Allahın yüce adıyla
Deccal asrına yaklaştığımız günümüz dünyasında artık İlahi hakikatlere karşı akıl bilim ve mantık içerikli kanıtların delillerin bir önemi kalmadı . Deccalin en bariz özelliği hakkı batıl batılı da hak gibi gösterip insanları ikna edebilmesi
Haktan uzaklaşmış her sapkın tayfanın kendince gayet mantıklı(!) tutarlı akli gerekçeleri vardı nitekim
Örneğin:
Allahın birliğini vahdaniyetini inkar edip buna kalbini zihnini yatıştırmak için Mekke müşrikleri :
“Biz o (put) lara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” (39:03) demişler ve puta tapmanın mantıklı ve pragmatik gerekçesini icat etmişlerdir
Peygamberlik kurumunu kökünden reddedenler; “Hiç Allah bir beşeri kendine elçi olarak gönderir mi! (17:94) derken beşerin en yüce aşkın varlığa Allaha elçi olamayacağını bunun mantıksız olacağını söyleyerek halkı ikna ediyorlardır
Bir diğerleri :
“Bu ne biçim peygamber ki, yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup insanları uyaran bir melek indirilseydi ya!” (25:07) diyerek kendilerince inkar etmek için hayet akılcıl tutarlı bir itiraz sunmuşlardır ! Bu mantaliteye göre peygamber yemek yiyen içen evlenen sıradan bir insan olamazdı bundan üstün bir varlık, bir melek olmalıydı !
Beni-İsrail ise
“Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu.(03:183) ” Diyerek Muhammed aleyhisselamı mantıklı ve Törah’a dayalı bir gerekçeyle inkar ediyorlardı. Mantık şuydu “Eğer Muhammed peygamber olsaydı ganimet malı üzerinde göksel ateşi çekebilir biz de bunu görürdük. madem ki yapamıyor demekki peygamber değil !
Mekke müşrikleri de :
Peygambere iman ve ittibayı reddetme gerekçesi olarak Ona iman edenleri düşük statüde halkın değersiz kişileri olduğu savını ileri sürmüşler “bu yüksek bir mefkure olsaydı elit tabakadan şerefli entellektüel kişiler buna inanmış olurdu” mantığına bürünmüşlerdir
devam ediyor..
Yorum Yapılmamış