Allah’ın yüce Adıyla..
Özet: Bu yazı insanı amele sevk eden “haz alma, sevgi, istek, hırs, gayret” gibi kalbi muharriklerin yoksunluğunda insanın çaresiz olmadığını ve bu iç dinamiklerden yoksunluk onun geri kalmasına mazeret olmayacağını konu eder. İçten dışa etki ve kontrol formülünü tersinden işletip dıştan içe tesir’in mümkün ve vaki olduğunu ispat eder.
Rasulullah’a sas ittiba Allah’ın emri, boynumuzun borcu. Bu ittibanın zerresi kainattan kıymetli. Allah tarafından sevilmenin çaresi bu ittibadır zira. İttiba Rasulullah efendimize muhabbete bağlıdır, ancak ne acaibtir ki Ona muhabbet etmek te Ona ittiba etmeye bağlı. Yani muhabbet ile ittiba arasında mübarek bir döngü vardır; biri diğerini tetiklemekte.
Şu durumda bu döngünün dışında kalmış yani Peygamber efendimizi tam sevememiş ahir zaman insanı ne yapsın ? Yeterince sevgisi yok.. ittiba edemiyor, çünkü içinden gelmiyor. Tamsm, sevmek istiyor ama bu da ittibaya bağlı! Bu şimdi çaresiz ! Ne yapacak ? nasıl kurtulacak ?
Bunun çaresi içinden gelmese de akıl ve iradesini kullanarak kalem kalem Rasulullah’ın sünnetlerini ifa etmek. Buna kendini zorlamak. Sevmediği işte çalışanlar, mantık evliliği yapan gençler gibi..
Mantık evliliği, hani iki genç hayatlarını birleştiriyorlar ancak gönül birliği (sevgi) henüz oluşmamış.. Yani kendilerini bir takım mantıklı sebeplerden dolayı bu evliliğe zorluyorlar. Dünyada en zor şey sevmeden bir arada durmak. Ama bu bile mümkün, bazı menfaatlerden ötürü.
Allah’a itaat Rasulullah’a ittiba da böyledir.sas. İçinden gelmiyorsa da, seve seve yapmıyorsan da menfaatin gereği yapacaksın. Kendini buna zorlayacaksın. Bu zorlamaların neticesinde bir gün o işler içine sinecek, o zaman seve seve yapmak ele geçer.
“Rabıta sevgiye bağlı, ittiba edersen seversin sevilirsin.” Hz İmam ks.
Burası psikolojinin çöktüğü nokta. Psikoloji insan davranışlarına sebep olan arka planı konu ediyordu. psikolojiye göre davranış duygu ve düşünceye tabiidir, tesir içten dışa doğrudur. Biz ise davranışlar (amel) neticesinde duygu ve düşünceleri (kalbi) eğitmekten bahsediyoruz. Yani dıştan içe tesir etmekten. “Yemiyorum çünkü sevmiyorum”a yatmak yerine “ye ki sevesin” hakikatine işaret ediyoruz.
Nitekim bu dünyada insanın sevip beğendiği her şey yediği içtiği tecrübe ettiği görüp duyduğu şeylerdir. Demekki irade ve akıl asıl, sevgi beğeni ise ona tabidir. Yani tesir aslında dıştan içe doğru.
Bu hakikat Allah’ın insan fıtratına yerleştirdiği o muazzam şeydir: İNS. İnsana o yüzden “insan” dendi, yani ünsiyet kuran.
Ancak başaranlar az çünkü zor. Bu zamanda herkes kolayın (heva) peşinde. Kimse zorluğu (akabeyi) göğüslemek istemiyor. Kimse duygularını eğitmeyi, yeniden şekillendirmeyi istemiyor. “Ben buyum kabul edeceksen böyle et” türünden bir hodbinlik salgın..
Burası “zorla hayır olmaz” ezberini bozan noktadır aynı zamanda. O yüzden Hz imam bu lafı değiştirmiş “zorla hayır hayırdır” demiştir.
“Ama Allah insanın dışına değil içine kalbine bakar’ diyorduk. adamda istek yok, zorla yapıyorsa Allah ne diye ona değer versin!” şeklinde bir itiraz gelebilir.
Cevap: Allah insanın içine bakar” niyetine bakar demektir. Duygular ise dışa yansımadığı sürece itibardan düşüktür. Yani namaz kılarken kişi sevinmiyor, haz almıyorsa Allah buna bakmaz veya içinde gizlediği günah sevgisi yüzünden ceza yazmaz, niyet ve amele dönüşmedikçe” demektir. Lakin tekrarda fayda var; kalpte zorlanma ile beraber yapan ameller kamil değildir, surettir. Ancak Allah lütfu ile sureta imanı ve sureta yapılan salih amelleri de kabul etmektedir.
İşte tarikatın konusu da budur: “kendini taat ve ibadete, zikrullah’a zorlamak” Zorluk devam ettiği süreçte kişi tarikat.yolundadır. Bir gün o zorluk kalkar Şeriat kalbine yerleşir, o zaman tarikattan hakikate yükselmiş olur.
İmam Rabbani aktarır, vaktiyle bir kennas (çöp toplayıcısı), bir gün attarlar çarşısından geçerken güzel kokuların yoğunluğundan dayanamamış bayılmış. Yüzüne su serpmişler neler etmişler bu bir türlü ayılmıyormuş.. Derken Arif bir zat bunun sırrına muttali olmuş “çıkarın bunu çarşıdan ve burnuna at tersi sürün, ayılır” demiş. Gerçekten adam at pisliğini burnunda bulunca ayılmış.. Oh ya ! demiş. Neydi az önceki o fena kokular !”
İmam Rabbani Hz der ki “bu kennas kötü kokular içinde yaşadığı için kötü kokuya ünsiyet peyda etti öyle ki artık güzel kokulardan iğrenir oldu. Bunun düzelmesi neye bağlı ? Kötü kokuların içinden çıkıp güzel kokulara yeniden alışmasıyla. ilk başta ona fena gibi gelse de güzel kokular içinde kalmaya sabredecek ve bozulan fıtratı düzelecek, herkes gibi yeniden güzel kokulardan lezzet alabilecek.
Amel-i salih’ten ağırlanan nefis bu kennas gibi hastadır, işi tersine çevirmiştir. Bu itibarla nefse başta zor gelse de ağırlansa da kişi salih amellere, sabrederek ibadet vetta üzere sebat ederek işi aslına çevirebilir ve has kullar gibi amel-i salihten lezzet alan, ibadeti kolaylıkla ifa eden olabilir.
Amele kendini zorlamanın İslam’da delilleri:
1) İslam’da 54 farz vardır ve bunlar kişisel tercih ve beğeniye bağlı değil, herkesin boynunun borcudur. istese de istemese de..
2) Zekatı seve deve vermeyen kişiden Devlet zoraki alır.
3) Namazı gönüllü olarak kılmayan kişiyi tövbe edinceye kadar hapseder sopa atar
4) Kuran okurken ağlayın, ağlamak içinden gelmiyorsa ağlıyor gibi yapın” hadisi apaçık amele kendini zorlamayı ifade etmektedir.
5) İstemesen de “la ilahe illallah de”
Rivayet edilir ki Rasulullah efendimiz (salat ve selam olsun) yeni dini merak eden bir müşriği bir kaç gün ağırladı. Baktı bunda tık yok müslüman olmaya atılmıyor, ona islamı telkin etti “müslüman ol” dedi. Ğutperest sordu ne yapmam lazım ? “la ilahe illa Allah’ de” demelisin. O ise “bu benim en nefret ettiğim söz!” dedi. Allah Rasulü sas “nefret etsen de bir kere söyle” dedi. Adam gördüğü iyilik ikrama teşekkür kabilinden istemeye istemeye “La ila illa Allah” dedi. Kelime-i tevhidi der demez kalbine imanın sıcaklığı aktı bu defa aşk ile söyledi. La ila illa Allah Muhammed Rasulullah”
Bütün bu delillerden anlaşıldı ki kişinin istemeyerek de olsa yaptığı salih ameller kişiye faydalıdır, terk etmeden üzerine devam edilirse kısa zamanda zorluğu gidecek Allah sevgisini de kolaylığını da kalbe vermektedir.
Muhakkak zorluk yanında bir kolaylık var elbette zorluk yanında bir kolaylık” İnşirah 5,6
Allah insanı duygularıyla baş başa bırakmadı, akıl irade ile de destekledi, Aklını etkileyecek Kitap ve Rasul gönderdi.. Bunlar üzermizdeki en büyük fazl-ı keremdir. Bize düşen kalbin duygularına esir olmadan bu aklı ve iradeyi kullanıp salih amelleri ifa etmektir. Sevgi, haz alma, feyz alma kısmı arkadan gelecektir.
ve Elhamdü Lillahi rabbil alemin
isa Erdoğan
Yorum Yapılmamış