Allah’ın yüce adıyla Yeni rakı partisi kurulurken bir parti de siyasi hayattan çekildi: Ahmet Davutoğlu hocanın Gelecek Partisi. Bülent Arınç Bu çekilmeye dair bir yorum yapmış “Davutoğlu’nun AK Parti’ye muhalif bir parti kurmasını ben en başından doğru bulmamıştım, bu ayrılışı ve partiyi kapatmasını son derece yerinde buluyorum. Ak parti bizim evimizdi, Parti içinde kalıp eleştiri ve öneri hakkını içeriden kullanmalıydı. Erbakan’dan sonra bizim 2. hocamız Davutoğlu idi bu şeref ona yeter idi” demiş ve güzel konuşmuş. Bu konuda bir yorumum da benim olacak Bizim de gerçekten Ahmet Davutoğluna hüsn-ü zannımız tamdı. İlk başbakan olduğunda çok sevinmiş böylesi helal-haram hassasiyeti olan bir devlet adamının Türkiye’ye büyük hayır ve bereket getireceğine inanmıştık. Hatta molla’nın biri rüya görmüş ve fütursuzca internetten paylaşmıştı.. epey eleştiri de almıştı. işin bu kısmında biz yokuz. Davutoğlu girdiği ilk seçimde %40 alarak hükümeti kuracak Oya ulaşamamıştı. Bu noktada kendisi koalisyon kurma taraftarı olmuş ve Reise ilk burada karşı gelmişti. çünkü Reis ortaklığı reddediyor seçimin yenilenmesini istiyordu. O iki seçim arası 3 ay sürdü. Bu süreç içerisinde AK parti muhalifleri büyük bir umuda kapıldılar “şimdi AK parti bitti bitecek, haydin son darbeyi de vuralım! şehvetiyle kapı kapı gezmeye başladılar, AK parti seçmeni akraba ve dostlarına “bu defa refaha oy…
Bismillahirrahmanirrahim Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denildiğinde bizler ıslah edicileriz derler dikkat edin onlar bozguncuların ta kendileridir farkında bile değiller Salih ameller işleyebilmek kolay gibi görünse kolay değildir zordur herkese nasip olmaz. Kur’an insanları en doğru yola iletir. Kur’an’ı uyanlar şaşırmazlar sapıtmazlar pişmanlıkta yaşamazlar Bugün Türkiye’de birçok insanlar depremzedelere yardım etmek için başında Haluk levent’in olduğu ahbap derneğine para vermişler ve şimdi pişman olmuşlardır çünkü bu ahbap derneği parayı zayı etmiş 4 milyar Türk lirası gibi yüksek bir mevlayı türlü entrikalarla iç etmiştir Halbuki kur’an-ı Kerim Bu konuda da yolumuzu bize göstermişti. Emaneti zayi etmeyecek kişilerin ancak gerçek müminler olduğunu bize haber vermişti Müminler ancak o kimselerdir ki namazlarında huşu ederler onlar ki boş işlerden yüz çevirirler onlar ki zekatı işleme koyarlar onlar ki sözlerinde dururlar emanete riayet ederler.. Devam edecek
Atatürk döneminde dini yaşantı ve kurumlara yönelik yapılan müdahaleler, Türkiye’nin teokratik bir yapıdan, laik, modern ve ulus-devlet yapısına geçiş süreci çerçevesinde şekillenmiştir. Bu düzenlemeler, dini bireysel vicdan alanına çekmeyi, hurafelerden arındırmayı ve devlet işlerinden ayırmayı amaçlamıştır. Atatürk Dönemi Dini Yaşantıya Yönelik Temel Düzenlemeler: Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924): Devletin teokratik yapısına son verilmiş ve dini otorite dünyevi otoriteden ayrılmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924): Eğitim birleştirilmiş, medreseler kapatılarak modern eğitim sistemine geçilmiştir. Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin Kaldırılması (3 Mart 1924): Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak din işleri devlet bürokrasisinden ayrılmıştır. Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925): Tarikat faaliyetleri ve batıl inançların merkezi olarak görülen yerler yasaklanmıştır. Kılık-Kıyafet Düzenlemeleri (Şapka Kanunu – 1925): Dini kıyafetlerin ibadethaneler dışında giyilmesi yasaklanmış, modern giyim teşvik edilmiştir. tc dini islam ibaresi anayasadan kaldırıldı (1925) Mecelle (şeriat ahkamı) yürürlükten kaldırılır isviçre kanuınları türk medeni kanunu adıyla yürürlüğe konur (1926) Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik (1925-1935): Hicri/Rumi takvim yerine miladi takvim, alaturka saat yerine uluslararası saat sistemi getirilmiştir. Ezanın Türkçeleştirilmesi (1932): Ezanın Türkçe okunması uygulamasına başlanmıştır. Dini Eğitimin Sınırlandırılması: İmam Hatip okulları ve ilahiyat fakülteleri talebin azlığı ve eğitim politikaları gereği kapatılmış, Kur’an kursları sıkı denetim altına alınmıştır. Halkevlerinin açılması: Atatürk’ün din anlayışı, aklın ve bilimin rehberliğinde, dinin istismar edilmesine, hurafe ve bidatlere…
Allah’ın Yüce Adıyla Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın ki, onlarla hem Allah’ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah’ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. Enfal: 60 Allah’ın bu emrini tatbik etmek için gece gündüz çalışan bir idareyi bu mazlum millete nasip eden Allah’a sonsuz hamd ve senalar olsun YILDIRIMHAN FÜZESİ Silah ve savaş bilimci emekli komutan METE YARAR da ağzı açık izledi. Bre çocuklar bunu ne zaman yaptınız benim dahi haberim olmadı dedi. Bu füzeyi özel teşebbüs Albayrak takımı değil, Türkiye Savunma Bakanlığı bizzat imal etmiştir. Bütün aşamaları son derece gizlilik içinde yapılmış öyle ki ne İsrail mossad ne Yunanistan ne de Ugandanın haberi bile olmamıştır. Türkiye’nin imal ettiği her bir silahı Mete Yarar ekranlarda açıkladıkça ben eziliyor niye açık veriyorsunuz neden sırları taş ediyorsunuz diyordum.. -Belki meşrebimiz Nakşibendi olduğundan- gizlilik içinde olması gerekmez mi diyordum. Al işte bu tam gizlilik içinde yürütülmüş Sonra düşündüm Yüce Allah’ın Erdal 60. Ayeti “düşmanlarınızı korkutacak silahlı kuvvetler hazırlayın” buyuruyor ya, Demek ki düşmanın haberi olması lazım ki görsün ve korksun, bize yan gözle bakmaya cesaret etmesin….
Allah’ın yüce Adıyla Allah’ın Musibetleri birbiri ardına geliyor.. Var mı öğüt alan? Nisan ortasında kar yağdı. Bu meyveleri ekini don vurması, mahsulün azalması fiyatların tekrar yükselmesi demektir.. Allah’ın musibetleri peş peşe geliyor : 15 temmuz darbe girişimi Asrın vebası, Pandemi Asrın Depremi, 10 ilin yıkımı, bunlara devlet eliyle ücretsiz konut yapımı Suriye savaşı Libya savaşı Mısır’da darbe Irak savaşı Sudanda darbe, iç savaş Abd Afganistan işgali Ukrayna Rusya savaşı Kuraklık, yağmursuz yıllar İsrail Gazze katliamı İsrail Lübnan saldırısı İsrail-ABD iran saldırısı Çin ekonomik istila EYT emekli sarmalı Altın üzerinde oynanan oyunlar Petrol fiyatlarının yükselişi.. Türkiye’de asgari ücretin dolar bazında yüksek sayılıp tekstil sektörünün Mısır’a kayması.. Bütün bunlar doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye ekonomisini etkileyen, iş imkanı azaltan, ticareti baltalayan, ve nihayette fiyatları yükselten unsurlar. Heryer ateş çemberi.. Fabrika yaptın ürün imal ettin, kime satacaksın ? İhracatın tüm yolları neredeyse tıkanmış.. Bütün bu musibetlere rağmen her mahallede açılan Kuran Medreseleri bereketiyle, Tayyip hükümetinin başarılı politikaları sayesinde ne bir iç savaş, ne yağmalama, ne stoklama, ne marketlere hücum gibi kaoslar yaşanmamış, ülkemiz kendi yağında kavrulmasını bilmiştir elhamdülillah Yüce Allah Bakara Suresinde “sizleri mutlaka candan maldan mahsulden eksiltmekle imtihan edeceğim” buyurdugu gibi bunlar inananlar için birer ilahi imtihandır Ve bizden istenen Allah’a dönüştür;…
Allah’ın yüce Adıyla İsrail-iran savaşı çıktığından beri irana ait herşey birileri tarafından konu ediliyor irancılık adeta propaganda ediliyor. Sosyal medya bu propaganda ile dolu.. Bunlardan biri de sözde İran’ın yetiştirdiği yüksek ufuklu derin fikirlerin sahibi İslamcı yazar Ali Şeriati.. statükoya rejime karşı kalemle mücadele etmiş ve güya kimden gelirse gelsin zulüme karşı durmuş, hatta İslami rejim diye sunulan yönetimlere bile karşı çıkmış ve Hz Ebubekir (ra) de dahil beri bütün İslami idareleri ‘şirk dini!’ diye yaftalmış biri..!! Subhanallahi amma yuşrikun Bunun üzerine yazar ve sosyal medya fenomeni Altay Cem Meriç “Ali Şeriatî, derin su değil, topuğumu bile ıslatmıyor” başlıklı Ali şeriatînin çelişki saçmalık ve iftiralarını gösteren video analizini yaparak yayınlamıştır. Öncelikle Altay’ı Tebrik ederim Bizden görünen bazıları bu tespit ve analizi hazmedemeyerek “ama Mevdudi Seyyit kutup gibi o da zamanında iyi şeyler yaptı faydalı yazılar yazdı zulme karşı mücadele etti istifade ettik. evet şimdi eskidiler. onun yaşadığı dönem şimdi yok o yüzden sığ kaldı..!” gibi sözlerle Altay’a yorum yapmışlar.. Bu tür yorum sahipleri belli oldu ki Altay’ı hiç de anlamamışlar, kapasite düşük Altay o videoda İranlı islamcı(?) yazar Ali Şeriati’yi tarihin gerisinde kalmakla, fikirleri eskimiş olmakla itham etmiyor ki! Bilakis onu “çelişkili saçma sapan yazıları peş peşe sıralamakla, safsata yapmakla…
Allahın yüce Adıyla Yeni Yıl mı ? Tek tük de olsa yeni yıl mesajı atanı, güya yeni yıl duası yapanı görüyoruz.. Yeni yıl mıl filan yok kıymetli dostlar. Dün 1447 Yılının 7. ayının 11’i idi, bugün 12’si. Hayat ve cihad devam ediyor elhamdülillah Bakın sn Cumhurbaşkanı tebrik mesajında “yeni yılınızı” dememiş, “yeni takvim yılı” diyerek yeni olanın bir takvimden ibaret olduğuna vurgu yaparak Bizim asıl yeni yılımızın 1447 yılı sonunda olacağını ima etmiştir. Devletin zirvesinden bu şuur ve dikkat davanın seyri açısından sevindirici “insanlar mülukun/hükümdarların dini üzeredir” Yüzyıllık süreç içerisinde Türkiye’de yılbaşı/noel kutlamada gelinen noktada bizlere küçük bir teselli şudur ki şu an önceki asra göre çok daha iyi durumdayız Milli şair Akif’in şiiri ortada “Çevirdim başımı nereye ettimse bir nazar Gördüm ki Noel için hazır yer yer çarşı pazar..” diyor ve ağlıyordu. Camiye gelen misafir yaşlı bir hoca, o da kendi gözlemini aktardı “bizim zamanımızda yılbaşı kutlamaları çok daha yoğun ve göze çarpıyordu şimdilerde daha iyiyiz” demişti. Benim de müşahedem bu yönde, birkaç gün önce 212 AVM’yi gezdim, içerisindeki dükkanların hiçbirinde Noel süslemesi görmedim, çam ağacı vs görmedim.. Yine bizim küçüklüğümüzde yılbaşı telaşı daha fazlaydı gazeteler yılbaşı gecesinde oynamaları için okurlara kupon karşılığı veya bedava tombala oyunu dağıtırlardı.. …
El- Hakim olan Allah’ın yüce Adıyla 15 yaşındaki Ahmet Minguzzi güpe gündüz katledildi, tüh katil çocukmuş yapacak bir şey yok! Uyuşturucu tacirleri yakalandı, tüh satıcılar çocukmuş..! Terör estiren mafya deşifre edildi, tüh çoğunluğu çocukmuş! Karakol basıp polisleri şehit eden eşkıya yakalandı.. tüh O da 16 yaşında çocukmuş! yapacak bir şey yok!! Fatih’te tarihi binanın duvarlarına korkunç şekiller çizilmiş, neyse ki yapanlar çocukmuş.. gene sıyırdılar..!! Adaletin bu mu kokuşmuş batı !? Bir de taciz şantaj çetesi çıktı, çocukların üryan görüntülerini çekip internete koyan ve bu yolla taciz ve şantajda bulunan bir çete. Bu çetenin yakalanan 36 üyesinden 33 tanesi çocuk(!)muş.. güya çocuk işte ! Fazla bi ceza almazlar!! Sen bize sabır ver ya Rabbi ! Yeter artık köhne batının dayattığı saçmalıkları kanun, adalet diye tepenizde taşıdığınız ! İşin Hakikati Zihinsel özürlü değilse ve bülüğa erdi ise; yani anne-baba olabiliyorsa o kişi Allah katında erişkindir, mükelleftir. o kişi çocuk değil büyüktür. Bitirin artık şu çocuk(!) terörünü..! Çocuk kim ? ergen kim ? erişkin kim ? artık Allah’ın dinine göre tanımlansın. Âkil-bâliğ ise tam ceza alsın, batının dayattığı saçmalıklar artık çöpe atılsın. İlahî Adalet Allah Rasulünün “Şu oğlanı ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun” dediği kişi sadece 12 yaşındaydı.. İman etmeseydi cehenneme gidiyordu Fıkhî Boyut …
Allah’ın yüce Adıyla Göz doktoruna hayasız bir avrat geliyor, kocasına açması gerektiği etini butunu açıp saçıp teşhir etmiş ortalıkta dolaşıyor.. Göz doktoru Allaha ve ahiret gününe iman etmiş, helala harama riayet eden dürüst bir mümin. “Hazır ocağıma düşmüş şunun bir güzel rontgenini çekeyim!” dememiş, Gözden içeri girecek haramın kabirde mahşerde gözlerine kalbine nasıl ateş ve işkence olacağının farkında.. Dürüstlük burada ki inancıyla ameli birbiriyle uyum içinde. İçi dışı bir. Doktorumuz ben bu hastaya bakamam deyip arkasını dönüyor yani Peygamberimiz gibi davranıyor. Hz Rasulullah sas efendimiz baldızı Esmayı ince bir tülbent içinde görünce arkasını dönmüş ve onu uyarmıştır. “Ya Esma Mümine bir hanıma şurası (avuç içi) ve şurası (yüzün azı) hariç görünmesi helal değildir” Hâlbuki tülbent sadece başında idi, ve belki boynunu sisli buğulu şekilde istem dışı gösteriyordu. Bu vb ise etini budunu bütünüyle kasıtlı açıyor ve bunu şeytani bir davanın gönüllüsü olarak yapıyorlar. Batıl davaları bu: Biz Kemalistiz, laikiz, Müslüman bir idareci istemiyoruz helal haram sınırlarını kabul etmiyoruz. O yüzden onların reddettiği sevmediği herşeyi kasıtlı olarak yerine getiriyoruz..!!” Yani olay kesinlikle ‘kadının beğenilme takdir görme’ arzusuyla ilgili değil. Çünkü bu tarz giyimlerde bunu kimse takdir etmez şeytan ve dostları dışında. Eski İstanbul’da ilk defa kısa etekle dolaşan Ermeni bir kadındı…
Allah’ın yüce Adıyla Haberler böyle: Adam karısını kızını almış Ramazan Bayram günlerinde akrabasıyla bayramlaşmaya değil de tatil beldesinde keyif çatmaya gitmiş. Kiraladığı bungalov evde karısıyla (bu iyi) sağ sol aşağı yukarı derken.. bir de gözü ampüle erişmiş. Görmüş ki ampulün içinde gizli lambalar var nedir ne değildir derken bunun gizli kamera olduğunu fark etmiş ve hemen polisi çağırmış.. yattığı yatak çimdiği jakuzi küvet birilerince izleniyormuş.. Turizm sektörü endişeliymiş otel yangınıyla birlikte insanlar tatilden geri durmuş şimdi bu gizli kamera hepten işi batıracakmış.. Gelelim bizim endişe ve değerlendirmelere.. “Huzur İslam’da dedin, bu haberle huzurun İslam’ın ilgisi nedir ?” Yani bu adam eğer İslam’ı yaşasaydı huzuru kaçmayacaktı. Evvela, bayram günleri bayramlaşmak için.. akraba konuk komşu arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi içindir. keyif ve eğlence mekanlarına gitmek için değil. İslam’ın bayram nimetini doğru yerde kullansaydı şimdi daha huzurlu olacaktı. İkincisi, İslam’ın mahremiyete verdiği ehemmiyet dillere destandır. Peygamber Efendimiz buyurmuşlar “Bir kadın eğer kocasının evi dışında bir yerde elbiselerini çıkarırsa Allah’ın üzerindeki setr ve himayesini kırmış olur.” Hz Ayşe annemiz Şamdan gelen kadınlara sordu “sizler kadınların topluca hamama gittiği yerden mi geliyorsunuz? Onlar, Evet dediler. o vakit bu hadisi onlara hatırlattı ve bir kadının umumî bir hamamda üstünü çıkarmasını bile bu hadisin tehdidine dahil saydı. Sözde…
Bismillahirrahmanirrahim “Sevgili Dostlarım, aşağıdaki yazıyı ibretle okumanızı tavsiye ediyorum ———————————————— Yavuz Bülent BAKİLER ve Hasip YILANLIOĞLU : HATIRALAR 1925-1930 yıllarında Kastamonulu Hasib Efendinin dilinden o günleri bir dinleyelim: “…O, 1925’li, 1930’lu yıllar korkunç yıllardı. Allah bize bir daha öyle yıllar, öyle günler göstermesin! 1925 yılında ben, 15-16 yaşlarımdaydım. Kur’an’ı çoktan hıfzetmiştim. O yıllardı Kastamonu’da Benli Sultan Şeyhi Nurettin Karasu Efendi vardı. Şeyh Efendi, beni ve hafız-ı kelam olan Ömer Aköz’ü alarak İstanbul’a götürdü. O zamanlar, Kelâmî Dergâhı, Topkapı’da, Çapa Kız Muallim Mektebi karşısındaki sokaklardan birindeydi. Beni Kelâmi Dergâhı Şeyhi Erbilli Mehmed Esat Efendi Hz’ne teslim ettiler. M. Esat Efendi, Irak Türklerindendi. Seksen yaşının üzerinde bir âlim adamdı. Arapçası, Farsçası mükemmeldi. Nakşibendi tarikatına mensuptu. Onun, imâ yoluyla olsun siyasî meselelere girdiğini, şu veya bu siyasî kişi hakkında şöyle veya böyle konuştuğunu hiç duymadım. Siyasetle kıl kadar ilgisi yoktu. Said-i Nursî Hz’ni de ben o Kelâmî Dergâhında tanıdım. Esad Efendiye gelir-gider, Onu can kulağıyla dinlerdi. Kelâmî Dergâhında benim gibi yirmi kişi daha vardı. Hoca Efendiden Arapça-Farsça yanında, fıkıh, kelâm, sarf, nahiv, tecvid gibi dersler de görüyorduk. Dergâha gireli daha bir yıl bile olmadan Şeyh Said ayaklanması başlamasın mı? Esad Efendi üzüntüden ne yapacağını şaşırdı. Bir gün beni yanına çağırdı: “Oğlum, dedi İslamın sancılı…
Allah’ın yüce adıyla Şevki Yılmaz 90’lı yılların efsane siyasetçisi.. “Beni bir saat TRT’de konuştursunlar Vallahi idama razıyım billahi idama razıyım” sözü bir replik haline dönüşmüş Milli Görüş davasının en parlak en önemlisi simalarından. Milli Görüş fikrinin yayılmasına vesile en önemli hatiplerden O zamanlar yegane televizyon TRT olduğu için böyle söylüyor. Ve o bir saat içerisinde bu Ümmet bu millet üzerinde oynanan büyük oyunları deşifre edeceğini, insanları 1 saat içinde uyandıracağını düşünüyor ve bunun da idama değeceğini ima ediyor. “Doğuda bir nöbet yerinde nöbet tutan askerlerin devamlı şehit edilmesi, bunun üzerine bir asker bu işin sırrını açığa çıkarmak için üniformasının içini samanla doldurup uzakta beklemesi ve orada nöbet tutan askeri öldürenin aslında PKK yanlısı bir komutan(!) olduğunu fark etmesi..” “Doğudaki PKK kamplarına erzak taşıyan helikopterlerin Amerika silahlı kuvvetlerine ait olduğunu..” “Türk silahlı kuvvetlerin PKK’yı sıkıştırıp tam imha edeceği anlarda “ateş etmeyin geri dönün” emirlerinin gelmesi..” Bu gibi ihanet ve hıyanet dolu haberleri bizler hep Şevki Yılmaz’dan dinlemiştik Biz Şevki Yılmaz’ı defalarca İsmailağa’da gördük. Bir gelişinde sabah namazıydı Mahmud Efendi Hazretleri kürsüdeydi birden vaazını kesti elini yukarı kaldırarak kapıya doğru baktı hiç yapmadığı bu hareket karşısında biz şaşırdık gördük ki Şevki Yılmaz gelmiş onu karşılıyordu. O da hemen merdivenlerden çıktı kürsüde sarıldılar….
Bismillahirrahmanirrahim Allah haşa Nerede veya Allah gökte mi veya semada mıdır? Mevzuları üzerinden yapılan tartışma/münazara üzerine.. Evvela: Bu, islam akaidinin derin ve ğamiz konularından mahrem bir konudur ki avam önünde tartışılması, avamın tartışma içine çekilmesi caiz değildir. Böyle bir konu için 2 saat konuşacak bir şey de yok. 10 dakika yeterlidir. Vahabi/harici zihniyetin Türkiye’de en inatçı militanı ile masaya oturmak doğru muydu mahzurları neydi konularına girmeye gerek yok çünkü ölenle olana çare yok geri gelmez. Bu sayfada sadece bende-i Hak bu konuda herkes için ne söyler nasıl söyler onu aktaracağım inşaallah Başlarken.. Allah nerede ? mevzuu neden derin bir konu, neden basit bir cevabı yok ? Çünkü hakkında nazil ve varid olmuş nasslar tevillidir. Çünkü Allah’ın zatı ile alakalı tüm sözler kelimeler lugatler eksik ve kusurludur. Yani insan aklı Allah’ın zatını ihata edemez, ihata edemediği şeyi fehim tarif edemez. Allah nerede sorusu doğrudan Allah’ın Zât-ı subhaniyesini işaret ediyor, Zat üzerinden bir şandan sual ediliyor. Hâlbuki en başından Allah’ın Zatı hakkında konuşmak, düşünmek hele şekil vermek haramdır küfürdür. Ve ancak avam nezdinde Allah nerede sorusu doğrudan şekli ihsas ediyor. O yüzden Allah’ın zatı hakkında söylenecek tek kelime “sübhanallah” yani onu Tenzih etmek. İslam’ın altın çağında Allah Rasulünün mübarek varlığı sayesinde kalpler…
Allah’ın yüce Adıyla TUSAŞ Türkiye Uçak sanayi şirketi.. Ankara Kazanda bulunan Türkiye’nin en önemli savunma silahları imalat merkezi bugün saat 15 sularında iki teröristin silahlı saldırısına uğradı. Beş kişi öldü 22 yaralı var. PKK (komünist Kürdistan pırtısı) adlı terör örgütü üyesi bu iki teröristin biri kadın. Aile görüntüsü vererek asgarî dikkat çekme ile bu eylemi gerçekleştirmişlerdir. Eylemin zamanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rusya Kazanda iken briccs toplantısına katılmış iken.. ve MHP lideri devlet Bahçeli pkk terörünü bütünüyle bitirmek için sağa sola değil İmralıda bulunan terörist başına gidin icabında gelsin dem partisi meclis grubunda konuşsun terör eylemleri bittiğini ilan etsin” dediği günlerde.. ve İstanbul’da Türkiye savunma sanayi fuarı devam ederken.. yüzden fazla ülkenin bakanları savunma elemanları fuara gelmişler kendi ülkeleri için Türkiye üretimi ne tür iha siha silah alabilirler bunun üzerinde temaslar müzakereler devam ederken Ankara’da bu olay gerçekleşiyor Strateji uzmanı Abdullah çiftçi terör eyleminin biçimi hedefi ve zamanlaması üzerinden okuduğu mesajları şöyle açıklamaktadır: Bu eylem apaçık fuara katılan dünya devletlerine verilmiş mesajdır. Türkiye’den silah almayın onlar daha kendini koruyamiyor..” gibi Dvm edck.. İsa Erdoğan
Bismillahirrahmanirrahim Haber bu: Diş hekimliği okuyan bir kız başı örtülü diye katılmak istediği kongreye kabul edilmiyor..” Yani İslam düşmanlığı yeniden hortluyor. İçkici zinacı zihniyet Dindar Hükümetin çeyrek asırlık iktidarında suratına çektiği o “16 milyonu kucaklama!” “herkese sevgicik” maskesini daha fazla suratında tutamayarak altındaki gerçek/cakal yüzünü ister istemez gösteriyor. Tarihte yaptıklarınız biliyoruz yapacaklarınızın teminatıdır. Biz biliyoruz lakin kurttan çakaldan gafil ormana çiçek toplamaya giden kırmızı şapkalı ukala ve şükürsüz ve cahil ze kuşağı bir şey bildiği yok. Bunları uyandırmak için o haberler üzerine hak yorumları yapıyoruz o günleri özlüyorlar ama özlemleri kursaklarında kurtlanacak ve ciğerlerini yiyecek.. Bakar mısınız yer İmam Hatip lisesi kürsüye çıkan kızların hepsi açık! sadece bir tanesi başı kapalı. bu Bir taneye bile tahammül yok bu milli eğitim müdürü sorgulandı yanımdaki garnizon komutanı emretti dedi.. Garnizon komutanı dediği bizim maaşımızla geçinen bir yüzbaşı. Bir yüzbaşı valiye milli eğitim müdürüne okul müdürlerine buyurganlık yapabiliyordu. Buna ‘askeri vesayet’ diyoruz. Türkiye 80 yıl boyunca askeri vesayet altında yaşadı. Allah’ın aslanı Recep Tayyip Erdoğan sayesinde bu vesayetten kurtulduk. Hiçbir şey yapmasa sadece bunu yapmış olsa bu bile şükretmeye desteklemeye yeter. Müslümanlar olarak kendi ülkemizde sayesinde nefes aldık Lakin itiraf etmek lazım bu gelişen süreçte içkici putçu laikler bizim kalemize büyük toplar attılar….
Allah’ın yüce Adıyla “Oy vermek küfür şirk..!” lafları için ne dersin ? Cevap: Bu laf hakiki müminler için geçerli değildir. Hakiki mümin oy verirken de mümindir çünkü Allah’ın hükümlerini tasdik eder, yeryüzünde geçerli olması gerektiği bilir, ister itikad eder. “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmez (tasdik etmezse) işte onlardır fasıklar/zalimler/kafirler” Bu iman ve tasdik ile oyunu Allah’ın rızasına en yakın adaya verir. Bunu göremezse dalalet ve fesadı en az olana verir. Ehveni şerri ihtiyar ederek daha büyük şerden sakınır ümmeti sakındırır Ama kim Allah’ın ahkamına itikad etmez, dünyada geçerli olmasını istemez.. o hangi hizbe oy verirse versin, istese oy vermesin fark etmez o zaten müşriktir. “Eğer onlara itaat ederseniz müşriksiniz” (6:121) Allah’ın hükümlerini yeryüzünde geçerli kılmamızı emreden Ayet hangisidir? Cevap: Her cuma hutbesinde hatip minberden inmeden okuduğu “Allah size adaleti emreder..” ayeti bize apaçık Şeriatı geçerli kılmamızı emretmektedir. Çünkü adalet ancak Kurana dayalı hukuk ile mümkündür. İsviçre Fransa’dan toplama şeyler asla adalet değildir, buna adalet gözüyle bakanlar yolunu şaşırmış dalalet ehlidir. O yüzden her mümin Adaleti hakim kılmayı; Kuranî düzeni tesis etmeyi canı gönülden arzulamalı ve bunu için çalışmalıdır. seçimler bunun için ancak bir vesile bir basamaktır. Seçimi vesile değil maksat gibi görenler de yolunu şaşırmış zavallılardır Fikir eylem itibariyle Şeriata daha…
Rahman ve Kahhar Olan Adın Adıyla Topçuların dolandırılması olayının yankıları sürüyor. Bunun üzerine yorum yapan yapana.. Bir tane de kadın var.. sol tandanslı biri adı özlem midir nedir “Üretim ekonomisi yokmuş Türkiye’de! Rant ve kısa yoldan zengin olma ekonomisi varmış!! O yüzden topçular paralarını kaptırmışlar!!! Bunu diyen kim ? İşte o özlem.. laik sol zihniyetin laf üreticilerinden.. Hani Türkiye bir şey üretmeye kalkışsa ilk karşı çıkan kesim bunlar Sizin “üretim ekonominizi” de gördü bu Millet manukyan denilen bir domuz, kızların namusu üzerinden vergi rekortmeni oluyordu sizin iktidarınızda.. bu mu üretim ekonomisi !? ne ürettiniz ? bol bol fuhuş mu ! Memurların maaşını verecek para bulamıyordunuz da deprem için gelen yardım paralarıyla maaş ödemesi yapıyordunuz Nerede üretim nerede para ? Ha şunu itiraf ederiz : evet türkiyede bir şeyi çok ürettiniz: heykel büst put.. ancak tapmak için tamam işe yarıyordu ama ne çare ki o da karın doyurmuyordu Millet aç sefil hastahane kuyruklarında idi öğretmenler ek iş peşinde.. polisi memuru rüşvetle karnını doyurmaya çalışıyordu. Hasılı ne görüyoruz dostlar ? Bu mutsuz putlu azınlık sıradan olayları gelişmeleri bile kendi ideolojilerine yontup batıl davalarına hizmetten geri durmuyorlar. sen de Allahın adını yüceltme davasına var gücünle hizmet et
Ehad Olan Allah’ın Adıyla Son yıllarda garip garip hareketler, laikliğe aykırı Atatürkçülüğe zıt işler, Din’den Cuma’dan medet ummalar, cami cemaatinden yardım dilenmeler.. Yok adına Mevlüt okunsun’lar, yok camide Lokum dağıtmalar, yok Hutbede adı zikredilsin höykürüşleri.. Bir çaba bir kıvranış.. Noluyorlar ? Kemalizm veya Atatürkçülük nereye gidiyor? Bunlar güçlü, ipler ellerinde iken bu isteklerin hiç biri yoktu ! O zaman isteseler hepsini yaptırırlardı da.. Devlet zoruyla jandarma baskısıyla. Ama o zamanlar mevlüt hutbe lokum akıllarına bile gelmedi, hatta teklif edilse karşı çıkarlardı. Şimdi mütedeyyin bir iktidarın 22. senesinde ne oldu da hararetle bu tür isteklere sarıldılar ? ne değişti? Cami kapısına (!) kadar neden düştüler!? Değişen şu Anladılar -Üstadın dediği gibi- artık bu zihniyetin miadı doldu, tarihin karanlığına gômülüyor. O yüzden kalp masajıyla diri tutmaya çalışıyorlar, Yıkılmasın diye heykellerin altında payende olmaya çalışıyorlar. Yıllarca kendileriyle mücadele ettikleri o Din, o hutbeler, o camileri bu ideolojik emellerine alet etmeleri bu yüzden. Ama korkunun ecele faydası yok. Eceli yaklaşmış mevtayı yaşatmak imkansız Sosyolojik Tarihi Analiz Avrupa Rönesans’ıyla beraber batı dinden kiliseden Allah’a inanmaktan uzaklaştı. Ardı sıra gelen sanayi devrimleriyle Avrupalılar sekülerizme kaydı. materyalist düşünce hakim oldu. Bu rüzgarın etkisinde kendini kaybetmiş Türk aydını aynı havayı Osmanlı bakiyyesi Türkiye Cumhuriyetinde estirmeye başladılar. Batı kiliseye…
Allah’ın yüce Adıyla Türkiye Cumhuriyeti gerçekten bir cumhuriyet midir? Bir müslüman olarak, “Böyle” bir cumhuriyet’e (fikir ve gönül bazında) taraftar olabilir miyiz ? Bu yazıda bu soruların cevabını arayacağız Önce bunların cumhuriyetine bir mercek tutup yakından bakalım. İlk göze çarpan Cumhuriyeti sahiplenen sevinen kutlayan kesimlerin laik, seküler, çağdaş yaşamcı, batıcı, Avrupa hayranı kesimler olduğu.. Cumhuriyetin kurulduğu döneme yetişmiş dedelerimiz ninelerimizde bu sevinci bu coşkuyu hiç görmedik.. ne onlarda ne de onların yetiştirdiği kuşaklara.. Bu birinci soru işareti: Cumhuriyet kuruldu diye sevinenler neden çağdaş seküler laik kesimler !? Namazlı imanlı dini bütün Anadolu halkı neden buruk!? Gelelim işin teorik kısmına.. Cumhuriyet lliteratürde diğer iki rejimin, teokrasi ve monokrasi’nin karşıtıdır. Teokrasi : İnanca dayalı yönetim biçimi (şeriat). Monokrasi: tek kişiye dayalı yönetim biçimi (krallık) demek. Dolayısıyla cumhuriyeti kurup demokrasiye geçmekle dine dayalı baskıcı veya tek adam diktatörlüğünden kurtulup çoğulcu, halkın iradesinin yönetime hakim olduğu her kesimin mutlu ve özgür olduğu bir yönetim biçimine geçmiş oluyorduk. Ve işte bu övülesi, kutlanmaya değer bir başarıydı Ve aslında bu sözler birer propaganda aracından ibaret. Çünkü Osmanlı Devleti asla -başına buyruk- tek kişinin yönettiği bir rejim değildi. Bilakis Osmanlı İslam Devleti bir hukuk devletiydi. İslam hukukuna dayalı mükemmel bir rejimdi. Yani Şeriata, Kur’an’ın hukukuna dayalıydı. Bu…
Allah’ın yüce adıyla Bu yazıda günlük hayatta gördüğümüz çelişkileri tadat edeceğiz. Birinci yazıda çelişki paradoksun ilmi delil olduğunu çelişkiye düşenin davasını iptal ettiğini açıklamıştık. Bu yazıda örnek somut çelişkileri gösterip davası batıl olanların ipini pazara çıkaracağız. ta ki aklı zayıf insanları kandırmasınlar 1) Suriyelile yabancı o yüzden karşıyız sahtekarlığı “Biz Türkiye sevdalısıyız, o yüzden ülkeye yabancı/Suriyeli gelmesini istemiyoruz” lafıyla arap düşmanlığı yapan ve gençleri bu fitnenin içine çeken ümit özdağ gibilerin yalancı oldukları, çelişkiye düştükleri şurada net olarak görüldü ki bugünlerde gemiler uçaklar dolsu israilli yahudi ülkeye giriş yaparken bunların sesi gıkı çıkmıyor almayın ülkeye mülteci demiyorlar. demekki dert Türkiye sevdası değil Arap Düşmanlığı genelinde aslında İslam düşmanlığı 2) Parayı Araplara yedirmek ? Hacca umreye giden müslümanlar arkasından “parayı araplara yediriyorlar ama mahallenin fukarasına harcamıyorlar” türünden laf sokan münafıklar tayfasının çelişkisini şuradan anlayınız: Eğer bunlar gerçekten mahallenin fukarasını dert ednmiş olsalardı “2024 yılında tatile yunan adalarına gitmiş ve yunanistanı abad edmiş 1 milyon türkiye vatandaşı tursitler için de bir laf sokumu yaparlardı..! ama yok. demekki bunların derdi fakir fukara değil türk-arap dostluğu sancısı, islam kardeşliğinden duydukları karın ağrısı ve daha da derinde islam düşmanlığı 3) Hocaya kızdım islamdan soğudum sahtekarlığı.. Arada duyarsınız münafık tuynet konuşuyor “ben de küçükken dindardım müslüandım…