadece bu dördü bütünüyle günümüze gelebildi ve diğer mezheplerden bazı fetvalar.. Davud-i Zâhirî, Süfyan-i Sevri, Hasan-ı Basri, İmam Mücahit.. bilinen bazı diğer ehli sünnet Mezhep sahipleri Şia veya Alevi veya Caferi mezhebi bu tasnifin içinde yeri neresidir ? İnanç noktasında hak birdir. Hakka zıt ve muhalif ne varsa batıldır. Şia veya Caferilik veya Alevilik hakkın dışında kalan batıl bir gidişattır. Dört büyük mezhep “Ehli Sünnetin” sınıflarıdır. Şia sünnetin karşısında ve dışındadır. Dolayısıyla asla 5. mezhep olamaz, değildir * Devamı var
Meşayıhtan bazı zatların vefatı üzerine ortalıkta bir yazı dolaştırılıyor “bir veli güya Ümmet üzerine inecek büyük bir belayı kendi üzerine çekmiş veya zuhuratta Hz Peygamberimiz bunu ona haber vermiş, o belayı bu veli tek başına göğüslemiş de bu sayede ümmet kurtulmuş! Kurban Bayramı arefesinde Allah bu ümmetten iki büyük Kurban almış, biri Mahmud Efendi Hz nin vefatı diğeri de o velinin fedakarlığı.. bu sayede ümmet selamete ermiş!” Cevap, Allah’ın yüce Adıyla Kıymetli okuyucu, Bir Allah dostu sebebiyle Allah’ın azabı ref ve def etmesi evet vardır. Rasulullah Efendimiz sas ile bu durum başlamış, nice evliya ve asfiya bulundukları zamanın güvencesi olmuşlar, onlar sayesinde azab-ı ilâhi ref-ü def olmuştur.. “Sen onların arasında bulunduğun sürece Allah onlara da azap edecek değildir” “Biz seni alemlere ancak rahmet olarak gönderdik” Ancak.. azap ve belanın ümmetten kalkması azabın iptali veya te’cili yoluyla olmuştur “tüm belanın bir kişiye inmesi” şeklinde değil. Zira böyle bir def’ şekli Allah’ın sünnetinde yoktur. ümmetin hak ettiği belayı bir veliye tahmil şeklindeki iddia hem hikmete, hem vakıaya, hem de naslara aykırıdır Hikmete aykırı.. Çünkü azabın dünyada inmesinden gaye insanların Allah’a rucu etmesi, tövbe etmeleri.. (Secde:21) Halbuki toplumunun hak ettiği bir belanın evliya’ya inmesinde bu fayda yok ! Vakıaya aykırı.. Peygamberlerin hayatında sahabelerin…
Allah’ın yüce Adıyla.. Büyük İmam M.M.El-Maturîdî Kuran ve Sunnetten istihrac ettiği ilâhî hakikat “Aklı başında yetişkin her insan Allah’ı birlemekle mes’uldür. Şirk ve küfür üzere ölen cehennemliktir. Nebi görmese bile” Bu hakikati işiten her mümin boyun eğip amenna demeli, itiraz cihetine gitmemelidir. Çünkü delilsiz itiraz küfürdür. Delil muctehidin haddidir. Ancak şimdilerde ümmetin gençlerine okullarda küfür mikrobu sinsice verilmekte. “sorgulayan araştıran aydınlanan nesiller yetiştirme” adı altında gençliğimiz birer inkar makinelerine dönüşmektedir. Her hakikate itiraz edecek, her haberi/bilgiyi kurcalayıp igdiş edecek bu gençler maruz kaldıkları zehrin etkisini gösteriyorlar.. ve kaynağı Allah’ın kitabı olmuş, Allah’ın Nebisi olmuş hiç umursamadan bir çok şeyleri red ve inkar ediyorlar. İnkara muheyya ellerindeki tek malzeme “akıl !” laf bu: benim aklıma yatmıyor o yüzden yok hayır” Bence bu yanlış” bence bu saçma” işte eylem ve kapasite bu kadar ! Madem ki senin aklın bir şeyi inkar etmeye basıyor.. demekki ispat ve ikrar etmeye de basardı. ikrar etmiyorsa bunda sui kasıt var. işte küfür de budur: Kasten ve bile bile reddetmek..! Şu halde: 1) İmam Maturîdî RA içtihadında musîbdir biizniAllah; Akıl yeterli huccettir. Aklı başında olan kâfir bu küfürle ölür geberirse ebedîyyen ateşte yanacak. HafizanaAllah Lâilâhe illaAllah Hikmet: Kuran’ı inkar eden deist ateist kesim, ellerinde tutup bayraklaştırdıkları en…
Soru: Hocam beş vakit namaz kıldığı halde sarık ve cübbeye karşı olan kişinin durumu nedir ? Cevap. Allah’ın yüce Adıyla.. “Ameller niyete göredir” Fasık ve münafıkların neden karşı olduğu açıktır, onlar İslam’la İslam’a dair olan herşeyle kavgalılar. Onlar Allah’ın düşmanlarıdır. Bes vakit namaz kılan bir müslüman ise sarığa cübbeye neden karşı olabilir? Sarık cübbe Rasulullah’ın kıyafeti iken yüz binlerce alimler evliyalar imamlar bu kıyafeti bayrak gibi taşımışken..? Bu kişiler niyet ve maksadını gözden geçirmelidir, Eğer niyeti salih değilse düzeltmeli ve tevbe etmelidir Camide sarık Cübbe ile namaz kılan bir Müslüman gördüklerinde genelde şu sebeplerden karşı oldukları görülmektedir: 1) Sarık cübbe âlimlerin seyyidlerin kıyafetidir, herkes bunu kuşanamaz, kuşanmamalı” Cevap: Evet alimler, fazıl kişiler toplum içinde temeyyüz etmelidir ta ki insanlar kime tabi olacağını bilsin. Ancak bunun yordamı İslami kıyafeti âlimlere has kılıp, umum halkı frenk giysisi içine mahkum etmek değildir. Böylesi bir mahkumiyetin delili yoktur. Doğrusu alimler daha büyük sarık, daha geniş ve uzun cübbe giyerler avam ise kısa ve nispeten dar cübbe ve bir iki dolamlık hafif sarık sararlar ve böylece fark belirgin olur 2) Sarık cübbe giymeye ehil değilsiniz, hatalı işlerle bu kıyafete laf ve leke getiriyorsunuz” Cevap: Suç şahsidir. Bir kimsenin işlediği bir kabahat bir zümreye mal edilemez….
Rahman Rahim Olan Allahın İsmiyle.. Neden Ehli sünnet olmak zorundayız ? Çünkü Peygamber efendimiz haber verdi Ümmet 73 parçaya bölünecek. Bir cemaat kurtulacak, gerisi cehennem yolunu tutacak. O kurtulacak tek fırka, Ehli Sünnet vel Cemaat’tir. Ehl-i Sünnet olmak ne demek ? “Ehli Sünnet” olmak gerçek Müslüman olmak demektir, Peygamber efendimiz ve sahabeleri gibi inanmaktır. Ehli Sünnet olmak Peygamberimiz ve sahabe efendilerimizin yolundan gitmektir. Onlar nasıl inandılarsa onlar gibi inanmak, Onlar nasıl müslüman oldularsa onlar gibi müslüman olmaktır Ehli Sünnet olmak sahabelerin yolunda 4 büyük halifenin izine 4 büyük muctehid imamın öğretisinde 4 milyar Müslümanla gönül ve fikir birliği içinde olmaktır Ehli Sünnet olanlar Peygamberimizin ana cemaatidir, onlar sırat-ı müstekim üzere olanlardır ve ümmetin çoğunluğunu oluştururlar. Diğerleri ise ana yoldan ayrılmışlardır. 72 ufak tefek fırkalardır. Ehl-i Sünnet olmak için neye inanmak gerekir ? Ehli Sünnet olmak Allaha iman etmektir ve Allahın meleklerine, Allahın kitaplarına Allahın Peygamberlerine, ahiret gününe (Cennet ve Cehenneme) ve kadere inanmaktır. Ehli Sünnet (gerçek müslüman) olmak bu altı esasın hepsine inanmaktır. Bunlardan birine inanmasa, diğerlerine inansa, müslüman olamaz, cennete gidemez. Ehli Sünnet olmak Kuran’a inanmaktır. Kuranda 114 sure, 6236 ayet vardır, tamamı Allah’tan peygamberimize gelmiştir. Kuran-ı Kerimi peygamberimize Melek Cebrail as getirmiştir. Kuran peygamberimizin kalbine arapça, sözlü olarak…
Bismillahirrahmanirrahim وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ فٖي عُنُقِهٖؕ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً Soru: İsra 13. Ayetin manası “Biz insanın kaderini kendi çabasına bağladık ?” şeklinde midir ? Bu mana doğru mudur ? Cevap: Hayır, bu mana Allah’a ait değildir, meal yazarına aittir. Doğrusu “Biz her insanın kuşunu (amelini) boynuna dolayarak ondan ayrılmaz kıldık” şeklindedir. Hiç bir Kuran meali ve hiç bir muteber tefsir bu ayete “kaderini çabasına bağlı kıldık” manası vermiş değildir.. Ta ki M.İslmaoğlu kendi elleriyle meal yazıp felsefesini “ayet meali!” diye Kurana sokuşturana kadar! Mustafa İslamoğlu’nun bu ayete neden böyle mana vermek istediğini onu tanıyanlar bilir; Çünkü bu kişi İslam İnancı içinde olan “kadere iman”ı inkar eden bir tavır içindedir. Eğer düşünerek okursanız “ayet meali” diye kurduğu cümlesi kendi içinde çelişkilidir. “Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık!” diyor. Kader Allahın belirlediği miktar, takdir, ölçü, yazgı demektir. “Kişisel çabaya bağlı kılınması” ise aslında kaderin “ilahi yazgı” değil, kendi tercihlerimiz olduğu iddiasıdır. Yani İslamoğlu kurduğu bu cümleyle “kader’e hem var, hem de yok demiş oluyor. Bu çelişkidir. Kader kelimesini açıkça telaffuz etmiş olarak varlığını, “0 aslında kişisel tercihtir” diyerek te yokluğunu ifade ederek çelişkiye düşmüştür. Her durumda yazgı anlamındaki “Kader’i” inkar ettiği açıktır. Neden İnkar ediyorlar ?…
Hatasız kul yoktur, yanlışsız kitap yoktur Allah’ın kitabından başka
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla “Safer ayı uğursuzluğu” veya “safer ayı bela ayı” veya “safer ayı Allaha sığınma, dua etme ayı” her ne denirse.. hepsi aynı şeydir. Bütün bu ifadeler Safer ayının diğer aylardan farklı olduğunu düşünmektir.. Gerçekten farklı mıdır ? Safer ayı gelince Allahın muamelesi değiştir mi, sırf o ay girmiş diye bela inmiş mi ? Vakia, realite bu işe ne der ? Bu çalışmada sorunun cevabını bulmak için istikra (tümden gelim) yolundan gideceğiz. Yani “Safer Ayı uğursuzluğu “var mı yok mu” öğrenmek için rivayet edilen sözlere değil, inmiş ve yaşanmış belaların, musibetlerin gerçek hayatta hangi mevsimde, hangi ayda indiğine bakacağız. Bu herkes için yeterli bir delil olur. Mesela Cübbeli Hoca.. Bu hocamızı herkes tanır ve Türkiye Müslümanları için önemli bir şahsiyettir. Bir söz söylese anında Türkiye’de gündem olabiliyor nitekim.. Safer ayının uğursuz bir ay olduğunu savunanların da öncüsüdür bu zamanda. Malumdur ki insanlar inançlarıyla imtihan olurlar. Yani bu ay “uğursuzluk ve bela ayı olduğuna” inanan kişi bu inancı istikametinde imtihana maruz kalacaktır. Çünkü Kutsî bir hadiste “Ben kulumun zannı üzereyim” buyurur Mevla.. Şu halde bu ayda en çok imtihan olacak kişiler bu ayın uğursuz, bela ayı olduğuna inananlar olacaktır.. Sadece bu hakikat bile bizlerin bu görüşü tercih…
Soru: Allah’ın adını ayrı yazmak, Allah ismi yanına başka isim yazmaktan kaçınmak tevhid mıdır ? Şöyleki bir eve şu levha asılmış, üzerinde Allah’ın ismi var yanında da Rasulullahın ve dört büyük halifenin isimleri.. Evin ergen oğlu Allah’ın ismini kesmiş, ayrıca asmış. Babası da “aferin oğluma levhayı tevhid işleminden geçirmiş” diyerek pışpışlamış.. Bu işin tevhidle alakası var mıdır ? CEVAP: Bu işlemin tevhid’le alakası yoktur. Allah Kelime-i Tevhidde Rasûlü’nün ismini kendi ismi yanına bizzat kendisi yazmıştır. لا اله الا الله محمد رسول الله Dikkat ediniz Allah ismi Muhammed ismi ile yanyana. Eğer Allah’ın ismini Rasûlü’nün isminden ayırmak tevhid olsaydı Kuran’da tevhid yok! demektir !! Çünkü Kur’an bunu yapmamıştır. Alın size bir örnek: Tahrim Sûresi 5. Ayet “Eğer ikiniz de Allah’a tevbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz eğildi. Ve eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun dostu ve yardımcısı Allah, Cibrîl ve müminlerin salihleridir. Bunun ardından melekler de ona arkadır” Bakınız bu Ayet-i kerimede Allah kendi ismi yanına Cebrail’in adını koymuş ve peşinden Salih müminler ve peşinden tüm melekler.. O levhada da aynısı. Allah Muhammed ve Salih müminler.. isimler yanyana, tevhidin ta kendisi. Biri Rabb diğerleri kul. Bunu her mümin bilir Allah bu tevhid istismarcısı zihniyete Hidayet etsin Tevhid Allah’tan…
Dersler: ve Kitaplar Tecvîd : Tecvîd-i Türkî, Tecvîd-i manzûm, Şâtıbî, Şir‘a ve Şerh’i, Bur’iyye Hat : Yazı çeşitleri: Sülüs, Nesih, Talik, Divânî Lugat : Yûsuf, Ferişte, Tarîf-i Seyyid, Ahterî, Sıhâh, Vankulu, Kâmûs Akâid : Birgili, Manzûm akâid, Hısnu’l-hasîn, Emâlî, Fıkh-ı ekber, Manzûm-i rûmî, Tertîb-i ‘ulûm Fıkh : Munyet musalli, Tuhfe, Talîm-i muâllim, Şerh-i Halebî, Vikâye, Mültekâ, Eşbâh u nezâir, Mecmau’l-bahr, İbn Melek, Durer, Hidâye Ahlak : Hilye-i Hâkânî, Hayriyye, Attâr Pend, Gülistân, Bostân, Tarîkat Sarf : Emsile, Binâ, Maksûd, İzzî, Merâh, Şâfiye, Çârperd Furs (Farsça) : Şâhidî, Nisâb-ı sibyân, Divân-ı Hâfız, Farsî Halîmî, Nimetullâh Nahv : Avâmil, Küçük avâmil, Unmûzec, Hadâik, İzhâr, Netâic, Kâfiye, Câmî Mantık : Îsâgocî, Husâm Kâtî, Muhyiddîn, Fenârî, Kul Ahmed, Velediyye, Şemsiyye, Kutb, Seyyid, Dâvud, Tehzîb, Celâl, Mîr Âdâb : Huseyn, Şerh Azud, Mîr, Zeyn, Takrîr-(i) kavânîn (Saçaklı) Meânî : Telhîs, Mutavvel Beyân : İstiâre Vad’ı : Şerh Adud Arûz : Endelûsî Kavâfî : Nâbulîsî İlm-i hikmet : Kadî-mîr, Lârî, Hikmet el-ayn, Mirzacân Kelâm : Şerh-i akâid, Hayâlî, İsbât-ı vâcib Hendese : Eşkâl-i tesîs şerhi Hisâb : Hulâsa, İbn Çullî İlm-i heyet : Şerh-i Çagmîn, Bircendî İlm-i amel – İlm-i âlât : Usturlâb, Bist Bâb, Rub-ı müceyyeb, Rub-ı mukantar Cografya : Takvîm-i buldân İlm-i zîc –…