Allahın yüce adıyla Deccal asrına yaklaştığımız günümüz dünyasında artık İlahi hakikatlere karşı akıl bilim ve mantık içerikli kanıtların delillerin bir önemi kalmadı . Deccalin en bariz özelliği hakkı batıl batılı da hak gibi gösterip insanları ikna edebilmesi Haktan uzaklaşmış her sapkın tayfanın kendince gayet mantıklı(!) tutarlı akli gerekçeleri vardı nitekim Örneğin: Allahın birliğini vahdaniyetini inkar edip buna kalbini zihnini yatıştırmak için Mekke müşrikleri : “Biz o (put) lara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” (39:03) demişler ve puta tapmanın mantıklı ve pragmatik gerekçesini icat etmişlerdir Peygamberlik kurumunu kökünden reddedenler; “Hiç Allah bir beşeri kendine elçi olarak gönderir mi! (17:94) derken beşerin en yüce aşkın varlığa Allaha elçi olamayacağını bunun mantıksız olacağını söyleyerek halkı ikna ediyorlardır Bir diğerleri : “Bu ne biçim peygamber ki, yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup insanları uyaran bir melek indirilseydi ya!” (25:07) diyerek kendilerince inkar etmek için hayet akılcıl tutarlı bir itiraz sunmuşlardır ! Bu mantaliteye göre peygamber yemek yiyen içen evlenen sıradan bir insan olamazdı bundan üstün bir varlık, bir melek olmalıydı ! Beni-İsrail ise “Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu.(03:183) ” Diyerek Muhammed aleyhisselamı mantıklı ve Törah’a dayalı bir gerekçeyle inkar…
Atatürk döneminde dini yaşantı ve kurumlara yönelik yapılan müdahaleler, Türkiye’nin teokratik bir yapıdan, laik, modern ve ulus-devlet yapısına geçiş süreci çerçevesinde şekillenmiştir. Bu düzenlemeler, dini bireysel vicdan alanına çekmeyi, hurafelerden arındırmayı ve devlet işlerinden ayırmayı amaçlamıştır. Atatürk Dönemi Dini Yaşantıya Yönelik Temel Düzenlemeler: Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924): Devletin teokratik yapısına son verilmiş ve dini otorite dünyevi otoriteden ayrılmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924): Eğitim birleştirilmiş, medreseler kapatılarak modern eğitim sistemine geçilmiştir. Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin Kaldırılması (3 Mart 1924): Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak din işleri devlet bürokrasisinden ayrılmıştır. Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925): Tarikat faaliyetleri ve batıl inançların merkezi olarak görülen yerler yasaklanmıştır. Kılık-Kıyafet Düzenlemeleri (Şapka Kanunu – 1925): Dini kıyafetlerin ibadethaneler dışında giyilmesi yasaklanmış, modern giyim teşvik edilmiştir. tc dini islam ibaresi anayasadan kaldırıldı (1925) Mecelle (şeriat ahkamı) yürürlükten kaldırılır isviçre kanuınları türk medeni kanunu adıyla yürürlüğe konur (1926) Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik (1925-1935): Hicri/Rumi takvim yerine miladi takvim, alaturka saat yerine uluslararası saat sistemi getirilmiştir. Ezanın Türkçeleştirilmesi (1932): Ezanın Türkçe okunması uygulamasına başlanmıştır. Dini Eğitimin Sınırlandırılması: İmam Hatip okulları ve ilahiyat fakülteleri talebin azlığı ve eğitim politikaları gereği kapatılmış, Kur’an kursları sıkı denetim altına alınmıştır. Halkevlerinin açılması: Atatürk’ün din anlayışı, aklın ve bilimin rehberliğinde, dinin istismar edilmesine, hurafe ve bidatlere…
Bismillahirrahmanirrahim Kısa cevap: Hayır Ebubekir Er-Razi desit değildi, bilakis Müslümandı Ümmetin yetiştirdiği büyük tabip, kitapları yüzyıllar boyu batıda ders kitabı olarak okutulan EBUBEKİR EL RAZİ Türkiye’de akademik camia dahil DEİST olarak tanıtılıyor.. Kulaktan kulağa bu yalan tekrar ediyor. Avrupa da bu çirkin iftiraya sarılmış olarak “o zaten Müslüman değildi, o yüzden bu kadar büyük hekim olabildi !” türünden bir sahiplenmeye gidiyor. Hakikat ise bunun tersidir. Ebubekir El-Razi ra Allah’a, islam’a, peygambere ve ahiret gününe iman etmiş bir mümin olduğu kendi yazdığı kitaplarından belli ve ispatlıdır. Razi burada islam inancına muvafık olarak sıfatları olan, dünyaya müdahale eden, dualara icabet eden bir Allaha iman ettiği açıktır. Halbuki teist felsefede bunların hiç biri yok ! Demekki teist değil Ayrıca Ebubekir Er-Razi’ye atfedilen, ve bu sebeple güya islam alimleri onun hakkında “o bir mülhid!” dediği iddia edilen “5 kadim” teorisi ona ait değildir. Bu teoriyi hiç bir kitabında dillendirmemiş savunmamış, aksine bu teoriyi reddedecek mahiyette sözleri mevcuttur. Örneğin bu beş kadimden(!) biri sayılan ZAMAN’IN yaratılmış olduğu ve bir başlangıcının bulunduğu Razi kendi kitabında bizzat ifade etmiştir. Razi’ye “deist/mülhid iftirasını konduran ilk kişi bir şii ! şöyle ki.. Ebu Hatim Errazî adındaki bir şii güya adını açıklamadığı (x) şahısla münazara yapmış, X, 5…
Allah’ın yüce Adıyla Allah’ın Musibetleri birbiri ardına geliyor.. Var mı öğüt alan? Nisan ortasında kar yağdı. Bu meyveleri ekini don vurması, mahsulün azalması fiyatların tekrar yükselmesi demektir.. Allah’ın musibetleri peş peşe geliyor : 15 temmuz darbe girişimi Asrın vebası, Pandemi Asrın Depremi, 10 ilin yıkımı, bunlara devlet eliyle ücretsiz konut yapımı Suriye savaşı Libya savaşı Mısır’da darbe Irak savaşı Sudanda darbe, iç savaş Abd Afganistan işgali Ukrayna Rusya savaşı Kuraklık, yağmursuz yıllar İsrail Gazze katliamı İsrail Lübnan saldırısı İsrail-ABD iran saldırısı Çin ekonomik istila EYT emekli sarmalı Altın üzerinde oynanan oyunlar Petrol fiyatlarının yükselişi.. Türkiye’de asgari ücretin dolar bazında yüksek sayılıp tekstil sektörünün Mısır’a kayması.. Bütün bunlar doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye ekonomisini etkileyen, iş imkanı azaltan, ticareti baltalayan, ve nihayette fiyatları yükselten unsurlar. Heryer ateş çemberi.. Fabrika yaptın ürün imal ettin, kime satacaksın ? İhracatın tüm yolları neredeyse tıkanmış.. Bütün bu musibetlere rağmen her mahallede açılan Kuran Medreseleri bereketiyle, Tayyip hükümetinin başarılı politikaları sayesinde ne bir iç savaş, ne yağmalama, ne stoklama, ne marketlere hücum gibi kaoslar yaşanmamış, ülkemiz kendi yağında kavrulmasını bilmiştir elhamdülillah Yüce Allah Bakara Suresinde “sizleri mutlaka candan maldan mahsulden eksiltmekle imtihan edeceğim” buyurdugu gibi bunlar inananlar için birer ilahi imtihandır Ve bizden istenen Allah’a dönüştür;…
Bismillahirrahmanirrahim “Uydurulan din ve Kurandaki din” adlı kitap hakkında değerlendirme Adından da anlaşılacağı üzere yazar/lar bugün bilindiği şekliyle İslam Dini’nin uydurmalarla dolu olduğunu yani geçersiz olduğunu, doğru ve geçerli olanın ise Kuranda belirtilen din olacağını, kendileri de bunu ortaya koyduklarını iddia etmektedir. Bu iddia ilmi akli ve tarihi olarak çürük olmak yanında bunca islam alimlerine de islam ümmetine apaçık bir hakaret ve küstahlıktır. İlmi sahada çürük, içi boş ve bir o kadar tutarsız bir iddia olduğu içindir ki alimler basit bir iki oturum ve kısa bir iki makale yazmak dışında konuyla ilgilenmemişler, ilgilenmeye değer bulmamışlardır. Muhatap bazen saçmalama derecesinde lafı gü-zaaf edince ona vereceğin cevap anlamlı bir sukut ve arkanı dönüp gitmek olur 1. BÖLÜM Kitabı inceleyen ilim ehlinin değerlendirmesi 1) “Bu iddia bir retorikten ibarettir, kitap ‘Kurandaki dini’ değil, Kuran (meallerinden) yazarın anladığı şeyleri ortaya koymaktadır. Birileri çıkar, farklı bir anlayış içinde “kurandaki asıl din” bir başkası “kurandaki hakiki din” diye yeni iddialar ileri sürebilir. ve sonuçta Kurandaki bir çok din” problemi ortaya çıkmış olur. 2) “Kurandaki din” iddiası özünde hadisleri, dolayısıyla mezhepleri ve müçtehit imamları inkar etmeye yöneliktir. Burada iki büyük hata/ihanet önümüze çıkmaktadır 3) a- Hadisleri devre dışı bırakarak Peygamberi yetkisizleştirmek ve Kuranı açıklama yetkisini Ondan alıp…
Allah’ın yüce Adıyla İsrail-iran savaşı çıktığından beri irana ait herşey birileri tarafından konu ediliyor irancılık adeta propaganda ediliyor. Sosyal medya bu propaganda ile dolu.. Bunlardan biri de sözde İran’ın yetiştirdiği yüksek ufuklu derin fikirlerin sahibi İslamcı yazar Ali Şeriati.. statükoya rejime karşı kalemle mücadele etmiş ve güya kimden gelirse gelsin zulüme karşı durmuş, hatta İslami rejim diye sunulan yönetimlere bile karşı çıkmış ve Hz Ebubekir (ra) de dahil beri bütün İslami idareleri ‘şirk dini!’ diye yaftalmış biri..!! Subhanallahi amma yuşrikun Bunun üzerine yazar ve sosyal medya fenomeni Altay Cem Meriç “Ali Şeriatî, derin su değil, topuğumu bile ıslatmıyor” başlıklı Ali şeriatînin çelişki saçmalık ve iftiralarını gösteren video analizini yaparak yayınlamıştır. Öncelikle Altay’ı Tebrik ederim Bizden görünen bazıları bu tespit ve analizi hazmedemeyerek “ama Mevdudi Seyyit kutup gibi o da zamanında iyi şeyler yaptı faydalı yazılar yazdı zulme karşı mücadele etti istifade ettik. evet şimdi eskidiler. onun yaşadığı dönem şimdi yok o yüzden sığ kaldı..!” gibi sözlerle Altay’a yorum yapmışlar.. Bu tür yorum sahipleri belli oldu ki Altay’ı hiç de anlamamışlar, kapasite düşük Altay o videoda İranlı islamcı(?) yazar Ali Şeriati’yi tarihin gerisinde kalmakla, fikirleri eskimiş olmakla itham etmiyor ki! Bilakis onu “çelişkili saçma sapan yazıları peş peşe sıralamakla, safsata yapmakla…
Allah’ın yüce Adıyla Adına ister İran Müslümanlığı (!) yani “şiilik” veya “Caferilik” veya “12 imamcılık” deyin, hepsi aynı şey, bu inanç insanları İslamdan soğutan, belki dinsiz mulhid olmaya sürükleyen çirkin bir inançtır.. Hıristiyanlık gibi. O yüzden dünya sonradan Müslüman olup ta Şiî olanı göremezsin..! Şiiler ancak müslüman halklar içinde adam devşirebilmişlerdir. O yüzden bütün çabaları sünni müslümanlar üzerindedir Şiilik akıl sahiplerini kendinden soğutur, bu noktada Hıristiyanlığa benzer, Çünkü ; Hıristiyanlık nasıl ki İsevi Müslümanlığın bozularak tanrı(!) isa inancıyla “beşeri” din formunu almış, şiilik de inancın merkezine “12 imamı” yerleştirerek vahiyden uzaklaşmış ve beşerileşmiştir. Beşere tapmaktan nefret etmiş mühtedileri ilk adımda kendinden soğutmuştur Hıristiyanlık, aslı itibariyle semavi ve ilahi olan İsevi Müslümanlığın Yahudi eliyle tahrif olmuş şeklidir, Şii-Caferilik de İslam’ın yine Yahudi eliyle bozulmuş, içine put şirk ve küfür karışmış halidir Ortak noktalar: Hıristiyanlık: isa kul değil, ilah! Şiilik: Ali kul değil ilah!, Bilakis resul, Hayır resulden ileri (şiilik içinde her 3 görüş de var) Hıristiyanlık: Papa masumdur, günah hata işlemez Şiilik: 12 imam masumdur günah hata etmezler Hıristiyanlık: 12 kardinal vardır 12. si gizlidir! Şiî-Caferilik: 12 imam vardır 12. si gizlidir! (gaybubet inancı) Hristiyanlık: Snt. Jesus (isa) göktedir, çam ağacına inmesi bekleniyor Şiilik: 12. imam ölmedi göktedir (1200 senedir) inmesi…
Bismillahirrahmanirrahim Bu yazı cübbeli hoca ve etrafındakilerin Mahmud efendiye muhalefet ederek onun tavrından nasıl ayrıldıklarını gösteren önemli bir tespit. Türkiye DİYANET işleri başkanlığı 2026 yılı ramazan ayını 19 şubat perşembe günü olarak ilan etti. Cüppeli hoca ise arabistanın açıkladığı çarşamba günü için “bugün oruç tutun diyerek talimat gönderdi. oruç tutun dediği gün ise Rasulullahın şek günü dediği ve şek gününde oruç tutmayınız diye ümmetine emir buyurduğu gün.. Mahmud efendi hz sağlığında da bu durum defalarca yaşanmış arabistanın hilali gördük haberi efendi hzretlerine sorulmuş o hazret “Biz türkiye ile hareket edeceğiz” diyerek diyaneti işaret etmiştir. yarı oruç tutalım diye soran herkese hayır demştir ve asla cüppelinin yaptığı gibi ihtiyaten nafile tutun da dememiştir.. Nafile tutabilir miyiz diyene “adeti tutmak olan varsa evet” buyurmuştur.. Tıpkı Rasulullahın dediği gibi.. bu konuda onun etrafında olan hocaların videoları nette dolaşmaktadır İşte Fatih Kalenderin “Mahmud Efendi hazretleri yurtdışından gelen “Hilal görüldü yarın Ramazan!” Haberlerine itibar etmezdi. Türkiye ile birlikte hareket ederdi dediği videosu https://youtube.com/shorts/WgEKcltnwd8?si=WpBf0QXf8eLhsgF2 Çarşamba (şüpheli) gününde, yani Şaban Ayın’ın son günü kimler NAFİLE oruç tutabilir?? * Her ayın başını ve sonunu devamlı olarak oruç tutanlar yarın tutabilir * Her hafta çarşamba günlerini oruç tutanlar yarın nafile oruç tutabilir * Davut aleyhisselam orucunu tutanlar Yani bir…
Rahman Rahîm olan Allah’ın adıyla Konuya girerken.. İnsan beden ve ruhtan müteşekkil. Ruhsuz beden bir ceset, kadavra. Bedensiz ruh da işlevsiz adeta bir ölü.. Ruh latif bir varlık, letafetinden mutlaka bir berende durmak zorunda. Cismani bedenden soyulunca manevi başka bir bedene girer. “Ruh hakkında sana soruyorlar De ki ruh Rabbimin emrindendir. Doğrusu size ilimden çok az şey verildi” Bu yazının mevzuu bedenden soyutlanmış mücerret ruh değil. Belki bedeniyle ruhuyla insanın kendisi Cüce Ruh Cüce ruh, yani gelişmemiş, ruhu inkişaf etmemiş.. nereden belli olur ? İki şeyden: Gelişmisiz çocuk nasıl iki lokma yeyince doygunluk hisseder,midesi küçüktür, bu da öyle : manevi gıdaya çabuk doyar. Haftada iki rekat (cuma) kıldıysa doygunluk duyar yetinir. Bundan beteri senede iki rekât (bayram) kılanlar, kadınsa iki mevlüt okutur ve dinden ibadetten hazzımı aldım zanneder.. bunlar en cüce en gelişmiz ruhlar. Bunlar dünyada ancak nefislerini (egoyu) büyütmüşler.. Ruh gıdasını almamış ruh cüce kalmış Ortalama Ruh İkinci seviye ruh tipi cüce değil, ortalama bir gelişim sağlamış ama yüce de değil.. Bunun alameti farzları yerine getirir ve doyar. Bu kadar. Bu öne gidemez orta gerilerde kalmaya razıdır, on üzerinden 5, 6 alan öğrenci gibi tek hedefi sınıfta kalmamak.. Türkiye şartlarında ekseriyet bu kadarını da yapmayınca kendini önlerde zanneder. Bu…
Allahın Yüce Adıyla.. Allah rasulü buyurdular “sizden öncekilerin yolundan adım adım karış karış gideceksiniz..” Kim bir topluluğa benzemeye özenirse onlardandır” Düşün bir kere, Manto ve pardösünün kökeni nedir? Kelime olarak her ikisi de Fransızca Latince. İthal eşyalar karşılığı bizde yoksa kendi adıyla birlikte gelir telefon televizyon gibi.. Üstümüze başımıza bir bakalım, giyindiğimiz her bir kıyafetin adı Fransızca. Cihan devleti Osmanlı bakıyyesi bu necip millet için zül değil midir ar değil midir ? Canına namusuna kast eden bir düşmanın var, sokağa onun sana gönderdiği kıyafetlerle çıkıyorsun.. ne derler? Vah teslim olmuş! bunu kendine köle etmiş” derler. Şu giydiklerinizin hepsi Fransız İngiliz : Pantolon ceket manto palto pardösü tişört atlet külot fanila pijama buluz badi tayt şort tişört pardesü manto palto.. Yuh! Bunları bu milleten alsak anadan üryan çıplak kalacaklar !! Nerede bize özgü esvabımız! nerede bizim heybetli nurlu kıyafetlerimiz !
Allah’ın yüce Adıyla Yalancı gelin gerçek soygun ve imam nikahı! Haber resimde, Adanalı gidiyor Bodrum’da bir avratla önce flört ediyor sonra yavuklu hamile kalmış evlenmek istiyor, kadın yeni boşanan 10 ay doldurmadan evlenemez kanununa takılıyor bunlar da soluğu imamın odasında alıyorlar. İmam nikahı oluyor ve pırr kadın düğün için kendisine takılan bütün altınları alıp kaçıyor.. Tahlil Analiz Yorum ve Tavsiye Benzer bir dolandırılma hadisesi çevremde bir arkadaşın başından geçince haber ilgimi çekti. Demekki bu işler çoğaldı. Çare Hükümet nikahı olmadan kesinlikle imam nikahı kıymamak. 2. Çare: asla flört yoluyla evlenmeye kalkışmamak, düğün öncesi karı koca ilişkisi asla yaşamamak.. Allah’ın belası ve cezası boşuna değil Bakın herifler flört ediyor kırıtıyor nikahsız ilişki yaşıyor.. işi toparlamak imama düşüyor! Kadın düğün yalanıyla altınları koluna takıp toz oluyor.. Bak imam efendi bu kabak senin başına patlar. devlet nikah kıymıyor sana mı düştü nikahı kıymak!! Tamam laik devletin bir çok kanunu Şeriata aykırı. Ancak bazı kararları çok yerinde, bin yıllık devlet tecrübesinin sonuçları Allah’ın şeriatında kocasından boşanan bir kadın 3 dönem (ay) iddet bekler, Eğer hamile olmadığı belli olursa bundan (3ay) sonra evlenebilir. Bu 3 ay içerisinde hamile olduğu anlaşılırsa o çocuk önceki kocasına aittir ve onu doğurmadan evlenemez. Tc kanunu bu bekleme (iddet)…
Allah’ın Yüce Adıyla TUĞYAN isimli kızı, annesini şarkıcı Güllü’yü camdan aşağı atarak katletti..” haberi üzerine ibret ve mülahaza Bir anne çocuğuna neden TUĞYAN adını koyar ki? Bu ismi koyarken herhalde manasına bakmıştır. Biraz yorum ve akıl yürütme yapalım: Kızına kim Tuğyan ismi koyar ki !? Eğer bu kadın gizli bir satanist gerçek bir Yahudi kabbalist değilse ? Yoldaşları gibi şeytanı güzellemek istemiyorsa !? Malum, bu tür Siyonistler şeytana ‘nuru ziya’ derler. Veya ana Ermeni.. kızına sonu manukyan gibi -yan’lı biten bir isim koymak istiyordu, ancak bu ismi Kurandan seçmeliydi ki müslümanlar kıza ayrımcılık yapmasın.. “Tuğyan’ın adını Kurandan bulduk koyduk” demeye kılıf olsun !? Veya 3. ihtimal, iman küfür, Müslüman ismi, gavur adı konularını hiç önemsemeyen zır cahil bir aile ile karşı karşıyayız belki de..! Her neyse.. Kız, adına uygun(!) hareket etmiş ve ismini koyan anadan intikam alır gibi Tuğyan içre -azgınlıkla- onu katletmiş camdan aşağı atarak parçalamış.. Allah muhafaza Şurası kesin.. bir Müslüman için çocuğuna tuğyan ismi koymak büyük bir yanlıştı. Bu yönüyle bu hadisenin âleme ibrettir, Müslümanlar çocuğuna isim koyarken daha seçici olmalarını tavsiye ederim Bu arada Güllü kod adlı şantöz, Ankara’da lgbt trans paçavrasını sallamasıyla akıllarda kalmış biri. İsmin Etkisi Taşıdığı isim, kişi üzerindeki -zannımca- ilahi kahıra sebep…
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM “Eğer bu icatlar çok faydalı olsaydı Allah bunları Rasulullah’ın zamanında çıkarır Onun eline verirdi. savs” İlim sahibi olmak Allah katında ne kadar büyük bir fazilet ki Hz Ademi bu sayede Melaike-i kirâma üstün kılmış ve kendisine secde etmişlerdir. İlim amel içindir, Allah’ı tanımak tanıtmak ve onun Rıza yollarını bilip öğretmek içindir. Bu amel yerine gelirse kişi ilminin gerçek faydasını görecektir ancak ilim başlı başına Allah’tan bir nur olduğu için mücerret kalpte muhafazası bile kişiye şeref ve izzettir. Kalbinde 6 bin küsur ayatı beyyinatı taşıyanla taşımayan, 70 bin ehadis-i nebeviyi hâvi olanla olmayan bir olabilir mi..!? Kalpte öylece duran ilimle kişi rabbisini fiilleriyle eserleriyle görür bilir ve o denli Onu tenzih ve takdir eder.. Semayı temaşa eden bir fenni, semavatın derinliğini ihtişamını görür tebarakallu rabbu l-âlemin der İlim sahibi şehir halkı için birikmiş devasa tatlı su havzası gibidir.. ilmi olmayan ise bir bidon su. Bu iki şahıs zahirde ameli eşit görünse de hakikatte eşit olmadıkları malumdur. O yüzden yüce Allah ondan başka ilah olmayıp kendisi yegane ilah olduğuna evvela Zâtını şahit tutuyor ve peşinden melekleri ve peşlerinden ilim sahiplerini şahit tutmaktadır. İmam Gazali “bu ayet ilim ehlinin kıymet ve şerefini izhar eden en büyük delil” demektedir. Görüldüğü üzere bu ayet…
El- Hakim olan Allah’ın yüce Adıyla 15 yaşındaki Ahmet Minguzzi güpe gündüz katledildi, tüh katil çocukmuş yapacak bir şey yok! Uyuşturucu tacirleri yakalandı, tüh satıcılar çocukmuş..! Terör estiren mafya deşifre edildi, tüh çoğunluğu çocukmuş! Karakol basıp polisleri şehit eden eşkıya yakalandı.. tüh O da 16 yaşında çocukmuş! yapacak bir şey yok!! Fatih’te tarihi binanın duvarlarına korkunç şekiller çizilmiş, neyse ki yapanlar çocukmuş.. gene sıyırdılar..!! Adaletin bu mu kokuşmuş batı !? Bir de taciz şantaj çetesi çıktı, çocukların üryan görüntülerini çekip internete koyan ve bu yolla taciz ve şantajda bulunan bir çete. Bu çetenin yakalanan 36 üyesinden 33 tanesi çocuk(!)muş.. güya çocuk işte ! Fazla bi ceza almazlar!! Sen bize sabır ver ya Rabbi ! Yeter artık köhne batının dayattığı saçmalıkları kanun, adalet diye tepenizde taşıdığınız ! İşin Hakikati Zihinsel özürlü değilse ve bülüğa erdi ise; yani anne-baba olabiliyorsa o kişi Allah katında erişkindir, mükelleftir. o kişi çocuk değil büyüktür. Bitirin artık şu çocuk(!) terörünü..! Çocuk kim ? ergen kim ? erişkin kim ? artık Allah’ın dinine göre tanımlansın. Âkil-bâliğ ise tam ceza alsın, batının dayattığı saçmalıklar artık çöpe atılsın. İlahî Adalet Allah Rasulünün “Şu oğlanı ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun” dediği kişi sadece 12 yaşındaydı.. İman etmeseydi cehenneme gidiyordu Fıkhî Boyut …
Rahman Rahîm olan Allah’ın adıyla Akıl Allah’ın insana lutfettiği en büyük nimet. Bu sayede alemi okur alemin sahibini, Rabbimizi tanırız. Yüce Allah Kuran’da Rabbi tanımayanları akılsız/akletmeyenler olarak niteler Bu bakımdan müminlerin akılla arası her zaman iyi olmuştur. Akıl dışı dogmalar, asılsız hurafelerin peşinden asla gitmemişlerdir. Allah’ın indirdiği kitabı ve içindekileri gayet makul bulmuşlar Kur’an’ı ve Hadisi akılla izah etmişler Kur’an ve Sünnetten istinbat ettikleri dini hükümleri akıl ve mantık ölçüsünde tespit etmişlerdir Usul-ü Fıkıh’ta Akıl “Kur’anı doğru anlama ve ondan hüküm çıkarma metodolojisi” demek olan Usulü fıkıh kaideleri bütünüyle makul ve mantıklılık üzerine tespit edilmişlerdir. Mesela usulü fıkıh Kur’an kelimelerini Has Âam Müşterek Muevvel olarak tasnif eder. Bu tasnif akıl ve mantık dahilinde yapılır ve asla itiraza mahal bırakmaz. Mantık şöyle işler: kelime bir anlama konulmuş harf kümesi. Bu anlam ya tekil ya da çoğuldur. Tekil anlam ya ortak kabul eder veya etmez.. Has, özel isim, âam genel isim, müşterek ortak isim, muevvel tevile muhtaç isim… Dvm Usulu Hadiste Akıl … Kelam Akaid’te Akıl … devam ediyor İsa Erdoğan
Bismillahirrahmanirrahim CEMAATLARIN TARİKATLAŞMASI Evet, ahir zaman müminler başıboş, İslam sahipsiz. Heykeli koruyan kanun bile varken Allah’ın Peygamberin saygınlığını koruyan kanundan yoksunuz.. Böyle bir hengamede bir çok kavram, mefhumlar ya içi boşaltılmış, ya da (يحرفون الكلم عن مواضعه) hükmünce yer değiştirmiş, bağlamından koparılmıştır. İlgili(*) yazımızda ‘tarikatların cemaatleşmesinden’ bahsetmiştik, bugün de cemaatsal/örgütsel yapıların nasıl birer tarikata dönüştüğünü göstereceğiz Önce tarikat nedir bir tarif etmemiz gerekir. Tarikat, her yönüyle örnek alınan, sözü bağlılar için delil kabul edilen bir lider etrafında özel buluşma adreslerinde bir araya gelmiş insanların oluşturduğu topluluğa Tarikat denir.. Şimdi etrafınıza baktığınızda bu tarife uyan onlarca yapı, cemaat, örgüt olduğunu görürüz. Bu bakış açısıyla örneğin chp örgütü aslında chp tarikatıdır. “Her yönüyle örnek alınan ve sözleri delil kabul edilen bir lidere bağlanmışlar ve bu bağlılık etrafında birleşmiş midir? Evet.. Ama bu tarikatın tanımıydı!? örgütün verdiği görevleri yaptıkça kutsal öndere daha yakın olduğuna inanılıyor mu ? Evet. al sana adı konmamış tarikat ! Tek farkı tarikatta lidere Şeyh, bağlılara Mürid denirken, bunda ise ulu önder ve örgüt üyesi, veya A.turk ve Atatürkçü denmektedir. Bütün fark lafta. Gerçekte CHP Atatürkçülük tarikatıdır Dvm
İsrail-İran Savaşı İran İsraille savaş halinde olduğu şu günlerde israil ve arkasındaki batı bloğu müslümanların ezeli düşmanı olmaları haysiyetiyle savaş süresince elbette iran tarafındayız ve İsrail’e vurmasını en büyük hezimeti yaşatmasını temenni ediyoruz.. Ancak İran özellikle ırak-abd savaşı süresince abd tarafında olmakla, Azerbaycan-Ermenistan savaşında Ermenistan tarafını tutmakla, Suriye iç savaşında zalim Beşar Esed’e destek olup yüzbinlerce Suriyeli Müslümanların kanına girmesiyle gösterdi ki iran asla Müslüman dostu değil Müslümanların kardeşi hiç değil.. en başından başlarsak : Hakiki İslam Ehli Sünnet’tir. Dünya üzerinde Ehli Sünnet hiç bir İslam devletine izin verilmezken İran’a, şii temelli bir ‘sünni düşmanı’ devlet kurduran AB’dir ABD’dir. Humeyni’nin Fransa uçağı ile Fransa’dan getirildiği herkesin malumu. Maksat Ehli Sünnet etrafında yoğunlaşmış İslam ümmeti içinde bir fitne, ayrılıklı güç unsuru oluşturup nihayette müslümanı müslümana(!) kırdırmak. Suud kaynaklı vahabilik (ışid) akımını parlatan dünyada yayılmasına imkan verenler de aynı mihraklar. İran kendisine verilen bu imtiyaz ile bu zamana kadar güçlendi, mezhebî ideolojisini yaydı palazlandı. Ancak uranyum zenginleştirme adı altında nükleer silah yapma potansiyeline ulaşınca İran, batı özelikle İsrail tarafından zararlı görülmeye başlandı.. “Kurursa sulayın, uzarsa budayın” anlayışı üzerine bugün İran’ın eli boyu uzamıştır ve batı açısından budanma zamanı gelmiştir. Onlarca üst düzey komutanları, nükleer uzmanları, kritik öneme haiz yöneticileri yok edildi, silah…
Allah’ın yüce Adıyla Soru: hayvanlara vurulan sakinleştirici iğnelerin zararları nelerdir Kurbanlık hayvana bu iğneyi vurmak caiz midir? Hayvanlara uygulanan sakinleştirici iğneler (sedasyon veya anestezi amaçlı kullanılan ilaçlar), belirli durumlarda gerekli olsa da, her ilaç gibi potansiyel zararları ve yan etkileri olabilir. Bu zararlar, kullanılan ilacın türüne, dozuna, hayvanın yaşına, genel sağlık durumuna ve ırkına göre değişiklik gösterebilir. İşte sakinleştirici iğnelerin potansiyel zararları ve dikkat edilmesi gerekenler: Genel Riskler ve Yan Etkiler * Solunum Problemleri: En sık görülen yan etkilerden biridir. Özellikle yüksek dozlarda veya hızlı enjeksiyonlarda solunumun yavaşlaması (hipoventilasyon) veya kısa süreli solunum durması (apne) görülebilir. * Kardiyovasküler Etkiler: Kalp atış hızında düşüş (bradikardi), kan basıncında düşüş (hipotansiyon) veya kalp ritminde bozukluklar (aritmi) oluşabilir. Bazı ırklar (örn. Boxer köpekler) kardiyovasküler yan etkilere daha duyarlı olabilir. * Vücut Sıcaklığında Değişimler: Vücut sıcaklığı geçici olarak yükselebilir veya düşebilir (hipotermi). Hipotermi, anestezinin etkisinden çıkmayı ve doku iyileşmesini yavaşlatabilir. * Mide-Bağırsak Sorunları: Kusma, iştahsızlık, mide gazı veya bağırsak hareketlerinde azalma gibi yan etkiler görülebilir. * Nörolojik Etkiler: Aşırı uyku hali, sersemlik, denge sorunları, titreme, istemsiz göz hareketleri (nistagmus), kas sertliği, konvülsiyonlar veya epileptiform nöbetler nadiren de olsa ortaya çıkabilir. Bazı ilaçlar, hayvanlarda ajitasyon, huzursuzluk veya tam tersi aşırı hareketlilik gibi davranış değişikliklerine neden olabilir….
Allah’ın yüce Adıyla KÖR ANALİZ Faydasız bilgiden Allah’a sığınırım” diyen bir Peygamberin ümmetiyiz. Okuduğumuz yazı, dinlediğimiz bir video somut bir faydaya hizmet etmeli. Yutup insta gibi mecraların yayılmasıyla video çekenler analiz(?) yapanlar çoğaldı. Ara ara takip ettiklerim de var.. Bütün analist aktivistlerden ortak şikayetim “Hitâmuhu hiç!” Olması. Yani sonu boş. Sonunda dinleyiciyi bir amele bir harekete sevk etmiyor. Çözüm sunulmuyor..! Bu husus camideki hatipler vaizler için de geçerli. Somut bir fayda sağlamıyorsa kusurludur vebaldedir Nakıs rehber ile kamil mürşid arasındaki fark işte budur. Kamil mürşidin her sözü hikmetlidir. Yutobur tarzı olgunlaşmamış rehber ise seni hedefe iletemez. Kendisi nakıs başkasını nasıl hidayet etsin!? Dolayısıyla dinlersin dinlersin sonunda “Ee? dersin. Nedir çare? Nedir kurtuluş yolu? Ne yapmalıyız ? Mesela Filistin’i kurtarmak için ben ne yapmalıyım ? diye sorarsın ve bir cevap alamazsın! TV izleyenleri Şeyh Efendi itab etti. Onlar kendilerini “ama haber uçar dinliyoruz” diyerek savundular. Şeyh efendi o vakit “nesin sen ? Genelkurmay başkanı mısın?” Diyerek noktayı koydu. Yani dinlediğin şeylerin sende somut bir faydası, ameli bir yaptırımı olmalı. Çok haber izleme Haberleri dinledin izledin.. Filistin’deki vahşeti gösteriyor ilk tepkin mazlumları hamiyetperâne “Hadi biz de cihad edelim” türünden bir yükseliş.. Güzel. Sonra diğer habere geçtin ve sönüş. Sonraki günlerde izlediğin gördüğün…
Ölünün arkasından kötü konuşulur mu? Peygamberimiz bize Ölülerinizi hayırla yad edin diye nasihat etmiştir yani müminlerin ölmüşlerini hayırlı amelleriyle yad edip günahlarını görmezden gelmeliyiz. Bu durumda Volkan Konak müslüman mıydı? Bizden biri miydi bunu elbette bilmemiz gerekiyor. Çünkü ölüler dini inançlara göre ya cenaze namazı kılınıp müslüman mezarlığına ya da gayrı müslim maşatlığına gömülür Volkan Konak adlı şarkıcı müzikçi müslüman mıydı değil miydi konusu biraz belirsiz. Dinin nedir ? diye sorulduğunda “benim dinim insan sevgisi” diye cevap vermiş, müslüman olsaydı herhalde “Müslümanım Elhamdülillah” derdi. Ayrıca “ben ölünce cesedimi yakın külleri Karadeniz’e savurun” diye vasiyet etmiş. Bu da müslüman olmadığını gösteren ayrı bir emare. Bu arada hayatında namaz kıldığı, camiye girdiği de görülmedi.. Aksine.. podyuma çıktığı bir defasında müminlere, tarikat ve cemaat ehline iftira etmiş, ‘tecavüzcüler’! diyerek kin ve nefretini kusmuştur. Demekki bunun ‘insan sevgisi'(!) sadece gavurlara geçerli ! Yine podyumda olduğu bir defa içiki rakı güzellemesi yapmış içtiği içikinin hocalara yaradığını afkurmuş, bu yüzden Diyanet işleri başkanlığı tarafından mahkemeye verilmiştir. Böyle bir kişilik, önünde içki elinde saz podyumda iken canını Azraile teslim edince, o iftiraya uğrayan müminler tarafından hak ettiği şekilde anılmış, kimi melanet ve isyanları ortaya saçılmış, kimi de Allahın ceza ve adaletini talep etmişlerdir Bunun üzerine cahil cühela…