Allah’ın yüce Adıyla Göz doktoruna hayasız bir avrat geliyor, kocasına açması gerektiği etini butunu açıp saçıp teşhir etmiş ortalıkta dolaşıyor.. Göz doktoru Allaha ve ahiret gününe iman etmiş, helala harama riayet eden dürüst bir mümin. “Hazır ocağıma düşmüş şunun bir güzel rontgenini çekeyim!” dememiş, Gözden içeri girecek haramın kabirde mahşerde gözlerine kalbine nasıl ateş ve işkence olacağının farkında.. Dürüstlük burada ki inancıyla ameli birbiriyle uyum içinde. İçi dışı bir. Doktorumuz ben bu hastaya bakamam deyip arkasını dönüyor yani Peygamberimiz gibi davranıyor. Hz Rasulullah sas efendimiz baldızı Esmayı ince bir tülbent içinde görünce arkasını dönmüş ve onu uyarmıştır. “Ya Esma Mümine bir hanıma şurası (avuç içi) ve şurası (yüzün azı) hariç görünmesi helal değildir” Hâlbuki tülbent sadece başında idi, ve belki boynunu sisli buğulu şekilde istem dışı gösteriyordu. Bu vb ise etini budunu bütünüyle kasıtlı açıyor ve bunu şeytani bir davanın gönüllüsü olarak yapıyorlar. Batıl davaları bu: Biz Kemalistiz, laikiz, Müslüman bir idareci istemiyoruz helal haram sınırlarını kabul etmiyoruz. O yüzden onların reddettiği sevmediği herşeyi kasıtlı olarak yerine getiriyoruz..!!” Yani olay kesinlikle ‘kadının beğenilme takdir görme’ arzusuyla ilgili değil. Çünkü bu tarz giyimlerde bunu kimse takdir etmez şeytan ve dostları dışında. Eski İstanbul’da ilk defa kısa etekle dolaşan Ermeni bir kadındı…
Allah’ın yüce Adıyla Haberler böyle: Adam karısını kızını almış Ramazan Bayram günlerinde akrabasıyla bayramlaşmaya değil de tatil beldesinde keyif çatmaya gitmiş. Kiraladığı bungalov evde karısıyla (bu iyi) sağ sol aşağı yukarı derken.. bir de gözü ampüle erişmiş. Görmüş ki ampulün içinde gizli lambalar var nedir ne değildir derken bunun gizli kamera olduğunu fark etmiş ve hemen polisi çağırmış.. yattığı yatak çimdiği jakuzi küvet birilerince izleniyormuş.. Turizm sektörü endişeliymiş otel yangınıyla birlikte insanlar tatilden geri durmuş şimdi bu gizli kamera hepten işi batıracakmış.. Gelelim bizim endişe ve değerlendirmelere.. “Huzur İslam’da dedin, bu haberle huzurun İslam’ın ilgisi nedir ?” Yani bu adam eğer İslam’ı yaşasaydı huzuru kaçmayacaktı. Evvela, bayram günleri bayramlaşmak için.. akraba konuk komşu arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi içindir. keyif ve eğlence mekanlarına gitmek için değil. İslam’ın bayram nimetini doğru yerde kullansaydı şimdi daha huzurlu olacaktı. İkincisi, İslam’ın mahremiyete verdiği ehemmiyet dillere destandır. Peygamber Efendimiz buyurmuşlar “Bir kadın eğer kocasının evi dışında bir yerde elbiselerini çıkarırsa Allah’ın üzerindeki setr ve himayesini kırmış olur.” Hz Ayşe annemiz Şamdan gelen kadınlara sordu “sizler kadınların topluca hamama gittiği yerden mi geliyorsunuz? Onlar, Evet dediler. o vakit bu hadisi onlara hatırlattı ve bir kadının umumî bir hamamda üstünü çıkarmasını bile bu hadisin tehdidine dahil saydı. Sözde…
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla Genç doktor yine doktor olan eşiyle kıskançlık yüzünden tartışıyor anlaşamayınca 6. kattan atlayarak intihar ediyor. Bereket versin ölmüyor. İnşallah komadan çıkar tevbe etmeye fırsat bulur. Çünkü eğer ölürse “kıyamete değin o yüksekliğe tekrar çıkacak ve tekrar atlayarak o korkuyu ve acıyı tekrar yaşayacak” (Buhari) Bunu bu insanlara ne zaman anlatacağız? İntihar adam öldürmekten daha günah olduğunu ve asla bir kaçış bir kurtuluş olmadığını ne zaman öğreteceğiz? Bunların tek kurtuluşu akıl tutulması, cinnet geçirmiş olmaları. Yoksa durum fena. Bu doktor eşini kıskanmış ne saf ne kutsal bir duygu.. Eşi kıskanma Peygamber sıfatı. Lakin sonuç bu mu olmalıydı ? dua edin ölmesin Demekki 0 kadın zavallı adamı nasıl kıskançlık krizlerine soktu. Aynı yerde çalışıyorlarmış demekki kadının diğer doktorlarla her konuşması gülüşü işvesi cilvesi yüreğine saplanmış. Yapma dedikçe kadın inatçı beygir gibi karşı çıkmış ve sonuç; oğlan, görev saatinde evine gitmiş damatlık elbisesini giymiş 6. kattan kendini boşluğa bırakmış. Burada apaçık bir mesaj var: “Ben seni sevmiştim sana önem vermiştim ama sen beni umursamadın. şimdi senin yüzünden öleyim ki bir ömür beni düşün. beni hatırla ki yüreğin benim ateşimle dolsun, vicdanın ızdırapla kavrulsun” Vah benim zavallı kardeşim! böyle mi olacak zannediyorsun? velev ki olsa, sana ne faydası…
Bismillahirrahmanirrahim Cezayir.. Eski bir Osmanlı vilayeti. İslam ümmetin’in bir parçası. 45 milyon nüfusu: iki milyon küsür m2 yüz ölçümü ile Afrika’nın ve Akdenizin en büyük ülkesi. Cezayir bugünlerde kuraklıkla mücadele ediyor ve Avrupalı kafirlerin hava raporları önümüzdeki 10 yıl için şu ankinden çok daha fazla bir kuraklığın olacağı yönünde. Allah bunları yalancı çıkarsın. tavsiye edilen çözüm ise Deniz suyunun tuzdan ve kanalizasyon suyunun necasetten arıtılıp tekrar kullanılması! ilki çok pahalı ve her ikisi ciddi sıkıntılı.. Cezayir ise itaatkâr bir bende gibi Fransız kafirinin dediklerini yapmaya çok istekli. Arıtılan(!) kanalizasyon suyunun kullanılması dinen ne kadar uygun olur bunun fetvasını müftüler versin.. Ancak henüz yapılan Paris olimpiyatları çerçevesinde yüz yıldır içine insan giremeyen Sen nehri bu yıl yüzme müsabakaları için güya arıtılmış, tertemiz edilmiş (!) ve bunun için 1 milyar urodan fazla para harcanmış iken.. Suya giren yüzücüler “su içerisinde elimizi göremiyorduk su b** gibiydi tadı çok kötüydü arkadaşlarımız hasta oldular günlerce kustular” demiştir. Daha kendi suyunu aratamamış, çok istekli iken bunu başaramamış fransa şimdi gelecek Cezayir’in kanalizasyonlarını arıtcak ve cezayirlilere alın size temiz su diyecek öyle mi !! Maksat yine aciz Müslümanlar üzerinden kendi kasalarını keselerini doldurmak ! Ey müslümanlar daha ne kadar kendinizi kullandıracaksınız merkep gibi kafiri üstünüzde taşıyacaksınız !?…
Rahman ve Kahhar Olan Adın Adıyla Topçuların dolandırılması olayının yankıları sürüyor. Bunun üzerine yorum yapan yapana.. Bir tane de kadın var.. sol tandanslı biri adı özlem midir nedir “Üretim ekonomisi yokmuş Türkiye’de! Rant ve kısa yoldan zengin olma ekonomisi varmış!! O yüzden topçular paralarını kaptırmışlar!!! Bunu diyen kim ? İşte o özlem.. laik sol zihniyetin laf üreticilerinden.. Hani Türkiye bir şey üretmeye kalkışsa ilk karşı çıkan kesim bunlar Sizin “üretim ekonominizi” de gördü bu Millet manukyan denilen bir domuz, kızların namusu üzerinden vergi rekortmeni oluyordu sizin iktidarınızda.. bu mu üretim ekonomisi !? ne ürettiniz ? bol bol fuhuş mu ! Memurların maaşını verecek para bulamıyordunuz da deprem için gelen yardım paralarıyla maaş ödemesi yapıyordunuz Nerede üretim nerede para ? Ha şunu itiraf ederiz : evet türkiyede bir şeyi çok ürettiniz: heykel büst put.. ancak tapmak için tamam işe yarıyordu ama ne çare ki o da karın doyurmuyordu Millet aç sefil hastahane kuyruklarında idi öğretmenler ek iş peşinde.. polisi memuru rüşvetle karnını doyurmaya çalışıyordu. Hasılı ne görüyoruz dostlar ? Bu mutsuz putlu azınlık sıradan olayları gelişmeleri bile kendi ideolojilerine yontup batıl davalarına hizmetten geri durmuyorlar. sen de Allahın adını yüceltme davasına var gücünle hizmet et
Allah’ın Yüce Adıyla.. 43 milyon $ ve 15 mil ₺.. kelli felli topçuların dolandırıldığı para miktarı. En prestijlisi 7 mil $ kaptırıyor.. servetinin yarısı. diğerlerine de o sebep oluyor. üzüldüm mü? hayır. şimdi bir laf diyecem: “Bre zalimler bu kadar parayı dolara yatırdınız milli ekonomiye darbe, faize yatırdınız Allah ile savaştınız, hayır hasenata zaten kuruş vermezsiniz, Fakir fukaranın hakkı zekatı ödemez hamuduyla yutarsınız! ama sahtekara el geniş. sadece A.turanın yıllık zekatı 11 miyon ₺ tutuyor. alan duyulmadı. Şundan korkuyorum, zalimin biri çıkar bunlara şimdi yardım toplar ve yığınla para toplar fakirler de öylece bakarlar !! Milleti cahil bıraktılar olur mu olur! Bunlar paraları tekmil -A.turk isteği ile 1937de kurulan- DENİZBANK’Ta imiş. Müdür olacak kadın bu topçulara güven salmış bir gün de demiş ki bankanın özel bir fonu var sırdır bak kimseye söylemeyin paranızı oraya yatırın ayda %1 yerine %10 faiz kazanın %1 nerde %10 nerede! Bunlar da balıklama atlamışlar.. Biri onu çağırmış o ötekini.. üç beş ay faiz kârların! almışlar sonra da gümlemiş. Tipik Tosuncuk çiftlikbank vakası. işleyiş tıpa tıp aynı. Çiftlikbank gümlediğinde devlet 26 benzer şebekenin olduğunu ve hepsinin aynı anda gümlediğini duyurdu o ağlardan birine bizim arkadaşlar da düşmüş. Herif baba mesleği kasap aslında, vaktiyle kurslara da girmiş…
Bir ülke vardı; Hemşireler kapı kapı gezip mamanın faydalarını,çocukları daha zeki yaptığını anlattılar,anne sütünün ise zararlarını..! Ve anneler durumu olmasa dahi o pahalı mamaları alıp çocuklarına yedirdiler ne de olsa devletin kapısına gönderdiği “okumuş” insandan daha iyi bilecek degillerdi ya “cahil” halleriyle. Bir ülke vardı; Köylerinde mis gibi yonca yiyip yağlı yağlı süt veren ineklerin sütünü bıraktırıp, okul sıralarındaki köylü çocuklara hayırsever ABD süt tozunu suyla karıştırıp dağıttılar lıkır lıkır içirdiler. Ne de olsa öğretmeni veriyordu ondan daha iyi bilecek değillerdi ya….. Bir ülke vardı; tereyağ, yumurta, sakatat kolestrolü fırlatıyor aman yemeyin ölürsünüz! diye korkuttular. İnsanlar ağızlarına sürmedi korkularından. Sonra ne mi oldu “Ayyy pardon o bilgi yanlışmış yiyin gari” dediler. Zavallı halk kooosskocaa profesörlerden daha iyi bilecek değillerdi ya. Bir ülke vardı; günlerden birgün kuş gribi geldi bu ülkeye medya nasıl panik! Beyaz astronot gibi giyimli bilgili adamlar tavukların ayaklarından çuvala tıkıp tıkıp imha ettiler. Halk nasıl panik! Köylü bacım canım yerli ırk tavukları imha ettirdi, gitti reklamı yapılan virüssüz banvit tavuk, yumurta aldı afiyetle yedi. Ne de olsa koskoca gazeteci reklamında onu tavsiye etmiş fabrikasını gezdirmiş garanti vermişti. Kooskoocaa gazeteciden daha iyi bilecek değildi ya…… Bir ülke vardı; dağı bayırı güzelim zeytin ağaçlarıyla dolu ne mi oldu? aaa…
Rahman ve Rahîm Allah’ın yüce Adıyla Haberler şöyle ; Çarşaflı bir hanım efendiye Kocaeli’nde aşüfte bir avrat sözlü saldırıp taciz eder.. Benzer bir vukuat bir kaç gün önce İstanbul’da metroda vuku bulur.. Soru bu “Neler oluyor? Bu aşufteler çarşaftan neden bu kadar rahatsız? Saldırılar neden çarşafa? O ki hakiki tesettür çarşaftır, şeriatı gösteren çarşaftır, şeytanın dostları başka değil “Çarşafa” düşmandırlar. Çarşaf, yüz yıllardır çarşaf olarak kaldı. Cumhuriyetle beraber mantoya dönüştüğü anda küfür bize ilk golünü atmış oldu. o yüzden cumhuriyeti kuranlar Osmanlı kadının çarşaftan soyma kampanyaları düzenlediler. Çarşafını çıkarıp teslim eden kadına bedava manto verdiler. Alimi cahili abidi zahidi.. herkes bu zokayı yuttu. Fetva hocaları “adam, önemli olan tesettür, şekil önemli değil ! manto da strediyor işte kadının tüm cesedini örtüyor.. caiz!” dediler.. Şeytanın hilesine düştüler, faka bastılar.. Ancak Rabbanî âlimler müstesna. Onlar Allah’ın nuruyla mantodaki hileyi, ayrıntıdaki şeytanı fark ettiler. ve ferevan ettiler “Çarşafı çıkarıp manto giyinmek asla caiz değil” dediler.. Hayat 50 sene içinde Rabbani alimlerin haklı olduğunu gösterdi. Tesettürün sadece T’si kaldı. Şimdilerde tesettürün geldiği bu noktada herkes şikayetçi. Şikayetçiler ancak hâlâ işi anlamış değiller. Hala asla dönmeyi, tövbe etmeyi düşünmiyorlar. “Çarşaf” diyen âlimler haklıydı deyip hakkı teslim edemiyorlar. Kibir putunu kırıp tevazuyla hatalarını kabul edemiyorlar. Üstad…
Allah’ın yüce Adıyla Ocak 2023 yılı.. Evim şirketleri şu sıralar ödeme yapamıyor. Vakti gelmiş ödemeler sürekli erteleniyor. Vatandaş kapora verdiği evi arabayı alamıyor kapora yanıyor mağduriyet üstüne mağduriyet yaşıyorlar. İnsanlar isyan ediyorlar beddua ediyorlar, sağa sola koşup yardım arıyorlar.. Fuzulevim ve Eminevim le başlayan ve bir anda çoğalan imece usulü ev araba satın alma projeleri Ak parti hükümeti ayakta olduğu sürece iyi gitti. binlerce insan mal sahibi oldu.. Sonra Ak Parti’yi devirmek için Türkiye’yi batırma projesi başladı “Tayyib’i indirmek için muhalefet unsurlarını birleştireceğiz ve Türkiye ekonomisini batıracağız” sloganıyla ABD’nin start verdiği bu ihanet süreci baş gösterdi. İçimizdeki işbirlikçilerinin şişirme enflasyon taktiği ile milleti canından bezdirmek suretiyle Tayyip’i devirme garazı tekrar eski Türkiye yıllarında olduğu gibi mega enflasyon dönemini başlattı ve dolayısıyla bu “evim” şirketleri de enflasyondan nasibini aldı. Bu şirketler aracılığıyla örneğin 400 bin liralık ev alma projesine katılan vatandaş bu parayla şimdilerde sadece araba maraba alma durumuna düştü. Ve bu vasiyeti gören insanlar sisteme girmekten imtina etti ve para akışı durdu. Dolayısıyla vakti gelen müşterinin ödemesini yapamaz oldular. Katılım olmadığı için sistem yürümüyor sistem yürümediği için katkım olmuyor! Bu aksaklıklar kısır döngüsü durumları günden güne kötüye itmektedir. Nasıl çıkabilirler ? Ya bütünüyle şeffaf olup müşteriye her şeyi açıkça söyleyecekler…
Allah’ın yüce Adıyla.. a) Şeytanın öğrencileri Yaşlı amcaların bir lafı vardı “ajansları dinledim de..” diyerek başlarlardı söze. Amca haberleri dinlemiş.. ajans demek haber sunucular. AA Anadolu Ajansı gibi. Haberi dinler yorumu biz yapardık. Şimdi devir değişti kıymetli okuyucular. Artık haberler yorumsuz sunulmuyor. Toplumu bilgilendirmek için hiç yapılmıyor. Yorumsuz garezsiz saf bilgiye erişim artık neredeyse imkansız. Bilakis haberler de bilgi iletişimi de toplumları yönetmek, bazı mihrakların menfaatleri istikametine doğru kanalize etmek için yapılıyor. Bu yüzden Hz Kuran’ın yüce irşadına şimdilerde her zamankinden çok ihtiyacımız var. “Ey iman edenler, Fasıkın biri size haber getirirse hemen harekete geçmeyin, doğruluğunu araştırın, sonra bilmeden bir topluluğa sataşır da ettiğinize pişman olursunuz” Hucurat 46 Hz Kur’an ağzı laf yapan eli kalem tutan, her kulvarda kelam edip kalem oynatan tayfa hakkında da bizi uyarır. “Şeytanlar kime inerler haber vereyim mi? Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler. Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır. Şairler(e gelince), onlara da haddi aşan azgınlar uyarlar..” Şuara: 221-224 Ayetlerinde ifşa edilen bu şeytan askerlerinin bu zamanda elbette bir karşılığı olmalı. Kur’an hikmet kitabıdır her ayeti sayısız fayda ve hikmetle doludur. Edebiyatçısı şairi bilim adamı köşe yazarı haber sunucusu, yutuburuyla.. algı yönetiminde rol alan herkes Kur’an’ın ifşaa ettiği bu…
Allah’ın yüce Adıyla.. Evvela olayın ismailağa ile ilişkisi yok. Mesele şahsidir. Bir okuldan mezun olan kişinin işlediği suç o okulu alakadar etmediği gibi Yusuf Ziya Gümüşel’in kızını kaç yaşında evlendirdiği konusu da ismailağa cami cemaatini ilgilendirmez. Çünkü o camianın defterinde böyle bir olaya müsaade yok. Resmi nikah olmadan imam nikahı kıymazlar. Şimdi “6 yaşında kızını evlendirme” Sol kesimin çıkarıp köpürttüğü bir yalan ve iftiradan ibarettir. Mevzu bahis olan kadın Hatice Kübra Gümüşel şu an 26 yaşında ve eğer denildiği gibi 6 yaşında evlendirildi ise bunun 20 sene önce yapılmış olması gerekir ! İşin doğrusu Yusuf Ziya Gümüşel kızı Hatice Kübra’yı reşit olduğu yıllarda Abdulkadir İstekli ile sözlemiş, evlilik için yasal yaşına ulaşınca da düğününü yapmıştır. Bizim ulaştığımız bilgiler bu yönde 2021 yılına kadar herhangi bir sıkıntı şikayet olmaksızın yürüyen bu evlilik bu yılda kadının bazı psikolojik rahatsızlıklar geçirmesi ile anlaşmalı boşanma ile sona ermiş ve herkes yoluna gitmiştir. Bir süredir kendi hayatını yaşayan kadın edindiği yeni çevrenin etkisi ve aldığı ilaçların tesiri ile babasından ve eski kocasından öc alma (belki para koparma/ ideolojik mücadele) duygularına kapılmış ve iş bu noktaya gelmiştir. Ses kaydı Bugünlerde basının diline doladığı “ses kaydı var orada adam suçunu itiraf ediyor altı yaşında nikah kıyıldığını cinsel…
Allah’ın yüce Adıyla.. Avrupa’da çocuk kaybolma meselesi korkunç rakamlara ulaştı. Lost in Europe isimli araştırma şirketinin tespit ettiği resmi rakamlara göre bugün için 18.000 çocuk kayıp durumda kendilerinden hiç bir haber alınamıyor. 2016 yılında Almanya’da yine 10 bin çocuğun kaybolduğundan söz edilmiş ve öylece üstü kapatılmıştı. Şimdilerde ise savaş sebebiyle Ukrayna’dan gelen anne babasız yüzlerce çocuğun yine kayıp olduğu ifade ediliyor! Bunlar nereye gitti ? nasıl kayboldu ? kim kaçırdı ne yaptı? meçhul ! İddialar daha da korkunç! “Organ mafyası elinde vücutları parçalanıp organları zengin Avrupalılara nakledildi denilmekte..! “Kimi ezoterist yapılanmalar içinde bu çocukların kanı bazı yaşlı Avrupalılara enjekte edilmekte.. o yüzden uzun yaşamaktalar denilmekte..! “Eşcinsellere evlatlık verildiği söylenmekte..! “Fuhuş mafyası elinde cinsel obje gibi alınıp satıldıkları denilmekte..! Allah muhafaza.. Gerçek hangisi olursa olsun, Avrupa bir korku tüneli kadar karanlık ve korkunç. Binlerce Türk/Arap işçi ailelerinin sudan bahanelerle çocukları ellerinden alınıp Hıristiyan ailelere evlatlık verildiği de ayrı bir gerçek ! Beş çocuklu bir akrabamız Avusturya vatandaşı olduğu halde Türkiye’ye dönüş yaptı, sebebini ise böyle açıklıyor: “Çocuklarım Avusturya hükümetinin dikkatini çekmeye başladı aile koruma kurumundan devamlı gelmeye başlamışlardı. anladım bu işin sonu iyi olmayacak bazı çocuklarımı elimden alacaklar.. onlar almadan Türkiye’ye kabağı attım. Çocuklarımı büyütmeden de dönmeyi düşünmüyorum” Konuyu araştıran analiz…
Ölmeyen Diri Allah’ın Adıyla.. Hafz-ı Kurra Ali Şahin hoca efendi bugün 59 yaşında, geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin, makamını Cennet, derecesini âlî eylesin. Ali Şahin Hoca kimdir? Ali Şahin hoca 1963 yılında Trabzon Çaykara Baltacılı Köyünde 7 kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. Babası reçber idi. Devrin hükümeti tarafından Kuran eğitimi yapmanın yasak edildiği yıllarda büyüdü. Dindar bir aileden gelen Ali Hocanın dedesi Süleyman efendi Hafız nesil yetiştirmeye çok istekliydi, Onun bu Kur’an aşkı bereketine Ali Şahin diğer kardeşleri gibi hafız oldu. Sonra Çaykara Müftüsü Yusuf Efendi’den Arapça, Fıkıh ve Tefsir gibi İslâmî ilimleri tahsil etti. O yıllarda devrin büyük Kuran Muallimi Mehmet Rüştü Aşıkkutlu hoca efendi ile mülakat etti, onun sohbetinden feyz aldı ve onun gibi Kıraat ilimine yönelmeye dair istikamet aldı. Ali Şahin hoca büyük Kur’an üstadı Abdurrahman Gürses hoca efendinin ders halkasına oturdu. Kıraat ilmini ondan ahz ederek İlmi kıraatten icazetname aldı. Diyarbakırin bir köyünde ilk resmi göreve başlayan Ali Şahin bir süre Kur’an kursu hocalığı yaptıktan sonra İstanbul Haseki eğitim merkezine gelerek Abdurrahman Gürses hocadan kıraat ilmi aldı Beyoğlu Konak Camii, Mihrimah Sultan camii ve Hırka-i Şerif camii gibi Muhtelif camilerde imam hatiplik yapan Ali Şahin hoca bu camilerde Kıraat ilmine…
Fatih Altaylı denen o gazeteci İhsan Şenocak hocaya düşmanca tavırlarıyla dikkat çekmiş hatta hakaret ve iftiralar etmiş biri.. Bununla beraber kendi cephesinde dönen bazı dolapları da ifşa edecek bir karakter.. “Namaz kılmayı bilmem bile” diyerek cehaletini itiraf eden bu zavallının yazısı ibretlik: “Çok şaşıracaksınız…! Bir süre önce bir lokantada dostlarımla yemek yiyorum. Kamuoyunun yakından tanıdığı bir hanımefendi yanıma geldi, yanında duran bir beyefendiyi tanıştırdı. “Avukat bilmem kim!” “Memnun oldum” dedim. Avukat hemen atıldı. “Biz hanımefendinin avukatlık işlerini yürütüyoruz. Size de yardımcı olmak isteriz” dedi. Nasıl olacak o iş dedim. Anlattı. “Siz bize bir vekaletname vereceksiniz. Bu vekaletname sadece size yönelik hakaret davaları için geçerli olacak. Biz gerek sosyal medyada, gerekse başka yerlerde düzenli taramalar yaparak size yönelik hakaret içeren paylaşımları ekibimizle tespit edeceğiz ve bunlara hemen dava açacağız. Sizin haberiniz bile olmayacak. Her ay hesabınıza ciddi bir para yatıracağız. Bizi görmeyeceksiniz bile.” İlk kez böyle bir şey duyuyordum. İlgilendiğimi zannederek peş peşe gazetecileri saymaya başladı. “Tüm bu meslektaşlarınızın bu konudaki avukatlığını biz yapıyoruz. Bazıları sadece bu hakaret davalarından ayda 300 bin TL’ye yakın gelir elde ediyorlar” dedi. İnanamadım. Kendilerine edilen hakareti geçim yolu haline getirmişlerdi. Küfürü yiyor, paraya çeviriyorlardı. Hatta muhtemelen daha çok küfür işitmek için, daha uç yazılar yazıyor,…
Bismillahi ve Neğužübillah MUSTAFA İSLAMOĞLU NERELERDEN BESLENİYOR ? Mustafa İslamoğlu’nun Amerika Birleşik Devletleri’nde seminerler verdiğini biliyor musunuz? Almanya gibi gurbetçilerimizin olduğu ülkelere de gidip “gurbetçi vatandaşlarımıza sohbet veren hocalar da var” diye hemen itiraz etmeyin. Mustafa İslamoğlu’nun faaliyetlerinin bunlar ile bir ilgisi yok. ABD üniversitelerinde herkese seminer verdirmezler, ancak beraber iş tuttukları akademisyenlerin faaliyetlerine izin verirler. Mustafa İslamoğlu ABD ile birlikte ortak proje çalışmaları olan bir kişidir. O kadar ki, Merkezi Washington’da bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) Mustafa İslamoğlu’na ödül vermiş. Mustafa İslamoğlu’nun bu örgütten para yardımı da aldığını söylemeye gerek var mı ? Mustafa İslamoğlu’nun değirmeni nasıl döndüğünü bilmiyorsanız öğrenin. Tabi sadece Abd’den değil İran’dan da beslendiğini çok iyi biliyoruz. Hasılı, Mustafa islamoğlu 1997 yılında Hellman Hammett Human Rights Watch 1997 ödülünü almıştır.” imza: Burhan Yılmaz Şunu da ben ilave etmiş olayım, bilgi zayi olmasın: Edirne’li emekli asker Turgut Oğuztürk abiden dinledik. Onun tanıdığı bir albay Amerika’ya gitmiş ABD’nin davetlisi olarak. İslam’la mücadele kurumu mu ne varmış orada.. Albay demiş ki Turgut abiye “Orada bizim Yaşar Nuri hocayı da gördüm” yani yaşar Nuri Öztürk’ü ! Anlaşılan her dönemde batılı abilerinin talimatıyla Hakiki İslam aleyhine çalışan kripto hocalar her zaman var olmuştur. Onlar da gelmişler Türkiye’ye islam neferi postu içinde…
Allahın Yüce Adıyla.. Geçici dünya hayatında gelen gider doğan ölür.. Geriye hoş bir seda, müminlerin kalplerinde sevimli bir yer birakabilmek önemli. Çünkü “Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahitleri siniz”¹ İmam Mahmud efendi Hz her fani gibi ebedi yurda irtihal etti. Müminler, alimiyle talebesiyle, havassı, avamıyla hüsn-ü şehadette bulundular.. Bu şehadetlerden bazılarını aktaracağız Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Bismillahirrahmanirrahim sevgili kardeşlerim bugün burada ilim irfan Hikmet sahibi bir önderimizi ebediyete uğurluyoruz. İstanbul İmam Hatip lisesinde okurken okul çıkışlarında İsmailAğa camisi’ne gider Mahmut Efendi Hazretlerinin arkasında namaz kılar onun feyizli sohbetlerinden istifade ederdik. taziye konuşmasında söylenenler söylendi üzerine ekleyecek bir şey yok. (Çıkan bazı bozuk sesler üzerine) Ben ülkenin cumhurbaşkanı olarak o gün cenazedeydim CHP’den bazı arkadaşlar da oradaydılar demek ki nasip olanlar da varmış..” Diyanet işleri başkanı Prof Dr Ali Erbaş Cenaze günü Fatih Camiinde Okuduğu cuma hutbesinde diyanet’in rutin hutbe metninin dışına çıkarak Mahmut Efendi’nin vefatına mahsus bir hutbe irade etmiş “Allah’ın dostlarına korku ve üzüntü yok..” ayeti kerimesi ile “alimler peygamberlerin varisleridir” hadis-i şerifini okuyarak Mahmut Efendi Hazretlerinin Allah katındaki mekanesine atıfta bulunmuştur. Prof Toktamış Ateş: Türkiye’de bir tane devrimci bilirim o da Mahmut Efendi diye bilinen bir cami imamı Mahmut Ustaosmanoğlu’dur. adam sessiz sedasız kanunları ayak altına aldı. Devrime karşı devrim…
DİAYDER üyelerinin terör davası başladı Terör örgütü PKK ile iltisaklı olduğu belirtilen Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının da aralarında bulunduğu 23 üyesi hakkında açılan davanın görülmesine başlandı. AA. Murat Kaya, Başak Akbulut İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada sanıkların kimlik tespitlerinin ardından avukatların talepleri alındı. Sanık avukatları, bazı sanıklar hakkında benzer suçlar ve eylemlerden İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesinde geçtiğimiz yıl açılan devanın devam ettiğini belirterek, bu dosyaların birleştirilmesini istedi. Mahkeme heyeti, 5 sanık hakkında İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama sürse de her iki iddianame incelendiğinde, bu davadaki eylemlerin, diğer dava açıldıktan sonra gerçekleştiğini belirtti. Bu iddianamenin daha detaylı ve kapsamlı olduğunu ifade eden heyet, İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazı yazılarak, 5 sanık hakkındaki dosyanın bu mahkemede birleştirilmesine yönelik olumlu yönde muvafakat yazılmasına karar verdi. Heyet, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılaması süren sanık Fahrettin Ürgün’ün dosyasının birleştirilmesi talebinin ise daha sonra değerlendirilmesine hükmetti. DİAYDER Başkanının savunması Taleplerin tamamlanmasının ardından sanık savunmalarına geçildi. Duruşmada önce, kimlik tespitinde lise mezunu, emekli ve aylık ortalama 30 bin lira geliri olduğunu, tutuklanmadan önceyse ticaretle uğraştığını söyleyen DİAYDER Başkanı tutuklu sanık Ekrem Baran’ın savunması alındı. Baran, medrese mezunu ilahiyatçı imam ve hocaların biraya geldiği derneğin, kuruluşundan bu…
1960 Almanyaya işçi göçü esnasında Türkiyenin işçilere yaptığı tavsiye ve nasihatların vesikası ele geçti.. Hakkında nice belgeseller filimler çekilen türküler ağıtlar yakılan o hazin göç yakın Türkiye tarihinin en önemli toplumsal olaylarından biri. Almanya Türkiye’ye gönderdiği heyet tarafından hayvan satın alır gibi işçilerimizin dişlerine bile bakmış, maksadı bu işçileri kısa sürede kendi kültüründe öğütüp gavur yapmak (entegre) adı altında nüfusuna katmaktı. Giden ilk nesil hakkında umduğunu bulamayan Almanya şimdilerde 4 nesil işçiler hakkında maalesef umutlu.. Aşağıdaki resim 1960′ larda Almanya’ya işçi/köle gönderen Türkiye’nin işçilere yaptığı tavsiyelerin vesikası. Bu günlerde sosyal medyada büyük ilgi gören bu nasihat vesikası işçi sevkiyatını takip eden İş-Kur tarafından yapılmış. Babam 1970 lerde Fransa’ya gitmiş. Böyle bir nasihat onun eline verildiğini kendisinden duymadık. Dayımlar da 1960 ta Almanya’ya gitmişler onlardan da duymadık.. Belki de o zamanlar için basit bir şey gibi görüldü.. Nasihatler güzel ama. Keşke yeni nesiller de bu nasihatleri tutsa.. Türkiye’ye gönderdiği heyet tarafından hayvan satın alır gibi işçilerimizin dişlerine bile bakan Alaman kafirinin maksadı bu işçileri kısa sürede kendi kültüründe öğütüp gavur yapmaktı. (entegre) Eğer bu nasihat kağıdından haberi olsaydı Almanya herhalde buna da karşı çıkar cebinde kimin bu kağıt varsa tekmeyi basıp kapıya kor “sen gelme” derdi. o işçilerin seçim alım süreci,…
Allah’ın yüce Adıyla.. Haberler böyle: “Kendini Halveti tarikatı postnişini olarak tanıtan sahte şey-h gerçek şaklaban Fatih Nurullah bir örgüt üyesinin 12 yaşındaki kızını taciz etmesi sebebiyle tutuklandı ve hapse atıldı. Kızın babasına telefonda yaptıklarını itiraf edip şikayetçi olmaması için babaya yalvaran ve vakfın parasını rüşvet vermeyi teklif eden sahtekar şey-h paçayı kurtaramadı” Ey laikler güruhu..! Yahudi dostlarınıza söyleyin bir dahakine uçkuruna sahip daha oturaklı daha üsturuplu birine giydirsinler o şey-h kostümünü..! Hani sakız gibi geveliyosunuz ya “Türkiyedede yüzlerce tarikatı yahudiler kurmuş!” diye.. Sonra da çıkıp kendi koyduğunuz laik düzenbaz adamlarınızdan sebep Tarikata Şeriata salya sümük saldırıyorsunuz ! geçin bu bayat numaraları! çünkü hepsini görüyoruz ve gülesimiz geliyor.. Ama asıl ahirette güleceğiz “Asıl şimdi iman edenler koltuklarına yaslanıp kafirlerin acıklı hallerine gülerler” Mutaffifin 34,35
Yaygın alıntı haber: ALMAN HABER KANALINDA TÜRKİYE HAKKINDA EZBER BOZUCU BİLGİLER Alman haber kanalının muhabiri, İTÜ’de gizli gizli cami yapılması haberini Türkiye’den canlı yayın yaparak şu sözlerle duyurdu “Türkiye’de çok enteresan şeyler yaşanıyor sayın seyirciler! Resmen yüzde 98’i Müslüman olan ülkede, en önde gelen üniversitelerden birinde, Müslümanlar gizli gizli cami yapmak çabası içine girmişler.Bundan daha sarsıcı ve şaşkınlık verici olan şey, Ülkede etkin şekilde habercilik yapıp sürekli olarak “özgürlük”, “eşitlik”, “adalet”, “fikir ve vicdan özgürlüğü”, “tarafsız habercilik” söylemlerini dile getiren haber kuruluşları bile “İTÜ’de gizlice cami temeli atıldı” şeklinde başlıklarla gelişmeleri izleyici ve okuyucularına adeta bir terör suçu işlenmiş ya da en azından bir üniversitede çok büyük bir yolsuzluk yapılmış gibi bir tavır ile duyurdular.” Bizleri oldukça şaşırtan ve kafamızdaki Türkiye olgusu ile de çatışan bu olaydan sonra, konu ile ilgili görüşlerine başvurduğumuz Türkiye uzmanı, tecrübeli araştırmacı, gazeteci ve aynı zamanda ödüllü tarihçi Klaus Gunter’e canlı yayın üzerinden bağlanıyoruz. Klaus Gunter, genç kadın muhabirin şaşkınca sorduğu sorular karşısında, özetle şu cümleleri kurdu; “Şu anda yaşananları doğru yorumlamak için biraz geçmişe bakmak lazım. Ben Türk tarihi üzerinde de uzman birisiyim. Alman toplumu da dâhil, bütün Avrupa toplumları Türkiye’yi çok yanlış tanırlar. Türklerin gerçek İslam ile bağları kopalı nerede ise iki asır…