Osmanlı Medreselerinde Ders Programı (İbrahim Hakkı)

Dersler: ve Kitaplar Tecvîd : Tecvîd-i Türkî, Tecvîd-i manzûm, Şâtıbî, Şir‘a ve Şerh’i, Bur’iyye Hat : Yazı çeşitleri: Sülüs, Nesih, Talik, Divânî Lugat : Yûsuf, Ferişte, Tarîf-i Seyyid, Ahterî, Sıhâh, Vankulu, Kâmûs Akâid : Birgili, Manzûm akâid, Hısnu’l-hasîn, Emâlî, Fıkh-ı ekber, Manzûm-i rûmî, Tertîb-i ‘ulûm Fıkh : Munyet musalli, Tuhfe, Talîm-i muâllim, Şerh-i Halebî, Vikâye, Mültekâ, Eşbâh u nezâir, Mecmau’l-bahr, İbn Melek, Durer, Hidâye Ahlak : Hilye-i Hâkânî, Hayriyye, Attâr Pend, Gülistân, Bostân, Tarîkat Sarf : Emsile, Binâ, Maksûd, İzzî, Merâh, Şâfiye, Çârperd Furs (Farsça) : Şâhidî, Nisâb-ı sibyân, Divân-ı Hâfız, Farsî Halîmî, Nimetullâh Nahv : Avâmil, Küçük avâmil, Unmûzec, Hadâik, İzhâr, Netâic, Kâfiye, Câmî Mantık : Îsâgocî, Husâm Kâtî, Muhyiddîn, Fenârî, Kul Ahmed, Velediyye, Şemsiyye, Kutb, Seyyid, Dâvud, Tehzîb, Celâl, Mîr Âdâb : Huseyn, Şerh Azud, Mîr, Zeyn, Takrîr-(i) kavânîn (Saçaklı) Meânî : Telhîs, Mutavvel Beyân : İstiâre Vad’ı : Şerh Adud Arûz : Endelûsî Kavâfî : Nâbulîsî İlm-i hikmet : Kadî-mîr, Lârî, Hikmet el-ayn, Mirzacân Kelâm : Şerh-i akâid, Hayâlî, İsbât-ı vâcib Hendese : Eşkâl-i tesîs şerhi Hisâb : Hulâsa, İbn Çullî İlm-i heyet : Şerh-i Çagmîn, Bircendî İlm-i amel – İlm-i âlât : Usturlâb, Bist Bâb, Rub-ı müceyyeb, Rub-ı mukantar Cografya : Takvîm-i buldân İlm-i zîc –…

Peygamberler Günah İşler mi ?

Allahın Yüce Adıyla Soru: Ehli Sünnet “Peygamberlerin ismet sıfatına sahip günahsız, masum kişiler olduklarını beyan eder. Ama Peygamberimiz sas Abese Suresinin inmesine sebep olan o Ama ile alakalı hadise Onun da günah işlemiş olacağına delil getiriliyor! Cevabınız nedir ? CEVAP: Hayır günah işlememiştir. O hadise, Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem, müşriklerin ileri gelenlerine, Müslüman olmaları halinde islamın kuvvet bulacağı umuduyla tebliğ ile meşgulken, âma sahabilerden, Abdullah b. Ümmü Mektum, dinini öğrenmek maksadıyla, Peygamberimizin kapısına gelmiş onu meşgul etmiş, bu sebeple Peygamberimiz “şimdi mi” der gibi yüzünü çevirerek hoşnutsuzluk ifade eden bir tavır takınmıştır. Bunun üzerine Abese ilk ayetleri nazil olmuş “o gavurlar iman etmye yanaşmadıkları halde neden onlarla meşgul oluyorsun, onun iman etmemesinden sana ne..” buyurarak “vaazını seve seve dinleyerek temizlenmek için gelenden yüz çevirmeye değmeyeceği..” yönünde, strateji hatası yaptığını, dini terviç etmek niyetiyle de olsa, kendine sadık olanları kayırmanın, düşmanı kendi tarafına çekmekten, ya da uzlaşmaktan evla olduğunu vurgulamıştır. İşlenen bir günah söz konusu değildir. Peygamberlik makamına yakışan, daha üstün olan yol bu şekilde beyan edilmiştir. Özellikle İslam idarecilerinin çokça pay çıkarması gereken bir ayettir. Hangi sahih niyet üzerine bina edilirse edilsin, müminleri incitecek, kafirleri sevindirecek siyasi hamleler doğru bir strateji değildir. Her makamın kendine göre adabı vardır. Bu…

İslamda bilgi Kaynakları Nelerdir ? PDF

PDF İNDİR: islamda_bilgi_kaynaklari İslam’da bilgi kaynakları ya da İslamda bilgiye erişim yolları  İslam dini, insanın yaptığı her şeyi, bilinçli olarak yapmasını ister. Bu açıdan insanın her davranışının bilgiye dayalı olmasını öğütler. Dinimize göre doğru bilginin kaynağı üçtür: 1) Selim akıl 2) doğru haber 3) salim duyular. Salim akıl (Akl-ı selîm) İnsan, aklıyla iyiyi, kötüyü, doğruyu ve yanlışı, faydalı ve zararlı olanı kavrar. İradesi ile de seçimini yapar ve buna göre de sorumlu tutulur. Allah‘a hakkıyla kulluk edebilmek için Kur’an’ın ne dediğini anlamak, neleri yapmak ve nelerden kaçınmak gerektiğini bilmek gerekir. İslam Dini kendisini akılla temellendiren bir dindir. Aklı kullanıp Kur’an’ı anlamaya çalışmak kadın-erkek her Müslümanın görevlerindendir. İslam alimleri akla dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmaya vesile olması dolayısı ile büyük değer vermişlerdir. Selim akıl, insanın doğru karar vermesini sağlayan, yaratılışındaki temizliği koruyan akıllıdır. Aklın Selim olarak adlandırılmasının sebebi, doğru bilgiye ancak sağlam, şartlanmamış düşünme ve karar verme yetkisine sahip akıl ile ulaşılabileceğinden dolayıdır. Şartlanmış, içinde yaşanılan kültürün düşünme biçimleri ile olay ve olgulara yaklaşan akıl, bilginin kaynağı olarak değerlendirilmez. Kur’an’da pek çok ayette ” Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak misiniz?” (Hud 11:51) “Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?” (Müminun 23:85) denilerek insanların akıllarını kullanmaları emredilmektedir Başka bir ayette ise şöyle buyurulmaktadır:” Göklerin ve yerin yaratılışında,…

Aşere-i Mübeşşere (Cennetle Muştulanan 10 Sahabe)
Ehl-i Sünnet Akidesi , Hadis / 29 Ocak 2021

Allahın Yüce Adıyla Hz Ebû Bekir Essıdîq Hz Ömer El Fârûq Hz Osman Zinnureyn Hz Ali Elmurtaza Talha b. Ubeydullah Zübeyr B. Avvâm Abdurrahman b. Avf Sa‘d B. Ebî Vakkâs Ebû Ubeyde b. Cerrâh Saîd B. Zeyd 7) Abdurrahman B Avf  عبد الرحمن بن عوف Abdurrahman ra Fil Vak‘ası’ndan (571) on yıl kadar sonra Mekke’de doğdu. Câhiliye döneminde Abdüamr veya Abdülkâ‘be olan adı, Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimiz tarafından Abdurrahman olarak değiştirildi. Genç yaşından itibaren ticaretle uğraştı. Câhiliye devrinde de içki içmeyen ve güzel ahlâka sahip biri olarak tanınırdı. Hz. Ebû Bekir ile olan eski dostluğu, onun vasıtasıyla Müslüman olmasını sağladı. İlk sekiz Müslümandan biri olan Abdurrahman, Mekke müşriklerinin baskı ve işkenceleri yüzünden önce Habeşistan’a, sonra da Medine’ye hicret etti. Hz. Peygamber onunla Ensardan Sa‘d b. Rebî‘ arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurdu. Rasulullah Efendimizle birlikte bütün savaşlara katıldı. Uhud’da yirmiden fazla yara aldı, hatta ayağındaki yaralar sebebiyle topal kaldı. Hicretin altıncı yılında (628) Dûmetülcendel üzerine yapılan bir seferde, Hz. Peygamber onu seriyye kumandanlığına getirdi ve başına sarık bağladı. Savaşı kazanınca Peygamber’imizin tâlimatı üzerine kabile reisinin kızı ile evlendi. Tebük Seferi sırasında imamlık ettiği bir namaza Peygamber Efendimiz de iştirak etti. Böylece Hz Ebû Bekir gibi o da Resûlullah’a imamlık yapmış oldu….

İslamda Köle Cariye Var mı Tartışması

Allahın Yüce Adıyla.. Bu çalışma Muammer Esen adında biri şahsında “İslamda kölelik yok! Kuranda hükümleri olsa bile!” iddiası güden her bidatçıya reddiyedir: Bidatçının fesbuktaki yazısı bu: “Kölelik hukuku Kuranda geçiyor diye haşa Allah  kölelik mi istemiş oluyor ya da islamda kölelik mi olmuş oluyor?!” Allah, yeryüzü halifesi olarak özgür yarattığı insanın köle olmasını/edilmesini hiç ister mi?!. İstemez elbette, istememiştir. Kölelik insanlığın icadıdır. Vahyin indiği ortamda da (-dönemin tüm dünyasında olduğu gibi-) kölelik (-çokevlilik gibi-) sosyolojik bir olgu olarak vardı. Ancak Allah, son tahlilde köleliğin kaldırılmasını teşvik etti, özendirdi. Tek evlilikle yetinmeyi önerdi. Ama ne yazık ki, bazıları, dönemin bu sosyo-kültürel olgularını (vāqı’) “dinin temel unsurları” gibi vehmettiler. Bunlar, Allah’ın asıl tavsiyesini/önerisini görmezlikten gelerek onu arka plana ittiler. Böylece Dinde/Şeriatte esas olan gayeler, amaçlar (maqâsıt) gibi temel ilkeler bilinmedi, bilinmezlikten gelindi; bunlar ihmal edildi, geri plana itildi. Dinden olmayan türlü yerel-kültürel pek çok şey dine dahil edildi; pekçok ikincil (fer’) meseleler dinin aslındanmış gibi muamele gördü. Oysa kölelik..gibi meseleleri dinin de öngördüğü temel haklar bağlamında evrensel ilkesel hikmet bağlamında maqâsit fikhında çözüme kavuşturmak pekâlâ mümkündür. Ha bir de Allah Kur’an’da söz konusu ettiği her şeyi onaylıyor, öneriyor değil ki.. Kur’an’da “küfür”, “inkâr”.. Ebû Lehep..de geçiyor diye HÂŞÂ onlar İslam’dan mi olmuş…

Burçlar, Yıldızı düşük olmak var mı?

Rahman ve Kahhar olan Allah’ın adıyla  Sual: Hocam yıldızı düşük olmak nedir? bunlar doğru mudur?  Kuran ve Sünnette ve müctehid alimlerin sözlerinde “yıldızı düşük olmak, yüksek olmak” gibi tabirler tespitler mevcut değildir. Esasında Yıldızların insan üzerinde tesiri olduğuna inanmak en başından islam itikadına aykırıdır.[1] Bununla beraber Allah her insanı muhtelif akıl, şeciyye ve istidatta yaratmıştır. Lakin bu farklardan hiç biri kişiyi Allahın emir ve yasaklarından muaf kılmaz. Meğer ki aklı bunları idrake yeterli olmamış olsun.. Yıldızı düşük olmaktan kasıt kimine göre “kısmeti kapalı olmak veya her şeyden, kem gözden vs çabuk etkilenmek miş !” Kısmet de etki de Allah’ın elindedir. “Allah fazlını kimseden esirgemis değildir. Allah kullarına adil bir şekilde infak ve tasarruf eder. Ancak farklılık kul cihetindendir kimi Allah’ın fazlını alır, kabul eder kimi ise rededer. Allah’a sırt dönmek, Allah’tan gafil yaşamak mahrumiyet sebebidir ve Allahın fazlını reddetmektir” der İmam-ı Rabbani ks Ayrıca kişinin Allah’a inancı, zannı nasılsa Allah’ın ona muamelesi de öyle olacaktır. Allah’tan umudu kesen, nasip kapılarını kendine kapatmış, zarar kapılarını açmıştır.. Itaat, dua, sebeplere sarılmak ve tevekkülle Allah’ın fazlını aramalı ve daima ümitvar olmalı ve Allaha hüsnü zann içre yasamalıdır. Peygamberler gibi.. 90 yaşında da olsa çocuk sahibi olmaktan umudu kesmemeli, düşman ordusu ile deniz arasında…

Reddiye: Ehl-i Sünnete Tekfirci Yaftası Vuran Hilmi Karaaç’a Ret

Yüce Allahın Adıyla.. İlahiyatçı akademisyen Doç. Dr. Hilmi Karaaç bir makale (tez) yazmış 24 sayfa. Adı “EHL-I SUNNETE GORE TEKFIR PROBLEMATIGI” Yazıyı okuduğunuzda Ehli Sünnet Camiasını diğer Müslümanları olur olmadık “tekfir” eden, onları haksız yere dışlayan, ilim ve insafan uzak, taassup ve inatla hareket eden bir fırka gibi görürsünüz ! Ehli Sünnet hakkında çizilen manzara budur ! İşin dikkati calip tarafı bir takım ilahiyatçılar bu günlerde anlaşmışçasına ve EHLİ SÜNNET’İ tekfirci gibi gösterme çabası içine girmişler ve adeta Ehli Sünneti kendi silahıyla vurma yoluna gitmeleridir. Amaç ne ? Çalışmadaki betimleme ve tasvirler apaçık Ehli Sünnete yapılmış bir haksızlık ve iftiraydı ve elbette bir cevap verilmesi gerekiyordu E-Mail yoluyla kendisine gönderdiğimiz ret cevabımız aşağıdaki gibidir: 1) Hilmi Bey makalenizi okudum. Öncelikle aklıma gelen soru şu oldu: Siz hangi mezheptensiniz ? Siz Ehli Sünnet değil misiniz ? 2) Çalışmanız eksik, tamamlanmamış. “Tekfir alanlarını” sayarken “Sahabe, Hilafet, İmamet” konularını es geçmiş ve Şiaya hiç değinmemişiniz ! Bunun özel bir sebebi var mı ? Veya şöyle soralım: Tekfir’in Şiadaki durumunu konu alan bir çalışmanız var mı ? Yoksa hedef sadece Ehl-i Sünnet mi ? 3) Bugün tekfiri en yoğun kullanan iki akımdan biri; Kendini Ehli Sünnet sayan Vahhabiye (selefiyye) fırkasıdır. Bunların tekfir sebepleri “oy vermek, laik…

Gelecek Haberleri (gayb)

Allahın Yüce Adıyla Sual: Gelecekten Verilen Haberler karşısında bizim tavrımız ne olmalı? Bişey Baba diye bir zatın videoları şimdilerde tekrar yaygınlaştı. “Türkiye böyle olacak, mehdi şöyle gelecek, böyle gidecek..vs” der gelecekten haber verir durur..! Bunlar doğru olabilir mi ? İtibar etmeli mi ? Hakikat budur ki, gelecek bilgisi gaybın ta kendisidir. Bilme imkanı yok. Şu kadar var ki Allah Teala keşif ilham yoluyla bazı Veli kullarına bir takım bilgiler verebilir. ancak Ehli Sünnet itikadınca “ilham ve keşif kesin bilgi yolu değildir” ve “Çok defa ilham ve keşif hatalı çıkabilir” der imam Rabbani “o yüzden ilhami bilginin varlığı ile yokluğu musavidir” der Mektubat 1:117 de. Gelecekten konuşan kim olursa olsun. Tasdik etmek batıldır. Gaibten verilen haberler en azından şüphelidir. Hatalı olma ihtimali ise daha çoktur” der Imam Rabbani k.s. Ve de.. bu gelecekten konuşup olumsuz bir sürü laf edenler “bir tehlikeyi haber veriyor, bize faydalı oluyor!” gibi görünseler de aslında zarar veriyorlar. Çünkü olumsuz laflar yorumlar halkın itikadını olumsuz etkilemekte, umudunu kırmakta ve nihayet korktuğu şey başına gelince o adam “bakın ben demiştim” demeye başlamakta. Al işte sana güya gaybı bildi !  Aslında olan şey “Allah kulun zannı üzeredir”in olumsuz biçimde başa gelmesi O yüzden Rahmani rüyalar bile olsa rüya alimlere…

Hadisler Vahiy Olduğuna Aklî Delil

Internetin yayılmasıyla eski bir felsefe “hadisleri inkara dayalı Kurancılık” felsefesi yeniden baş göstermiştir. Bunların en önemli fikirlerinden biri Hadislerin Allahtan bir çeşit vahiy olduğunu inkar etmektir. Bunu inkar etmenin tutarsız çürük bir düşünce olduğunu ispat edeceğiz. Buyurun Hadisi şerifler Vahy-i Gayr-i Metluv’ dür. Bunu inkar etmek aşağıdaki 2 neticeden birini mutlaka gerkli kılar : 1) ya Allah Rasulü islam dini hakkında Kur’an dışında hiçbir şey söylememiştir! Yani bütün hadisler uydurmadır !? 2) ya da Allah rasûlü Islamda helaller haramlar, ibadetlerin şekilleri, ayetlerin tefsiri, eski ümmetler, gelecek olaylar hakkında yaptığı tüm açıklamaları kendi aklı ve zekası ile söylemiştir !? Birinci şıkkın olması mümkün değil. Kaldı ikinci şık. Ikinci şıkka gelince: Bu durumda Allah peygamberinin açıklamalarını ya onaylamıştır, ya da onaylamamıştır. a) Eğer onaylamadı derseniz, bu “peygamber dini bozmuştur!” demek olur ki mümkün değil. kaldı geriye diğer ihtimal. b) onaylamıştır. Din, geçmiş ve gelecek ile ilgili hadislerini Rasulullah kendi aklı ve zekasıyla söylemiş ama Allah hepsini onaylamıştır” demiş olursunuz. Neticece Allah’ın onaylaması da bir nevi vahiydir öyle ise her durumda *Hadisler vahy-i gayr-i metluv* dur. Ispat edildi. isaerdogan.com

Medrese ve İcazet Sistematiği

Allahın yüce adıyla.. Medrese ders yapılan yer demektir. Literatürde Medrese icazetli hocalar eliyle Kuran ilimlerinin okutulup tahsil edildiği ilim merkezidir. Kuran ilimleri iki sınıftır, alet ilimleri ve âlî ilimler (علوم آلية و علوم عالية) Alet ilimleri araçtır. Lisan-ı Arab ve muteallikatı ile mantık münazara vb. Âlî ilimler ise maksattır. Tefsir Hadis Akaid Fıkıh Tasavvuf (ahlak) ile bunların usülleri gibi. İcazetnâme Icazet, cevazdan gelir izin demektir. Yetkin bir İslam alimi yetiştirip mezun ettiği talebesine, o ilmi öğretme ve yayma izni vermesine icazet denir. Ancak kendisi de bu izni üstadından almış olmalıdır. Öyle ki o üstadlar kesintisiz bir şekilde Resulullah’a kadar ekli olmalı. Talebe-hoca ilişkisiyle birbirine bu şekilde ekli olmaya silsile denir. Medreseyi ilahiyattan ayıran temel özellik bu silsile ve icazet kavramıdır. Ilmin kaynağı Allahtır ve Allah’tan ilk ilim ve icazet alan sevgili Peygamberidir. Peygamber aleyhisselam Allahın ilmini bu icazetle Sahabeye aktarmış, Sahabeler de Tabiine aktararak ilimde silsile ve icazet kültürü meydana gelmiştir. Allah Teala, Rasulüne “Ey Peygamber, Rabbinden sana indirilen Kuranı insanlara tebliğ et” emrini vermekle ilk icazeti de vermiş oldu. Çünkü emir elbette izni kapsar. Allah Rasulü ise bu ilmî sorumluluğu Sahabeye yüklemekle onlara bir nevi icazet vermiş, Sahabe ise bu sorumluluğu Tabiine yükleyerek onlara hükmen icazet vermiş oldular. “Velev…

Sahte Mehdiyi Yıkmak İsterken, Dîni Temelden Yıkmak!

Özet : – Diyanet ve İlahiyat şöyle demekte : insanımızı bozuk akımlardan, sahte mehdilerden korumak görevimiz. Bunun için “İslamda mehdi inancı yok! demeliyiz” + Ama Sahih hadislerde Mehdi var ? – O zaman o hadisleri de inkar ederiz. Akla ve bilime uymuyorlar çünkü ! + Bu durumda “akıl ve bilim” sizin Din tespit ölçünüz ! Bu ölçü ile hareket edecek nesiller Dini her türlü şekle sokarlar, kırparlar yontarlar ve akibet ortada ne Din kalır ne Diyanet ! Böylece kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz ! Tafsilatlı Yazı: Sahte mehdileri yıkmak isterken Dini temelden yıkmak ! “Gençleri bozuk akımlara kapılmaktan nasıl koruyabiliriz” konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı bu günlerde bir çalışma yapmış ve rapor yayınlanmış. Raporda dikkatimi çeken husus, gençlerin Adnan Oktar gibi “ben mehdiyim” diyen kişilere ilgi duyduğunu tespit etmeleri, çözüm olarak da gençlere “İslam dininde kişilerin bir mehdi arama ve tabi olma gerekliliği olmadığını öğretmek” olacağını ifade etmeleridir. Yani kısaca “Halkın Mehdi inancını yıkmalıyız!” demişler. Mehdî inancını yıkmak gerçekten çözüm müdür ? Yoksa Din hayatında daha büyük yeni sorunlar üretmek midir ? Bizce asla çözüm değil. Çözüm olmadığı bir kere şuradan belli; Bakınız Türkiye ilahiyatçıları otuz kırk yıldır “Mehdi beklemeyin gelmeyecek” derler ve ancak “gelecek” inancı canlı bir şeklide varlığını korur…

Kader Değişir mi? Kader Nedir (9 cevap)

Rahman Rahim olan Allahın Adıyla.. 1. Konu: Kader Nedir? Kader Allah’ın herşeyi önceden bilmesi ve takdir etmesidir. Kainatta ki tüm olaylar Allah’ın bilgi, kontrol ve izniyle olduğunu açıklayan bir terimdir. Kamer Suresi, 49:”Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.”  51: İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur. 52: Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır. 1 b) Avamın kader algısı İslam’ın kader inancıyla aynı mıdır? Hayır meal-esef aynı değil. Türkiye’de kader genelde “cebir” gibi anlaşılır ve o yüzden de inkar edilir ! Ben kadere inanmıyorum diyen kişinin kastettiği genelde cebriye fırkasının bozuk kader anlayışıdır. Bu anlayışa göre kader “onu o işe mecbur etmiş, o hal ve durumdan çıkması da mümkün değilmiş, başka seçeneği yokmuş!” düşüncesi. Avamın ağzında “Başarısızlık kaderin değil” ifadesi de öyle, doğru bir cümle gibi görünür ancak batıldır. Çünkü burada da kader “mecburiyet” anlamındadır. Suç işlemiş hapse düşmüş adama neden buradasın? diye sorulunca “kader” demesi ve kendini “kader mahkumuyum” diye tanımlaması apaçık gösteriyor ki kader avamın dilinde “iradesi alınmış, o da o fiili işlemeye mecbur olmuş !” manasındadır. Yani kısaca milletin algısında kader, Ehli sünnetin tarif ettiği değil, cebriye’nin kader anlayışıdır. Yüce Allah Kuran’da bu tür kader anlayışını reddeder :  “Melekler, kendilerine (şirk ve isyanla) zulmederken canlarını aldıkları…

Güncellemeye Dair: El-Kavl-il Güncêl

Allah’ın yüce Adıyla  Türkiye müminlerinin emiri “Sen başımızda ol yeter” tebcilinin muhatabı o zat irticalen yaptığı bir konuşmada “İslamiyet’in güncellenmesi gerektiğinden” bahs etmiş, ve anlayışı kıt bazıları bu sözünden onu vurmak, gözden düşürmek hevesine kapılmışlardır. Doğrusu, bir müminin ettiği lafı müminler mümkün mertebe hüsnü zanla tevil ederek onu istikamet dairesi içinde tutmaya çalışmalıdır. Doğru yol budur. Bu yazı bu maksada mebnidir Güncelleme.. yani bugüne uyarlama. Kadim İslam literatüründe karşılığı olmayan bu yeni kelime bazı dînî ahkâmın zaman ve zemine göre yenilenmesi “ictihad” “Tecdid” veya “Teysir” şeklinde anlaşılabilir. Osmanlı imparatorluğu’nun son devrinde Osmanlı alimlerinin çıkardığı “mecelle-i ahkam-ı adliye” isimli şaheser’de “Ezmanın tegayyuru ile ahkamın tegayyuru inkar olunamaz” denilerek zamana göre dini hükümlerin değişebileceğine vurgu yapılmıştır.  Sayın cumhurbaşkanı güncelleme derken bunu kastetmiştir diyerek meseleyi burada noktalayabiliriz. Konuya ilgi duyanlar için şöyle devam edelim Dinde tecdid/teysir tarihi Vahyin İnişine kadar uzanır. Kuran aslında Tevrat Zebur ve İncilin güncellenmesidir. Kuran içinde de Allah bazı ayetleri ‘nesh’ edip yerine başkasını indirerek ilk güncelleme işini bizzat kendisi yapmıştır. Mesela namazlar 2 rekat farz iken 4 rekat olmaya güncellenmiştir. İçki domuz eti serbest olmaktan haram olmaya güncellenmiştir. Zekat 1/4 den 1/40 olmuştur  Her asırda yeniden yazılan Kuran Tefsirleri İslamı günün anlayış ve idrakine sunmak için olup bir…

72 FIRKA KURAN İLE SAPITTI (1)

Rahman ve Kahhar Olan Allah’ın Adıyla.. Allah’ın kitabı sapıtma kitabı değil, hidayete erme kitabıdır, yolunu bulma kitabıdır (isra:9). Ancak bu Kurana ‘Yürüyen Kuran; Muhammed aleyhisselam’ın penceresinden bakmayıp nefsanî arzu ve heves deliğinden bakanlar, Allah’ın muradını lisanına almak yerine, nefsinin muradını Allah’ın lisanıyla söyletenler Kuran ile sapıtmaya mahkumdur. (Bakara:26) Istedikleri kadar kendilerine ‘ehli kuran! desinler, ‘indirilmiş dinci! desinler.. Tarihte Müslümanların yolu Ehli Sünnet’ten (Nisa:115) ayrılıp cehennem yoluna sapan 72 islâm fırkalarının tamamı Kurancılık iddiasında olmuştur. Hepsi de Kuranı başucu kitabı yaptıklarını söylemişler ve ancak Allah Rasulünün nurlu Hadislerini arkalarına attıkları için haktan ve Kurandan sapmışlardır. (Enfal:42) Işte Kuran ile sapıtanların örnekleri: • Hariciler: İşit’in ataları olan hariciler çok kuran okuyan çok ibadet eden, kelimenin tam anlamıyla halisane Kurancı bir firka idi. Bunlar Hz Aliyi haşa tekfir ederken Hz Alinin Kur’an ile amel etnedigi gerekçesini one sürmüşler, Hz Ali buna son derece kızarak “Kuran Benim” demek zorunda kalmıştır. • Yine Hz Alinin karşısına Amr b As komutasında çıkan ordu Hz Ali taraftarlarını şaşırtmak için mızrakların uçlarına Kuran sahifeleri saplamışlar, Hz Ali’nin içtihatlarına karşı güya Kuran ile karşılık vermişler idi. • Mutezile: Bugünkü reformist, indirilmiş dinciler’in ataları olan ‘Mutezile fırkası’ da Hadislere değil yalnız Kuran’a ve akla öncelik veren bir tayfa idi. Kuranı…

Caner Taslamanın Metod Çelişkisi

Fikret Çetin Hoca’nın Caner Taslaman’a Yazdığı Ama C. Taslaman’ın Hala Cevap Veremediği Reddiye… “Bu âyetler ya hadis olsaydı Caner Bey?” [ Tipik bir Kur’ancı zihnin kod çözümü ] Bir üniversite hocası talebelerini imtihan etmiş ve aynı konu hakkında Gazzâlî ve İbni Teymiyye’den alıntıladığı iki pasajı değerlendirmelerini istemiş. Selefîliğin yaygın olduğu bir coğrafyada gerçekleşen bu imtihanda, öğrenciler İbni Teymiyye’nin görüşlerinin ne kadar da isâbetli olduğunu uzun uzun yazarlarken Gazzâlî’nin hatalarını da tek tek sıralamışlar. Ne ki neticeler açıklandığında öğrenciler tam bir hayal kırıklığına uğramış. Hoca durumu izah etmiş: “İbni Teymiyye’nin zannederek ne kadar doğru olduğunu uzun uzadıya anlattığınız sözler gerçekte Gazzâlî’ye aitti. Hatalarını bir bir saydığınız kişi ise aslında İbni Teymiyye idi. İsimleri yer değiştirmiştim.” Bir arkadaşımın anlattığı bu ibretamiz hâdise, genel bir insanî ârızayı en yalın hâliyle gözler önüne sermesi bakımından şâyân-ı dikkattir. İnsanlar ne söylendiğinden ziyâde kimin söylediğine bakarlar. Sözün ne dediği nasıl dendiğinin ardında kalıverir çok kere… Çokluk öze bakmaktansa kabukla meşgûl olur. Nitekim markalar, etiketler kaliteden bîhaber genel halk kitlesi içindir. İşi bilen adamlarsa markayla değil malın kendisiyle ilgilenir. Pazarda durum bu olduğu gibi, fikir ve inanç dünyasında da vaziyet bundan farklı değildir. Zira düşünmeyi becerebilmek büyük nisbette doğuştan gelen bir kâbiliyet değil, tâlim ve terbiye ile…

KURANDA MEZHEP

Allahın Yüce Adıyla 1) Kur’an’a göre mezheplerin meşru oluşu : “Ama bizim uğrumuzda mücadele edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz..” [Ankebut 69] • Bu Ayette Allah kendine varan YOLLARIN birden fazla olduğunu ifade etmektedir. Demek ki İslam birliğini sağlamak yolu teke indirmekle değildir, bilakis hedefi teke indirmek iledir. Müminlerin ortak hedefi Allah’ın Adını yüceltmek olduğu sürece ittifak içinde olacaklardır. Mezhep: Gidilen yol demektir. 2) Kurana göre mezhebe bağlı olma gereği : “Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu saptığı yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.” [Nisa 115] • Bu Ayette Allah Müminlerin yolunu bırakıp başka yollara gidenleri cehennemle tehdit eder. Müminler 14 asırdır İslamı mezhepler dahilinde yaşamış, mezhepleri kabul etmişlerdir. Mezhebi inkar etmek Kuranın tefsirini teke indirmek olacak ve bu tutum elbette Müslümanların yolundan çıkmak olacaktır. Çünkü Müminler Kuranın sayısız tefsiri olduğu yönünde görüş birliği içindedir. 3) Kurana göre “Müctehid bir alime uymak” gerektiği : “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de..” [Nisa 59] • Bu Ayette Allah emir (iş) sahibine de itaatı emreder. İdareciler emir sahibi olduğu gibi alimler de emir sahibidir. Arapçada ’emir’ iş durum vaziyet…

Diyanet Takvimi mi Gözle Gözlem mi ?

Allahın Adıyla… Her Ramazan ayı tekrar eden tartışma: Süleymaniye Vakfı içinde yuvalanan basit ve küçük bir fırka belki adını duyurmak için koskoca Diyanete karşı çıkıyor, ve Diyanetin işin uzmanı bilim adamları ve gelişmiş teknolojiyle yaptığı İMSAK hesabının hatalı olduğunu iddia ediyor. Bunlar Kuran’ın oruç ile ilgili “Beyaz hayt ufukta siyah hayttan sizce belirgin oluncaya kadar sahurda yiyin” Ayetinde belirtilen ‘belirgin olma’ nın insan gözüyle görebilecek bir belirginliktir, dolayısıyla Diyanetin hesaba dayalı takviminde yazılan imsak saatinde o beyazlık gözle görülmediği için henüz imsak olmamıştır, gerçek imsak şu kadar saat daha geç başlamaktadır, dolayısıyla Diyanet millete fazladan oruç tutturmaktadır” diyorlar. SORU: Bizler bu konuda ne yapmalıyız kime itibar etmeliyiz ?   CEVAP: Tabi ki Diyaneti dinlemeliyiz. Diyanetin hesabı, takvimi Türkiye müslümanlarını dinen bağlayıcı tek unsurdur. Çünkü RAMAZAN, KURBAN, BAYRAM, HACC, CUMA NAMAZI, CİHAD gibi bütün toplumu ilgilendiren dini ve milli konularda o toplumun Müslüman idarecisi yetkilidir. Yetkilinin kararı hatalı bile olsa mutlaka uyulmalıdır. Türkiyede idare Hükümet tarzındadır ve Hükümet bu yetkisini DİYANET’E devretmiş olduğu için Müslümanların itaat etmek zorunda olduğu tek merci Diyanet olmuştur.  Allah Kuranda Müminlerin yolundan ayrılanı şiddetle kınar ve Cehennem ile tehdit eder. Misa:115   Peygamber efendimiz de cemaatten ayrılmayı katiyetle yasaklar, birlik içinde hareket edip başımızda olan mümin idareciye*…

Rasulullahı Taklit Başka İttiba Başka

Peygamberi Takit Etmek Her Zaman İttiba Olamıyor:   Bazı kimseler demişler: “Peygamber Efendimiz bir sünnete sürekli devam etmediyse, bazen terk ettiyse bizim de bazen terk etmemiz sünnet olur(!)”   Bu mantık hatalıdır ve bu istidlal batıldır. Çünkü bu mantık bu anlayış Rasulullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini bozar ve uyulası ve üzerinde yürünesi bir yol olmaktan çıkarır. Diyelim yemeğe oturmadan eller yıkanacak, biri der ki ben şimdi bazen yıkamama sünnetini(!) işleyeceğim ve yıkamadan yemek yer, ve siz ona o sünneti işle ellerini yıka diye tavsiyede bulunamazsınız.. Diğeri yatmadan önce abdest alma sünneti için aynısını der ve bazen abdestsiz yatmak da bu görüşe göre güya sünnet olur! halbuki bidattır.. Ve böylece işler hercü merc olur, Rasulullahın yolu müminler eliyle ibtal olur maazallah.   Demek ki Rasulullahın sünnetleri bazen terk etmiş olması o yönüne de uyulsun, bazen terk edilsin için değil, belki çok sebep ve hikmetlerden birisi; Allahın farzı ile Onun sünneti birbirine karışmasın ve Allahın dini muhafaza olsun..   Mesela Efendimiz sas Mescidi Nebevide teravih kılarken Ashabdan bir cemaat hazır bulundular ve ona uydular. Ertesi gün daha kalabalık bir cemaatla teravih yine cemaat halinde kılındı. Ertesi gün daha fazla kişiler işitmiş olmakla çok kalabalık bir cemaat namazı Rasulullahın ardında kılmak için geldiler…

Şalvar Cübbenin Türkiye Zaferi

“Islam garip başladı ve yeniden yeniden garipliğe dönecek” Hz Muhammed Rasulullah sas “Sünnete sarılanlar her zamanda gariptir” Şirat ul-İslam Kitabı Şalvar cübbe sarık sakal ve çarşaf Mahmud Efendi Hz’nin irşada resmen başladığı 1960 lar Türkiyesinde her alanda; Camide, sokakta, çarşıda, okulda ve dairede garip idi. ▪1980’lerde cami gurbeti sona erdi biiznillah. Raşha 1: Efendi hazretleri Zehra Annemizi de yanına alıp chp nin o zaman kalesi durumunda olan Çarşamba sokaklarında kindar bakışlar arasında Emru bil Maruf için ısrarla gezinip gözleri alıştırır Raşha 2: Ve onun izinde yürüyen ilk ihvanlar kem gözlere, homurtulara rağmen orada burada ve namazlarda sarık sarmışlar, sünnetten taviz vermeyip sabır ve tahammül etmişlerdir. ▪1990 yıllarının sonunda şalvar cübbe sarık ve çarşafın sokak gurbeti nispeten sona erdi. Sokakta rahat gezinebilir oldular. Yine çilesini çekmiş olarak buna nail oldular. ▪2010 lu yılların sonunda sünnet ehlinin çarşı gurbeti sona erdi; iş bulabilir iş tutabilir oldular.. İşsiz kalıp sabretmeleri, para için, rahat için sünneti terk etmemeleri hürmetine.. Sahabeler gibi Raşha 3: Bir hoca kardeşim (A.Yılmaz) şöyle anlattı: Babam Haliç Tersanesinde işçi idi. ~1980 li yıllar. Bir gün talimat geldi ya sakalları keser cübbe sarıkları çıkarırsınız ya da işten çıkarsınız. Babam bir kaç ihvanla Efendi hazretlerine geldi ne yapalım diye sordular. Mahmud efendi…