Allah’ın Yüce Adıyla..
Yaygın bir laf. Anadolu kültüründen. irfanla yoğrulmuş Anadolu. Özür dilerim demektir. Ancak özür dilemekten daha derin. Özür dilerim sözü de yarımdır. Diğer yarısı: “özrümü kabul edip bağışlayın”. Kusura bakma’nın anlamı bundan öte.. Kusura bakma’ nın Arapçası “adem-ul mu’âheze” (sorgulama yok) Bu da kusura bakma’yı karşılamıyor. Bunca haşmet ve belagatine rağmen Arapça burada bizim “kusura bakma’ya yetişemedi.
Kusura bakmak yani bakmamak çok önemli. Hiç kimse kusuruna bakılmasını istemez bakanı sevmez. Kusurun değil bakılması görülmesini bile istemeyiz. Birçok kırgınlıklar ayrılıklar kusurlu görülmkten kaynaklanır. Bir de kusura dik dik bakıyor başkasına da gösteriyorsa.. o kişiden nefretle uzaklaşırsın.
o yüzden engelli kardeşlerimizin bizden isteği “nolur bize acımayın, bize insan gibi, herkes gibi davranın yeter” derler. Ne demek bu ? Bizim kusurumuza bakmayın, bizi kusurlu gördüğünüzü bize belli etmeyin”
o yüzden toplumsal görgü düzeyi terakki etmiş eskiden ‘sakat’ denirken sonra ‘özürlü’ şimdilerde ise “engelli” denir olmuştur. Neler oluyor? Onları kusurlu özürlü gibi görmekten uzaklaşıyor, böylece onlar bize, biz de onlara yakınlaşmış oluyoruz
Kusura bakılmanın gönül kırıcı olması bir de şundan: “Sevgi gözü kusura kördür” İnsan şöyle düşünüyor “madem ki sen benim kusurumu görüyorsun, demekki beni sevmiyorsun” O yüzden anneler çocuklarını tam terbiye edemezler. Onda kusur görmüyor ki o yönünü düzeltme cihetine gitsin.
Eğitim ve terbiye seviyesi ilerlemiş olsa da genelde insanlar kusurun yüze söylenmesinden incinirler.
İsmailağa Camii kadim müezzini muhterem Hasbi Abdülkerim hocamız bir gün kürsüde cemaati payeledi.. Sonunda dayanamadı itiraf etti “bunları size Efendi hazretleri söyleyecekti “bana darilmasınlar Hasbi çık sen söyle” buyurdular da ben demiş oldum” dedi.
Kusurun görülmesinden insanı inciniyor.. Bunun gerisinde insanın nefsini kutsaması vardır. Bu nefis kendine bir kusur bir eksiklik kondurmaz, ilaha layık surette kendini tenzih eder. O yüzden övülmekten hoşlanır, yerilmekten nefret eder. (Mektubat)
Aslında kusurunun görülmesi, kusuruna bakılması, kusur ve hatanın yüzüne söylenmesi nefsi terbiye yolunda ona çok yarayışlıdır. Bu noktada duyduğu acı ve sızı ilacın acılığı gibi faydalıdır, tedavi edicidir. Ancak çocuk ilaçtan kaçtığı gibi bu nefis te menfaatinden kaçar, zararına koşar.
Umuma ziyafet vermiş bir mümin niyetini tam becerememiş, ihlâsı zedelenmiş. O yüzden ameli kabule şayan olmuyor. Bu esnada davetliler bu hayırseveri eleştirmeye, yemeği eleştirmeye başlarlar. Bunun kulağına gelir gönlü incinir. Gönlünde oluşan bu kırıklık niyetini halis kılmamaktan doğan o zulmeti kaldırır da ameli Allah nezdinde kabule şayan olur” Mektubat
“bir zaman gelecek insanların en rezili onların hatibi/sözcüsü olacak” Hasan’ı Basri ra diyor ki “eğer bu hadis olmasaydı asla kürsüye çıkıp vaaz etmezdim.
Mahmud efendi hazretleri bir kere vaaz ederken bir kaba softa ayağa kalkıp camii içinde bağırıyor inanmayın bu adama bu adam sizi kandırıyor..” türünden hakaretler ediyor. İmam Mahmud Efendi Hz o anda vaazı kesip kürsüden iniyor o adamın yanından geçerken “beni sen anladın” diyor
Nefsini ayaklar altına almış yücelerin kusura bakılması karşısında tavırları bambaşka.. Onlar nefislerini düşman bildiklerinden nefse atfedilen bütün kusurları kabul ederler ve asla bu konuda nefsi müdafaa veya Gönül koymaya gitmezler
“bırakın siz nefesinizi temize çıkarmayın. Biz kimin takva olduğunu biliyoruz”
Erenlerden bir zat anlatıyor “hayatında en lezzet aldığım anlardan biri; hastaydım camide taktasiz bir halde yatıyordum. kayyım geldi çık cami kilitleniyor dedi ve beni ayaklarından çekerek dışarı attı o kış vakti karın dipinin altında geceledim. o gün aldığım feyz ve lezzeti hayatımda başka yerde almadım
isa Erdoğan 8 Ağs 2022
Yorum Yapılmamış