Bismillahirrahmanirrahim Havas, has kullar demek, yani avam olmayan, Havas ilmi de has kulların erişebildiği sırlı ilimler.. ledun ilmi gibi Kur’an ayetleri, Esma-i Husna ve Hadis-i Şeriflerle gelen, bazen de ilham yoluyla öğretilen zikirlerin görülenden başka bazı hususi etki ve faydaları vardır. Bu etkiyi sağlamak için onları belli sayılarda belli terkiplerde okumak gerekir. “Hangisi nasıl ve ne kadar okunursa hangi etkiyi yapar nereye faydalı olur nereye zarar eder..” Bunların tamamını bilmeye havas ilmi denir Lakin bu alanda şöyle bir durumu var: Bunları bilmek tek başına yeterli değildir, etkili olabilmek için.. kişi belli bir maneviyata yükselmiş olmalı. Bunun için işi bilen cinciler arada riyazet yaparlar. Güya maneviyat elde etmeye çalışırlar Bizim Meşayıhımızın havas ilmi ile durumu nedir ? Havas ilmimi kabul ederler mi ? Tavsiye ederler mi ? Bizim Meşayıhımızın da kabul ettiği hatta tavsiye ettiği özel manası ve tesiri olan zikirler tarikatımızda mevcuttur. Bunlar da elbette havas ilmi kapsamına girer. Mesela Hatm-i Hacegan bütünüyle böyledir; 7 Fatiha.. 79 Elemneşrahleke.. 1001 İhlas, 500 La havle, 500 Ya Baqî ente elBâqî.. gibi. Görüldüğü üzere belirli sayıların özel bir manası olmalı ki o sayıda okunması istenir ve sayıya riayet istenir. Ayrıca Tarikat dersinde müridlere her yıl belirli asgari sayıda özel bir zikir ve fikir…
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM “Eğer bu icatlar çok faydalı olsaydı Allah bunları Rasulullah’ın zamanında çıkarır Onun eline verirdi. savs” İlim sahibi olmak Allah katında ne kadar büyük bir fazilet ki Hz Ademi bu sayede Melaike-i kirâma üstün kılmış ve kendisine secde etmişlerdir. İlim amel içindir, Allah’ı tanımak tanıtmak ve onun Rıza yollarını bilip öğretmek içindir. Bu amel yerine gelirse kişi ilminin gerçek faydasını görecektir ancak ilim başlı başına Allah’tan bir nur olduğu için mücerret kalpte muhafazası bile kişiye şeref ve izzettir. Kalbinde 6 bin küsur ayatı beyyinatı taşıyanla taşımayan, 70 bin ehadis-i nebeviyi hâvi olanla olmayan bir olabilir mi..!? Kalpte öylece duran ilimle kişi rabbisini fiilleriyle eserleriyle görür bilir ve o denli Onu tenzih ve takdir eder.. Semayı temaşa eden bir fenni, semavatın derinliğini ihtişamını görür tebarakallu rabbu l-âlemin der İlim sahibi şehir halkı için birikmiş devasa tatlı su havzası gibidir.. ilmi olmayan ise bir bidon su. Bu iki şahıs zahirde ameli eşit görünse de hakikatte eşit olmadıkları malumdur. O yüzden yüce Allah ondan başka ilah olmayıp kendisi yegane ilah olduğuna evvela Zâtını şahit tutuyor ve peşinden melekleri ve peşlerinden ilim sahiplerini şahit tutmaktadır. İmam Gazali “bu ayet ilim ehlinin kıymet ve şerefini izhar eden en büyük delil” demektedir. Görüldüğü üzere bu ayet…
Rahman Rahîm olan Allah’ın adıyla Akıl Allah’ın insana lutfettiği en büyük nimet. Bu sayede alemi okur alemin sahibini, Rabbimizi tanırız. Yüce Allah Kuran’da Rabbi tanımayanları akılsız/akletmeyenler olarak niteler Bu bakımdan müminlerin akılla arası her zaman iyi olmuştur. Akıl dışı dogmalar, asılsız hurafelerin peşinden asla gitmemişlerdir. Allah’ın indirdiği kitabı ve içindekileri gayet makul bulmuşlar Kur’an’ı ve Hadisi akılla izah etmişler Kur’an ve Sünnetten istinbat ettikleri dini hükümleri akıl ve mantık ölçüsünde tespit etmişlerdir Usul-ü Fıkıh’ta Akıl “Kur’anı doğru anlama ve ondan hüküm çıkarma metodolojisi” demek olan Usulü fıkıh kaideleri bütünüyle makul ve mantıklılık üzerine tespit edilmişlerdir. Mesela usulü fıkıh Kur’an kelimelerini Has Âam Müşterek Muevvel olarak tasnif eder. Bu tasnif akıl ve mantık dahilinde yapılır ve asla itiraza mahal bırakmaz. Mantık şöyle işler: kelime bir anlama konulmuş harf kümesi. Bu anlam ya tekil ya da çoğuldur. Tekil anlam ya ortak kabul eder veya etmez.. Has, özel isim, âam genel isim, müşterek ortak isim, muevvel tevile muhtaç isim… Dvm Usulu Hadiste Akıl … Kelam Akaid’te Akıl … devam ediyor İsa Erdoğan
Bismillahirrahmanirrahim TECVİD DERSLERİ 1 . DERS Tecvid ne demektir ? Kuranı Kerimi (kıraat kaidelerine uygun olarak) doğru ve güzel okumaktır 7 Kıraat (7 lehçe/şive) Kuranı Kerimin 7 türlü kıraati vardır. Bu Kuran yedi harf (kıraat) üzere nazil olmuştur” demiştir Hz Peygamberimiz. Bizim Kıraatimiz Asım Kıraatidir, imamımız İmam-ı Asım’dır. Kuran’ı Tertil üzere okumak Tertil, harflerin ve kelimelerin hakkını vererek Kuranı tane tane, düşünerek okumaktır Tertilin üç mertebesi Bunlar; Tahkik, Tedvir ve Hadr dır Tahkik : Kuranı hakkını vererek ağır ağır okumaktır, aşırlar, toplum önündeki okuyuşlar buna uygundur Tedvir : Kuranı orta seviyede okumaktır, mukabeleler, imamın namaz içindeki okuyuşu buna uygundur Hadr : Kuranı tecvidi bozmadan seri bir şekilde okumaktır, kendi başına hatim indirenlerin okuyuşu buna uygundur. Hadr okuyuşundan aşağı kıraat yoktur. Kuranı Tecvidli okumanın hukmü Kuranı kıraat kaidelerine uygun (tecvidli) okumak vaciptir. Kasten terk eden günahkar olur 2. DERS Kuranı Kerimde 28 harf vardır ا ب ت ث ج ح خ د ذ ر ز س ش ص ض ط ظ ع غ ف ق ك ل م ن و ه ي Harflerin 10 tanesi kalındır, geri kalanı incedir. Kalın harfler: ح خ ر ص ض ط ظ ع غ ق Kalın harfler üstünde A sesiyle, esrede ıi, ötrede U sesiyle…
Bismillahirrahmanirrahim Değerler Eğitimi çocukluktan çıkıp gençliğe adım atan her mümin evladının alacağı en önemli eğitimdir. Değerlerimiz 4 sınıfta toplanmıştır: İman, Amel-i Salih, Güzel Ahlak/adab ile Örf ve Ananelerimiz İMAN Allah’a iman ettik Allah Kâinatı yoktan var eden, yaratan yaşatan koruyan yegane ilah’tır. İman ise bunu kalben bilip ruhen hissedip gönülden kabullenmek ve ağzıyla ikrar etmektir. Sadece bilmek veya düşünmek iman değildir. “Kainatı yaratan bir ilahın olduğunu biliyorum, veya düşünüyorum” diyen kişi iman etmiş değildir. “La ilahe illallah” demelidir. Kişi iman etmek için Allahın varlığına ve birliğine dair kesin kanıtlar bulmak zorunda değildir. İman eğer kanıtlara yani inkarı mümkün olmayan delillere bağlı olsaydı dünyada kafir kalmazdı. Esasında her insan Allahın varlığını ve birliğini ruhunda bilir vicdanında hisseder. Bu iman etmesi için yeterlidir. Bundan sonraki okumaları tefekkürleri o imanın nurunu yani gücünü artırır sadece. İman konusundaki tefekkürüm ve ikrarım şöyledir: Allahım ben senin yeri göğü ve beni yaratan yaşatan Allah olduğuna ve Senden başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ederim. Bunu kalbimle tasdik eder dilimle ikrar ve ifade ederim. Sen benim Rabbimsin. Bu imanla yaşar bu imanla can veririm. İman kainatın en büyük hakikati en kıymetli cevheri olduğunu bilir ve bunu bana bahşeden Allaha hamd ederim Bu kulaktan kulağa aktarılan bir sanı değildir….
Allah’ın yüce Adıyla “Kafama takıldı” adlı Kitap içindeki konular ve tarafımızdan verilmiş cevapları böyle: Allah Hakkında Soru Sorabilir miyim? Sor bakalım Kimdir Allah? Seni beni bütün kainatı yoktan var eden yüce yaratıcıdır. İbadete layık yegane ilahtır. Yerde ve gökte bulunan herşeyin sahibidir. Allah Yaratılmış mıdır? Hayır. O yaradandır, hep vardı ve var olacaktır. Varlığının başlangıcı yoktur Allah, Beni Neden Yarattı? Onun işleri bir nedene bağlı olmak zorunda değil. Yani O nedensiz de iş yapar. Onun işleri sorgulanamaz. Bizler Onun hakkında “neden” diye soru soramayız. İnsanları ve cinleri yaratma sebebini “bana kulluk etsinler” diye açıklamıştır Allah, Beni ve Dünyayı Yarattı, Şimdi Yaratma Bitti mi? Her an yaratma devam etmektedir. Her olay her rızık her doğum her ölüm bir yaratmadır Allah Neden Tektir? Çünkü Onun eşi misli benzeri dengi yoktur ve olamaz. O eşsizdir Allah Dünyadaki İşlerin Hepsine Tek Başına Nasıl Yetişir? Sadece dünyadaki değil, yerde ve gökte, bütün kainatta olan biten herşeyi yöneten kontrol eden odur. Çünkü o Allah’tır Allah’ı Neden Göremeyiz? Göremeyiz değil neden görmüyoruz? O istese kendini gösterir. Dünya imtihan yeri olduğu için dünyada Allah’ı görmek yoktur. Çünkü görmek imtihana aykırı. Ama Cennetten Allah kendini müminlere gösterecek Allah Kötüleri ve Kötülükleri Neden Yarattı? Tekrar aynı konuya geldik. Bizler kullar…
Bismillahirrahmanirrahim Dindar nesil yetiştirmek her dindar ailenin ve dindar eğitimcilerin hedefidir. Çünkü dünyaya getirdiğimiz evlatların ahiretini kazanması ebedi cehennemden kurtulup cennete ulaşabilmesi ancak samimi dindarlar olmalarına bağlıdır. BUnun için ise ekstra bir gayret göstermek gerektiği aşikar çünkü her dindar ailelerin çocuğu maalesef dindar olmuyor. Dini eğitim veren her okulun, her kursun talebeleri de hepsi dindar olmuyor.. Neden olmuyor ? İşin neresi eksik ? neyi ıskalıyoruz..? Bu sorular şüphesiz her eğitimcinin her pedagog ve sosyologun üzerinde kafa yorduğu önemli sorular.. “Videoyla televizyonla talebe yetişmez, Talebe hocanın yüzüne bakacak, hoca talebenin gönlüne himmet edecek talebe böyle yetişir” “Şu iki şey olursa talebe hocasını sever Bir: Dersi güzel verecek. İki: Talebenin başında duracak. Tavuk yumurtanın üstünde durduğu gibi hoca talebenin başında duracak, talebeyi soğutmayacak talebe o zaman hocasını sever hocasını seven talebe dersine çalışır..” “Hoca talebenin icabında muallimi, icabında müdiri, icabında abisi/ablası, icabında annesi/babası olacak” Talebeyi yetiştirme konusunda asrımızın büyük sufisi İmam Mahmud Efendi hazretlerinin altın tavsiyeleri böyleydi …devm edecek isa erdoğan
Allah’ın yüce Adıyla.. “Cami yaz Kur’an kurslarında çocuklara daha ziyade camiyi Kuran’ı sevdirme odaklı eğitim vermeli” görüşü üzerine: çocuklara somut bir fayda vermediğiniz zaman anne babalar cami dışında arayışlara giriyor ve talebe sayısında düşüş yaşanıyor. mesela benim Bayrampaşa bilal’i Habeşi camii’ne mücavir derneğim vardı. dernekte bizim Medrese hocaları okutuyordu. camiye gelen talebe kadar dernek te yükünü almıştı ve paralı olduğu halde. bunun sebebi burası daha iyi okutur daha iyi öğretir düşüncesi. yani aslında “camide bir şey öğrenemez” önyargısı bu duruma sevk ediyor Veli bakıyor, çocuk Kuran’ı okumayı öğrenmiş mi namaz sürelerini öğrenmiş mi namaz kılmayı kamet okumayı 32 farzı öğrenmiş mi.. Eğer cevap hayır ise sen istediğin kadar “biz sevdirmeye yönelik eğitim vermekteyiz” de.. öğrenciyi göndermez. camide sayının düşük olma bir sebebi bu Aynı sorun hafızlık kurslarında da var. Şimdi bir kurs, sözde öğrenciyi sevdirme yıldırmama ilkesi üzere hareket ediyor. anne babalar dinliyorum şikayetçiler. hafızlık zayıf ağız gevşek talim mahreç zayıf oldu çocuk zayi oldu.. diyorlar. buna karşılık hocalar var sert ciddi prensipli.. bir tek boşa müsamahaları yok.. evet çocuk başta sızlanıyor nazlaniyor ama büyüdüğünde rahmet okuyacak. hocamızdan Allah razı olsun onun ciddiyeti sayesinde iyi konumdayım diyecek bu yazdıklarım hiç birisi afaki değil hepsi yaşanmış tecrübe edilmiş şeyler bizim medreselerde…
Allah’ın yüce Adıyla.. Yusuf Kaplan beyefendi, gazeteci-yazar dava ve cihat insanı. İftarda beraberdik. Ümraniye’de bir Medresede. 3 saate yakın sohbet ettik. Mevcut sosyolojik yapıyı analiz etti. Osmanlı imparatorluğunun sükuta uğraması sonrasında Türkiye insanının maruz kaldığı eğitimin halini özetledi. İman İslam edep ahlak örf adetin yangın yerine dönüştüğü bu hengamede yangından ne kurtarabiliriz ne kadar kurtarabiliriz? sorularının cevabını aradık. ideal İslami eğitimde Medresenin görevini konuştuk. devam edecek.. isa Erdoğan
Allah’ın yüce Adıyla.. Bu makale “Tâ ط harfi nin okunuşu nasıl olmalı ? Sert biçimde T’ye yakın mı olmalı yoksa D’ye mi ?” sorusunun cevabını arar. Sonuç olarak Tâ ط harfini Arabî Müslümanların okuduğu gibi T’ye yakın okunması gerektiği sonucuna varılmıştır Kıraat ilminin konusu olan bu meselenin çözümünde elbette ilgili doktrinin usul ve kaideleri ile üzere etmemiz gerekir. Biz de bu çalışmada üç farklı usulü işleterek aynı sonuca ulaştık. 1) Birinci Usül (Femi muhsin) : Kıraat ilmi her ne kadar yazıya dökülmüş ise de esas olan onu fem-i muhsin’den (güzel ağızdan) almaktır. Bu her dil için geçerlidir. İngilizceyi doğru telaffuz etmek isteyen kitap bilgisiyle yetinemez. İngiltere’ye gidip onları dinlemek onların ağzına dikkat etmek zorundadır Kur’an da Arapçadır. Şu halde doğru telaffuz onların ağzında. Aşağıda 66 kelimede Kuran kuşağına bizden daha yakın olan Osmanlı toplumunun Tâ ط harfini ne şekilde telaffuz ettiğini kendi kelimelerimizle göreceğiz. Çünkü şüphe yok bu kelimenin telaffuzu ilk nesilden günümüze ağızdan ağıza doğru biçimde geçmiş olmalı (yani tâ gibi) çünkü aksi bir örnek mevcut değil Bu 66 örneğin her birinde apaçık görülen şey ط harfi 6 çeşit telaffuzun her birinde (fetha damme ve kesra ile fethadan sükun, dammeden sükun, kesradan sükun) durumlarında Osmanlı insanı ağzında sertçe; T ünsüzü…
El Alim olan Allah’ın ismiyle “Ulemanın Gücü” isimli kitabı değerlendirme toplantısı Bütün katılmıcıların ortak kanaati kitap genel manada faydalı ve güzel. Hoca arkadaşlar kendileri öz eleştiri yaparak ulema ve alimin tanımı içerisine girip girmedikleri konusunda değerlendirmeler yaptılar. Genel kanat kimsenin kendisini alim olarak görmediği idi. Ancak bizler hocalar olarak toplumdaki yerimiz “dini bilen” yani alimleriz.. Sorumluluklarımız ona göre.. Bu arada “alim denildiği zaman sadece din ilimlerinde ihtisası olanlar değil dünya ilimlerinde de ihtisas ve yetkinliği olanlara alim demeli” şeklinde değerlendirmeler yapıldı bazılarımız buna itiraz ettiler, şöyle ki: Ulema ve alim denilince toplumunda İmam Azam, imam Gazali, İmamı Şarâni gibi zatlar akla gelmektedir Bu artık bir nevi bir ıstılahtır ıstılahın içerdiği terim manasını değiştirmemelidir. Dünyalık ilimlere vakıf kişilere alim değil de onların kendisini tanımladığı gibi bilgi bilgin veya profesör gibi kelimeler kullanılmalıdır. alim ulema tabiri ise islam semasının yıldızlarına güneşlerine özel kılmalıdır denildi Yapılan bir değerlendirme de “ilimleri dini ilim dünyevi ilim şeklinde ayırmamak gerektiği, bütün ilimlerin dini ilim olduğu şeklindeydi. Bunun dayanağı ise yerden göğe kadar her bir nesnenin Allah’ın bir sanatı ve eseri olduğu ve bunların her birisine ayet denildiği, dolayısıyla dünyalık herhangi bir alanda ilgi ve ihtisas sahibi olan kişi Allah’ın ayetlerini okuyan kişi durumunda olacağı.. Bu da…
Allah’ın Yüce Adıyla.. كل علم ليس في القرطاس ضاع * وكل سر جاوز الاثنين اشاع Manası: Kağıda dökülmeyen her ilim zayi oldu * İki kişiyi aşan her sır fâş oldu” Ezber gücü eskilerde zirveymiş.. Çünkü şimdiki gibi günahlar yok, haram yeme yok, tv yok, lüzumsuz video yok, malayani yok.. Bütün bunlar zihni kalbi ifsad eden unsurlar.. O yüzden kadim insanların hafızası zehir gibiymiş. Ciltler dolusu malumatı ezberler, istedikleri zaman hatırlayabilirlermiş. Sayfalar dolusunca sözleri bir duymada beyne kaydeder ve aynen naklederlermiş.. Alın bir İmam Serahsi Hanefi fıkhının şahseri 30 ciltlik El-Mebsut’unu hiç bir kaynağa bakmadan hapishaneden dikte (imla) yoluyla yazdırmıştır. İmam Süyuti, Camiussağir isimli Hadisler Mecmuasını 10.000 hadisi ezberinden ve alfabetik sırayla yazmıştır. Camiulkebir’ini ise 40.000 hadisi yine alfabetik sırayla tertip etmiştir ki bu o zamanın şartlarında ancak ezberden yapılabilecek bir iş. İmam Muhammed bir kaç günde Yüce Kuran’ı ezberlemiş 600 sayfayı 6000 küsür ayeti kısa sürede hafızaya almıştır. Yüz binlerce hadisleri senetleriyle ezberden bilen mega dahiler dahi gelmiş geçmiştir İmam Buhari İmam Müslim gibi.. İmam Şafii okuduğu bir sözü duyduğu bir kelamı o anda ezberler ve unutmak nedir bilmez imiş.. İmamlarımız böyle iken.. sıradan insanlar da bu noktadan çok uzakta değillerdi. Bir çok malumat ezberden muhafaza edilir ezberden ifade edilirmiş.. O…
Allah’ın yüce Adıyla Ortalık karışık. Ahlak ve edep seviyesi diplere inmiş. Bahusus sosyal medya ortamında. İnsanlar hoca dinlemiyor, din adamı demiyor eğer konuşulan şeyleri beğenmezse çok galiz küfürler hakaretler savuruyor.. Hesabı sorulacak elbette.. Din adamına saygı Allah’a saygının gereğidir. Kimi gafil var İsmailağa fıkıh heyeti gibi en mümtaz bir kurumu yere vurmak için bahane arıyor ve heyetin “Biz Toki’ye caiz değil diyoruz ancak caiz diyenlere de saygımız var” sözünde hinlik arayarak “bu fetva hükümete yaranmak için söylenmiş!” diyor, verip veriştiriyor..! Kimi de var tam aksi: “Neden İsmailağa fetva vermiyor, neden tabiilerin önünü kapatıyor, onları mahrum ediyor muş” diyerek verip veriştiriyor. Görüldüğü üzere bir takım mihraklar sanki sövmek, bahane ile adam dövmek için pusuda bekliyor “evet” desen de sövecek “hayır” desen de.. Dili tutulasıca ! Bu durumda “TOKİ konutları caiz mi” gibi hükümet siyaset mevzularında en selametli yol belki de susmak olacaktır. “Konu siyasidir biz bu konuda görüş beyan etmiyoruz” diyebilmek.. Tıpkı imam Mahmud Efendi Hz nin son seçimlerde yaptığı gibi. Evet hazret bir işaret verdi ancak açık bir beyanatı olmadı. Bu da mürşidin irşad siyasetidir, bütün kesimleri elinde tutma, herkese hitap etme siyaseti 🤌 O yüzden Hz Şeyh efendi hocaların siyasete bulaşmasını şiddetle men eder, bulaşanları levm eder “Bir hoca…
Allah’ın yüce Adıyla Tasavvufta bir söz vardır, altın harflerle yazılsa gerek: انت غمامة شمسك Sen kendi güneşinin bulutusun” Yani sana en büyük engel yine sen” O yüzden tasavvufi terbiye altındaki mürid kendiyle yarış halindedir. Kendi nefsini ezmeye onu adam etmeye çalışır. Aslında burada “kendi nefsi” tabiri hatalı. Çünkü kend ile nefs aynı şey. Ben ve nefsim diye farklı iki şey yok. Nefsim ben’dir, ben nefsimdir. Altın sözü bir daha oku “..sen” dedi de “senin nefsin” demedi. Bu manayı destekleyen diğer altın sözler: “Darlığın varlığındandır” Yani bütün sıkıntı ve problemlerin kaynağı “ben de varım” deyişin, benlik iddia edişin.. Varlığını iptal ettiğinde bütün kavga gürültü anında biter ortalık süt liman olur. Trafikte maganda birden önüne mi kırdı? Varlığını bitirmiş kul “buyur kardeşim” diyerek yol verir. Kalabalıkta biri ayağına mı bastı? Afedersiniz zahmet verdim” der sulh yoluna gider.. Beyazid-i Bestami Hz bir gece mezarlıkta Kur’an okumak ister kabristanın yolunu tutar. O günlerde bir nebbaş (kefen hırsızı) mezarlığa dadanmış mezarlık bekçisi burnundan solumaktadır. Beyazid Bestami Hz’i mezarlığa girerken “işte yakaladım diyerek üzerine çullanır ve oracıkta fena hırpalar. Hazret kanter içerisinde eve döner. Sabahleyin müridlerine bir miktar para vererek “bu parayla güzel bir sopa alın mezarlık bekçisine gidin, ona takdim edin, dün gece sopası kırıldı,…
Allah’ın yüce Adıyla Rüyalar şehri İstanbul, yaşayan efsane, ulu kametlerin megalo mefkuresi İstanbul. Nebiyyi zi şanın müjdesi, Fatih’in gururu iftiharı İstanbul. İki kıtanın kilit mührü, doğu ile batının sentezi merkezi, iki bahrin mecma’ı İstanbul. İstanbul’un adları tarihi sıraya göre : Bizantium, Konstantinopolis, Polis, Kustantıniyye (قسطنطنية), İslambol, Âsitâne, Babı-âlî, Der-saadet, Payitaht ve İstanbul. Burada -pol veya -polis eki şehir/devlet demek. Kelime içinde -p- yumuşayarak -bol olmuştur. Buna göre İslam-bol “İslam şehri” veya İslamiyetin bol olduğu yer veya orada “islam bul” manalarına gelmektedir. İlk adı Bizantium olan şehir imparator Konstantin’in ölümü üzerine onun onuruna Konstantin’in şehri manasında Konstantinopolis adı verilmiş. Peygamberlerimiz de hadisinde bu adı kullanmıştır: القسطنطنية ancak bir farkla; sonundaki yunanca eki atıp yerine Arapça bir ek (nispet ya’sı) ilave ederek. Bu da o kelimeyi aslında Arapçaya dönüştürmek oluyor ve Peygamberliğin şanına uygun şekilde başkasını taklitten uzak kendi değerlerini yüceltmek oluyor. Sadece bu örnek bile Allah Rasulünün ilim yanında kültür seviyesinin de yüceliğini göstermeye yeterlidir. Çünkü o zamanın şartlarında Konstantino-pol kelimesinin bileşik iki kelimeden oluştuğunu bilmek bilgi ve kültür gerektirir. “Kostantıniyye elbette feth olunacak. Onu fetheden komutan ne iyi komutan, onu fetheden ordu ne iyi ordu” Allah Rasulü’nün bu müjdesine nail olmak isteyen Müslümanlar Hz Ömer döneminden itibaren İstanbul’u fethetmek için…
Günlük (Sabah akşam) okuduğumuz korunma duaları şöyledir: • Her namaz akabinde okunan Ayet-el Kürsi oku. Altmış faydası var. • Sabah akşam 3 ihlas, Felak ve Nas sureleri oku. • Sabah Akşam 3’er kere oku بسمِ اللهِ الذي لا يضرُّ مع اسمِه شيءٌ في الأرضِ ولا في السماءِ وهو السميعُ العليم Bismillahi llezi la yedurru me’asmihî şeyün fil ardı ve la fissemâ. ve huve essemî el alîm “ Fazileti: Kim bunu sabah 3 kere okursa akşama değin ani bir musibet ona isabet etmez. akşam okursa sabaha kadar aynısı (Nesai, Ebu Davud, Ahmed) • Sabah akşam 7’şer defa oku حسبيَ اللهُ لا إلهَ إلّا هو، عليه توكَّلْتُ وهو ربُّ العرشِ العظيمِ، سَبْعَ مرّاتٍ. Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hu. aleyhi tevekkeltü vehuve rabbul arşil azim Fazileti: Bunu sabah 7 kere okuyana Allah her muhim işine kâfi gelir. akşam okursa sabaha kadar aynısı. (Ebu Davud) Derleyen isa Erdoğan
Yek nazar eylese ol Ârif-i billah Asl-ı kemherâyı mücevher eyler *** Alem cemî eczâsı ile Hak ile kâim Mirât-ı Muhammed’den Allah görünür dâim *** Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl *** Basmasa idi kadem-i şerifin ruy-i zemîne Pâk etmezdi kimseyi hkâk ile teyemmüm *** Muhammed bir beşer ama benzemez ona bir beşer Bilakis o yâkut gibi ise, insanlar olur hacer *** Semavat daim oldukça Salât ve selâm Ona ve Aline ya Rabb.. Derleyen: İsa Erdoğan
Dini ilimler içerikli kitap çalışma PDF indir
Allah’ın yüce Adıyla.. “..Bana malla mı imdad edeceksiniz (…) Bu hediyelerinizle ancak siz sevinir (avunur) sunuz” Neml:36 Avuntu hastalığı nedir ? “Suriye’de donmak üzere olan fakir insanlara 10 lira yardım göndermek için 70*2 ye sms gönder..” Avuntu bu sms’i gönderip gönül rahatlığıyla sıcacık evinde yatmaktır. “10 lirayla ben görevimi yaptım” duygusuna kapılmaktır avuntu. “Herkes on lira gönderse 10×80 milyon, 800 milyon eder! Bir ailenin kömür ihtiyacı 2000 lira olsa bu parayla 40 bin fakir ailenin ihtiyacı görülür” felsefesi de avuntuyu besleyen, muhtemel bir vicdan sızlamasında sızıyı gideren pansumandır. Bunun gibi nice avuntularımız vardır Allah bilir.. Allah bilir, kula da hissettirir. İşte görüp hissettiğimiz bazı avuntu örnekleri : • Camiden çıkarken dilenciye attığımız 1 lirayla ben sadakamı verdim” deyişimiz • Kur’an Kursundan gelen görevliye bir çay parası, 5 lira verip “ben hayrımı yaptım” deyişimiz • Seneden seneye tertip ettikleri bir mevlüt merasimi ile dağıttıkları bir lokma ile biz bu sene kulluk görevimizi de yaptık hayır hasenatımızı da yaptık demeleri • Yazdan yaza çocuğunu camiye gönderip ben çocuğuma dini eğitimini verdim” demektir. okul dersleri bahanesiyle bir sene boyunca ne eline bir Kur’an tutturur, ne de bir defa daha camiye gönderir. Çünkü kırık dökük Yaz kursu onu avutmuştur. • Üç beş vakit camiye…
Rahman Rahim Olan Allahın İsmiyle.. Neden Ehli sünnet olmak zorundayız ? Çünkü Peygamber efendimiz haber verdi Ümmet 73 parçaya bölünecek. Bir cemaat kurtulacak, gerisi cehennem yolunu tutacak. O kurtulacak tek fırka, Ehli Sünnet vel Cemaat’tir. Ehl-i Sünnet olmak ne demek ? “Ehli Sünnet” olmak gerçek Müslüman olmak demektir, Peygamber efendimiz ve sahabeleri gibi inanmaktır. Ehli Sünnet olmak Peygamberimiz ve sahabe efendilerimizin yolundan gitmektir. Onlar nasıl inandılarsa onlar gibi inanmak, Onlar nasıl müslüman oldularsa onlar gibi müslüman olmaktır Ehli Sünnet olmak sahabelerin yolunda 4 büyük halifenin izine 4 büyük muctehid imamın öğretisinde 4 milyar Müslümanla gönül ve fikir birliği içinde olmaktır Ehli Sünnet olanlar Peygamberimizin ana cemaatidir, onlar sırat-ı müstekim üzere olanlardır ve ümmetin çoğunluğunu oluştururlar. Diğerleri ise ana yoldan ayrılmışlardır. 72 ufak tefek fırkalardır. Ehl-i Sünnet olmak için neye inanmak gerekir ? Ehli Sünnet olmak Allaha iman etmektir ve Allahın meleklerine, Allahın kitaplarına Allahın Peygamberlerine, ahiret gününe (Cennet ve Cehenneme) ve kadere inanmaktır. Ehli Sünnet (gerçek müslüman) olmak bu altı esasın hepsine inanmaktır. Bunlardan birine inanmasa, diğerlerine inansa, müslüman olamaz, cennete gidemez. Ehli Sünnet olmak Kuran’a inanmaktır. Kuranda 114 sure, 6236 ayet vardır, tamamı Allah’tan peygamberimize gelmiştir. Kuran-ı Kerimi peygamberimize Melek Cebrail as getirmiştir. Kuran peygamberimizin kalbine arapça, sözlü olarak…