Allah’ın yüce Adıyla Göz doktoruna hayasız bir avrat geliyor, kocasına açması gerektiği etini butunu açıp saçıp teşhir etmiş ortalıkta dolaşıyor.. Göz doktoru Allaha ve ahiret gününe iman etmiş, helala harama riayet eden dürüst bir mümin. “Hazır ocağıma düşmüş şunun bir güzel rontgenini çekeyim!” dememiş, Gözden içeri girecek haramın kabirde mahşerde gözlerine kalbine nasıl ateş ve işkence olacağının farkında.. Dürüstlük burada ki inancıyla ameli birbiriyle uyum içinde. İçi dışı bir. Doktorumuz ben bu hastaya bakamam deyip arkasını dönüyor yani Peygamberimiz gibi davranıyor. Hz Rasulullah sas efendimiz baldızı Esmayı ince bir tülbent içinde görünce arkasını dönmüş ve onu uyarmıştır. “Ya Esma Mümine bir hanıma şurası (avuç içi) ve şurası (yüzün azı) hariç görünmesi helal değildir” Hâlbuki tülbent sadece başında idi, ve belki boynunu sisli buğulu şekilde istem dışı gösteriyordu. Bu vb ise etini budunu bütünüyle kasıtlı açıyor ve bunu şeytani bir davanın gönüllüsü olarak yapıyorlar. Batıl davaları bu: Biz Kemalistiz, laikiz, Müslüman bir idareci istemiyoruz helal haram sınırlarını kabul etmiyoruz. O yüzden onların reddettiği sevmediği herşeyi kasıtlı olarak yerine getiriyoruz..!!” Yani olay kesinlikle ‘kadının beğenilme takdir görme’ arzusuyla ilgili değil. Çünkü bu tarz giyimlerde bunu kimse takdir etmez şeytan ve dostları dışında. Eski İstanbul’da ilk defa kısa etekle dolaşan Ermeni bir kadındı…
Kahhar Olan Bir Allah’ın Adıyla “Kemalizm’e karşı mücadelede kırılma noktası” veya “ılımlı kemalizm” Osmanlı İmparatorluğu bir İslam Şeriat Devleti idi gökten indiğine kesin inanılan Kur’an ile yönetiliyordu. Devletin bütün kurumları Halifelik Seyhülislamlık Meşihat dairesi, Şerî mahkemeler, müftülükler, Heyeti Telif Dairesi, Maarif vekaleti Medreseler Tekke ve Dergahlar vs. hepsi Şeriat devletinin alt birimleri idi. Hatta Osmanlı Ordusunun adı “Muhammedin Yardımcı Kuvvetleri” ve askerin adı da “Muhammedcik” olmakla Ordusunun misyonu bile dinî idi.. Ve bütün bunlar yıkıldı iptal edildi. Yerine Türkiye cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyet kendine yeni bir misyon edindi bu misyon “islam dini” değildi. Aksine islama alternatif bir şeydi. Önceleri Hıristiyanlık düşünüldü sonra tutmayacağı öngörülerek laiklik-atatürkçülük karması seküler bir ideoloji devletin resmi ideolojisi oldu. Bu seküler ideoloji sonraları “Kemalizm” adını aldı. Kitabı dahi yazıldı ve içi dolduruldu. Kemalizm tam olarak İslamizme alternatif olacak şekilde oluşturuldu. Bir tanrısı, kıblesi, hac için toplanma, dua ve bağlılık sunağı ve bir inanç sistemi vardı imanın altı şartına benzer.. Ve tabi ki bir yaşam biçimi.. hatta her yerde her mekanda büstler önünde uygulanabilecek tinsel ritüelleri bile. Şeriatı istemek bu yeni dini inkar “küfür” sayıldı. Bu en büyük suçtu ve adı “irtica” idi. Irtica orta cağa geri dönmek demekti. Irtica ile en şiddetli bir şekilde mücadele başladı. İstiklal…
Bismillahirrahmanirrahim “Sevgili Dostlarım, aşağıdaki yazıyı ibretle okumanızı tavsiye ediyorum ———————————————— Yavuz Bülent BAKİLER ve Hasip YILANLIOĞLU : HATIRALAR 1925-1930 yıllarında Kastamonulu Hasib Efendinin dilinden o günleri bir dinleyelim: “…O, 1925’li, 1930’lu yıllar korkunç yıllardı. Allah bize bir daha öyle yıllar, öyle günler göstermesin! 1925 yılında ben, 15-16 yaşlarımdaydım. Kur’an’ı çoktan hıfzetmiştim. O yıllardı Kastamonu’da Benli Sultan Şeyhi Nurettin Karasu Efendi vardı. Şeyh Efendi, beni ve hafız-ı kelam olan Ömer Aköz’ü alarak İstanbul’a götürdü. O zamanlar, Kelâmî Dergâhı, Topkapı’da, Çapa Kız Muallim Mektebi karşısındaki sokaklardan birindeydi. Beni Kelâmi Dergâhı Şeyhi Erbilli Mehmed Esat Efendi Hz’ne teslim ettiler. M. Esat Efendi, Irak Türklerindendi. Seksen yaşının üzerinde bir âlim adamdı. Arapçası, Farsçası mükemmeldi. Nakşibendi tarikatına mensuptu. Onun, imâ yoluyla olsun siyasî meselelere girdiğini, şu veya bu siyasî kişi hakkında şöyle veya böyle konuştuğunu hiç duymadım. Siyasetle kıl kadar ilgisi yoktu. Said-i Nursî Hz’ni de ben o Kelâmî Dergâhında tanıdım. Esad Efendiye gelir-gider, Onu can kulağıyla dinlerdi. Kelâmî Dergâhında benim gibi yirmi kişi daha vardı. Hoca Efendiden Arapça-Farsça yanında, fıkıh, kelâm, sarf, nahiv, tecvid gibi dersler de görüyorduk. Dergâha gireli daha bir yıl bile olmadan Şeyh Said ayaklanması başlamasın mı? Esad Efendi üzüntüden ne yapacağını şaşırdı. Bir gün beni yanına çağırdı: “Oğlum, dedi İslamın sancılı…
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla İsmailağa Camiası AFGANİSTAN’DA Afganistan Osmanlı imparatorluğu zamanından beri dost ve kardeş ülke. Hilâfet yıkılmasın halife mağdur olmasın için kendi fakirliklerine bakmadan Pakistan Hindistan Afganistan müslümanları o yıllarda ellerinde ne varsa altın takı mücevher bütün tedariklerini Halifeye göndermişlerdi.. Şimdi bu sadakatin teşekkürü mahiyetinde Usta Osmanoğlu evlatları olarak Yeni Afganistan İslam devletinde vaziyetimizi ilk günden itibaren aldık ve o mücahit ruhlu kardeş ülkeye ayni nakdi inşai yardım ve hizmetlerimizi ulaştırıyoruz. İsmailağa cihan kuruluşu İDDEF eliyle Afganistanın yüzlerce noktasında faaliyete girmiş cami medrese aşevi yetimhane mescid işliyor elhamdülillah Devam ediyor..
ALDATMADA TEDRİCÎ METOD Bismillahirrahmanirrahim Derece derece hedefe ilerlemeye tedric denir. İnsanı terbiyede tedrici metod önemlidir sonuca ulaştırır. Çünkü insan fikirlerini alışkanlıklarını bir anda terk edemez. Kuran asrında içkinin faizin haram edilmesi tedricen olmuştur. Şeriatın emredilmesi ikmal edilmesi tedricen olmuştur. Mekke yılları boyunca itikad inanç işlemiş alt yapı hazırlanmış Medine döneminde de şeriatın emirleri ardı sıra gelmiştir. Bugün devletler de toplumlara uygulayacakları kanunları tedricen yaparlar. Önce haberi yayılır kamuoyu alıştırılır sonra kanun çıkar kimse itiraz etmez. Mesele dini cemaatlerin yürüttüğü sıbyan kurslarını/kreşleri kapatmak isterler, önce devlet eliyle kurs/kreş açılır sonra haber yayılır sonra diğerleri kapatılır! Sarık fes yasak edilmek isteniyorsa önce alternatifi(!) şapka kasket fötr emredilir, millet ister istemez bunu giyinir sonra bulduğu bir fırsatta başından atar.. Bir de bakmışın sarık saran kalmamış Gizli tutulan bir hedef vardır, eğer açık edilse infial olacak, halk şiddetle reddedecek plan başarılı olmayacak.. Tedricen aldatma burada devreye girer ve roller kesilir numaralar oynanır. Umum halk işin nereye varacağını, nasıl bir kapana kısılacağını kestiremediği için sahneye konan sinsi planı, her evresini perdesini onaylar destekir olur. Sonunda öyle bir noktaya gelirler ki en başından söylense idi asla kabul etmeyeceği şiddetle reddedeceği noktaya gelmiş olurlar. İslam Şeriatı yıkılıp laikliğin geçirilmesi bu yöntemle olmuştur. Minare metaforu gibi.. Hocamız misal…
Tekasür marazı Daha fazlasını isteme nefsin hazzını talepte doyumsuzluk ve acı sonuçları Allah’ın yüce Adıyla İnhiraf ve inkirazın önemli bir sebebi “tekasür” çoğalma çoğaltma çabası; Daha çok takipçi daha çok beğeni ve daha çok gelir!! Daha çok kişiye ulaşmak için kadın sunucuyla programa çıkma daha çok abone için putlarla putçularla barışma paslaşma, daha çok tıklama için ilahi kaside marş ezgi derken müzik batağına saplanma.. işte Yusuf İslam.. Nereden nereye! Cat Stevens’ı hatırlayın” diyerek tekrar müzik albümü çıkarması tekasur illetinin bir sonucu. Kız kurslarında vaaz programlarında piyes türü işler çevrildiğini haber alan Şeyh efendi “hayır asla” diye ferevan ettiğinde “ama böyle çok kişi katılıyor demişler de, hazret “bize çok cemaat lazım değil hak cemaat lazım” demişti Adil düzen (İslam hukuku) Millî Görüş (Şeriat) sloganıyla yola çıkılmış, en etkili hatipleri Şevki Yılmaz kürsülerden demokrasiyi şeytani rejim diye taşlamıştı.. Her mitinge her konferansa canla başla gidiyor Liderin baş parmak havada yaptırdığı ant içmelere coşkuyla katılıyorduk. Üçüncü adımda (Fazilet partisine) gelindiğinde bu hareketin cadde sokaklarda astığı pankartta “Demokrasi fazilettir” yazısını gördüğümde sükutu hayale uğramış siyasete biatımı geri çekmiştim ve biat edecek gerçek bir mürşid aramaya koyulmuştum. o yüzden bugün benzer parlak süslü söylemlerle “Yeniden” meydana çıkanlar beni heyecanlandırmıyor. Biraz büyüyün de o zaman görürüz…
Metal Yorgunluğu Ya da Acz Allah’ın yüce Adıyla Acz bir hastalık bir sendrom gibidir. ahir zaman insanının kısacık ömrünü hepten kısaltan bir hastalık. çoğunlukla işi yarı yolda bıraktıran, hedefe giden yolda seni durduran, yokuşu tırmanıp düzlüğe çıkmadan pes ettiren bir maraz. Özel kişilerle tüzel ve tümel kişiler burada aynılar, hastalığa yakalanma riski taşırlar. Allah Rasulü aleyhisselam Acz’den bahsederken tarihin ilk çağlarına gider “Tevrat ehli Tevrat ile amel ettiler sonra acz’e düştüler. İncil ehli incille amel ettiler sonra acz’e düştüler..ilh” Hangi topluluk acz’e yakalansa sanki Allah bayrağı ilinden alıyor bir sonrakine veriyor Dava cemiyetlerinde şöyle şikayetler duyarız “bir hoca bir camiye bir beldeye hizmete gider, çalışır koşturur ilk zaman her şey çok güzeldir tüm himmetini verir sonra bir durgunluk başlar o eski çabalar o etkili faaliyetler duraksar ve iş rutine bağlanır..” burada adı konulmamış problemin ismi yine acz. Acz yani çalışma azmini enerjisini kaybetme. Bugünlerde motivasyon dedikleri şeyi yitirme Bu yazıda acz halinin varlığı, bunun tespiti sebepleri ve çaresi işlenmektedir Dini hassasiyetleri olan bir yazar akademik camia hakkında bir tespit yapıyordu “Ben doktorları doçentleri yardımcı doçentleri.çok severim onları devamlı çalışırken görürsünüz ilimlerini devamlı artırma gayreti içindedirler.. sürekli bir tez hazırlama, bir buluş üzerinde çalışma içinde onları görürsünüz.. Ancak ne zaman ki…
Allah’ın yüce Adıyla Vatan Nöbeti “İki göze cehennem ateşi değmez seherde günahına ağlayan göz ve cephede düşmanı gözetleyen göz” Cehennemden kurtulmak bu hadisi şerifte cihada bağlandı. Biri cihadı esğar, diğeri cihadı ekber. Biri nefs’e karşı yapılıyor diğeri düşmanla. Askerlik görevi o yüzden çok kıymetli. Şeyhimiz Mahmud Efendi Hz Hadis kitaplarından nöbet tutmanın faziletini okuyunca askere gitmeye can attım diyor hazret. ve Bandırma denize karşı kışın denizden esen rüzgar buz gibi olur.. soğuktan ellerimiz çatılardı. O soğukta nöbet tutmak istemeyen asker arkadaşlarına “sizin nöbetinizi de ben tutarım dilerseniz” diyecek kadar bir.. kelime bulamıyorum Askerlik yapanlar bilir “nöbet askerin kabusudur. Nöbete yazılmayı kimse istemez. Nöbet tutmayanlara gıbtayla bakılır.. çömez askerler ise boyuna nöbete giderler. onlar da kıdemlenip nöbetsiz geçecek sabahların hayali ile sabrederler. Yani “sevaptır sebeb-i necattır” diyerek nöbete aşkla şevkle gideni askeri ben 18 aylık askerliğimde görmedim. Bilakis istirahat gününde kendisine nöbet kilitlenmiş askerlerin kahrettiğini küfrettiğini gördüm. Genel manzara böyle iken gece buz gibi esen tipiye karşı “isterseniz sizin nöbetinizi de ben tutayım” diyen asker normal sıradan bir insan olamaz arkadaş. Bu gibiler olsa olsa ya melek olur, ya Allah’ın hususi askeri.. Konumuza dönelim, vatan nöbeti anlaşıldı ki dünyada insanın yapabileceği en büyük amel. Her müminin mefkuresi hedefi gayesi vatanını muhafaza…
Allahın yüce adıyla Gazze’de İsrail zaliminin Filsitinli katliamına devam ettiği bu günlerde.. Sabah çocukları medreseye götürürken radyo açarım haber uçar dinlerim. Bugün Fıtrat radyo dedikleri Abduvulaziz Bayındır zındığının radyosu denk geldi. Şeytan 5 dakikada beş tane fecaatini bir anda kustu. Daha fazla küfür duymaya dayanamadım kapattım. Bu şeytana elbette İhsan Şenocak, Ebubekir Sifil gibi alimlerimiz okkalı cevaplar kifayetli reddiyeler yaptılar, bunu yılanı çıktığı deliğe geri soktular lakin bunları susturmak bu şekilde mümkün değil. Çünkü susmak mahcup olmaya bağlı bunlarda surat yok. Hakkı itiraf etmeye bağlı bunlarda hakkaniyet yok. Sukut hür vicdan işi, bunlar belli mihrakların paralı işçileri susmaya, hakkı kabul etmeye izin vermezler Süleymaniye vakfı ismini kirleten bu güruh neyin mesidir ? Ele başları A.Bayındır kimdir önce bir hatırlayalım. Laik rejim eliyle erken yaşta prof etiketi yapıştırılan Bayındır İstanbul Üniversitesinde derslere giren ve Süleymaniye Camiinde de cuma öncesi kürsüye çıkan biriydi. Kürsüden okuduğu mavallara fazla dayanamayan cami cemaatinin şikayeti üzerine zamanın diyanet yönetimi tarafından kürsüden indirilmiş bir daha da çıkmasına izin verilmemiştir. Yüce Allah’ı bir insan gibi basit, yarın ne olacağınını bilmeyen menzilesine indirgeyen Bayındır bu cürmü ile Avrupalı papazlara nasip olmayan bir küfür ortaya koymuştur. Ayırca bizzat kendi sitelerinde verdikleri habere göre 2007 yılında Bayındır, Pensilvanyada Fethullah Gülenle buluşmuş…
Bismillahirrahmanirrahim Karanlık mihrakların İsmailağa üzerine gidecekleri bilgisi Mahmud efendi’nin cenazesi akabinde gelmişti. Cenaze merasimleri müminlerin evlerinden yurtlarından çıkıp meydana çıktığı önemli olaylardır. Mahmud efendi’nin cenazesinde ekseriyeti gençlerden oluşan mahşeri bir kalabalık vucuda gelmiş ve İslam Müslümanlar aleyhinde sinsi planlar yürüten, kimi ab abd vatikan merkezli yapıları, Allah’a imanı peygambere itaati bitirmeye yönelik proje yürüten komitelerin rahatını kaçırmıştı. İlgili şer mihrakların içimizdeki basınları, fonlanmış kalemleri yaşadıkları dehşeti içlerinde fazla tutamamış “bunlar ne ara bu kadar çoğaldılar bu kadar yayıldılar” demekten kendilerini alamamışlardı. Meselenin uzmanı vatansever analistler cemaati bu konuda ikaz etmişler “bundan sonra daha dikkatli olacaksınız artık açık hedefsiniz” demişlerdi. Öyle ya.. bir buçuk asırdır bu topraklarda Allah ve Rasulüne itaatı, Kuran’a bağlılığı iptal için bunca çalışmışlar dünya kadar masraf etmişler.. tam “bitirdik öldürücü darbeyi vurduk kökünü kazıdık..!” dedikleri anda bir bakmışlar müminler küllerinden doğmuş köklerinden dirilerek semayı kaplayan muazzam bir Tuba ağcı olmuşlar.. dvm eder inşallah
Bismillahirrahmanirrahim Dindar nesil yetiştirmek her dindar ailenin ve dindar eğitimcilerin hedefidir. Çünkü dünyaya getirdiğimiz evlatların ahiretini kazanması ebedi cehennemden kurtulup cennete ulaşabilmesi ancak samimi dindarlar olmalarına bağlıdır. BUnun için ise ekstra bir gayret göstermek gerektiği aşikar çünkü her dindar ailelerin çocuğu maalesef dindar olmuyor. Dini eğitim veren her okulun, her kursun talebeleri de hepsi dindar olmuyor.. Neden olmuyor ? İşin neresi eksik ? neyi ıskalıyoruz..? Bu sorular şüphesiz her eğitimcinin her pedagog ve sosyologun üzerinde kafa yorduğu önemli sorular.. “Videoyla televizyonla talebe yetişmez, Talebe hocanın yüzüne bakacak, hoca talebenin gönlüne himmet edecek talebe böyle yetişir” “Şu iki şey olursa talebe hocasını sever Bir: Dersi güzel verecek. İki: Talebenin başında duracak. Tavuk yumurtanın üstünde durduğu gibi hoca talebenin başında duracak, talebeyi soğutmayacak talebe o zaman hocasını sever hocasını seven talebe dersine çalışır..” “Hoca talebenin icabında muallimi, icabında müdiri, icabında abisi/ablası, icabında annesi/babası olacak” Talebeyi yetiştirme konusunda asrımızın büyük sufisi İmam Mahmud Efendi hazretlerinin altın tavsiyeleri böyleydi …devm edecek isa erdoğan
Allahın yüce Adıyla.. İbrâhim peygamber oğlu İsmail’i Kabe’nin yanına yerleştirdi, henüz küçücükken “Namazı dosdoğru kılsınlar” için, Allah’ını seven sayan itaat eden bir kul olsunlar diye.. “Ben hidayet önderiyim benim yanımda olur bu iş” demeksizin, Allah’ın evini, onun civarını tercih ederekten. Peki, muradına erdi mi ? Elbette Neticede o çocuk bir peygamber oldu, onun evladı da Peygamber oldu, onun zürriyeti -Muhammed as- da peygamber oldu. Demek ki evladını ‘nereye niçin’ yerleştirdiğin çok önemli. Bu derde “Namazı dosdoğru kılsınlar..” derdine sahip olmak çok önemli İmran’ın hanımı dünyada sahip olduğu tek varlığını biricik yavrusunu daha doğmamışken Allah yoluna nezretti. Onu -diğer kıblemiz- Mescidi Aksaya adadı. Bu erkek çocukların işiydi ama o kız doğurdu.. üzüldü ama Allah onu kabul etmişti bir kere.. Bütün teamüllere zıt şekilde bir kız Mescidi Aksaya alındı.. daha küçücükken. Anne şefkatinden alınıp Allah’ın merhametine teslim edildi. Allah emanetleri zayi etmez. o kız Hz Meryem oldu “..bütün âlemlerin kadınları üstüne seçkin..” kılındı. O, Ruhullah Hz İsa peygamberin annesi oldu. Bunu annesi Al-i İmran’ın fedakarlığına borçluydu Sahabiler, ümmetin ilk yatılı talebeleri O yüzden Allah evinin gölgesi, cami civarı çok bereketlidir, çünkü “..etrafını mübarek kıldık..” o yüzden Allah Rasulü sas eğitim faaliyetini cami içinde Allah’ın rahmeti bereketi içinde gerçektirdi. O yüzden Rasulullah’ın yatılı…
Kahhar ve Rahman olan Allahın adıyla.. Allah’ın laneti zalimler üzerine olsun. İsrail işgal hükümeti Gazzede bir insanlık katilamı yapmaya devam ediyor. Bugün katliamın 29. günü. Savunmasız masum insanlar, çocuklar kadınlar hastalar yaşlılar üzerine bomba yağdırmaya devam ediyor.. on binden fazla insan ölmüş şehit olmuş.. israil zalimi hastane demiyor bm toplanma yeri demiyor.. insan gördüğü heryere bomba yağdırıyor. en kısa zamandan ne kadar kişiyi öldürebilirsem.. hesabı içinde. nazi almanyasının yaptığndan çok daha beterini bugun filistin gazzeye uyguluyor. Bütün dünya devletleri gözü önünde. hiç bir devlet fiili bir müdahelede bulunmuş değil henüz. müslüman ülkeler dahil. Biz müslüman fertler de kendi kendimze yanıp düvünüp bir iki söylenmekten öte bir şey yapamadık. Şimdilerde bir boykot furyası başlattık herkes ona yoğunlaştı. tirkiyede müminlerin gündemi boykot. herkes neleri boykot etememiz gerketiğinden dem vuruyor listeler yayınlanıyor vs. şimdi de kredi kart ödeme yöntemi üzerinden bir boykot çabası var viza ve mastercard boykot ediliyor yerine yerli ödeme yöntemiymiş troy tercih ediliyor. duyarlı müminler bankalarını arayarak kartlarını troya geçiriyorlar. bankalarıdan ağır hareket direnme görülüyor. kimi banka da depolarımızda mevcut değil çalışma yapıyoruz demişler. Bu arada CHP den açıklama geldi “bizim boykot gibi bir gündemimiz yok” dediler ve katil israil safında olduklarını bir defa daha herkese gösterdiler. Küfür tek millettir”…
Yale üniversitesinden Profesör Jeffrey Sonnenfeld, hangi şirketlerin Hamas’ın İsrail’e yönelik terörist saldırısını kınadığını, antisemitizmi kınadığını ve İsrail’e destek ve dayanışma ifade ettiğini takip ediyor. Türkiyeden aktivist yutuber Erdem Özverenin çıkardığı BOYKOY DETEKTİFİ mobil uygulma da çok pratik ve çevirmdışı çalışıyor. Play stor’dan telefona yükleyin bir ürün almadan önce oraya bakarak israile desteği var mı yok mu öğrenin Bu liste veya önerilen eklemeler hakkında sorularınız varsa lütfen jeffrey.sonnenfeld.celi@yale.edu adresine ulaşın . Bu liste her gün gerçek zamanlı olarak güncellenmektedir. Chief Executive Leadership Institute List of Companies That Have Condemned Hamas’ Terrorist Attack on Israel October 26, 2023 Professor Jeffrey Sonnenfeld tracks which companies have spoken out to condemn Hamas’s terrorist attack on Israel, denounce antisemitism, and express support and solidarity with Israel. Please reach out to jeffrey.sonnenfeld.celi@yale.edu if you have any questions about this list or any proposed additions. This list is updated in real time every day. List of Companies Company Name Link to Public Statement Accenture https://www.linkedin… AccuWeather https://www.linkedin… ActionIQ https://www.linkedin… Airbnb https://news.airbnb…. Alaska Air https://yale.box.com… AllianceBernstein https://www.linkedin… Allianz https://www.horizont… Amazon https://twitter.com/… Amdocs https://www.amdocs.c… American Airlines https://www.marketsc… American Eagle https://fashionunite… American Express https://www.american… American Wire Group https://www.linkedin… Amwell https://www.linkedin… Apollo https://nypost.com/2… Apple https://www.jpost.co… ArentFox Schiff https://www.linkedin… Atlassian https://www.linkedin… Authentic Brands…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Filistin’de müslümanlar parçalanarak ölüyor.. Gerisi zehirli kimyasal gaz soluyarak.. kalanları da çöle sürgün ediliyor.. acılarıyla dertleriyle bir meçhule gidiyorlar Bu noktada biz ne yapmalıyız ne yapıyoruz ? Tmm o acıyı hissetmeye çalıştık israil’e lânet okuduk, paylaşımlarla FİLİSTİN tarafında olduğumuzu belli ettik. Diyanet bugün tüm camilerde sela okuttu ve gıyabi cenaze kıldık.. Namaz akabinde iki cümle dua da ediyoruz Bitti mi ? Bundan öte ne yapmalı? Bu musibet şüphesiz İslam ümmeti başında en büyük bir bela en zor bir imtihan. Bu imtihandan nasıl çıkabiliriz? Bu tür (abd nin mossadin haberi vardı göz yumdu) yorumları sadece putu dik tutmaya yarar.. abd de kuyruğu (putu) dik tutma derdinde. ancak oturduğu yerden kendi kendine uydurarak değil de ‘bütün dünyayı okuyarak, takip ederek ve kendini bu işe vererek’ yorum yapan Abdullah Çiftçi gibi basiretli analiz uzmanları bunu asla mossadını yapmadığını haberi olmadığını, bu Filistin’in Hamas’ın bir çıkış hareketi olduğunu söylemektedir. Biz de bu değrlendirmeye şunu ekliyoruz “niyet Hayır akıbeti hayır” “şer bildiğinizde hayır vardır” “Her şeyi gören! her şeyi bilen! her şeye gücü yeten! ABD İsrail’in aciz düşmesi birilerinin pek ağırına gitti.. “koskoca mossadın.. “koskoca ABD nin.. ile başlayan yorumlar bu yüzden. doğrusu: والله غالب على امره ولكن اكثر…
Rahman ve Rahîm Allah’ın yüce Adıyla Haberler şöyle ; Çarşaflı bir hanım efendiye Kocaeli’nde aşüfte bir avrat sözlü saldırıp taciz eder.. Benzer bir vukuat bir kaç gün önce İstanbul’da metroda vuku bulur.. Soru bu “Neler oluyor? Bu aşufteler çarşaftan neden bu kadar rahatsız? Saldırılar neden çarşafa? O ki hakiki tesettür çarşaftır, şeriatı gösteren çarşaftır, şeytanın dostları başka değil “Çarşafa” düşmandırlar. Çarşaf, yüz yıllardır çarşaf olarak kaldı. Cumhuriyetle beraber mantoya dönüştüğü anda küfür bize ilk golünü atmış oldu. o yüzden cumhuriyeti kuranlar Osmanlı kadının çarşaftan soyma kampanyaları düzenlediler. Çarşafını çıkarıp teslim eden kadına bedava manto verdiler. Alimi cahili abidi zahidi.. herkes bu zokayı yuttu. Fetva hocaları “adam, önemli olan tesettür, şekil önemli değil ! manto da strediyor işte kadının tüm cesedini örtüyor.. caiz!” dediler.. Şeytanın hilesine düştüler, faka bastılar.. Ancak Rabbanî âlimler müstesna. Onlar Allah’ın nuruyla mantodaki hileyi, ayrıntıdaki şeytanı fark ettiler. ve ferevan ettiler “Çarşafı çıkarıp manto giyinmek asla caiz değil” dediler.. Hayat 50 sene içinde Rabbani alimlerin haklı olduğunu gösterdi. Tesettürün sadece T’si kaldı. Şimdilerde tesettürün geldiği bu noktada herkes şikayetçi. Şikayetçiler ancak hâlâ işi anlamış değiller. Hala asla dönmeyi, tövbe etmeyi düşünmiyorlar. “Çarşaf” diyen âlimler haklıydı deyip hakkı teslim edemiyorlar. Kibir putunu kırıp tevazuyla hatalarını kabul edemiyorlar. Üstad…
Protestoculuk oyun mu !? Soru: Hocam resimdeki fikir hakkında görüşünüz nedir ? Bireysel boykotlar, “şunlar İsrail mallarıdır tüketmeyin” türündeki hareketler faydasız boş işler midir ? Cevap: Allah’ın yüce Adıyla.. Aksine çok faydalıdır. Yukarıdaki yazı bilgisizce ve şuursuzca karalanmış.. Evvela, “Allah kulunu gücü yetmediği konuda sorumlu tutmaz” Sorumluluk alanımız gücümüzün yettiği, elimizin eriştiği noktaya kadar. Biz fert olarak Windowsu fesbuku Twitter’i değiştirmeye, bitirmeye belki gücümüz yetmiyor olabilir, ama markete girince Ariel yerine Bingo, Algida yerine Ülker Golf, Coca Cola yerine ayran gazoz veya soda almaya gücümüz yeter. Demekki bu kararından sorumluyuz. Fesbuk Mikrosoft yerine yerli olanı üretmek de devletin görevi artık. Soru: Bu tür bireysel boykot ve tercihler işe yarıyor mu, Yahudiye, küresel vampirlere zararı oluyor mu !? Evet. Hem de öyle bir oluyor ki anında panikliyorlar. İşte Coca Cola’ya karşı Kola Turka çıktığı günlere coca cola ihanet şirketinin girdiği travma ve oynadığı numaralar hala hafızalarda. Kola Turka kola pazarının %20 kadarını ele geçirince bunların yıllık zararı yüzler milyon dolarla ifade ediliyordu. Peki sonunda neden Kola Turka pes etti ve neden şirketi Japonlara sattı ? Resimdeki yazı gibi milletin boykot hassasiyetini kıran ve küresel şeytanların ekmeğine yağ süren münafıklar yüzünden millet mücadeleyi boykotu terk etti ve küresel vampir komitesi yine galip…
Allah’ın yüce adıyla.. Laiklik – Şeriat savaşı devam ediyor. Müslüman halkı Şeriattan koparıp toptan laik yapmak isteyen Vatikan komitesi son yıllarda bu iş için müslüman görünümlü ilahiyatçılar piyasaya sürdü. İlahiyatçı etiketiyle kendini Allah hakkında, Din hakkında konuşmaya, yeni şeyler uydurmaya yetkili zanneden bu gizli papazlar 1400 senedir duyulmamış görülmemiş şeyleri dine sokmaya çalıştılar. Kur’an Ayetlerini evirip sündürüp manasını tahrif etmekten ibaret çürük yöntemleriyle nice cahilleri arkalarından sürükleyi de başardılar Bu kabilden “Laiklik Kur’an’ın emridir” lafını öteden beri duyar işitir ve umursamazdık. Bunun tutmadığını, İslam milleti nezdinde kabul görmediğini fark eden Vatikan komiteleri şimdilerde yeni bir laf icat ettiler ve haşa ki “Allah laik bir varlıktır. Laiklik Allah’ın gizli ismidir” gibi en çirkin küfürleri pervasızca savurmaya başladılar. Bunlara hak ettiği cinsten verilecek cevap Bediüzzaman’ın dediği gibi “Vatikan bizden 6 sayfalık cevap istemişler, ben onlara 6 sayfa değil 6 cümle değil 6 kelime değil bir tek “hkrrak tuh” suratlarına tükürdüğüm bir tükürükle cevap verdim” Deccalizm çağına yaklaştığımız bu asırda “hakkı batıl batılı hak” gibi göstermek zamanın en tehlikeli fitnesi olmuş, Din Allah düşmanı şeytanlar “kurtarıcı kahraman! olurken Allah’ın dostları âlimler seyyidler ise -haşa- sahtekar işbirlikçi hain diye yaftalanmıştır. Hakkı haykıran alimler fesli deli!, iki lafından biri yalan olanlar ise bilim adamı, cesur…
Bismillahirrahmaniirahim İMAN NÖBETİ Bugün ilahiyat sınavlarım vardı.. İsmailağa’da Tekamül İdaresiyle bir görüşmem vardı vs bir çok işimin arasında, orada sadece bir saat kalacağımı bile bile kalktım -bir saat gidiş bir saat dönüş- iki saatlik yola gittim. O ateistlerin gözü önünde tertip edilen bu içtimaya iştirak benim için bir iman nöbeti mesabesinde, büyük bir cihat idi. Bu Mücahitlerin kalabalığını çoğaltmak lazımdı. Allah “müminlerle kafirleri kızdırmak, dengelerini bozmak diler.. [Fetih:29] O müminlerden olmak istiyordum. Beş yüz evlerden bir hoca arkadaşımı da aldım gittik elhamdülillah Sekiz dönüm arazi üzerinde bulunan Medrese-Mescidin hikayesi: Bir mümin kardeşimize ait bu bahçenin yanına Allah’a Kitaba söven inkâr eden ateistler gelir vakıf kurma bahanesiyle yerleşirler. Kimsesiz terk edilmiş öksüz yetim çocukları toplayarak sözde bakar okuturlar. Bir ateistin elinden geçen çocuğun hâli ne olabilir! O mümin burada yanıbaşında Allah’ın kulları Allah’a düşman edildiğini gördükçe kahrolur ve tutar o bahçesini Türkiye’de ateizme en zıt Allah’a en yakın bir cemaate vermek ister gelir bizim o bölgede hizmet eden sarıklı sakallı Cübbeli mollalara Allah yolunda infak eder. Allah razı olsun Bizim mollalar da hemen oracıkta şiddetle ihtiyaç olan bir mescit inşa ederek işe başlarlar. Vakıf bahanesiyle Allah’ın nimetlerini keyfe keder sömüren ateistler yanıbaşında zuhur eden bu sakallı sarıklılardan rahatsız olurlar keyifleri neşeleri…
Allah’ın yüce Adıyla Şeytan Kuran’da en çok bahsi geçen kişi. Asıl adı Azazil. Allah’ın ona verdiği isim şeytan (Kovulmuş) ve iblis (ümidi tükenmiş). Yüce Allah şeytanı önemsememizi ister “Şeytan sizin düşmanınız siz de onu düşman tutun” 35:6 Yani o sizin kötülüğünüzü umar, kaybetmenizi ister bunun için mücadele eder siz de ona karşı mücadele edin. Görüldüğü üzere Allah imanlı kulunun pasif durağan kalmasından razı değildir. Aktif olarak şeytana, şeytani olanla mücadele etmemizi ister. Bu mücadelenin adı Hak batıl mücadelesidir. Bu satırlar onun için kaleme alınıyor her gün.. Kul namaza durur, ilk cümlede ilk niyazda şeytandan Allah’a sığınır, Kuran okuyacak, aynı. Kur’anı hatmeden kişi 94 mevzide şeytanın bahsini okumuş olur. O kadar çok tekrar edilir ki.. Görünmeyen bu düşmanın varlığı böylece zihinlere kazınır. Adeta somutlaştırılarak görünür olur. Şeytanın varlığını ve insanla olan yaman savaşını anlamış kabul etmiş mümin bu saatten sonra şeytanın hile tuzak ve stratejilerini öğrenmek bilmek durumundadır. Yoksa şeytana karşı koyamaz mağlub olur hatta şeytana asker olur da farkında bile olmaz Put ağaç Muvahhid ve Şeytan Şeytan insanları kandırdı bir ağacı kutsal gösterdi insanlar ağacı putsadılar; etrafında dönmeler secde etmeler dilek çaputu bağlamalar.. Bir Muvahhid müslüman bunu işitti Allah’a kasem olsun o ağacı keseceğim dedi. baltayı aldı yola çıktı şeytan…