İMAM

22 Aralık 2019

Allahın Yüce Adıyla..

“İmam” lider demekti.. Bu kelimeyi ilk defa Kuranla duyduk. Allah, halili İbrahime “Seni insanlığa imam yapacağım” dediğinde. Bir de müslümanların duası vardı “Allahım bizleri mütteki kullara imam eyle” Ve Allah “Ahiret günü her insanı imamıyla çağıracağız” Dünyada hangi imamın, liderin izinden gitti isen ahirette onunla birlikte olacaksın” mealindeki ayetlerle duymuş ve imamlara imrenmiştik

Bu kadarı bile imam olmanın değerini anlamak için yeterdi aslında. Hayır, Türkiye’de camide görülen bilinen imam bundan farklı değil. Bizzat odur; Kuranda sözü edilen imam’dır. Belki amelde eksiğimiz olabilir, imamlarımız makamın yerini tam dolduramıyor olabilir, zira makam çok ulvi..

Ancak bu şan, bu fazilet o görevin mazmununda münderictir. O ki Allah seni öne geçirdi, evine hizmetçi kıldı.. Bu bir seçkidir İslam’da en büyük rütbe imamlıktır, cuma namazına liderlik yapmaktır.

Sahabe geldi “Ya Rasulallah bana bir amel öğret onu yaparsam cennete gideyim” deyince , Efendimiz ona “imam ol” Ama olamam ki..! Eğer olamazsan imama en yakın ol, namazını imamın gölgesinde kıl” demişti. Başka yerde “Allah namaza liderlik yapan İmamın başını sıvazlar” “Allah namazda imamın kalbine nazar eder, onda hayır arar, görürse daha cemaate bakmaz, bütün cemaati ona bağışlar namazlarını toptan kabul eder” buyurmuştu.

İmamlık mı üstün müezzinlik mi ?

Koca koca müçtehitler bu soruyu tartıştılar.. Müezzinlik efdal diyenlere karşı İmam Azam öğle bir delil getirdi ki.. diyecek söz bırakmadı. “Elbette imamlık üstün çünkü Rasulullah Efendimiz müezzin değil, imam idi imam”

Hem Türkiye’de imam olan, müezzin de olur, hatip de olur, müftü de olur. Çok defa ezanları o okur, kürsüye de o çıkar, fetvaları da o verir.

İmam, İslam tarihi boyunca Ümmet-i Muhammedin sas takvada ilim ve irfanda en zirve şahsiyetlerinin ünvanı oldu. Ebu Hanife ra. gibi cihan çapında büyük alimlere “imam” denildi. İmam denince akla onlar geldi; İmam-ı Azam, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Ahmedler geldi. İmam-ı Gazaliler, imam-ı Rabbaniler, İmam-ı Nevevilerdir ‘İmam’. Ümmetin bu çağlar üstü kitle liderleri İmamlığın hakkını tas tamam ifa ettiler, imam olmak vasfını göklere yükselttiler. Bu zatlarla imam olmaya heveslendik, imamlığa hep imrendik.

Sonra bir çok İslami müessese gibi imamlık ta erozyona uğratıldı. İmam mahallenin lideriydi, liderlik konumu elinden alındı. imam mahallenin hocası muallimiydi, muallimlik müderrislik elinden alındı, sadece yazdan yaza fahriane.. imam halkın en bilgilisi, ilim irfanda en donanımlısıydı, Bu ilimden de yosun bırakıldı. Namazda okuduğu Kuranı anlayan imamlar azın azı artık. imam yetiştiren kurumlarda seviye o kadar düştü ki beş on kitap okuyan vatandaş o çıtayı yakalayabiliyordu. 

imam en saygın en şerefli insandı.. Geçimine yetmeyecek düşük maaşlarla -vaktiyle- saygınlığı zedelendi. Hor hakir tutuldu. Namaz arasında çalışmaya mecbur bırakıldı.. Bu yüzden cemaat imamlara lütufta bulundu “bari kira parasından kurtulsunlar” diyerek lojman bahşettiler. Bütün bunlara ilave imamın yakasından düşmeyen, her an açığını arayan dinsiz medyanın kara propagandası, yeşilçam komitesinin papazı öven, imamı yeren alçak yayın politikası imamın heybet ve vakarını zedeledi.

Belki bu yüzden bazı imamlarımız imamlıktan ayrıldılar, kurum değiştirdiler. Bazımız ise Diyanet teşkilatı içinde kariyer yapmak istedi, imam müezzinken camiden ayrıldı, kimi vaiz, kurs hocası, kimi araştırma görevlisi oldu ve sair.. Bunlar terfi ettik sandılar, aslında terfi değil tenzil-i rütbe ettiler ancak farkında değiller. 

İmamlığa onca sıkıntıya rağmen sabretmeliydik. İmamlıktan ayrılan kişi hangi mahfile çıkarsa çıksın, o ki mihraptan ayrıldı.. Allahtan o miktar uzaklaşmıştır. Kişinin Allaha en yakın olduğu yeri mihraptır zira. Cemaate dağıtılan sevaba baksanıza ! Mihraba yaklaştıkça sevaplar artıyor uzaklaştıkça Allahın sevabı azalıyor. “Cennete en arkadan girecek kişiler camiye en arkadan gelip namazı en arka saflarda kılanlardır” Ya dünyalık ikbal, makam rütbe için camiyi cemaati bırakanlar !?

İmam beş vakit namazını en ön safta mihrapta kılandır. imam beş vakit namazını en dikkatli kılandır. Hata yapma lüksü yoktur, arkasında daima amansız müfettişler vardır.. imam namazını sarıkla cübbeyle kılandır. Beyaz sarığı ak cübbesi leke kaldırmaz. imam çamaşırına kıyafetine abdestine daima dikkat eder özen gösterir. imam namazda okuyacağı Kuranı daima dert eder Kuranla devamlı iştiğal eder. imam her hafta her gün vaaz eder, vaizin işini de yapar, kitapla hem hal olur, ilimde terakki eder. İmam caminin gölgesinden uzaklaşamaz, aklı camide kalır. Bir namazı kıldırsa diğerini düşünür, bütün işlerini namaza göre planlar, namazla yatar, namazla kalkar.

_devam edecek inşallah.._

İsa Er

Bir yorum

  • İsa Erdoğan 3 Mayıs 2026, 14:54

    Fecri Acar demiş ki:

    “BİZ SADECE NAMAZ KILDIRMIYORUZ”

    Bir imamın kaleminden, “ne yapıyorlar ki” diyenlere cevap

    “İmamlar ne yapıyor ki, alt tarafı namaz kıldırıp 60 bin alıyorlar…”
    Bu cümleyi son zamanlarda sık duyuyoruz. Sosyal medyada dönen bu eleştiriye bir imamın verdiği üç parçalı cevap, aslında sadece bir maaş savunması değil; görünmeyen bir hayatın manifestosu.

    1. O Mihraba Tesadüfen Oturmadım
    Sanıldığı gibi imamlık, “hadi bugün namaz kıldırayım” diyerek başlanan bir iş değil. 4 yıl İlahiyat Fakültesi, ardından KPSS, DHBT, 1 yıl Diyanet Akademisi eğitimi, yazılı-sözlü sınavlar, mülakatlar… Onlarca yılın emeği var.

    Camide dinlediğiniz 30 dakikalık sohbetin arkasında 3-4 günlük uykusuz araştırma yatıyor. Çünkü bir gencin kafasındaki şüpheyi gidermek, bir yaşlının kalbine umut olmak, “ağzımdan çıkacak yanlış bir kelimenin hesabı mahşerde benden sorulacak” bilinciyle yapılıyor. Mesaimiz ezanla bitmiyor, asıl o zaman başlıyor.

    2. Cami Mahallenin Kalbidir
    İmamlık sadece mihrap ile minber arasına sıkışmış bir görev değil. Şadırvan tıkanınca eline pompayı alan biziz. Cemaatin pislettiği tuvaleti “Allah’ın evi temiz kalsın” diye yüzümüzü ekşitmeden yıkayan da biziz.

    Kimsesi olmayan ihtiyar amcayı sırtımızda hastaneye taşıyan, pazar filesini kapısına bırakan, ocağını yakan biziz. “3-5 çocuk” deyip geçtiğiniz yavruların oyun arkadaşı, ağabeyi, hocası da biziz.

    Hayatın her anına ortağız: Bebek doğar, kulağına ilk kutlu sesle biz değer katarız. Gençler yuva kurar, helal imzayı biz attırırız. Asker ocağına dua ederken biz varız. Ve o kaçınılmaz gün geldiğinde, herkesin bakmaya korktuğu cansız bedeni muhabbetle yıkayan, son yolculuğuna dualarla hazırlayan da biziz.

    3. Maaş Namaza Değil, Zamana Ödeniyor
    En kritik nokta burası: “Biz namaz kıldırdığımız için maaş almıyoruz. Namazın bedeli dünyalıkla ölçülmez, namaz Allah için kılınır. Bizim aldığımız maaş; devletin bizim zamanımızı satın almasının karşılığıdır.”

    Dışarıdan “günde 5 vakit 30 dakika” gibi görünüyor. Gelin içeriden bakın: Yazın yatsı 23:00’te. Eve geliş 23:30. Başını yastığa yeni koymuşken, sabahın 04:00’ünde o yataktan kalkıp caminin yolunu tutan yine biziz. Misafirliğe gidemezsin, gitsen yarıda kesip dönersin. Uykumuzdan, sosyal hayatımızdan, ailemizle içeceğimiz akşam çayından feragat ediyoruz.

    Şikayetçi miyiz? Asla.
    Biz de öğretmen olabilirdik, başka bir memur olabilirdik. Bu yolu biz seçtik. Ne kadar kendimizi memur olarak görmesek de sistem bize memur diyor. Mesele para değil, mesele anlaşılmak.

    “Ne yapıyorlar ki” diyenler bilsin: Biz sizin sadece ibadetinize değil, hayatınızın her anına ortağız. Cami sadece secde edilen yer değildir; cami mahallenin kalbidir. O kalp atsın diye, görünmeyen yerlerde ter döken, uykusundan, gencinden, ailesinden feragat eden insanlar var.

    Belki de asıl soru şu: Bu fedakarlığın bir bedeli olmalı mı, yoksa bu gönül işi midir? Cevabı vicdanlara bırakıyorum.

Bir Yorum Yazın