Yüce Allahın Adıyla..
İlahiyatçı akademisyen Doç. Dr. Hilmi Karaaç bir makale (tez) yazmış 24 sayfa. Adı “EHL-I SUNNETE GORE TEKFIR PROBLEMATIGI”
Yazıyı okuduğunuzda Ehli Sünnet Camiasını diğer Müslümanları olur olmadık “tekfir” eden, onları haksız yere dışlayan, ilim ve insafan uzak, taassup ve inatla hareket eden bir fırka gibi görürsünüz ! Ehli Sünnet hakkında çizilen manzara budur ! İşin dikkati calip tarafı bir takım ilahiyatçılar bu günlerde anlaşmışçasına ve EHLİ SÜNNET’İ tekfirci gibi gösterme çabası içine girmişler ve adeta Ehli Sünneti kendi silahıyla vurma yoluna gitmeleridir. Amaç ne ?
Çalışmadaki betimleme ve tasvirler apaçık Ehli Sünnete yapılmış bir haksızlık ve iftiraydı ve elbette bir cevap verilmesi gerekiyordu
E-Mail yoluyla kendisine gönderdiğimiz ret cevabımız aşağıdaki gibidir:
1) Hilmi Bey makalenizi okudum. Öncelikle aklıma gelen soru şu oldu: Siz hangi mezheptensiniz ? Siz Ehli Sünnet değil misiniz ?
2) Çalışmanız eksik, tamamlanmamış. “Tekfir alanlarını” sayarken “Sahabe, Hilafet, İmamet” konularını es geçmiş ve Şiaya hiç değinmemişiniz ! Bunun özel bir sebebi var mı ? Veya şöyle soralım: Tekfir’in Şiadaki durumunu konu alan bir çalışmanız var mı ? Yoksa hedef sadece Ehl-i Sünnet mi ?
3) Bugün tekfiri en yoğun kullanan iki akımdan biri; Kendini Ehli Sünnet sayan Vahhabiye (selefiyye) fırkasıdır. Bunların tekfir sebepleri “oy vermek, laik ülkede memur olmak, imam olmak, öğretmen olmak, MV olmak..” gibi güncel şeyler.
Ilginçtir ki tekfir-islam tartışmaları bugünün dünyasında bu minvalde cereyan ederken bunlardan hiç bahsetmeyip tarihte kalmış tedavülden kalkmış tartışmalarla Ehli Sünneti tenkit etmişiniz. Bu ise akıllarda şüphe bıraktı : Tekfircilerin şahı denebilecek Vahhabiye fırkasını neden gizlediniz ? Onlardan mısınız ? Yoksa arkalarında devlet ve silahlı çete gücü olduğu için mi sessiz kaldınız ?
Tekfircilerin âlası ikinci fırka ise Şia. On iki imama iman etmediğimiz için “Ehli Sünnet camiayı toptan kafir!” addeden Şiadan da hiç bahsetmemişiniz, neden ? Tamam, makalenin konusu “Ehli Sünnette tekfir” ancak konu dışına çıktığınız yerlerde bir cümle olarak değinseydiniz iddia ettiğiniz “objektif olma tavrınızda” samimi olduğunuz anlaşılırdı.
4) Bazı dindar akademisyenlerin objektivite adına ‘mezhep üstü’ kalma tavırları son derece itici ve haksız bir tutumdur. Mezhep üstü olamazsınız. Hakem bir melek veya haşa ilah edasıyla hareket edemezsiniz. Bu da başka bir mezheptir ki adını bulmak zor değil.
5) Ehli Sünnet tekfir konusunda en hassas ve en dikkatli olandır. Biz muhatabımızda itikadi bir sapma tespit ettiğimizde “bu küfürdür” deriz ve ancak o kişi kıble ehli, namaz kılan bir kişi ise “kafir” demeyiz. Bu iki ifadenin anlamı bizde farklıdır. Bu inceliği fark etmekten uzak olmanız konuya iyi çalışmadığınızı gösterir.
6) Ehli Sünnet alimlerini tekfire sevk eden duyguları sayarken “hasmı susturma, psikolojik baskı yapma, ona galip gelme çabası” gibi değerlendirmeleriniz zannî ve indidir. Niyet okumaktan ve belki su-i zandan ibarettir ki niyet okuma, ilmi çalışmaları indi mülahazalara dönüştürür. Bu tutum ve zannınız “Kişi kendinden bilir işi” kaidesini hatırlatmakta.
Zannınızın aksine: Ehli Sünnet alimleri hasmı tekfir ederken Mekasıdı Şeria’dan olan “Dini muhafazayı” amaçlar.
7) Esasında tekfir Kuran ve Hadisin zahirinde apaçık bir husustur. Kuran (katl, isyan, iftira gibi) nice amel sahiplerini doğrudan küfre nispet eder de Ehli Sünnet Uleması bu Ayet ve Hadisleri tevil ederek tekfirin alanını daraltırlar, yani tekfirden son derece kaçınırlar.
Ehli Sünnetin bu hassas tutumundan hiç bahsetmeyip varsa yoksa tenkit ve karalamaya çalışmanız, okuyucuda “müslüman halkları Ehli Sünnet alimlerden soğutmaya çalıştığınız” kanısını oluşturmuştur.
Sonuç: Beşinci ve yedinci maddede belirttiğimiz gibi Ehli Sünnet tekfirden en uzak durmaya çalışan en hassas ve en dikkatli İslam ümmetidir. Durum böyle iken makalenizde bu hususa temas etmeyip Ehli Sünneti “tekfirci” bir fırka gibi göstermeye çalışmanız makaleyi iyi niyetle kaleme aldığınız sanısına gölge düşürmektedir.
isa erdoğan
19 mayıs 2020
Yorum Yapılmamış