Bismillahirrahmanirrahim Bugün yolum hasbelkader bir azeri/Şii camisine uğradı.. Başakşehirde. Caminin adı Hz Ebu Talip camii ! Ebu Talip, Hz Alinin babası, Rasulullah efendimizi himaye etmiş bakımını üstlenmiş amcası.. İman ettiği bilinmiyor, aksine atalarının dini üzere sebat etmesiyle biliniyor. Yani nasıl “Hazreti” oluyor ilginç ! Kadınlar kapısından mesture bir kaç kadının girdiğini gördüm. İçeri girdiğimde cemaat sünnet kılıyordu ben de cami ortasına kadar yürüdüm orada cumanın sünnetini kıldım. İç ezan okunmadı. topluca salevat gibi bir şeyler söylediler ve imam hutbeye başladı.. Hutbesinin başlangıcı arapçaydı Hutbeye başlama biçimi bizimkine benzemiyordu “..Hüseyinin ashabına selam olsun” dediğini duydum. imamın başı açıktı ne sarık ne takke yoktu. üzerinde iran mollalarınkine benzer bir cübbe vardı. Hutbenin konusu Hz Hüseyinin şehadeti tarihi olaylar Yezid vs” Müminler dini anlamamışlar buna vurgu yaptı dini anlamayı nasip etsin gibi mükerrer dua etti. Hüseyin bir mektepmiş haklı olan mazlumun hakkını zalimden almanın bunun için gerekirse can vermenin asla zalime boyun eğmemenin mektebiymiş. Bu mektepten bir kaç damla içmiş olduğu için Filistin bu direnişi gösterebilmiş. Bu mektepte yetiştiği için iran abd ve israilin bunca saldırısına rağmen liderleri ve emir komuta kademesinden 50 küsür komutanları katledilmiş olmasına rağmen teslim olmamış direnişi sürdürmüş!” şii imamın hutbesinden aklımda kalan diğer şeyler “Hz Muaviye hutbelerde güya…
Bismillahirrahmanirrahim Alevilik hakkında net ve kesin tanılar tarifler yapmak esasında güçtür. Çünkü Aleviliğin yazılı net bir öğretisi yok. Yeni yeni yazılanlar üzerinde de Alevilerin bir ittifakı yok. Alevilik yöreden yöreye değişen bir kültürel oluşum mahiyetinde. Türkiye Diyanet kurumu İlahiyat akademisyenleri Aleviliği konumlandırmada yaptıkları çalışmada “Aleviliğin İslam dışı farklı bir din olmadığına” hükmettiler. Artık İslam içinde bir mezhep midir, yoksa tarikat benzeri bir oluşum mudur durumunu tespit etmek gerekiyordu. bağımsız mezhep olabilmesi için inanç veya amel boyutunda müstakil derli toplu bir söylemi olması gerekirdi ki yok ! Geriye bir tarikat olması durumu kalıyor ki ilim dünyası da Aleviliğin ancak bir tarikat olacağına karar verdiler. Alevi, kelime olarak Hz Ali’ye mensup olan, Ali taraftarı demektir. Hz Aliyi sevenler manasına gelebilir Alevi, Hz Ali ve 12 imam sevgisini merkeze koyan, Sünni ve şii olmayan, cami yerine cemevinde toplanan, namaz kılma yerine semah’a katılan, ramazan orucu yerine aşure orucu ve 12 imam orucuna inanan, Hac ve zekatı kendine zorunlu göremeyen, Hıristiyanlık-Şamanizm etkilerini barındıran İslami kültürün bir parçası olan kişi Alevi Müslüman mıdır ? Ben müslümanım diyen kimseye “hayır değilsin” deme hakkımız olamaz. Lakin İslam inancının 6 esası ve İslam’ın 5 ameli şartı var. Bunlara iman eden ve şartları kabul eden kişi Müslümandır. Ama İslam’da…
Bismillahirrahmanirrahim Kısa cevap: Hayır Ebubekir Er-Razi desit değildi, bilakis Müslümandı Ümmetin yetiştirdiği büyük tabip, kitapları yüzyıllar boyu batıda ders kitabı olarak okutulan EBUBEKİR EL RAZİ Türkiye’de akademik camia dahil DEİST olarak tanıtılıyor.. Kulaktan kulağa bu yalan tekrar ediyor. Avrupa da bu çirkin iftiraya sarılmış olarak “o zaten Müslüman değildi, o yüzden bu kadar büyük hekim olabildi !” türünden bir sahiplenmeye gidiyor. Hakikat ise bunun tersidir. Ebubekir El-Razi ra Allah’a, islam’a, peygambere ve ahiret gününe iman etmiş bir mümin olduğu kendi yazdığı kitaplarından belli ve ispatlıdır. Razi burada islam inancına muvafık olarak sıfatları olan, dünyaya müdahale eden, dualara icabet eden bir Allaha iman ettiği açıktır. Halbuki teist felsefede bunların hiç biri yok ! Demekki teist değil Ayrıca Ebubekir Er-Razi’ye atfedilen, ve bu sebeple güya islam alimleri onun hakkında “o bir mülhid!” dediği iddia edilen “5 kadim” teorisi ona ait değildir. Bu teoriyi hiç bir kitabında dillendirmemiş savunmamış, aksine bu teoriyi reddedecek mahiyette sözleri mevcuttur. Örneğin bu beş kadimden(!) biri sayılan ZAMAN’IN yaratılmış olduğu ve bir başlangıcının bulunduğu Razi kendi kitabında bizzat ifade etmiştir. Razi’ye “deist/mülhid iftirasını konduran ilk kişi bir şii ! şöyle ki.. Ebu Hatim Errazî adındaki bir şii güya adını açıklamadığı (x) şahısla münazara yapmış, X, 5…
Allah’ın Yüce Adıyla İsminin önünde “prof.” ünvanı da olan şahsın bir yıl önceki mülakatında sarf ettiği sözler geçtiğimiz günlerde yeniden gündeme geldi. Şahıs, özbeöz Çorumlu olan Şeyhülislam Ebûssuûd Efendi’nin Mısır’dan getirildiğini, onun eliyle Osmanlı’nın Türkleri Araplaştırdığını iddia ediyordu. Zırva tevil götürmez. Nitekim sözleri tekrar gündeme gelip de alay konusu olunca şahıs bilmediği bir dönem hakkında konuşup hata yaptığını itiraf etmek zorunda kaldı. Ancak şahsın sözlerini zırva yapan bilgi hataları değil, “Araplaşmak” kavramı. Türkiye’de Siyonizm’in doğrudan hizmetindeki “Türk ırkçılığı” bu “Araplaşmak” kavramını son zamanlarda sıkça kullanır oldu. Esasen “Araplaşmak” kavramı yeni değil; Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren “Araplaşmak”, “Müslümanlık” kavramı yerine kullanıldı. Türklerin Müslüman olmasını içine sindiremeyenler ya da Türkleri Müslümanlıktan uzaklaştırmak isteyenler, “Müslüman” kavramını kullanmaya cesaret edemedikleri için korkakça “Araplaşmak” kavramına sarılıyorlar. CHP’de üç dönem milletvekilliği de yapmış Kemalettin Kamu’nun şu zırvaları o zihniyetin ibretlik vesikasıdır: “Ne mucize ne efsun / Ne örümcek ne yosun / Ka’be Arap’ın olsun / Çankaya bize yeter”. Şimdilerde ise “Araplaşmak”, Türklük ile Müslümanlığı birbirinden ayırmak suretiyle Türklüğü yok etmek maksadıyla cahil ve de ahmak ırkçıların dilinden düşmüyor. Türklerin Müslüman olmakla Araplaştığı iddiası gerçekten zırvadır. Bir kere Türkler 8. yüzyılda İslam ile şereflenmiştir. Aradan 13 yüzyıl geçmiş olmasına rağmen bugün asimile olmadan Türk kimliği ile varlıklarını…
Bismillahirrahmanirrahim Mustafa İslamoğu’nun Kur’an’ı anlama metodu kitabı çelişki ve tutarsızlıklarla doldu.. O kitaptan notlar: 34 03:25 Mustafa islamoğlu çelişkilerle dolu.. hem “Kuran çok açık der, hem de “dünyada en çok okunup da en çok anlaşılmayan kitap Kurandır” der. şu halde ya açık değil ki anlaşılmıyor ! veya anlaşılıyor (ehli sünnet gayet anlamıştır) ama senin anlayışına uygun düşmediği için onu doğru anlayıştan saymıyorsun! “ 08:35 Mustafa bey kitap ehlini şirke nispet etmiştir, bu önemli bir ayrıntı, çünkü kurancılar arasında tartışmalı bir konu bu. en azından mustafa beyin ehli kitap şirk içinde cennete gidemezler dediğini burada görmüş olduk, kenarda dursun ileride lazım olacak bu” 11:52 M. i.oğlo sayfa 31de “Mushaf sahibi olduğu bilinen sahabiler Hz Ali Hz Ömer..vs” demiş saymış ancak bunların hiçbiri hakkında mushaf sahibi oldukları kesin tespit edilememiştir. Nüzul sırasına göre kuran inşa etmek için sanırım bu zayıf habere sarılmış 12:13 M. Maymunoğlu (evrime/maymundan gelmeye inandığı için böyle demek içimden geldi) Namazın şekli ve rekat sayısının hadislerle sabit olduğunu inkar ettiği için buna Kuran dışında bir kaynak aramış ve “namaz tarihi seyir içinde bu ümmete Yahudilerden geçmiştir diyebilmiştir! ve delil! olarak da bundan 400 sene önce haham ben abraham adlı bir yahudinin çıkardığı “resimlerle namaz kitabını” öne sürmüştür. Halbuki onlar…
Allahın Yüce Adıyla Özet: Müezzinin sünnet olan zikirleri ilan etmesinde “Sübhanallaaaaah..” demesinde bir beis yoktur. Cemaatin bu ilanlara uyarak aynı anda sübhanallah Elhamdülillah Allahu ekber” demesinde bir sakınca yoktur. Müezzinin bu ilanları sesli yapması ise müstehaptır, Evet “aslolan namaz sonrası tesbihi herkes kendi yapması, lakin birlikte yapmakta da kuvvet var” demiştir islam alimleri. Yani bidat sayılmaz Necati Koçkesen hocanın meseleye yaklaşım biçimi vahabice! Bunların tezi : Rasulullah sas yapmadı ise bidattır! Bidatın geçerli tanımı bu değil halbuki. Bu yaklaşıma göre: tesbih aleti kullanmak bidat, yere seccade sermek bidat! camide nafile namaz kılmak bidat ! ölüye Kuran Fatiha okumak bidat! minare bidat! medrese yapmak bidat ! türbe bidat ! fıkıh hadis tefsir kitabı tedvin etmek bidat ! sela okumak bidat ! kandil geceleri bidat ! tarikat bidat..! Necati hocanın isabete yakın durduğu nokta, “Bidatın sağlaması bir sünneti kaldırıyor olması” İmam Rabbani bunun için şu örneği verir; “Dil ile niyet nasıl çirkin bidat olduğunu anlayın ki değil bir sünneti, hatta farzı iptal ediyor.. dille telaffuz, kalple namaza hazır olma farzını yok ediyor” der İmam Rabbani ra Necati K. de “müezzin Allahumme entesselaam..” çekerken cemaat susuyor söylemiyor, susarak o sünneti ihmal ediyor. Demek ki müezzinin komut vermesi bidat !” hatalı yargısına varıyor CEVAP:…
Bismillahirrahmanirrahim “Uydurulan din ve Kurandaki din” adlı kitap hakkında değerlendirme Adından da anlaşılacağı üzere yazar/lar bugün bilindiği şekliyle İslam Dini’nin uydurmalarla dolu olduğunu yani geçersiz olduğunu, doğru ve geçerli olanın ise Kuranda belirtilen din olacağını, kendileri de bunu ortaya koyduklarını iddia etmektedir. Bu iddia ilmi akli ve tarihi olarak çürük olmak yanında bunca islam alimlerine de islam ümmetine apaçık bir hakaret ve küstahlıktır. İlmi sahada çürük, içi boş ve bir o kadar tutarsız bir iddia olduğu içindir ki alimler basit bir iki oturum ve kısa bir iki makale yazmak dışında konuyla ilgilenmemişler, ilgilenmeye değer bulmamışlardır. Muhatap bazen saçmalama derecesinde lafı gü-zaaf edince ona vereceğin cevap anlamlı bir sukut ve arkanı dönüp gitmek olur 1. BÖLÜM Kitabı inceleyen ilim ehlinin değerlendirmesi 1) “Bu iddia bir retorikten ibarettir, kitap ‘Kurandaki dini’ değil, Kuran (meallerinden) yazarın anladığı şeyleri ortaya koymaktadır. Birileri çıkar, farklı bir anlayış içinde “kurandaki asıl din” bir başkası “kurandaki hakiki din” diye yeni iddialar ileri sürebilir. ve sonuçta Kurandaki bir çok din” problemi ortaya çıkmış olur. 2) “Kurandaki din” iddiası özünde hadisleri, dolayısıyla mezhepleri ve müçtehit imamları inkar etmeye yöneliktir. Burada iki büyük hata/ihanet önümüze çıkmaktadır 3) a- Hadisleri devre dışı bırakarak Peygamberi yetkisizleştirmek ve Kuranı açıklama yetkisini Ondan alıp…
Allah’ın yüce Adıyla İsrail-iran savaşı çıktığından beri irana ait herşey birileri tarafından konu ediliyor irancılık adeta propaganda ediliyor. Sosyal medya bu propaganda ile dolu.. Bunlardan biri de sözde İran’ın yetiştirdiği yüksek ufuklu derin fikirlerin sahibi İslamcı yazar Ali Şeriati.. statükoya rejime karşı kalemle mücadele etmiş ve güya kimden gelirse gelsin zulüme karşı durmuş, hatta İslami rejim diye sunulan yönetimlere bile karşı çıkmış ve Hz Ebubekir (ra) de dahil beri bütün İslami idareleri ‘şirk dini!’ diye yaftalmış biri..!! Subhanallahi amma yuşrikun Bunun üzerine yazar ve sosyal medya fenomeni Altay Cem Meriç “Ali Şeriatî, derin su değil, topuğumu bile ıslatmıyor” başlıklı Ali şeriatînin çelişki saçmalık ve iftiralarını gösteren video analizini yaparak yayınlamıştır. Öncelikle Altay’ı Tebrik ederim Bizden görünen bazıları bu tespit ve analizi hazmedemeyerek “ama Mevdudi Seyyit kutup gibi o da zamanında iyi şeyler yaptı faydalı yazılar yazdı zulme karşı mücadele etti istifade ettik. evet şimdi eskidiler. onun yaşadığı dönem şimdi yok o yüzden sığ kaldı..!” gibi sözlerle Altay’a yorum yapmışlar.. Bu tür yorum sahipleri belli oldu ki Altay’ı hiç de anlamamışlar, kapasite düşük Altay o videoda İranlı islamcı(?) yazar Ali Şeriati’yi tarihin gerisinde kalmakla, fikirleri eskimiş olmakla itham etmiyor ki! Bilakis onu “çelişkili saçma sapan yazıları peş peşe sıralamakla, safsata yapmakla…
Allah’ın yüce Adıyla Adına ister İran Müslümanlığı (!) yani “şiilik” veya “Caferilik” veya “12 imamcılık” deyin, hepsi aynı şey, bu inanç insanları İslamdan soğutan, belki dinsiz mulhid olmaya sürükleyen çirkin bir inançtır.. Hıristiyanlık gibi. O yüzden dünya sonradan Müslüman olup ta Şiî olanı göremezsin..! Şiiler ancak müslüman halklar içinde adam devşirebilmişlerdir. O yüzden bütün çabaları sünni müslümanlar üzerindedir Şiilik akıl sahiplerini kendinden soğutur, bu noktada Hıristiyanlığa benzer, Çünkü ; Hıristiyanlık nasıl ki İsevi Müslümanlığın bozularak tanrı(!) isa inancıyla “beşeri” din formunu almış, şiilik de inancın merkezine “12 imamı” yerleştirerek vahiyden uzaklaşmış ve beşerileşmiştir. Beşere tapmaktan nefret etmiş mühtedileri ilk adımda kendinden soğutmuştur Hıristiyanlık, aslı itibariyle semavi ve ilahi olan İsevi Müslümanlığın Yahudi eliyle tahrif olmuş şeklidir, Şii-Caferilik de İslam’ın yine Yahudi eliyle bozulmuş, içine put şirk ve küfür karışmış halidir Ortak noktalar: Hıristiyanlık: isa kul değil, ilah! Şiilik: Ali kul değil ilah!, Bilakis resul, Hayır resulden ileri (şiilik içinde her 3 görüş de var) Hıristiyanlık: Papa masumdur, günah hata işlemez Şiilik: 12 imam masumdur günah hata etmezler Hıristiyanlık: 12 kardinal vardır 12. si gizlidir! Şiî-Caferilik: 12 imam vardır 12. si gizlidir! (gaybubet inancı) Hristiyanlık: Snt. Jesus (isa) göktedir, çam ağacına inmesi bekleniyor Şiilik: 12. imam ölmedi göktedir (1200 senedir) inmesi…
Allah’ın yüce Adıyla İran müdafaası kılıfıyla Şiileştirme Furyası Yazan: isa Erdoğan, 10.03.26 ist. ABD İsrail-İran savaşının sürdüğü bu günlerde Türkiye’de oluşan ABD-izraile karşı İran taraftarlığı, ciddi ölçüde İran’ın dini/mezhebi olan Şiiliğe ilgi ve sempati duymaya evrilmiş, bu da haklı olarak Ehli Sünnet (Peygamber ve Ashabının) yolunda olan alimlerin feveran etmesine sebep olmuştur. Savaşan iki taraftan biri kan içici, masum çocuk katili İzrail olunca bunun karşısında kim olsa, vicdan sahibi halkların ona destek ve taraftar olması tabiidir. Kaldı ki İran İslam ülkesi bilinir ve üstelik Türkiye’nin komşusudur. Yani İzrail-Amerika’ya karşı İran’ı destekleme, gönülden taraf olma sebepleri gayet baskındır. Lakin sıkıntı savaşta İran tarafını tutma olgusunun siyasi konjonktürden çıkıp dinî itikadi bir boyuta verilmesi ve bazı mihrakların bu süreçte kasıtlı rol üstlenmesi. Bu yazıda milletimizi bilerek veya bilmeyerek irancılaştırmada rol üstlenen kesimleri tespit edeceğiz ve korunma yollarını inşallah göstereceğiz Bu arada not olarak kaydedelim; Türkiye’de bulunan azılı azınlık, hani bir sarıklı sakallı çarşaflı görünce “yuhh defolun İran’a..” diğe bağıran, ve bunların elitleri, kimi isminin baş kısmı, kimi omuzu kalabalık, kimi kasası şişik tayfası, Türkiye’de hükümet eliyle ne zaman dini ahlaki bir adım atılsa hemen köpürüp “Türkiye laiktir laik kalacak Türkiye asla bir iran olmayacak” diye parmak sallayanlardan da bunca ‘İran güzellemerine’ karşı…
Allah’ın yüce Adıyla Bizleri hak İslam kaidesi, kurtulucu fırka Ehli Sünnet yoluna hidayet eden Allah’a hamd ederim, Ehli Sünneh vel cemaat, yani Rasulullah ve Ashabına tabi olanlar şeklinde hak yolu açıklayan Peygamberimize salat ve selam ederim ABD İsrail – İran savaşında Ayetullah (!) Ali Hamaney öldürüldü. Bu vesileyle Şiî inancında Ayetullah ne demek, velayet-i fakih diye uydurdukları 12. İmamın naibi neymiş neciymiş bir görelim istedik Yembih: Burada soruları soran biziz, cevapları veren CGPT, yani kesin doğru olarak yanlış olur Allahın yüce Adıyla SORU: Ayetullah ne demek yetkileri nedir? Şiî toplumunda mevkii nedir GPT: Ayetullah (Arapça: آية الله), kelime anlamıyla “Allah’ın ayeti/delili” demektir. Bu unvan, özellikle On İki İmamcı (Caferî) Şiîliğinde en yüksek dereceli din âlimleri için kullanılır. Ayetullah kimlere denir? GPT: Şiî ilim geleneğinde uzun yıllar medrese eğitimi görmüş, içtihat seviyesine ulaşmış ve dinî konularda bağımsız hüküm çıkarabilecek âlimlere verilir. Genel hiyerarşi kabaca şöyledir: 1. Hüccetü’l-İslâm 2. Ayetullah 3. Büyük Ayetullah (Ayetullah el-Uzma / Merci-i Taklid) — Yetkileri nelerdir? 1) İçtihat yetkisi Ayetullah, Kur’an ve hadislerden bağımsız fıkhî hüküm çıkarma yetkisine sahiptir. Buna müçtehitlik denir. 2) Fetva verme Takipçileri (mukallidler), dinî meselelerde onun fetvalarına uyar. Özellikle: ibadet hükümleri helal–haram meseleleri muamelat hükümleri — 3) Merci-i taklid olursa (Büyük Ayetullah ise)…
Bismillahirrahmanirrahim Bu yazı cübbeli hoca ve etrafındakilerin Mahmud efendiye muhalefet ederek onun tavrından nasıl ayrıldıklarını gösteren önemli bir tespit. Türkiye DİYANET işleri başkanlığı 2026 yılı ramazan ayını 19 şubat perşembe günü olarak ilan etti. Cüppeli hoca ise arabistanın açıkladığı çarşamba günü için “bugün oruç tutun diyerek talimat gönderdi. oruç tutun dediği gün ise Rasulullahın şek günü dediği ve şek gününde oruç tutmayınız diye ümmetine emir buyurduğu gün.. Mahmud efendi hz sağlığında da bu durum defalarca yaşanmış arabistanın hilali gördük haberi efendi hzretlerine sorulmuş o hazret “Biz türkiye ile hareket edeceğiz” diyerek diyaneti işaret etmiştir. yarı oruç tutalım diye soran herkese hayır demştir ve asla cüppelinin yaptığı gibi ihtiyaten nafile tutun da dememiştir.. Nafile tutabilir miyiz diyene “adeti tutmak olan varsa evet” buyurmuştur.. Tıpkı Rasulullahın dediği gibi.. bu konuda onun etrafında olan hocaların videoları nette dolaşmaktadır İşte Fatih Kalenderin “Mahmud Efendi hazretleri yurtdışından gelen “Hilal görüldü yarın Ramazan!” Haberlerine itibar etmezdi. Türkiye ile birlikte hareket ederdi dediği videosu https://youtube.com/shorts/WgEKcltnwd8?si=WpBf0QXf8eLhsgF2 Çarşamba (şüpheli) gününde, yani Şaban Ayın’ın son günü kimler NAFİLE oruç tutabilir?? * Her ayın başını ve sonunu devamlı olarak oruç tutanlar yarın tutabilir * Her hafta çarşamba günlerini oruç tutanlar yarın nafile oruç tutabilir * Davut aleyhisselam orucunu tutanlar Yani bir…
Allah’ın yüce Adıyla Mehmet Okuyan isimli ilahiyatçının Ehl-i Sünnete aykırı, Kuran ve Sünnete zıt lafları görüşleri, bazı bilgisiz müminlerin kafasını karıştırmaya devam ediyor. Bu kabilden “cehennemden çıkış yok. cehennemde sayılı gün kalıp çıkarız lafı Yahudilerin lafıdır. Yok öyle şey. Cehenneme giren çıkamaz!” demiştir ancak bu laf, ümmetin müctehid imamlarına aykırıdır ve bir çok açıdan da sakıncalıdır Mehmet Okuyan’ın bu görüşü evvela ona ait değil, “cehenneme giren günahkar orada ebedî kalır çünkü cehennemden çıkış yok” görüşünü ilk defa dile getirenler tarihte sapkın Haricî topluluğu, sonrasında ise sapkın Mutezile fırkasıdır. Mehmet Okuyan bu tavrıyla Ehl-i Sünneti değil sapkın fırkaları izlemiş ve dinleyenleri de oraya kanalize etmiş oluyor. “Yok ben onları değil Kur’an’ı takip ediyorum kurandan ben anladığımı söylüyorum” diyorsa ona sorarlar “Bunca müctehid alimlerin Kur’an ve Hadisten anladıkları sana yetmedi mi!? Sen müctehid değilsin, ama müctehidlerin sahasına kaçak giriyorsun ve sonra insanları çürük fikrine davet ediyorsun. Senin o “cehennemden çıkış yok” lafın Kur’an’ın söylemi değil, senin kendi bozuk anlayışın Kendi bozuk anlayışını Kuran yerine koyup “Bakın ben demiyorum Kuran diyor” çıkışı bu tip cüretkar cahillerin ortak tavrıdır Ehl-i Sünnet hak inanca göre “müminler içinde bazı asiler cehenneme girecekler ve ancak bir süre sonra Allah’ın af ve mağfiretiyle oradan çıkacaklardır” Bu hüküm müctehid…
Allah’ın Yüce Adıyla Sarık çöl kıyafeti mi ? Çöl dışında yaşayıp sarık saranlar aptal mı? Herbogolog profesör Ali Celal Şengör var, sarık hakkında çok b-ilimsel bir açıklama yapmış fatih altaylı denen fasıkın programında.. Bunlar küfür komitesinin kahinleri ! Kahinin özelliği bilge sıfatıyla konuşur, İmanı İslam’ı iptal edici(!) felsefeler, güya mantıksal çıkarımlar icad ederler, millet de ikna olmuş gibi bunları benimser peşlerinden gider. Prof Dr kahin bakın ne demiş ? “sarık çok enteresan bir şey ben sahrada iken farkettim ki çölde iken kafanızda sarık yoksa aptalsınız. Çünkü çöl fırtınası başladı mı Arap açıyor sarığını ucunu yüzüne gözüne sarıyor onu yapmazsanız kör olursunuz ölürsünüz..” Fatih Altaylı ve İlber Ortaylıdan tasdikli destekli yorumlar.. Şimdi doğru ve mantıklı bir laf etti ya, peşinden prof herbokolog başlıyor kahinlik yapmaya “..Çöl dışında sarık saran yine aptaldır çünkü o zahmete değmez. Sarık çevresel bir kıyafet 2. Mahmut da bakıyor ki buna lüzum yok sarık yerine fes geliyor..” diyor ve gayet bilimsel olarak(!) Türkiye gibi çöl iklimi olmayan yerlerde sarık sarmanın aptalca bolduğunu ispat ediyor!! Ve yorumlara bakıyorsun insanlara bu ne kadar mantıklı gelmiş ki binlercesi tasdik destek mesajı atmış beğenmiş paylaşmış falan.. Bu tür işkembeden sallama, bir doğruya 3 kuyruklu yalan ekleme türünden lafların ilmi bir değeri…
Allah’ın Yüce Adıyla TUĞYAN isimli kızı, annesini şarkıcı Güllü’yü camdan aşağı atarak katletti..” haberi üzerine ibret ve mülahaza Bir anne çocuğuna neden TUĞYAN adını koyar ki? Bu ismi koyarken herhalde manasına bakmıştır. Biraz yorum ve akıl yürütme yapalım: Kızına kim Tuğyan ismi koyar ki !? Eğer bu kadın gizli bir satanist gerçek bir Yahudi kabbalist değilse ? Yoldaşları gibi şeytanı güzellemek istemiyorsa !? Malum, bu tür Siyonistler şeytana ‘nuru ziya’ derler. Veya ana Ermeni.. kızına sonu manukyan gibi -yan’lı biten bir isim koymak istiyordu, ancak bu ismi Kurandan seçmeliydi ki müslümanlar kıza ayrımcılık yapmasın.. “Tuğyan’ın adını Kurandan bulduk koyduk” demeye kılıf olsun !? Veya 3. ihtimal, iman küfür, Müslüman ismi, gavur adı konularını hiç önemsemeyen zır cahil bir aile ile karşı karşıyayız belki de..! Her neyse.. Kız, adına uygun(!) hareket etmiş ve ismini koyan anadan intikam alır gibi Tuğyan içre -azgınlıkla- onu katletmiş camdan aşağı atarak parçalamış.. Allah muhafaza Şurası kesin.. bir Müslüman için çocuğuna tuğyan ismi koymak büyük bir yanlıştı. Bu yönüyle bu hadisenin âleme ibrettir, Müslümanlar çocuğuna isim koyarken daha seçici olmalarını tavsiye ederim Bu arada Güllü kod adlı şantöz, Ankara’da lgbt trans paçavrasını sallamasıyla akıllarda kalmış biri. İsmin Etkisi Taşıdığı isim, kişi üzerindeki -zannımca- ilahi kahıra sebep…
Ölünün arkasından kötü konuşulur mu? Peygamberimiz bize Ölülerinizi hayırla yad edin diye nasihat etmiştir yani müminlerin ölmüşlerini hayırlı amelleriyle yad edip günahlarını görmezden gelmeliyiz. Bu durumda Volkan Konak müslüman mıydı? Bizden biri miydi bunu elbette bilmemiz gerekiyor. Çünkü ölüler dini inançlara göre ya cenaze namazı kılınıp müslüman mezarlığına ya da gayrı müslim maşatlığına gömülür Volkan Konak adlı şarkıcı müzikçi müslüman mıydı değil miydi konusu biraz belirsiz. Dinin nedir ? diye sorulduğunda “benim dinim insan sevgisi” diye cevap vermiş, müslüman olsaydı herhalde “Müslümanım Elhamdülillah” derdi. Ayrıca “ben ölünce cesedimi yakın külleri Karadeniz’e savurun” diye vasiyet etmiş. Bu da müslüman olmadığını gösteren ayrı bir emare. Bu arada hayatında namaz kıldığı, camiye girdiği de görülmedi.. Aksine.. podyuma çıktığı bir defasında müminlere, tarikat ve cemaat ehline iftira etmiş, ‘tecavüzcüler’! diyerek kin ve nefretini kusmuştur. Demekki bunun ‘insan sevgisi'(!) sadece gavurlara geçerli ! Yine podyumda olduğu bir defa içiki rakı güzellemesi yapmış içtiği içikinin hocalara yaradığını afkurmuş, bu yüzden Diyanet işleri başkanlığı tarafından mahkemeye verilmiştir. Böyle bir kişilik, önünde içki elinde saz podyumda iken canını Azraile teslim edince, o iftiraya uğrayan müminler tarafından hak ettiği şekilde anılmış, kimi melanet ve isyanları ortaya saçılmış, kimi de Allahın ceza ve adaletini talep etmişlerdir Bunun üzerine cahil cühela…
Bismillahirrahmanirrahim Türkiye’nin en büyük Tarikatı Menzil Nakşibendi tarikatı laik ve bidatçı kesimin taarruzu altındadır. Rasulullah efendimizin nesli pâkından gelen bu silsile bu Tarikat Türkiye’de etkisi en büyük en yaygın Tarikat olduğu için şeriat ve tarikat muhaliflerinin sürekli kara propagandasına maruz kalmaktadır. Bu karalama faaliyetine bazen bindikleri bir araba bazen yedikleri bir yemek bahane olurken bu defa cami içinden bir görüntü servis edilmiş ve güya ki müridler şeyhe secde ediyorlarmış gibi propaganda yapılmaktadır Seyda Saki efendi cemaate dönük oturmuş cemaat namaz kılmaya devam ediyor” videosunun izahı Menzil’i bilen bir Seyda tarafından şöyle açıkladı “Gece namazı kıldılar sonra Hanefi cemaat başka bir imamla vitir namazını kılmaya durdu. Seyda vitir namazını gece Teheccüd sonunda kıldığı için hatim okumak üzere kürsüye geçti. O anda cemaat namaza devam edince böyle bir görüntü oluştu. Ancak önünde kürsü yani cemaatla arasında sütre olduğu için aslında namazda sıkıntı yok. Ancak bazı art niyetli kişiler bu görüntüleri kasıtlı çekip servis ederek sanki Mendilde insanlar şeyhe secde ediyorlarmış gibi göstererek hainlik yapmışlardır.” Tarikat ehli olarak bizler menzili her zaman savunur müdafaa ederiz. Nitekim Şeyhimiz Mahmud Efendi Hazretlerimiz menzil şeyhlerine ne kadar hürmetli ve saygılı olduğunu herkes bilir. Onların cenaze namazını kılmaya kıldırmaya gittiğini de herkes bilir. O günden bugüne…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Diyanet’in Hutbesi : Gaybın Bilgisi Allah’a aittir 21 Şubat 25 tarihli cuma Hutbesinin konusu büyü, fal, cincilik, gaygdan haber verme ve kutsal değerleri istismar idi. Hutbe epey ses getirdi, bir kesim ciddi anlamda sevindi bir kesim ise üzüldü. Aslında bu hutbe Diyanetin bildik o mülayim kucaklayıcı tarzından çok farklıydı. Çünkü yaraya dokunuyor iddialı ve etkiliydi. Hutbe okundu geçti ancak yankıları hala devam ediyor. Büyü fal cincilik ve gayıptan haber verme konularında hiç kimsenin itiraz edeceği bir şey yok. Ancak iki konu “Okuyarak tedavi etmeye ufürükçülük denmesi ve Peygamberimizin saçı sakalı ile bereketlenmeyi inkar etme bunu yapmaya bidat denmesi özellikle Tarikat tasavvuf ehlini rahatsız etmiştir. Hutbeye hüsnü zanla yaklaşanlar ilgili ifadeleri “kutsal değerleri istismar edenler, saç sakalı taraftar toplama, müşteri çoğaltma aracı edenlerin kınanması şeklinde okumuşlar ve hutbede ciddi bir sıkıntı görmemişlerdir. Hutbenin eleştirilen bir diğer yönü ise Okuyarak tedavi olmayı inkar eder tutumu oldu. Bu tarz okuyucular için “kendi hastalıklarına şifa veremiyorlar nerde başkasına şifa verecekler ufürükçü bunlar” denmesi hadis-i şeriflerle sabit olan okuyarak tedavi etmeyi inkar ettiği gerekçesiyle tenkit edilmiştir Hutbenin Peygamber Efendimizin saçı sakalı ile bereketlenme hakkında “bidat” denmesi, okuyarak tedavi etmeyi reddetmesi isabetli bulunmamış bunların sahabenin hayatında varlığına delillerle hutbeye reddiyeler yapılmıştır Hutbenin bu…
BİZ NAMAZLARI NEDEN CEM ETMİYORUZ Allah’ın yüce Adıyla Beş vakit namaz, adı üstünde beş vakitte kılınmak için bize farz edildi. Allah Rasulü ve yüce Ashabı beş vakit namazı daima 5 vakitte kılmıştır Arafat hariç namazları cem etmemişlerdir. Allah Rasulünün bir defa cem ederek kıldığını ifade eden bir hadis (sahabe sözü) evet bizim kitaplarımızda mevcuttur ancak bu söz kendisiyle amel edilecek seviyede yeterli görülmediği için ne Ashab ne de Tabiin ne de Müctehid alimler namazları cem etmeye fetva vermemişler ve ümmet ilk asırdan beri 5 namazı beş vakitte kılmışlardır Elhamdülillah Bir video dolaşıyor internette Türkçe konuşan bir şii/Caferi/alevi eline bizim Sahih-i Müslim hadis kitabını almış “neden biz (aleviler) namazları cem ediyoruz” adında bir video çekmiş. Kitapta geçen İbn Abbas hadisini göstererek “işte bakın namazların cem edilebileceğine dair delil sizin kitaplarınızda da var Rasulullah aleyhisselam dahi cem ederek kılmış” türünden bir şeyler söylüyor. O Şiî aleviyi medyada gören cahillermiz önce bir sarsılıyor.. Sonra hocalara koşuyor “hocam nolur cevap verin nolur açıklama yapın biz çok fena afalladık!!” Madem imanın ilmin bu kadar zayıf ne diye dolanırsın ınstagram’ın Facebook’un çöplüklerinde !? Bakın ehli sünnet olarak şii topluluklarına siz hiçbir şey anlatamazsınız. Onlar sizi dinlemezler.. “Bizim alimlerimiz var bizim mollalarımız var biz onları dinleriz” derler…..
Vahabilerin Ali Haydar Efendi Hz’ne iftirasını Redd Allah’ın yüce Adıyla Cüppeli hoca geçen yıllarda Türkiye’de dernek üstüne dernek açarak yayılmaya giden sefeli örgüt için “bunlar silahlı örgüt kurdular büyük tehlike arz ediyorlar elimde çok bilgi var” şeklindeki ifadeleri üzerinde savcılık onu dinlemeye çağırmış ve sonuç itibariyle şikayete konu herhangi bir silah bir depo bir hazırlık tespit edilememiş ve soruşturma başlamadan bitmiştir. Bunun üzerine Türkiye vahabileri karşı atağa geçerek cüppelinin bu davranışını “jurnallemek” olarak tanımlamışlar ve bu bahaneyle Allah dostlarına, Meşayıh-ı kirama da küstahça dil uzatarak “Ali Haydar Efendi Hazretlerini güya İskilipli Atıf efendiyi mahkemede jurnallemekle” itham etmişlerdir ve delil olarak güya 1927 yılı mahkeme zabıtlarını göstermişlerdir. O zabıtları yıllar boyu okuduk herkes de okudu ama dost düşman hiç kimse oradan “jurnalleme” manası anlamamışken bu sefeli vahabiler olmayan zeka ve anlayışlarıyla oradan taze uyduruk bir “jurnal” hikâyesi uretebililmişlerdir.. Allah mustehaklarını versin Bunun üzerine : Evvela cüppeli hocanın o tür bir şikayetini biz de tasvip etmiyoruz. Şeriat ile hükmetmeyen bir mahkeme asla o tür konuların şikayet mercii değildir olamaz. Demek ki tasavvufta yurnallemek ahlakı asla ve kat’a yoktur. Hakiki tasavvufta jurnalleme marazı yok olmasına yok da.. bu sefelilerde anlayışsızlık, sefahet, haksız itham ve suçlama dibine kadar var besbelli. Haksız yere müminleri tekfir…