Allah Hidayetini Dağıtıyor Mu ? Soru: Islam toplumu içinde müslüman anne babadan doğmuş bir insan tabiatıyla müslüman dindar olacak ve cennete gidecektir. Buna karşılık imansız bir toplum içinde kafir anne baba elinde dünyaya gelmiş biri de haliyle kâfir olacak ve cehenneme gidecektir.. Bu adil midir ? Cevap: Bu soru hakiki müminlerin sorusu değil çünkü mümin Rabbisine hüsnü zan eder ve Allahın merhamet ve adaletinden şüphe etmez. Ancak müminlerin imanına vesvese verenlerin attığı bu sorunun da cevabı var. 7 madde halinde cevap vereceğiz. 1) Evet Allah adildir zerre miktarı zulmetmez, haksızlık etmez. [Nisa:40] Bu soruyu sormayı gerektiren şey kulda ki acıma, merhamet duygusu. Kulun merhameti Allahın merhametinin yüzde birinin yüz milyarda biri bile değil..(*) Sendeki bu mikro seviyedeki merhamet ve adalet hissi eğer bir insanın haksız yere ateşe girmesine müsaade etmiyorsa, bil ki mutlak adalet ve merhametin sahibi Allah asla haksız yere azap etmez. 2) Allahın bir ismi El Hak dolayısıyla ne yaparsa haklıdır. Ehli Sünnet (hak islam inancı) na göre Allah said kulu cehenneme koyabilir; adaletiyle. Yani cehenneme koydu ise mutkaka hak etmiştir. Şaki kulu ise Cennetine alabilir; fazlı keremi ile. Yani hak etmemiş olsa bile. Bu kayırma ve fazladan ikram diğerine haksızlık değildir. Örneğin: Sana yanlış yapan 3 kişiden…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Sol medya organları Cübbeli Ahmet hocaya linç kampanyası düzenlediği 2013 yıllarında Sn Cumhurbaşkanı: “Neden bizim İlahiyatçlarımız konuşmuyorlar susuyorlar da meydan o gibi marjinal(?) hocalara kalıyor! Halk onların ardından gidiyor!?” demişti, ve darbe kalkışması olayı patlak verdiğinde sözünü yineledi. Bunu söyledikten kısa süre sonra Caner Taslaman, Mehmet Okuyan, Mustafa Karataş, Mustafa İslamoğlu, Abdulaziz Bayındır, Recep Eliaçık ve benzeri ilahiyatçılar meydana çıktılar ve “bizim ilahiyatçılarımız (!)” olarak konuşmaya başladılar. Bunlar da kendilerini dinletmek, halkı etkilemek adına duyulmadık bilinmedik yeni şeyler, fikirler, söylemler ürettiler, Sünneti tartıştılar, Mezhepleri tartıştılar, İcma’yı tartıştılar, mucizeyi, kerameti, şefaati tartıştılar, Tasavvufu; Mevlanayı, Yunus’u ibn-i Arabiyi taşladılar.. “Halk islamı hep yanlış öğrenmişti! Uydurulmuş bir dinin peşinden gidiyorlardı! Bunlar en doğrusunu biliyor öğretiyorlardı! İndirilmiş dini bulmuşlar, kaynağa öze inmişlerdi !” Evet “indirilmiş din” slogan buydu. Parlak bir söylemdi.. Bu tutardı! halkı toplardı..! Ve her konuda başladılar konuşmaya.. Halkı aydınlattılar..! Uyduruk dinden arındırma ayinleri düzenlediler..! Adem as’a baba buldular, Isa as’ın babasını keşfettiler! Meryem valideye koca tespit ettiler! Halkın bildiği öyle görünmez “cinlerin” olmadığı buluşunu buldular ! Mucizelerin basit doğa olayı olduğunu deklare ettiler..! Uydurulmuş(!) dinin tüm kodlarını -guya- tahrip ettiler !! Ve üzerinden beş sene geçti.. Ne necip Türkiye cumhuru, ne de Sayın cumhurbaşkanı neticeden pek memnun olmadı…..
بسم الله الرحمن الرحيم Sevilmeye layık tek varlık Yüce Allah’tır. Bu halk onun bu kalp ona aittir. Ona olan sevgimiz koşulsuz, zatîdir, zâtî olmalıdır. Onun dışındaki bütün sevgiler arazîdir, hale ve şarta bağlıdır Yani Allah Allah olduğu için koşulsuz sevilir şu veya bu sıfatından, fiilinden dolayı değil. Nimet ikram rahmet merhametinden dolayı da değil.. Buna tasavvufta ‘muhabbet-i zatiye‘ denilir. Böylesi bir muhabbet Ancak Allah’a lâyıktır. Onun dışındakiler ise Allah’tan ötürü, Allah yolunda, Allah için sevilir. Peygamber sevgisi de böyledir. “ALLAHI seversiniz, beni de Allah için seversiniz, Ehl-i Beytimi ise benden ötürü seversiniz.” Hadis-i şerif Ancak esefle müşahede ediyoruz ki bazı insanlar birilerini Allah sever gibi sevmektedirler. Bu sevilen kişi bazen bir kadın, bir artist, bir şarkıcı, bir futbolcu bir siyasetçi olurken bazen de bir din adamı olabiliyor.. “İnsanlardan kimileri Allah’tan başka şeyleri Ona denk tutuyorlar da onları Allah sever gibi seviyorlar..” Bakara:165 Bu Ayet bu tür aşkın sevgileri yerer haram eder. Çünkü bu derece zati bir sevgiyle sevilen, kim olursa olsun hatta bir peygamber bile olsa o kişinin kalbinde bir put olmuştur. Işte Meryem oğlu İsa’nın hıristiyanlar yanındaki durmu.. Zati sevgiler kullar için haramdır. Çünkü zati sevgi kusura kördür sevgilide hata yanlış göstermez. O kişi en büyük haramları işlese de…
Allah’ın 99 Adıyla Emekli Diyanet işleri başkanı sn Mehmet Görmez şöyle bir söz söylemişti “Tefsir Hadis Fıkıh vb ne kadar dini ilimler ise Fizik Kimya Biyoloji vb de o kadar dini ilimlerdir” Ilim çevreleri bu nitelemeyi kabul etmez ancak ben burada bunun doğru olduğunu var sayarak yazacağım. Başkanın ifadesine göre Türkiyede ve hatta dünyada okullarda okuyan bütün öğrenciler dini ilimler tahsil etmekteler çünkü matematik fizik kimya biyoloji coğrafya.. herkesin okuduğu ilimler. Ancak yapılan son ankete göre Türkiyede Allah’a inananların sayısı % 86 görünüyor. Meleklerin varlığına inananlar %75, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı hayatına örnek kabul edenler %63 kader hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inananlar %55. Yüzde 99’u müslüman denilen ülkede bu rakamlar müspet dindarlığın gerildiğini, mütedeyyin, dinine bağlı insanların azaldığını gösterir. Dini İlimler? Çelişki burada: Bütün öğrenciler sabahtan akşama kadar dini eğitim alacak ancak günden günde dinine bağlılık azalacak ! Buna karşın hiç okula gitmemiş insanların daha dindar ve tutucu oldukları görülecek! Bu durumda diyanet işleri eski başkanına sormak gerekir “hocam iyi düşün ya bu ilimler (fizik kimya matematik) dini ilimler değil ya da bu işte bir terslik var !? Öyle ya.. Dini ilimler içinde yüzen kişilerin dindar olması gerekir. Aslında pozitif ilimler denilen fizik kimya biyoloji ve benzeri ilimlerin dini ilim…
Allah’ın El-Alîm adıyla.. Bir gazete köşesinde okudum, Vakitten Asım Yenihaber’in yazısı olacak. Türkiye’de üniversitelerin ilim yerine bilimsel sahtekarlık yaptığını gözler önüne seren önemli bir yazı.. O anlatıyor: “Ailemden birisi hastalandı hastane hastane doktor doktor gezdik, bir Şifa bulamadık. Sonunda doktorun biri uyandı “bir de bunu diyetisyene götürün muhtemelen bazı yedikleri dokunuyor” dedi ve diyetisyene gittik. Kadın doktor hastamızı inceledi ve bir diyet listesi hazırladı. Adını hiç duymadığım, nerede satıldığını bilmediğim meyveler.. Dedim ki “bu kadar adı duyulmadık meyve yazdınız neden hurma yazmadınız ?” Kadın doktor : “Biz bu işin bilimini yaptık üniversitede hurmadan bir bahis duymadık.” dedi. Ben de “Öyleyse lütfen hurmayı da araştırın!” dedim ve ayrıldık. Eve gelince adı duyulmadık o meyvelerin hepsini sildim “hurma” yazdım ve o hastamıza bol bol hurma yedirdik. İki hafta sonra kontrole gittiğimizde doktor hastanın durumuna çok sevindi “verdiğim listeyi uyguladınız galiba?” dedi Ben de “hayır uygulamadık Bilakis bol bol hurma yedirdik” dedim. O da itiraf etti bize dedi ki ” Ben de sizden sonra profesörü aradım, hurmayı sordum. Profesör “Esasında hurma meyvelerin şahıdır. Bütün mineralleri vitaminleri proteinleri içeren çok faydalı bir gıdadır, ancak dini çağrışımlar yaptığı için biz üniversitede ondan bahsetmeyi sevmeyiz!” dedi. işte size bilimsel sahtekarlık ! Üniversite gerçeklerin öğretildiği yer olmaktan…
Allah’ın Adıyla Felsefeci: Bu hadis uydurma çünkü bilim felsefesine aykırı, sosyolojiye aykırı yok psikolojiye aykırı ! Alim: “Hayır aykırı değil çünkü bilimsel tespitler, pratik realite, tarihi tecrübe gösterdi ki..” dediği anda alim, felsefeci önünde malup olmuştur. Bundan sonra ne derse desin, isterse felsefeciyi ikna etsin malup olmuştur. Çünkü kurt felsefeci onu kendi metoduna, felsefe yoluna çekmiş alim de kuzu kuzu gitmiştir Zira islamda hadislerin sahih ve sakim olanı tespit etmek senetlerinin kuvvet derecesi iledir, akli felsefi değerlendirmelerle değil. Bilimsel(!) değerlendirme kapısını açtığın zaman bütün ‘İlm-i Üsul-ü Hadis’i iptal ve geçersiz kılmış olursun. Özellikle de avam halk nazarında. Artık herkes hadislere kendi felsefesinden yaklaşır, kimini kafasına göre reddeder kimini hevasınca cerh eder.. Doğrusu : Alim savunmasını şöyle yapmalıydı: Bu hadis sahihtir çünkü bunu filan muhaddis filan raviden rivayet etti, Imam Buhari/Muslim de onlardan tahric ve tespit etti. Senet muttasıl ve ricalin hepsi šika. Demek ki hadis sahih. Madem ki sahih, aklımız bilimimiz bugün onu ihata etmese de makbulumuzdür” demeliydi. “Ama felsefeci usulü hadis, usulü fıkıh kabul etmiyor senet zincir ravi muhaddis dinlemiyor.. bu açıklama tarzı onu ikna etmez!” Şeklinde itiraz edenler dinleyin: Bütün cihan ulemasının ittifakla icra ettiği en sağlam ve geçerli usul (ilmi usul-ü hadis’i) aklı kıt ilmi zıt bir…
Caca cola Isparta açılışı üzerinden Reisi savunmanın zorluğu ve bilinmeyen gerçekler: itilaf devletleri tarafından Türkiye ablukaya alınmış gizli bir ambargonun kıskacında ekonomisi maddi gücü yok edilmek isteniyor. Bunun için ‘Türkiyede can güvenliği yok!’ mal güvenliği yok! türünde kara propagandalar yapılarak yabancı yatırımcıyı kaçırmak hedefleniyor. Benzer karalamalar içimizdeki piyonlarına da dikte ettirilerek inandırıcılık oluşturulmaya çalışılıyor @kk Dünya devletleri arasında ulusal menfaatelerini müdafa etmek kurtlar sofrasında satranç oynamak kadar zordur.. Reis ülkesini milletini koruma uğruna hamle gereği bazen rakibe yemesi için bir piyon veriyor.. Caca cola açılışına katılması bu kabilden.. Aslında o fabrikanın açılmasına hiç bir yasal engel yok. Reisin fazladan yaptığı tek şey orada bulunmak. Bunun da sebebi açılışın gündem olması dünya kamuoyunda duyulmasını sağlamak. Nitekim oldu. Bu sayede Reis dünya kredi değerlendirme kuruluşlarının Turkiye aleyhine verdikleri zayıf notları geçersiz kılıyor, dünya devi şirketlerin türkiyede yatırım yaptığını herkese göstererek Turkiyenin güçlü güvenilir ülke olduğunu göstererek oyunu bozuyor. Siemens ile Rusya ile yapılan anlaşma da bu kabilden. Reise Tepki Sorunu: Islâmi camianın sanal alemde gösterdiği tepki Reisin istediği şey. Siz bu yazıya aldırmadan tepki vermeye devam edin zira bu tepki bu stratejinin bir parçası. Itilaf devletlerinin kendi tabanının Reise tepki duyduğunu görmesi reise daha çok güvenmelerini sağlayacak ve batı toplumlarında oluşan düşmanlık…
Rabıta; Gönül Kıblesini Birlemektir. Rabıta; Sureti, siması Allah’ı hatırlatan* salih bir zatı tahayyül ve tezekkür ederek Allah’ın feyzine nail olmak, bu tahayyül sayesinde o Salihi öyle bir sevmektir ki, sayesinde o mahmudun kalbinde olan marifetullah muhabbetullah takva ihlas gibi nice fezail ve güzel ahlakı tahsil etmek, Onun kalbinden kendi kalbine aksettirmektir. Çünkü Halila minel kalbi ilel kalbi sebila *** A dostum kalpten kalbe yol var ha! Ey Rabıta amel-i salihini idrak edememiş zavallı kişi.. Sorarım sana : Namazını nasıl kılarsın ? Okuduklarının manasını düşünür müsün yoksa gafillerden misin? Eğer okuduklarının manasını namazda düşünerek kılıyorsan.. Veya atalarından böyle kılan varsa, Oturuşlarda teşehhüd de okuyorsundur. Yani Ettehiyyatu’yü.. De şimdi bana “Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu” “Ey peygamber sana selam olsun” derken tam o esnada zihnine/kalbine peygamber efendimizin hayali sureti gelse.. Bu şirk midir ?! Haşa, Elbette değil Namaz Allah’a yöneliş.. Allah ile baş başa olmaktır.. Allah’ın önünde huzurunda durmaktır. Allah’la konuşurken ve yüz Allah’a dönük iken tam o anda “Ey peygamber” deyip nebinin suretini tahayyül etmek şirk olmak! gerekir sizin akılsız kafaya göre !? Öyle mi ?? Dikkat et namazdasın. Tam ibadet anı ve Allah ile başbaşa!? Bu halde iken peygamber sureti akla hayale gelince.. peygamber Allah ile aramıza girmiş oluyor mu, olmuyor mu…
Allah’ın Yüce Adıyla Allah bütün inananları kardeş yaptı, Pâk Eşleri annelerimiz, Muhammed aleyhisselam da babamızdır. Müslüman bu büyük ailenin bir ferdidir. Bu aileye mensubiyet en büyük mensubiyettir. Bu mensubiyet ve bu aidiyetin ötesinde başka bir mensubiyet gerekli değil aslında.. Tarikat ve Cemaatler Tarikata (veya cemaate) giren bir müslüman yeni ve küçük bir aileye daha girmiş olur. Burada yeni ihvanlar/kardeşler edinir ve o tarikatın şeyhini baba bilir. Allah’ın tesis ettiği büyük aileye ilaveten gerek var mıydı bu küçük ailecikler ? Tarikat ve cemaatlerin çıkışı bir ve diri o büyük Aileyi parçalamak değil midir? Cevab: Hayır parçalamak değil, bilakis gaye birleştirmektir. Çünkü Tarikat bir okuldur. Kişiyi hakikî Müslüman yapma okulu. Zaman uzamış, Allah Rasulü sas ile aramıza uzun asırlar girmiş olduğundan Peygamber ile Ümmet arasında olması gereken baba-evlad ilişkisi kopmuş, rehber-tabii bağlılığı kaybolduğundan Tarikat bu kusurları telâfi etmek için kurulmuş bir okul bir eğitim kurumudur. Şöyle ki Mürid, baba gibi sevdiği ve bağlandığı şeyhine duyduğu bu muhabbeti sayesinde ‘büyüğe muhabbet ve ittiba’yı öğrenmiş olacak ve bir gün Şeyh kendini aradan çekmekle mürid bu muhabbet ve itaatini asıl sahibine; Peygamberine yöneltecek idi. Tarikatın tabiriyle; Mürid fenafişşeyh olduktan sonra Fenafirrasûl olacaktı.. Ayni şekilde.. İslam ailesinin ekser mensupları amel-i salihi terk etmiş, bidat ve fesada…
Allah’ın yüce Adıyla İslam’ın düşmanları son zamanda yeni bir taktik uygulamakta: “Dini terimlerin içini boşaltıp itibarsızlaştırmak” Şöyle ki: Şeriat ilimlerinde önem verilen, yüksek manalar ihtiva eden kelimelerimize hakaret, tahkir ve istihza etme eğilimi içinde, onları en menfi manda kullanarak, kendine özgü terminolojisini dejenere ederek, ıstılahların içini boşaltarak İslami literatürü tahrip etmeyi kastetmektedirler. Ancak esefle müşahede ediyoruz ki farkında olmadan bunlara yardım eden gafil Müslümanlar da yok değil. İtibar suikastına maruz kalan kelimelerimiz: 1) Tevatür Tefsir ve Hadis ilminde “Kuran ‘tevatür’ yoluyla geldiği için tartışılmazdır, sübutu kat’idir. Hadis-i şerifler eğer ‘tevatür’ ile geldi ise inkar edilemez” deriz. Bu iki cümlede İslami literatürde “tevatür” en yüksek bir manada; Asırlar boyu inkarı kabil olmayacak kuvvette, yalan üzerinde ittifak etmesi aklen mümkün olmayan kalabalıklar tarafından yapılan bilgi aktarım yöntemi” demek iken Meşum güruh ise”tevatür’ü “Efsane, söylenti, kulaktan kulağa yayılan ve uydurmalarla değişerek gelen” manasında kullanarak içini boşaltmaktadırlar. Alın size bir köşe yazarının tevatürden anladığı: “Bugün 1 Mayıs. Onlarca farklı tevatüre göre ortalama yüz yıldır işçilerle ilgili sözde bayram olarak anılıyor. Sözde diyorum çünkü; kaynak tevatürlerinde de, geçen yüzyıl içindeki etkinliklerinde de işlenen kodlar hiçte bayram gibi değil.” Görüldüğü üzere bu kelimeyi “söylenti” manasında kullanmıştır! 2) Rivayet: İtibar suikastına uğramış bir kelimemiz de “rivayet” kelimesi….
Allah’ın yüce Adıyla “Dinde Tefekkuh” Ayeti Allah Rasulü sas “Benim hadislerimi yazmayın” emrine rağmen Sahabeler nasıl ve neden yazmışlar konusu.. Cihada önceden topluca gidilirdi. Kimsenin gayrı yoktu. Sonra bu kaffeten savaşa gitme durumu Tövbe 122 ayetiyle iptal edildi ve “her fırkadan bazı kişilerin savaştan geri kalıp Dinde Tefekkuh etmeleri” emredildi. Çünkü bu geri kalanlar kavimlerin uyarıcıları yani alimleri olacaktır.. (Tövbe 122) Burada dikkati çekmek istediğimiz husus Allah’ın alimlerden istediği şeyin dinde TEFEKKUH olduğu.. Nedir tefekkuh? Tefekkuh tefe’ul kalıbından tekelluf manası içeren bir kelime. Özü anlamak demek olan f-k-h den gelir. Ancak tefekkuh fıkıhtan fazlaca bir iştir. Fıkıh, bir şekilde anlamak” demek iken tefekkuh “anlamaya çabalamak, gayret etmek, kendini zorlamak” demektir. Çünkü Allah’ın dini, Ayetleri ve Hadisleri layıkıyla anlamak öyle sıradan salt, yüzeysel bir yaklaşımla olacak iş değildir. İslamın doktrinleri zeki insanların dahilerin üzerine kafa yormasını gerektirecek kadar yücedir âlîdir. Ve bu yüzden Sahabe-i Kiram ilim ve fıkıhta her biri diğerine musavi olamamış, Abadili Erba’ “dört Abdullah” aralarından ilim idrak ve tefekkuhlarıyla temayüz etmişlerdir.. Nisa: 83 Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana…
Yüce Allahın Adıyla.. Fakirin kapısına bırakılır bir kutu, içinde bir kaç paket nohut fasülye mercimek. Fakirler aslında bilirler az çok ne çıkacağını ama yine de merakla açarlar. Çocuklar bir ümit aceba bize uygun bir şeyler var mı diye merakla bakarlar. Ev sahibesi de aceba bunda farklı bir şey, göze dişe dokunur bir niğmet çıkacak mı diye açar kutuyu. Ama hayır ! Gelen her paket aşağı yukarı aynı listeyle gelir, bol bol tahıl, makarna ve tuz, ümitler kırık yürekler buz. En çok tüketilen, pahalı olanlar az. Belki hiç yok. Pek tüketilmeyen, her evde bulunan ucuz maddeler çok. Acı bir hatıram Her sene ramazanda kumanya paketi götürdüğümüz fakir bir aile var. Bu ramazan yine kumanya var elimizde, telefonla aradık evdeler mi diye. Onlar da tahmin ettiklerinden hemen sordular “eğer kumanya paketi getirecekseniz hayır gelmeyin istemiyoruz. Teşekkür ederiz başkasına verin” demişler ve nazikçe kumanya paketini reddetmişler. Aslında bu, ikramı reddetmek değildi. Bir tepki, bir sitemi ifade etmekti. Bir mesaj veriyordu çilekeş kadıncağız. Bir de öğrendik ki bu aile ev kiralarını ödeyemiyorlar, baba sağlık sorunları yüzünden çalışamıyor. ilaçlarını alamıyor. Konu komşuya herkese borçlanmışlar. Ödenememiş faturalardan ötürü gazları kesilmiş. Çocuklara bez mama alamıyorlar. Yani en temel ihtiyaç: PARA. Ama zengin hayırseverlerimiz bu ve benzeri ailelere…
Laikliği islamla Kuranla bağdaştırmaya çalışan bazı nadanın bu fiilini reddeder
Bu yazı Ferit Aydın adında birine reddiye olarak yazılmıştır. kendini beşik şeyhi iken şeyhlikten istifa eden biri olarak tanıtan ferit daha bu lafıyla Tarikatta “şeyh” olmanın ne olup ne olmadığını bilmediğini açığa vurmuştur. Çünkü şeyhlik beşikte verilecek şey değildir. Sözde kitabı “Tarikatta Rabıta ve Nakşibendilik” yalan iftira aldatma ve çelişkiler dolu bir müsveddedir. Bu yazıda kısaca ispat edildi
İslama Hizmet görüntüsü içinde hezimete uğramak gibi zor ve ağır bir konuyu ele aldık. Allah yardım eyleye 1. Mebhas: Allah yolunun Yüksekliği ve Allah Yolunda olmanın şartı ve alameti Evet her mümin Allah yolunda olduğu iddia eder ve Allah yolunda olmak elbette en büyük iştir. Yüce Allah buyuruyor: “Allah yolunda katledilenlere “ölüler” demeyiniz. Bilakis onlar diridirler..” Allah yolunda olmak ve o yolda ölmek.. Hayatın adanacağı en büyük mefkure, en pahalı amaç. Izdıraplarla dolu şu kısacık hayat Allaha hibe edilip Onun Yolunda feda edilse, Tarafı ilahiyeden muazzam ve ebedi bir karşılık ile ödüllendirilecek. Mükafat, yapılan fedakarlık cinsinden; hayata mukabil yine bir hayat veriliyor. Alacaklı hadsiz derecede fakir ve muhtac, Allah ise nihayet derecede zengin ve müstağni olunca fâni bâki ile, cam parçası elmasla değiştiriliyor. Bir insanın elinden gelecek en büyük hareket işte şu biricik canını Allah yolunda bezletmesi, varlığını Ona adamasıdır. Allah yolu öyle bir yol ki o yolda can verilse ölümsüz şehit, kalınsa gazi olunuyor. O yoldan giden asla mahrum olmaz, hedefini bulamasa yarı yolda kalsa, yine muradına eriyor.. “Onun ecrini Allah üstüne alıyor çünkü. (Nisa:100) Kim Allah Yolunda ? Bulanık atmosfer içinde izlerin biri diğerine karıştığı şu zamanda her cemaat “en doğru yolda olan benim” dava eder, kendi elindekiyle…