Ölmeyen Diri Allah’ın adıyla
Bir Abdülmetin Hoca dünyadan geldi geçti. Herkesin Abdulmetin hocası farklı olabilir. Acizane burada kendi Abdulmetin hoca’mı anlatacağım.

Ben Abdülmetin hocayı 90’lı yılların başlarında tanıdım. O zaman İsmailağa’ya yeni gelmiştim Kayseri’deki prestijli (?) okulumu bırakmış bütün akrabalarımın karşı çıkmasına rağmen, kimseyi dinlememiş, kınamalara aldırmamış Allahın ilmini tahsil etmek için İstanbul’a Mahmud Efendi Hz’nin medresesine sığınmıştım. Bu bakımdan biraz yalnız ve gariptim. Kimseden yardım para pul isteyecek halim de yoktu. Ve medresede izin zamanı geldi. Herkes memleketine gidiyordu ancak benim Yozgat Sarıkaya’ya gidecek yol param yoktu. Ve bir arkadaşım “Metin hoca talebelere yardım ediyor istersen ondan isteyebilirsin” demişti Ve birlikte Metin hocaya, ismailağanın karşısında imamlık yaptığı Acemoğlu Camisi’ne gittik.
Namazı o kıldırdı, çıkışta utana sıkıla durumu anlattım. Beni tenha bir yere çekti, O zamanın parası cebinden 1000 lira para çıkardı hiçbir şey sormadan sorgulamadan o bin lirayı bana verdi. Yol parama da yetiyordu harçlığıma da yetiyordu. Ne kadar duygulandım anlatamam.
Metin Hoca’nın İlk babalığını o zaman gördüm. O gerçekten fakirin ve Talebenin babasıydı. Ders okuduğumuz hocalardan isteyemez Abdulmetin hocadan isteyebilirdik. Ve mutlaka işimizi hallederdi. Sonra duyduk ki yine bu Metin hocamız Talebelerin ilaç masraflarını da karşılıyormuş. Reçeteyi Metin hocaya götürüyorduk O bir imza atıyor ve gidip onunla anlaşmalı bir Eczaneden ücretsiz ilâcımızı alıyorduk, Abdulmetin hocamız da ödemeleri oraya yapıyordu.. Bu o yıllarda talebeler için büyük bir iyilikti..
Talebeliğmizin o yıllarında Abdülmetin Hoca bizleri maddi ihtiyaçlarımız yanında ilmen de besleyen önemli bir kaynaktı. Şeyhimiz Mahmud Efendi Hazretleri’nin Vaaz ve sohbetleri haricinde Cumartesi akşamları merhum Hızır Efendiye gider sohbet tekrarını dinler, sabah namazlarında merhum Bayram hocanın Mektubatını dinler salı akşamları da kurstan izin alabilirsek Metin hocayı dinlemeye Nişancı Mehmet paşa camiine giderdik. Dolayısıyla yetişmemizde katkıları büyüktür. Sinemizde ondan çok şeyler var. Bir sonraki yazıda aktaracağım.
Metin hocanın tarzı malum. Bütün vucuduyla konuşur o kürsüyü adeta harp alanına çevirirdi.. aslında onun tarzı ismailağa tarikatının edep vakar ve hürmet anlayışına biraz aykırı idi.. Kürsüden ayak uzatmak ayaga dikilmek kürsünün tokmaklarını yerinden söküp kılıç gibi kullanmak din büyüklerini isimleriyle telafuz etmek gibi şeyler o bildik ağırbaşlı mutad hocalık anlayışına uymuyordu.. bu sebeple bazı hocalar onun o serbest tarzını benimsemez sohbetine gitmezlerdi. Kalpleri kapalı, istifade edemezlerdi..
Ben ise Metin hocada farklı bir cevher olduğunu anlamıştım. Ve bu tavrıyla aslında kendini gizleyen birini görmüştüm o yüzden onu hep sevdim. Hele ki o devamlı gülen yüzü.. bu kolay şey değildi gülüyor ve güldürüyordu bizleri sevindiriyordu.. aslında bu onun iç derinliğini gösteriyordu bunu çok sonra anlayacaktım. Abdulmetin hoca o rahat konuşkan, güleç şakacı tavrı halkla ilintili herkesle ilgili hali gerisinde Rabbisi ile derin bağlantısı olan sabahlara kadar zikir ve virdi ile meşgul olan feyiz sahibi, maneviyat ehli gizli bir eren vardı. O sağlam ve samimi bir mürid idi. Şeyhinin buyruklarına azamî riayet eden derslerini yapan yakın daire ehli idi. Efendi Hazretleri razı olmadığı için yıllar yılı sesini kayda almaz video resim cektirmez ve gizli çekenleri uyarır razı olmadığını söylerdi. Bazı hocalarin yaptığı gibi indi ictihada sarılmaz tefsir tevil yapmadan muridliğin sınırları içinde itaat ile hareket ederdi.. ve işte bu itaat ve özverisi neticesinde tarikatta terakki etmiş milyonların sevgilisi olmuştu.
Yanımdaki Abdulmetin Hoca (2)
Abdulmetin Balkanlıoğlu hocaefendinin sohbetlerinde Kurana bakışım başka bir boyut kazandı.. Talebelik yıllarında onun sohbetine hayran idim çok istifade ediyordum. Talebeler genelde izhara kadar hocalarının ilmine hayrandır sonra gözleri açılır diğer Hocaları görür olur, kendi de bir şeyler biliyorum zanneder ve eski hayranlıklar kalmaz. Ergenlik psikolojisi ile babasını eleştiren ergen gibi icabında eleştiriler bile başlar noksan görmeler daha yükseğini aramalar vs..
Ancak Metin hocanın sohbeti beni her zaman kendine çekmiştir. Talebelerim olduğu dönemde bile. Onun Kuran ayetlerine verdiği manalar.. Kuranı güne öyle bir ustaca uyarlıyordu ki sırf bunun için onu dinlemek istiyordum. Vaaz esnasında pusuya yatmış avcı gibi avımı o enfes tefsirleri bekliyordum. Defalarca okuduğum, manasını bildiğim ayetler o deli dolu Metin hocanın ağzından bambaşka bir anlam kazanıyordu, Kuran sanki bu günümüze inmiş gibi zihinlerde açılıyordu. Bunu nasıl başardığını bu ilmi nerden aldığını hiç bir zaman öğrenemedim.. ta ki geçen günlerde cenazesinden sonra bir arkadaş onun bir sözünü nakledene kadar “Efendi Hazretleri bana ledün ilminden bir damar verdi” demiş. Bu sözünü duyduğumda hiç yadsımadım.
Işte bir örnek:
Konu Kelime-i habîse ve Kelime-i Tayyibe ayetleri idi. Habis kelime küfür şirk inancıdır; pis ağaç gibidir. Kelime-i Tayyibe ise “La ilahe illallah” ile anlamını bulan imandır ve pak temiz bir ağaç gibidir kökü yerde dalları semada..
Metin hocam bunu anlatıyordu “iman kökleri yerin derinliklerinde dalları semada o muazzam ağaç gibi insanın kalbine işler ruhunun derinliklerine nüfuz eder, içine öyle bir siner ki onu ordan sökmek imkansızdır. Küfür şirk ise çölde kumlu arazide bitivermiş pis çalı dikeni gibi.. ayağın takılsa sökülüp savrulacak.. Kalbe huzur vermez, içine sinmez, kişiyi mutmain etmez..”
Bu ayetler bu kadar mi güzel açıklanır.. Bu sohbetin neticesinde iman davasında bana bir cesaret, bir özgüven geldi “Bu kafirleri fikir ve ideolojide yenmemiz işten değil çünkü habis itikatları zaten kalplerine sinmemiştir, kendi laflarına kendileri kani olmamıştır ki.. “savrulun bre kafirler.. hadi çıkın karşıma” der gibiydim.
Abdulmetin hoca konuşurken ilk dikkatimi çeken şey onun zengin kelime dağarcığı oldu. Kurduğu düzgün kurallı cümleler.. Literatürü kuvvetliydi. Her konudan her daldan yerinde istılahalar terimler kullanabilir.. her kesimden insana kendini dinletirdi. O yüzden onun cemaatinde entel eliter kesim eksik olmazdı.. icabında ne kadar seri de konuşsa lafı boğmaz konudan kopmaz uzun cümlelerin sonunu en uygun biçimde bağlardı. Deha denilebilecek seviyede sözel bir zekâya sahipti. Ee öö kem kum etmezdi.. Kürsü için biçilmiş sanki ilâhi bir kaftan idi.
Hiç kimseden duymadığımız tabirleri ondan duyduk. En tehlikeli sularda yüzer kendini ele vermeden ustaca işin üstesinden gelirdi.. Kendi camisinde bir kere Osmalıdan sonra ülkenin manevi bir yangın ve yıkıma uğradığını anlatıyordu ve bu işin failini ifade ederken “sonra bir atak türk geldi” demiş ve beni hayranlık içre bir gülme almıştı.. “atak türk” :))
O gün diyanet imamı da olsam gerçekleri cami kürsüsünden böyle bir ustalıkla kendimi de ele vermeden anlatabileceğimi düşünmüştüm. Hem tebrik ettim hem imrendim.
Diğer bir misal:
الم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله..
“Ya o îman edenlere çağı gelmedi mi ki kalbleri Allahın zikriyle ve inen Hak aşkına huşu’ ile çoşsun..” (Hadid:16) ayetini konu etmişti. Bir hikaye anlattı. Bir çingene kral varmış her çingene gibi davul zurna sesi duydu mu yerinde duramaz kalkar oynarmış.. Bir gün sarayda mühim bir toplantı olacakmış diğer ülke kralları katılacakmış. Adamlarına demiş şimdi toplantı anında bir musiki sesi duyarım kalkar oynarım yakışık almaz rezil olurum.. önceden toplantıdaki yerini almış ve adamlarına emretmiş onu gizliden yere çaktıkları kazıklara sıkıca bağlamışlar. Kıpırdamaya imkan bulmasın vakarıyla toplantıyı geçiştirsin diye. Ve toplantı başlamış. Tam o esnada bir düğün alayı davul zurnayla sarayın yakınından geçmesin mi ! Bizim çingene kral içten içte hareketlenmeye başlamış, bağlı olduğu için önce belli olmamış ancak davul zurnanın sesi yaklaştıkça çingene kral da hareketin dozu artmış artmış artık dayanamaz bir hal almış.. içinden gelen o oynama dürtüsü o kadar kuvvetlenmiş ki sonunda yerde bağlı olduğu o kazıkları yerinden sökerek kalkmış ayağa, başlamış oynamaya..
Ve Işte tam burada Metin hoca başlıyor döşenmeye.. Ey Muhammedin ümmetleri Başınızdan aşağı okunan bu Kuran ayetleri bu vaaz ve nasihatlar bu ikazlar tembihler ile uyanma vakti hala gelmedi mi Sizi yere çakıp kilitleyen o tembellik kazıklarını o uyuşukluk bağlarını koparıp Allah için harekete geçme zamanınız hâlâ gelmedi mi..!?
Abdulmetin Hocadan Nükteler
Cemaati muslimin insanların yüzünde bir tebessüm bırakın. Baktım sokaktan seyyar satıcı geçiyor iteklediği el arabasiyla. Balık satıyor sordum kaç lira ? dedi kilosu bir buçuk lira dedim ki 2 lira olmaz mı ? Adam güldü.. insanların gönlüne sürur sebebi olun cemaat sürûr
devam edecek
Isa erdoğan
7.7.18
Bir yorum
Tanışmak nasip olmuştu.elhamdulillah .Rabbim şefaatini nasip eylesin.Rabbim bizleri iyilerden ayırmasın. Amin