Aşağıdaki resme dikkat edin ! Önceleri misyoner papazlar Türkiye’de Allah dememek için Tanrı ismini kullanıyorlardı. “Gelin sizi tanrıyla buluşturalım..!” Tarzında reklam veriyorlardı.. Ve Tanrı derken de İsa Aleyhisselam’ı (Jesus) kast ediyorlardı elbette ! Baktılar bu çürük propagandadan Türkiyede onlara ekmek çıkmıyor.. Artık Allahı seven müslüman gençleri avlamak için Tanrı yerine Allah ismini kullanmaya başladılar !! Bu sahtekarlığa resmen başvurdular..! Eğer bizler, bu şeytanlar kadar Allah yoluna İslama davet için çalışmazsak ahirette Allaha hesap veremeyiz Reklam tüm solcu gazete ve sitelerde.. Bu resim ise evrensel net sitesine ait… Allahın laneti üzerlerine olsun Kritik Analiz: Misyoner papazlar ve Türkiyede yaşayan hıristiyan cemaatler asırlar boyu ısrarla Allah demekten kaçınırken.. Hatta bunların bir parçası mesabesinde olan laik güruhlar Allah demeyi bir zaman yasaklamışken.. ve “Allah” sanki “Müslümanlığın ilahı” imiş algısı hala avrupada amerikada kuvvetliyken ne oldu da papazlar açıktan Allah demeye başladılar ? Burada kazanan kim ? Galip kim, mağlup kim ? CEVAP: Elbette mağlup olan kilise ve galip olan Allahın Dini İslam. Çünkü bilinen bir gerçektir ki mağlub müstemleke ezik toplumlar her zaman galip toplumların jargonunu, terminolojisini kullanmışlardır. Kültürel hegamonyanın, fikirsel istilanın gereği budur. Bu zamanda İslamın sedası öyle gür öyle parlak çıkmış ki İslamın Rabbi Allah, adıyla sanıyla hıristiyan alemine galip gelmiş…
Allahın Yüce Adıyla İshak Danış hocayla sohbet ettiğimiz bir gün (2012 de) şöyle anlattı: “Ben Arabi tarz okuyordum Diyanete geçince diyanetteki görevliler benim kıraatimi onaylamadılar, Türk tarzında okumamı istediler.. ben de Türk okuyuşu yapmaya başladım.. Her hafta Mahmud Efendi Hz’ne gider odasında Kuran tilavet ederdim, dinler huzur bulurdu.. O gün gene gittim ve yeni tarzımla bir aşır okudum. Sonuna kadar dinledi ve sonunda dedi ki “Hatırlıyor musun iki sene önce bu aşrı yine burada okumuştun. Evet efendim. O tarzını muhafaza et.” Ben sordum “kimin tarzında okuyordunuz” İshak Danış hoca “Muhammed Sıddik Minşavi tarzında” dedi. İşte o Minşevi’nin o kıraatini sizlere takdim ediyoruz: Bu videoyu iyi dinleyen herkes görecektir ki Hafız-ı Kurra Abdulbasıt Abdussamed’in makam kodları da Hafız İshak Danış’ın bir çok aşırında bizleri mest eden makam ve nağmelerin kodları da bu muazzam tilavetin içinde saklı.. Üstad Muhammed Sıddîk Minşavî O kadar dokunuşlu okuyor ki.. Mübarek adeta makamı ağlatıyor.. Rahmetullahi Aleyhi.. İsa Erdoğan
Yüce Allahın Adıyla.. İlahiyatçı akademisyen Doç. Dr. Hilmi Karaaç bir makale (tez) yazmış 24 sayfa. Adı “EHL-I SUNNETE GORE TEKFIR PROBLEMATIGI” Yazıyı okuduğunuzda Ehli Sünnet Camiasını diğer Müslümanları olur olmadık “tekfir” eden, onları haksız yere dışlayan, ilim ve insafan uzak, taassup ve inatla hareket eden bir fırka gibi görürsünüz ! Ehli Sünnet hakkında çizilen manzara budur ! İşin dikkati calip tarafı bir takım ilahiyatçılar bu günlerde anlaşmışçasına ve EHLİ SÜNNET’İ tekfirci gibi gösterme çabası içine girmişler ve adeta Ehli Sünneti kendi silahıyla vurma yoluna gitmeleridir. Amaç ne ? Çalışmadaki betimleme ve tasvirler apaçık Ehli Sünnete yapılmış bir haksızlık ve iftiraydı ve elbette bir cevap verilmesi gerekiyordu E-Mail yoluyla kendisine gönderdiğimiz ret cevabımız aşağıdaki gibidir: 1) Hilmi Bey makalenizi okudum. Öncelikle aklıma gelen soru şu oldu: Siz hangi mezheptensiniz ? Siz Ehli Sünnet değil misiniz ? 2) Çalışmanız eksik, tamamlanmamış. “Tekfir alanlarını” sayarken “Sahabe, Hilafet, İmamet” konularını es geçmiş ve Şiaya hiç değinmemişiniz ! Bunun özel bir sebebi var mı ? Veya şöyle soralım: Tekfir’in Şiadaki durumunu konu alan bir çalışmanız var mı ? Yoksa hedef sadece Ehl-i Sünnet mi ? 3) Bugün tekfiri en yoğun kullanan iki akımdan biri; Kendini Ehli Sünnet sayan Vahhabiye (selefiyye) fırkasıdır. Bunların tekfir sebepleri “oy vermek, laik…
Allahın Yüce Adıyla.. “İmam” lider demekti.. Bu kelimeyi ilk defa Kuranla duyduk. Allah, halili İbrahime “Seni insanlığa imam yapacağım” dediğinde. Bir de müslümanların duası vardı “Allahım bizleri mütteki kullara imam eyle” Ve Allah “Ahiret günü her insanı imamıyla çağıracağız” Dünyada hangi imamın, liderin izinden gitti isen ahirette onunla birlikte olacaksın” mealindeki ayetlerle duymuş ve imamlara imrenmiştik Bu kadarı bile imam olmanın değerini anlamak için yeterdi aslında. Hayır, Türkiye’de camide görülen bilinen imam bundan farklı değil. Bizzat odur; Kuranda sözü edilen imam’dır. Belki amelde eksiğimiz olabilir, imamlarımız makamın yerini tam dolduramıyor olabilir, zira makam çok ulvi.. Ancak bu şan, bu fazilet o görevin mazmununda münderictir. O ki Allah seni öne geçirdi, evine hizmetçi kıldı.. Bu bir seçkidir İslam’da en büyük rütbe imamlıktır, cuma namazına liderlik yapmaktır. Sahabe geldi “Ya Rasulallah bana bir amel öğret onu yaparsam cennete gideyim” deyince , Efendimiz ona “imam ol” Ama olamam ki..! Eğer olamazsan imama en yakın ol, namazını imamın gölgesinde kıl” demişti. Başka yerde “Allah namaza liderlik yapan İmamın başını sıvazlar” “Allah namazda imamın kalbine nazar eder, onda hayır arar, görürse daha cemaate bakmaz, bütün cemaati ona bağışlar namazlarını toptan kabul eder” buyurmuştu. İmamlık mı üstün müezzinlik mi ? Koca koca müçtehitler bu soruyu tartıştılar…..
Allah’ın yüce adıyla. “İmam” lider, önder demektir. Bu kelimeyi ilk defa Kuran’la duyduk Hz Allah, dostu İbrahim’e “seni insanlığa imam yapacağım” dediğinde1. Ve Allah’ımız “ahiret günü her insanı imamıyla çağıracağız”2 buyurmuş olunca.. Yani dünyada hangi liderin (imamın) izinden gittin ise, ahirette onunla birlikte olacaksın..” Bir de Müslümanların duası var “Allahım bizleri mütteki kullara imam eyle“3 O yüzden.. Rasulullah efendimiz imamdı sas Hz Ebubekir RA efendimiz imamdıHz Ömer Ra Efendimiz imamdıHz Osman Ra efendimiz imamdıHz Ali Ra efendimiz de imamdı.. imamlığın kıymetini anlamak için bu kadarı kafi.. Hayır, Türkiyede cami imamı bundan farklı değil. Bizzat budur, Kuranda sözü edilen imamdır. Belki imamlarımız amel cihetinden makamın yerini tam dolduramıyor. Ancak bu şan, bu fazilet o makamın içeriğinde münderictir. Dünyada en büyük rütbe Cuma Namazına liderlik yapmaktır.4 Sahabe geldi “Ya Rasulallah bana bir amel öğret ki onu yaparsam Cennete gideyim” deyince Peygamber Efendimiz ona “imam ol” buyurdular. “Eğer olamazsan imama en yakın ol, namazını imamın gölgesinde kıl.”5 Diğer bir hadisinde “Allah namaza liderlik yapan İmamın başını sıvazlar”6 ve “Allah namazda imamın kalbine nazar eder, onda hayır arar, görürse daha cemaate bakmaz, bütün cemaati ona bağışlar namazlarını toptan kabul eder”7 İmam olmak mı üstün, müezzin olmak mı ? Konusunda müçtehit alimler ihtilaf edince “Müezzinlik…
Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Doç. Dr. F. Günaydın İmam Hatip Okullarında bazı öğrencileri “deizm küfrüne” sürükleyen konular hakkında araştırmalar yapmış ve bunun sonucunda İmam Hatiplilerin yönelttiği çeşitli soruları derlemiş. İşte o vesvese içerikli 21 soru ve İsa Erdoğan hocanın o sorulara verdiği ilmi cevaplar : 1. Soru : Allah bizim Cennete ve Cehenneme gideceğimizi biliyorsa, neden bizi imtihan ediyor? Cevap: Suç gerçekleşmeden cezasını vermek adalete aykırı olduğu için. Örneğin, öğretmen hangi öğrencinin başarılı olacağını, hangisinin tembel ve başarısız olacağını bilir ancak sınav yapmadan kafadan not vermez. Vermiş olsa tembel öğrenciler itiraz eder, neden bizi imtihan etmedin belki sınavı geçerdik” diyerek itiraz ederlerdi.. Aynı böyle. Cennet güzel amellerin mükafatı, cehennem ise küfür ve isyanın cezasıdır. Mükafat ve ceza ancak eylemden sonra olur önce olmaz. 2. Soru : Öldükten sonra dirileceksek neden ölüyoruz? Cevap: Allah her cana belirli bir ömür biçmiştir. Buna ecel denir. Eceli gelen ölür. Neden ecel tayin etti ? Çünkü dünya hayatı meşekkatlidir ve zaman geçtikçe kişi yaşlanır, sağlığını kaybeder ve dünya hayatı çekilmez olur. Kulların ölümü Ölmeyen Diri Olanın büyüklüğünü gösterir hem.. Aynı olamazlar 3. Soru : Allah her şeyi bildiği halde neden bizi yarattı? Cevap: Bizim bilemeyeceğimiz yüksek gayeleri ve sırlı hikmetleri O bildiği için. Hem bizi…
Rahman Rahim Olan Allahın ismiyle.. Türkiye’de benim tespit ettiğim üç dört çeşit Arapça öğretim metodu var. Medrese usulü, İmam Hatip Lisesi metodu, özel kursların metodu ve hafıza teknikleri yöntemi.. Medrese usulü, en köklü ve en sağlam usuldür. Bunun Doğu usulü ve İstanbul usulü gibi farklı çeşitleri de mevcut. Yazının son kısmında bu usule geleceğiz. İmam Hatip okullarında takip edilen metod adeta öğrenciyi oyalama, yıllarca Arapçayla meşgul olsun ama asla tam olarak öğrenmesin! türünden bir taktik. En zeki ve başarılı imam hatip öğrencilerinin mezun olduklarında Arapça konuşamadığı gibi Arapça bir eseri de okuyamadıkları bunun göstergesidir. Mustafa hoca bir imam ve 90 lı yıllarda tam altı yıl imam hatip lisesi okudu. Sarıkayada ve Kayseride.. Çok da istekli şuurlu çalışkan ve zekiydi. Son sınıfa geldiğinde sonuçtan pek memnun olmamıştı. Arapçayı öğrenmiş sayılmazdı Kuran’ı Hadisi anlayamıyordu. Meslek dersi öğretmenine bunun sebebini sordu. Öğretmeni şöyle diyebilmişti “Arkadaşlar bu okul kitaplarıyla Arapça öğrenmeniz mümkün değil. Bakın bunu ilk defa size açıklıyorum “İzhar” isminde bir kitap var Osmanlı medreselerinde en temel Arapça ders kitabıydı. Arapçayı öğrenmek için Mutlaka onu okumanız gerekir..” Evet gerçekten de İmam Birgivi Hz‘nin kaleme aldığı İzhar kitabı medrese hayatım boyunca okumaktan en çok zevk aldığım öğretici doyurucu feyizli bir kitap olmuştur. Akşamları bazen…
Özet : – Diyanet ve İlahiyat şöyle demekte : insanımızı bozuk akımlardan, sahte mehdilerden korumak görevimiz. Bunun için “İslamda mehdi inancı yok! demeliyiz” + Ama Sahih hadislerde Mehdi var ? – O zaman o hadisleri de inkar ederiz. Akla ve bilime uymuyorlar çünkü ! + Bu durumda “akıl ve bilim” sizin Din tespit ölçünüz ! Bu ölçü ile hareket edecek nesiller Dini her türlü şekle sokarlar, kırparlar yontarlar ve akibet ortada ne Din kalır ne Diyanet ! Böylece kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz ! Tafsilatlı Yazı: Sahte mehdileri yıkmak isterken Dini temelden yıkmak ! “Gençleri bozuk akımlara kapılmaktan nasıl koruyabiliriz” konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı bu günlerde bir çalışma yapmış ve rapor yayınlanmış. Raporda dikkatimi çeken husus, gençlerin Adnan Oktar gibi “ben mehdiyim” diyen kişilere ilgi duyduğunu tespit etmeleri, çözüm olarak da gençlere “İslam dininde kişilerin bir mehdi arama ve tabi olma gerekliliği olmadığını öğretmek” olacağını ifade etmeleridir. Yani kısaca “Halkın Mehdi inancını yıkmalıyız!” demişler. Mehdî inancını yıkmak gerçekten çözüm müdür ? Yoksa Din hayatında daha büyük yeni sorunlar üretmek midir ? Bizce asla çözüm değil. Çözüm olmadığı bir kere şuradan belli; Bakınız Türkiye ilahiyatçıları otuz kırk yıldır “Mehdi beklemeyin gelmeyecek” derler ve ancak “gelecek” inancı canlı bir şeklide varlığını korur…
Allah’ın yüce Adıyla.. Sınava Gidiş Haziran 2012. Molla alımı sınavına girdik doğu şivesiyle mele alımı, Hayırlısıyla.. Nuru Osmaniye Camii avlusundaki sınav mahalline bir vardım ki.. saat olmuş 10:30 ! Sekizde orada olmam gerekiyordu. Sıram çoktan geçmiş ! Mübaşire rica, mülazıma minnet girdim içeri.. Dediler “evrağını çıkar” yani sınava giriş belgesini. Bir eyvaah da o zaman çektim. Onu da evde unutmuşum.. Sabah, namazdan geldim eve, dedim “çok uykuluyum bu şekil imtihana girilmez, bir iki saat daha yatayım sekiz buçukta kalkarım” Bir uyandım ki saat dokuz buçuk! Eyvah geç kaldım. Çalar saate baktım susmuş.. Dünden beri kafamda kurmuşum, sınava giderken ceket yaka cübbemi giyecem..” vs. Hani anlarsınız kravatlı adamların gözüne biraz daha şirin görünmek için. Yok efendim ! arabaya bindim gidiyorum bi de baktım üzerimde ders cübbem var.. Tam molla işi ! Hasbunallah.. Ara ara Nuru Osmaniye’yi.. sonunda bulduk. Şimdi de arabayı park edecek yer yok. Otoparka çek dediler gittim buldum otoparkı, girişinde kocaman levha “LPG li araçlar giremez” Düşündüm çaktırmadan gizlesem lpg li olduğunu.. sonra “hayır kokusundan anlarlar rezil oluruz” vazgeçtim. Bir iki sokak sağa sola baktım.. Hemen orada İstanbul valiliği, yanı göz açtırmazlar çekerler hemen, perişan oluruz.. Biraz dolaşınca buldum bir yer park ediverdim oracığa. Dedim “Ya Rabbi Sana emanet”…
Rahman Rahim Olan Allahın ismiyle.. Bugün Diyanet işleri başkanlığına bir kadın yardımcı atanmış. Eğer Türkiyenin sorunlarını çözecek tedbir buysa haydi olsun bakalım. Ama öyle olmayacak ! Şimdi bu hanım başkan ne yapacak? Düşünecek “devlet beni niye atadı buraya? demekki erkeklerden beklenmeyen şeyler benden bekleniyor” diyecek ve başlayacak üretmeye, Olmayan sorunları var gibi göstermeye.. Başlayacak demeye “Ee efendim Diyanet personelinin %87’si erkek yüzde 13’ü kadın. Kadın oran Diyanet içerisinde artırılmalı, kadın müftüler olmalı, kadın müftü yardımcıları olmalı, yok camilerde kadın görevliler olmalı..” Varsa kadın.. yoksa kadın..! Sanki ana sorun “erişilebilir kadın azlığı” Aksine kadınlar iş sahibi oldukça, köşelerin başına geçtikçe sorunlar daha da büyüyor.. Nice gazeteler yazılar “Anadolu’nun filanca ilinde fabrika açıldı kadınlar işi bulunca kocayı attı!” Bugün telefonda bir çağrı aldım, 5 çocuklu bir anne feryat ediyor “kocamın şirketi büyüdükçe mal varlığı arttıkça erkek işçileri çıkardı hep kadın almaya başladı.. sekreterleri kadın çaycısı kadın hizmetliler işçiler kadın her tarafı kadınla doldu..” Çok şeyler anlatacak ama dili varmıyor dudağını ısırıyor.. Bugün Avrupa’nın nüfusu kırılıyor, ahlak çökmüş, aile yuvası dağılmış, sapıkça eğilimler ayyukaya çıkmış sapıklık sayılmasın teziyle kurtarılmaya çalışılıyor. Avrupa geri dönüşü olmayan bir yola, ölümcül bir girdaba kapılmış, helaka doğru gidiyorlar. Sebebi; Kadının erkeğin sosyal hayatına sokulmuş olması. Erkekler için kadına…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Sol medya organları Cübbeli Ahmet hocaya linç kampanyası düzenlediği 2013 yıllarında Sn Cumhurbaşkanı: “Neden bizim İlahiyatçlarımız konuşmuyorlar susuyorlar da meydan o gibi marjinal(?) hocalara kalıyor! Halk onların ardından gidiyor!?” demişti, ve darbe kalkışması olayı patlak verdiğinde sözünü yineledi. Bunu söyledikten kısa süre sonra Caner Taslaman, Mehmet Okuyan, Mustafa Karataş, Mustafa İslamoğlu, Abdulaziz Bayındır, Recep Eliaçık ve benzeri ilahiyatçılar meydana çıktılar ve “bizim ilahiyatçılarımız (!)” olarak konuşmaya başladılar. Bunlar da kendilerini dinletmek, halkı etkilemek adına duyulmadık bilinmedik yeni şeyler, fikirler, söylemler ürettiler, Sünneti tartıştılar, Mezhepleri tartıştılar, İcma’yı tartıştılar, mucizeyi, kerameti, şefaati tartıştılar, Tasavvufu; Mevlanayı, Yunus’u ibn-i Arabiyi taşladılar.. “Halk islamı hep yanlış öğrenmişti! Uydurulmuş bir dinin peşinden gidiyorlardı! Bunlar en doğrusunu biliyor öğretiyorlardı! İndirilmiş dini bulmuşlar, kaynağa öze inmişlerdi !” Evet “indirilmiş din” slogan buydu. Parlak bir söylemdi.. Bu tutardı! halkı toplardı..! Ve her konuda başladılar konuşmaya.. Halkı aydınlattılar..! Uyduruk dinden arındırma ayinleri düzenlediler..! Adem as’a baba buldular, Isa as’ın babasını keşfettiler! Meryem valideye koca tespit ettiler! Halkın bildiği öyle görünmez “cinlerin” olmadığı buluşunu buldular ! Mucizelerin basit doğa olayı olduğunu deklare ettiler..! Uydurulmuş(!) dinin tüm kodlarını -guya- tahrip ettiler !! Ve üzerinden beş sene geçti.. Ne necip Türkiye cumhuru, ne de Sayın cumhurbaşkanı neticeden pek memnun olmadı…..
Allah’ın 99 Adıyla Emekli Diyanet işleri başkanı sn Mehmet Görmez şöyle bir söz söylemişti “Tefsir Hadis Fıkıh vb ne kadar dini ilimler ise Fizik Kimya Biyoloji vb de o kadar dini ilimlerdir” Ilim çevreleri bu nitelemeyi kabul etmez ancak ben burada bunun doğru olduğunu var sayarak yazacağım. Başkanın ifadesine göre Türkiyede ve hatta dünyada okullarda okuyan bütün öğrenciler dini ilimler tahsil etmekteler çünkü matematik fizik kimya biyoloji coğrafya.. herkesin okuduğu ilimler. Ancak yapılan son ankete göre Türkiyede Allah’a inananların sayısı % 86 görünüyor. Meleklerin varlığına inananlar %75, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı hayatına örnek kabul edenler %63 kader hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inananlar %55. Yüzde 99’u müslüman denilen ülkede bu rakamlar müspet dindarlığın gerildiğini, mütedeyyin, dinine bağlı insanların azaldığını gösterir. Dini İlimler? Çelişki burada: Bütün öğrenciler sabahtan akşama kadar dini eğitim alacak ancak günden günde dinine bağlılık azalacak ! Buna karşın hiç okula gitmemiş insanların daha dindar ve tutucu oldukları görülecek! Bu durumda diyanet işleri eski başkanına sormak gerekir “hocam iyi düşün ya bu ilimler (fizik kimya matematik) dini ilimler değil ya da bu işte bir terslik var !? Öyle ya.. Dini ilimler içinde yüzen kişilerin dindar olması gerekir. Aslında pozitif ilimler denilen fizik kimya biyoloji ve benzeri ilimlerin dini ilim…
Allahın Adıyla… Her Ramazan ayı tekrar eden tartışma: Süleymaniye Vakfı içinde yuvalanan basit ve küçük bir fırka belki adını duyurmak için koskoca Diyanete karşı çıkıyor, ve Diyanetin işin uzmanı bilim adamları ve gelişmiş teknolojiyle yaptığı İMSAK hesabının hatalı olduğunu iddia ediyor. Bunlar Kuran’ın oruç ile ilgili “Beyaz hayt ufukta siyah hayttan sizce belirgin oluncaya kadar sahurda yiyin” Ayetinde belirtilen ‘belirgin olma’ nın insan gözüyle görebilecek bir belirginliktir, dolayısıyla Diyanetin hesaba dayalı takviminde yazılan imsak saatinde o beyazlık gözle görülmediği için henüz imsak olmamıştır, gerçek imsak şu kadar saat daha geç başlamaktadır, dolayısıyla Diyanet millete fazladan oruç tutturmaktadır” diyorlar. SORU: Bizler bu konuda ne yapmalıyız kime itibar etmeliyiz ? CEVAP: Tabi ki Diyaneti dinlemeliyiz. Diyanetin hesabı, takvimi Türkiye müslümanlarını dinen bağlayıcı tek unsurdur. Çünkü RAMAZAN, KURBAN, BAYRAM, HACC, CUMA NAMAZI, CİHAD gibi bütün toplumu ilgilendiren dini ve milli konularda o toplumun Müslüman idarecisi yetkilidir. Yetkilinin kararı hatalı bile olsa mutlaka uyulmalıdır. Türkiyede idare Hükümet tarzındadır ve Hükümet bu yetkisini DİYANET’E devretmiş olduğu için Müslümanların itaat etmek zorunda olduğu tek merci Diyanet olmuştur. Allah Kuranda Müminlerin yolundan ayrılanı şiddetle kınar ve Cehennem ile tehdit eder. Misa:115 Peygamber efendimiz de cemaatten ayrılmayı katiyetle yasaklar, birlik içinde hareket edip başımızda olan mümin idareciye*…
SORU: Müslümanların cemaat ve tarikatlara ayrılması doğru mudur ? Bu durum Ümmet birliğine zarar teşkil etmez mi ? Bunca Tarikat ve cemaatlerle İslam birliği nasıl tesis edilebilir ? Özet Cevap: Tarikatlar ümmetin birliğine aykırı değildir, tarih boyunca hiç olmamıştır. Tarikatları cami veya okul gibi düşünelim. Bir şehirde onlarca cami, bir o kadar imam var. Her imam ve vaizin kendine tabi farklı cemaatleri var.. Ancak bunlar, ayrışma ve savaşma sebebi değil, kaynaşma ve tanışma sebebidir. Eğer aralarında bazı rekabet oluyorsa bu da iyidir. Çünkü camilerin rekabeti hayır yolunda olacaktır. “Bu cami şöyle bir hizmet başlatmış.. biz de başlatmalıyız..” gibi. Bunun ne zararı olur ki ! Kurandan 1. Delil : “İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara tabi olanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır…” Tövbe suresi 100. ayette Allah, Peygamberimizin cemaatini Muhacir, Ensar ve Onlara Tabi olanlar şeklinde üç farklı cemaat olarak takdim etmiş ve “Madem ki hepiniz müslüman oldunuz, aranızdaki Muhacir Ensar ve Tabiiler ayrılığını kaldırıyorum, tek ümmet olmanız için bundan böyle bu sıfatları kullanmayacaksınız!” dememiş, bilakis onları Kuranda bu sıfatlarıyla üç ayrı sahabe cemaati halinde yâd etmiştir. Kurandan 2. Delil : Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden…
“Islam garip başladı ve yeniden yeniden garipliğe dönecek” Hz Muhammed Rasulullah sas “Sünnete sarılanlar her zamanda gariptir” Şirat ul-İslam Kitabı Şalvar cübbe sarık sakal ve çarşaf Mahmud Efendi Hz’nin irşada resmen başladığı 1960 lar Türkiyesinde her alanda; Camide, sokakta, çarşıda, okulda ve dairede garip idi. ▪1980’lerde cami gurbeti sona erdi biiznillah. Raşha 1: Efendi hazretleri Zehra Annemizi de yanına alıp chp nin o zaman kalesi durumunda olan Çarşamba sokaklarında kindar bakışlar arasında Emru bil Maruf için ısrarla gezinip gözleri alıştırır Raşha 2: Ve onun izinde yürüyen ilk ihvanlar kem gözlere, homurtulara rağmen orada burada ve namazlarda sarık sarmışlar, sünnetten taviz vermeyip sabır ve tahammül etmişlerdir. ▪1990 yıllarının sonunda şalvar cübbe sarık ve çarşafın sokak gurbeti nispeten sona erdi. Sokakta rahat gezinebilir oldular. Yine çilesini çekmiş olarak buna nail oldular. ▪2010 lu yılların sonunda sünnet ehlinin çarşı gurbeti sona erdi; iş bulabilir iş tutabilir oldular.. İşsiz kalıp sabretmeleri, para için, rahat için sünneti terk etmemeleri hürmetine.. Sahabeler gibi Raşha 3: Bir hoca kardeşim (A.Yılmaz) şöyle anlattı: Babam Haliç Tersanesinde işçi idi. ~1980 li yıllar. Bir gün talimat geldi ya sakalları keser cübbe sarıkları çıkarırsınız ya da işten çıkarsınız. Babam bir kaç ihvanla Efendi hazretlerine geldi ne yapalım diye sordular. Mahmud efendi…
Allah’ın Adıyla.. “Bebek kırk’ı uçurmak” veya “bebek kırkı çıkarmak”la ilgili olarak halk arasında yaygın davranış ve inanışlar şöyledir: “40 gün boyunca dışarı çıkarılmadan evde tutulan bebeğin ilk kırk gününü tamamlaması sonucu 40 banyosu yaptırılır ve suyun içine okunmuş 40 fasulye vs konur, suyu dökerken “su aşağı bebek yukarı” gibi sözler söylenir..” “Sonra Aile büyüklerine ve akraba dostlara ziyarete gidilir. Uzak yere gidilirse çocuğun ömrü uzun olur! Gidilen yerlerde yumurta un pirinç fasulye buğday mercimek gibi hediyeler verilir. Eve gelecek misafirler için 40 sepeti hazırlanır” “Bunların her birisinin özel bir anlamı vardır ! yaşantısına tesir edeceğine, bereket getireceğine inanılır !” Soru: Bu vb. türden adet ve inanışların Allah’ın Dininde yeri var mı ? Cevap: Yukarıda sayılan işler ve yüklenen anlamların hiç biri İslam’da karşılığı yoktur. Ne Kuran’da ne de Hz Peygamberin Sözlerinde bu tür uygulamalardan söz edilmiş değil. Bütünüyle yöresel kültürle alakalı bölgesel ritüellerdir. Doğrusu çocuğun 40. günü ile 39. günü arasında dinen bir fark yoktur. Yeni bebeği olan ailenin İslam’a göre ne yapması gerektiğini yazının son kısmında (aşağıda) yazdık. 40. Günün İslam Dini ile tek alakası; doğum yapmış annenin lohusalık (nifas) müddetinin bitmiş olmasıdır. Çünkü nifas’ın en uzun müddeti Allah’ın Dininde 40 gündür. Lohusalık müddetini tamamlayan kadın cima, namaz oruç,…
Allahın yüce adıyla.. Her sene yapılması planlanan toplantının gayesi Diyanet bünyesinde görevli olan İmam Müezzin ve Vaizlerin (Din Gönüllülerinin) bir araya gelip kendi meselelerini görüşmek fikir alışverişinde bulunmak dertleşmek.. İlki yapılan bugünkü toplantı yeni İstanbul Müftüsü Hasan Kamil Yılmazın konuşması ile başladı. Hasan Kamil Yılmaz din gönüllüsünün sahip olması gerektiği vasıfları sayarken Peygamberlerin vasıflarını zikretti. Şöyle dedi Din tebliği nebevi bir iştir Vasıfları Ismet; günahsızlik ufkunda dolaşmak Sıdk; doğru sözlü olmak. Emanet; güven verici olmak. Fetanet; zeki ve akıllı olmak. Tebliğ; insanlara ulaşmak. Sonra Diyanet İşleri Başkanı sn Mehmet Görmez konuşmaya başladı. İki saatlik konuşma içinde öne çıkan hususlar şöyle idi: Müftülükler ile din görevliler arasında kuvvetli irtibat ve dayanışma olmalı. Görevli, müftülükten ayrılırken yücelmis hissetmeli. Değer verilmeli Kendi aramızda ders halkaları kurun. Yoksa paslanırız Din görevlisi topluma bütün toplumu ilgilendiren değerleri taşımalı, kendi meşrebini kendine saklamalı. Miradan uzak durmalı. Dinde mira.. dinde tartışma. din birleştirici unsur olmaktan uzaklaştırıldı tefrika ve ayrılık unsuruna dönüştü dinde ki miradan sebep. Çıkıyorlar dinde mira tartışmaları yapıyorlar sonra Diyanet neden cevap vermiyor diyorlar.. Diyaneti de tartışmaya çekmek istiyorlar. Rotasyon soruldu, sayın başka dedi buna burada karar verelim.. Bir görevli bir yerde yıllardır bulunuyor kendini geliştirmemiş, sermayesini tüketmiş ise bunun başka bir yere taze bir…
Allahın El-Vahid ismi şerifi ile.. Cuma toplanmak bir araya gelmek demektir. Hafta boyu mahalle camisinde, kendi evinde, işyerinde dağınık şekilde namazlarını kılan müslümanlar Cuma günü toplanır, bir araya gelirler. Cumanın hikmeti de budur: bir araya gelme, Dağınıklığı giderme. Bu sebeple bir şehirde yalnız bir yerde kılınır” demiş İslam Müctehitleri. Cuma namazı akabinde 4 rekat kılınan son öğle namazı ‘zuhru ahir‘ Vehbi Zuhayl’in kaleme aldığı Islam Fıkhı kitabında ‘Hanefi mezhebince vacip’ olduğu kayıtlıdır. Sebebi, bu zamanda cuma namazı şartlarına riayet edilmediği.. Bu şartlardan biri: “bir şehirde yalnızca bir yerde kılınması gerektiği” Zuhr-i ahir’i inkar eden, ihmal eden kesim yıllarca şöyle dediler : “şehirler artık çok kalabalık koca İstanbulu bir yerde nasıl toplayacaksın! Bu yüzden bu zamanda bu şart düşer ve her camide cuma kılmak geçerli olur! Öyle ise artık zuhru ahir kılmak gerekmez!” Bu izah bazılarımıza mantıklı geldi ve hemen zuhr-u ahir kılmayı terkettik. Hatta Kayseri İzmir gibi bazı illerde Müftülük eliyle zuhr-u ahir namazı cebren iptal edildi.. Bu iptalciler ve ihmalciler büyük yanılgı içinde idiler. 7 ağustos 2016 Yenikapı mitingi bunu açıkça gösterdi. “Zuhru Ahir kılmak vacip” diyenlerin isabetli olan taraf olduğunu da böylece isbat etti. Yenikapı Mitingi Haberler bu yönde “Dün 5 milyon insan Cumhurbaşkanı çağrısıyla Yenikapı miting alanında…
Soru: Diyanete bağlı imamların arkasında namaz kılmayan bir tayfa var, bunlar doğru yolda mıdır? İmamlara atılan suç “tağuta hizmet ediyorlar” isnadı doğru mudur ? Cevap: Tağut şeytan demektir. Bu yakıştırma imamlara iftiradır. “Camiler Allah’a aittir” (Cinn:18) Hangi düzen ve hükümet başta olursa olsun müminler Allah’ın mescitlerine sahip çıkmaldır. Bu itibarla imamın hangi kurum tarafından atandığı önemli değildir. Önemli olan imamın itikad ve amelidir. Arkasında namaz kılınacak imamda aradığımız asgari şart imamın Ehli Sünnet itikadında olması ve namazı doğru kıldırmasıdır. Sonra takva yaşantı sahibi imamlar tercih meselesidir. Ehli Sünnet bir imamın diyanet teşkilatı tarafından görevlendirilmiş olması ve devletten maaş alıyor olması onu tağut’a hizmetçi yapmaz. İzahat: 73 çeşit İslami fırkalar içinde kurtulacak tek fırka Ehli Sünnet vel Cemaat mezhebidir. Bu kurtulucu fırkanın akaid maddeleri İslam alimleri tarafından tespit edilmiştir. Bu akaid maddelerinden biri de “kıble ehlini tekfir etmemek” yani Kabe’ye yüzünü dönüp namaz kılan hiç kimseye “kafir” dememek ve “her imamın arkasında namaz kılmayı hak bilmektir.” Bu mevzuda, 1) İmam-ı Azam Ebu Hanife demiştir: “müslümanların önüne geçmiş/geçirilmiş her imamın ister Birr (takva) ister facir (günahkar) olsun arkasında namaz kılmak caizdir, sen ecrini alırsın” demiştir. [el fıkh ul ekber] 2) İmam Ahmed bin Hambel şöyle demiştir: “Ben birr ve facir her imamın…