Allah’ın yüce Adıyla..
Sınava Gidiş
Haziran 2012. Molla alımı sınavına girdik doğu şivesiyle mele alımı, Hayırlısıyla.. Nuru Osmaniye Camii avlusundaki sınav mahalline bir vardım ki.. saat olmuş 10:30 ! Sekizde orada olmam gerekiyordu. Sıram çoktan geçmiş !
Mübaşire rica, mülazıma minnet girdim içeri.. Dediler “evrağını çıkar” yani sınava giriş belgesini. Bir eyvaah da o zaman çektim. Onu da evde unutmuşum..
Sabah, namazdan geldim eve, dedim “çok uykuluyum bu şekil imtihana girilmez, bir iki saat daha yatayım sekiz buçukta kalkarım” Bir uyandım ki saat dokuz buçuk! Eyvah geç kaldım. Çalar saate baktım susmuş..
Dünden beri kafamda kurmuşum, sınava giderken ceket yaka cübbemi giyecem..” vs. Hani anlarsınız kravatlı adamların gözüne biraz daha şirin görünmek için. Yok efendim ! arabaya bindim gidiyorum bi de baktım üzerimde ders cübbem var.. Tam molla işi ! Hasbunallah..
Ara ara Nuru Osmaniye’yi.. sonunda bulduk. Şimdi de arabayı park edecek yer yok. Otoparka çek dediler gittim buldum otoparkı, girişinde kocaman levha “LPG li araçlar giremez” Düşündüm çaktırmadan gizlesem lpg li olduğunu.. sonra “hayır kokusundan anlarlar rezil oluruz” vazgeçtim. Bir iki sokak sağa sola baktım.. Hemen orada İstanbul valiliği, yanı göz açtırmazlar çekerler hemen, perişan oluruz.. Biraz dolaşınca buldum bir yer park ediverdim oracığa. Dedim “Ya Rabbi Sana emanet” koştum sınav mahalline.

Ohoo! tüm molalar oracıkta.. Küme küme olmuşlar imtihan sırasını bekliyorlar..
Her kesimden mollalar, cübbelisi, uzun sakallısı, ceketlisi, kısa sakallısı.. kravatlı modern molla bile mevcut. Bu kadar molla bir arada olur da orada hiç münazara münakaşa olmaz mı !? Var hem de gırlan.. avlu çınlıyor!
Ateşli bir mollanın hakkı(?) haykırdığı heyecanlı avazıyla.. Hafiften kulak verdim, konu derin; ictihat. muhataplarına baktım biri tarz-ı molla-ı kadîm, diğeri tavrı mele-i cedid. Birinin cübbesi yere kadar uzun, diğerinin ki kırpılmış belinin altında kalmış cekete dönüşmüş.
Mübaşir midir kimdir tam bilmediğim bir görevli çıkıyor ana binadan ve sırası gelen mollanın adını ilan ediyor “Mehmet Kazımoğlu” Bir de var orada bir işgüzar.. hoparlör gibi çalışıyor mübarek.. mülazımın ağzından çıkan ismi bağıra bağıra tekrar ediyor. Sanki o molla o avluda bir deliğe girmiş te bu onu çıkarmadan susmayacak.. bağırıyor: ” MEHMET KAZIMOĞLUU..” Mülazım “tamam geldi geldi” dese de bunun kulağı duymuyor ki bağırmaktan..
Görevl,ye yanaştım:
_Benim durumum nedir ?
_Adın ne ?
_Adım isa erdoğan işte bu listedeki altıncı sırada.
_Erdoğan hoca sen nerde kaldın. o kadar seni ilan ettim aradım taradım burada sabahleyin.. Hangi komisyondasın?
_Birinci komisyon.
_Gir içeri sağda bir oda var idare odası, oradakilere rica et mazeretini beyan et kabul ederlerse komisyona çık. Olmaz derlerse hiç çıkma moralini bozarlar sınavı girmeden kaybedersin.
_Teşekkür ederim Allah razı olsun
Binanın dış kapısından içeri girdim. küçük bir giriş. ve ayakkabılık var. Millet ayağını çıkarmış da girmiş yerlerde sergi var. tarihi bir yapı, bildik Osmanlı mimarisi cami etrafında kubbeli medreselerden biri.
girişte bir masa var başında bir görevli, mollaların giriş kaydını yapıyor ve komisyonlara yönlendiriyor. Durumu ona da izah ettim. Dedi sıran geçmiş ama neyse dur burada birazdan alalım seni” Ben de geçtim o bekleyenlerin yanına, başladım beklemeye. Mübaşir beni merak etmiş tekrar girdi içeri Erdoğan hoca noldu bana bildirmedin? dedim tamamdır üstadım alacaklar içeri.
Komisyonlardan çıkan mollalar önümüzden geçip gidiyorlar.. Arada tanıdıklar da olmuyor değil.. Aa bir de kimi göreyim ? Molla İsmail hoca! Bursadan tanırım, ikizler kursunda birlikte hafızlık yaptığım kadim dostum eski arkadaşım. İsmail hoca beni fark etmeden ben onu fark ettim.. Herkese yaptığım gibi yüzüne dikkatlice baktım. Yüz ifadesinden geçirdiği imtihanı hakkında bilgi kotarmaya çalışıyorum. Pek umutlu görünmüyordu garip kardeşim molla İsmail. Belli ki iyi sıkıştırmışlar. Mollalar düştüler ya bu ilahiyatçıların eline.. Fırsat girdi ellerine.. canlarına okuyacaklar! Burada gizli bir savaş var: klasisizm ile modernizmin savaşı. Diplomanın icazetle savaşı. Kültürel gladyonun asal bilgiyle olan savaşı.. Bilgisel vesayetin ilimsel verasetle olan savaşıdır bu..! İpler şimdilik modernistin elinde.
“ismail hocam geçmiş olsun” dedim.. Garibim ağzının ucuyla teşekkür etti hiç durmadan geçip gitti.. Kim bilir ne umutlar bağlamıştı bu sınava.. Belki de hiç bağlamamıştı.. Benim gibi öylesine bir uğramıştı.. Belki de yüzündeki ifade derin tevekkül ve teslimiyetin en vakur ifadesiydi. O İsmail hoca değil miydi, ailesini evin bir odasına hapsedip geri kalanına talebelerini yerleştirip onları evinde okutan. Allah için, Din için, Şeriat-ı garra için İstanbulun daracık evlerinde hayatı kendine dar eden.. Telbisin avanesi feza kadar geniş kampüslerde, saraydan bozma binalarda yunan felsefesi etrafında yuvalanırken, Rahmanın dostları Nam-ı Celîl-i Muhammedi için o daracık hücre evlerde mevta sabrı içinde mahpus..!
Allahın uçsuz bucaksız fezasını, şu engin kürre-i arzını “Allah Allah” diyenlere dar edenler, beyin hücrelerini birbirine geçirecek kadar dar, ateşten kabirleri beklesinler..”
..Derken adımı çağırdılar hayallerimden uyandım. Aklımda tutmaya çalışıyorum komisyonun yanına girerken nelere dikkat etmem gerektiğini: “tebessüm edeceğim, önümü kapalı tutacağım, otur demeden oturmayacağım ve girişte selam vereceğim..” Gelmeden önce okumuştum bunları tecrübeli arkadaşların paylaşımlarından..
Ve girdim o komisyona. Yüzümde umursamaz bir tebessüm cübbemin iki yakası iki elimde bir birine yakınlaştırmışım çünkü düğme yok. Selamün aleyküm, Aleyküm selam. İçeride üç kişi oluyor demişlerdi baktım üçüncü kişi yok bunlar iki kişi. Karşı masamda komisyon başkanı gibi duran hafif sakallı biri var müftüye benziyor yüzü sert. Yan masada sakalsız yaşlıca bir zat var, öğretim görevlisi gibi..
Sakallı olan görevli adımı sordu “isa Erdoğan” Baktı önündeki listeye ve:
Sırada yoksun ? Dedi.
_Benim sıram geçmiş efendim altıncı sıradayım.
_Neredesin sen? Niye geç geldin ?
_Gelemedim hem saatini bilmiyordum.
_Herkes biliyor saatini bak burada yazıyor sekiz buçukta diye. Ben sekizden beri buradayım sen neden bilmiyorsun!? !?
_Ver sınav giriş belgeni.
_Evde unuttum efendim.
_Ohoo iyi bari kendini unutmamışın! Kimliğini ver.”
Bereket versin kimlik gömleğimin cebinde. Verdim, adımı yazdı ve otur dedi, oturdum.
İmtihan Başladı
Önümde bir masa var, masa üzerinde bir Mushaf ve Arapça bir fıkıh kitabı “Hidaye” Önce ne iş yaptığımı sordular, talebe okutuyorum dedim. Sordu: neler okutuyorsun ? Son grubum ibtida sayılırdı. Saydım kitapları izzi, Nur-ul Îzah.. nispeten düşük kitaplar.. Dedi aç Kuran’ı sayfa yüz yirmiyi. Açtım dedi: var mı orada “انما مثل الحيات الدنيا” ayeti ? var dedim. Oku dedi. Ve kendimce bir makamla başladım okumaya, Arabi qârilerin ağzıyla. O günlerde Saad El Ğamdi ve Muhammed Sıddîk Minşâvî dinliyordum. Dedi: Kuran fena değil iyi.” Sonra o sakallı olan daha ne soru sordu ne de ilgilendi hatta arada bir dışarı girip çıkıyordu. Kaldım o sakalsız yaşlı zatla baş başa. Bu zatı daha kibar ve ilgili buldum. “Okuduğun yere mana ver” dedi. Başladım kırık mana vermeye..
Yunus suresi:34. ayetini okumuş oldum. Kelime kelime mana veriyorum. “Semadan indirdiğimiz su nebata karıştı..” deyince yaşlı zat “dur, oraya bir daha mana ver” dedi. Baktım fail meful’e dikkat ediyor ince ayar mana istiyor..
Dedim: nebatat suya karıştı” (فاختلط به نباتُ الأرض) ha şimdi oldu” dedi.
Devamında O nebatattan insan ve hayvanlar (وَالْأَنْعَامُ) yer..” deyince sordu “nedir o enam ? Dedim umum hayvanlar..” Bu cevabı istediğini düşündüm çünkü orada yeryüzü bitkisinden yiyen hayvanlar bütün hayvanlar olsa gerektir..
“Hayır. Enam demek kurbanlık hayvanlar demektir. Enam suresinde açıklanan 8 çift..” dedi.
Orada bir eksi aldım heralde.
Sonra geldim (حَصِيدًا) kelimesine.
_o ne çeşit kelime.
_sıfatı müşebbehe.
_ne tür manada kullanılır?
_ism-i fail ism-i meful manalarında kullanılır.
_Burada hangisi?
_ İsm-i meful manasında
_O zaman ona göre mana ver!
Sonra geldim (وَازَّيَّنَتْ) kelimesine. Dedi bunun babı nedir? Baktım şöyle.. tam çözemedim acele ile tef’îl babı demiş oldum, tefe’ul olacaktı. Yanlış cevap verdim Bu da eksi oldu tabi.
Sonra geldik (كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ) kısmına. Dün hiç olmamış gibi” şeklinde mana verdim.
Dedi: tamam doğru mana verdin ancak (لَمْ تَغْن) tam olarak ne demek?
Düşündüm bulamadım.. Bir eksi puan daha.
Sonra başladı usul-ü hadisten sormaya.
_Sahih hadis nedir?
_Rasulullaha isnadı sahih olan hadistir 🙂
_ilmi tarif yap.
Muttasıl senetle šika raviler tarafından rivayet edilen hadistir.
šika ne demek
_zabt ve adalet sahibi ravi
_adalet nedir?
_yalan töhmetinden mürüvvete aykırı işlerden ve günah işlemekten uzak ravi.
Düzeltti: Büyük günahtan ve küçük günaha ısrar etmekten..” olacak.
Sonra önündeki kitabı aç dedi. Hidâye. Rast gele açtım. Sayfayı sordu kendi de açtı. Oku dedi. Okuyup kırık mana verecektim. Mânâ vermeden oku dedi. 5 satır kadar kesintisiz okudum. dur dedi Şimdi anlat ne yazıyor ?
Konu Ictihattı. Bahçede mollaların tartıştığı konu 🙂
Dedim: Muctehit kendi ictihadına tabi olmak zorundadır. Kendi ictihadını terk ederek başkanının ictihadına uyamaz.. vs
_tamam geçmiş olsun dedi ve çıktım.
Kurandan okuduğum yer: (إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعَامُ حَتَّىٰ إِذَا أَخَذَتِ الْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ ۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ) 10.06.2012
Molla İmam Alımı Gerisinde Yatan Etkenler
AK parti Hükümeti Kürt Açılımı programının devam ettiği günlerde bir karar aldı. Geleneksel yöntemlerle din eğitimi almış ve toplum içinde kanaat önderi vasfı taşıyan veya medresede talebe okutan bin kadar hocayı imtihanla seçerek Diyanet bünyesine alacak. Bu kararın gerisinde yatan sebepler farklı kesimlerce farklı değerlendirildi.
Dediler : Bu siyasi bir karardır. AKP bu jesti ile doğu halklarının kalbini yani oyunu almak yapıyor. Genelde kürt olan bu mollalar toplumda belli bir nüfuza sahip oldukları için onları kazanmak o toplumu da kazanmak olacağından bu kararı aldılar.
Dediler: Bu kararın gerisinde Diyanet İşleri başkanı Mehmet Görmezin medrese çıkışlı ve medreseye yakın bir kişi olması yatıyor. Mehmet Görmez yakınlarda ziyaret ettiği doğunun en saygın medresesinde baş müderris olan Seyda Molla Burhanla arasında şöyle bir diyalog geçti:
Molla Burhan Mehmet Görmeze sordu;
“Mehmet hoca şimdi bizim burada 10 sene boyunca ilim tahsil etmiş Kuran ilimlerini tahsil etmiş bir mollamız sizin imam hatip lisesi mezunu öğrencileriniz kadar bir değeri bir liyakatı yok mu, camiye mihraba geçemez mi ? Geçse hocalık yapamaz mı ?
Yapar elbette.
O zaman emaneti ehline vermeyerek, bu mollalara camide görev vermeyerek vebal altındasınız” dedi ve Diyanet başkanı konuyu Reisle görüşerek tensip aldı ve karar çıktı.
Dediler: Bu karar Mahmud efendi hazretlerinin bir kerametidir. Şöyle ki Hazret yıllar yılı tüm çevresine emrediyor vasiyet ediyordu çocuklarınızı Kur’an Medreselerine verin kendiniz de medreseye girin Kur’an ilimleri tahsil edin..” O daima bunu diyor, bunu istiyordu.. ve işte etrafında sayısız medreseler açıldı.. Ancak bazen insanlar şöyle itiraz ediyorlardı: tamam verelim çocuğumuzu medreseye de, senin bu medreselerinin verdiği icazet hükümette bir işe yaramıyor imam dahi olamıyorlar..” O bu itiraza şöyle cevap vermişti: Ne biliyorsunuz bir gün gelecek icazetli hocaları camilerde imam yapmayacaklarını..!? Karar çıkınca oğlu Ahmet hoca geldi “efendi babam kerametiniz zahir oldu siz 30 sene önce demiştiniz, hükümet icazetli medrese mezunlarını camilere imam alıyor” dedi
isa Erdoğan
Haziran 2012 İstanbul
2. KONU
Hükümet açısından Molla İmam alımı istenilen neticeyi verdi mi ?
Hükümetin hedefi tam olarak nedir bilmiyoruz, lakin Kürt vatandaşların şikayetlerini azaltmada önemli oranda yardımcı olduğu muhakkak. Zira Molla alımı kürt açılımı kapsamında gerçekleşti. Yani Kürt mollalar devletten kadroyu maaşı aldılar ve ama oy vermediler yine hdp ye oy verdiler” o yüzden devamı gelmedi hükümet projeyi rafa kaldırdı” şeklindeki değerlendirmeler doğru değil çünkü yasa zaten ilk çıkışında “bir defaya mahsus” olarak çıktı. “devamı gelecek” sözü bir halk efsanesiydi
i.er 2020
Molla imam alımı üzerine farklı kesimlerden değerlendirmeler, yaşanan olaylar..
.. yazılmadı
isa erdoğan
Bir yorum
Allah’ın yüce Adıyla..
Sınava Gidiş
Bugün Hazıran 2012. Molla alımı sınavına girdik doğu şivesiyle mele alımı, Hayırlısıyla.. Nuru Osmaniye Camii avlusundaki sınav mahalline bir vardım ki.. saat olmuş 10:30 ! Sekizde orada olmam gerekiyordu. Sıram çoktan geçmiş !
Mübaşire rica, mülazıma minnet girdim içeri.. Dediler “evrağını çıkar” yani sınava giriş belgesini. Bir eyvaah da o zaman çektim. Onu da evde unutmuşum.. Bilmiyorum kime kızacağımı.. şeytana mı kızsam! Neden daha tedbirli olmadım diye kendime mi !? Yoksa “takdir” deyip kimseye kızmasam mı.!
Sabah, namazdan geldim eve, dedim “çok uykuluyum bu şekil imtihana girilmez, bir iki saat daha yatayım sekiz buçukta kalkarım” Bir uyandım ki saat dokuz buçuk! Eyvah geç kaldım. Çalar saate baktım susmuş..
Dünden beri kafamda kurmuşum, sınava giderken ceket yaka cübbemi giyecem..” vs. Hani anlarsınız kravatlı adamların gözüne biraz daha şirin görünmek için. Yok efendim ! arabaya bindim gidiyorum bi de baktım üzerimde ders cübbem var.. Tam molla işi ! Hasbunallah..
Ara ara Nuru Osmaniye’yi.. sonunda bulduk. Şimdi de arabayı park edecek yer yok… Otoparka çek dediler gittim buldum otoparkı, girişinde kocaman levha “LPG li araçlar giremez” Düşündüm çaktırmadan gizlesem lpg li olduğunu.. sonra “hayır kokusundan anlarlar rezil oluruz” vazgeçtim. Bir iki sokak sağa sola baktım.. Hemen orada İstanbul valiliği yanı.. Göz açtırmazlar araçlara, çekerler hemen, perişan oluruz.. Biraz yağmur yağmış yerler ıslak ve renkler koyu idi. Bir yer buldum kuru ve renk açık, buradan araç çıkmış.. park ediverdim oracığa. Dedim “Ya Rabbi Sana emanet” koştum sınav mahalline.
Ohoo! tüm molalar oracıkta.. Küme küme olmuşlar imtihan sırasını bekliyorlar..
Her kesimden mollalar, cübbelisi uzun sakallısı, ceketlisi, kısa sakallısı.. kravatlı modern molla bile mevcut. Bu kadar molla bir arada olur da orada hiç münazara münakaşa olmaz mı !? Var hem de gırlan.. avlu çınlıyor!
Ateşli bir mollanın hakkı(?) haykırdığı heyecanlı avazıyla.. Hafiften kulak verdim, konu derin; ictihat. Hasımlara baktım biri tarz-ı molla-ı kadîm, diğeri tavrı mele-i cedid. Birinin cübbesi yere kadar uzun, diğerinin ki kırpılmış belinin altında kalmış cekete dönüşmüş. Ey hatib-i sû’ sus artık zira bak şuumuna ki muhatap bırakmadın karşında cümlesini kaçırdın..!
Mübaşir midir mülazım mıdır kimdir tam bilmediğim bir görevli çıkıyor ana binadan ve sırası gelen mollanın adını ilan ediyor “Mehmet Kazımoğlu” Bir de var orada bir işgüzar.. hoparlör gibi çalışıyor mübarek.. mülazımın ağzından çıkan ismi bağıra bağıra tekrar ediyor. Sanki o molla o avluda bir deliğe girmiş te bu onu çıkarmadan susmayacak.. bağırıyor: ” MEHMET KAZIMOĞLUU..” canım sıkıldı.. Şu sussa artık dedim.. Mülazım “tamam geldi geldi” dese de bunun kulağı duymuyor ki bağırmaktan..
Mülazıma yanaştım dedim:
_Benim durumum nedir ?
_Adın ne ?
_Adım Muhammed i. erdoğan işte bu listedeki altıncı sırada.
_Erdoğan hoca sen nerde kaldın. o kadar seni ilan ettim aradım taradım burada sabahleyin.. Hangi komisyondasın?
_Birinci komisyon.
_Gir içeri sağda bir oda var idare odası, oradakilere rica et mazeretini beyan et kabul ederlerse komisyona çık. Olmaz derlerse hiç çıkma moralini bozarlar sınavı girmeden kaybedersin.
_Teşekkür ederim Allah razı olsun
Binanın dış kapısından içeri girdim. küçük bir giriş. ve ayakkabılık var. Millet ayağını çıkarmış da girmiş yerlerde sergi var. tarihi bir yapı bildik Osmanlının cami etrafına yaptığı kubbeli medreselerden biri.
İç koridorun hemen girişinde bir masa var başında bir görevli mollaların giriş kaydını yapıyor ve komisyonlara yönlendiriyor. Durumu ona da izah ettim. Dedi sıran geçmiş ama neyse dur burada birazdan alalım seni” Ben de geçtim o altı kişinin yanına, başladım beklemeye. Mülazım beni merak etmiş tekrar girdi içeri Erdoğan hoca noldu bana bildirmedin? dedim tamamdır üstadım alacaklar içeri.
Komisyonlardan çıkan mollalar önümüzden geçip gidiyorlar.. Arada tanıdıklar da olmuyor değil.. Aa bir de kimi göreyim ? Molla İsmail hoca! Bursadan tanırım, ikizler kursunda birlikte hafızlık yaptığım kadim dostum eski arkadaşım. İsmail hoca beni fark etmeden ben onu fark ettim.. Herkese yaptığım gibi yüzüne dikkatlice baktım. Yüz ifadesinden geçirdiği imtihanı hakkında bilgi kotarmaya çalışıyorum. Pek umutlu görünmüyordu garip kardeşim molla İsmail. Belli ki iyi sıkıştırmışlar. Mollalar düştüler ya bu ilahiyatçıların eline.. Fırsat girdi ellerine.. canlarına okuyacaklar! Burada gizli bir savaş var: klasisizm ile modernizmin savaşı. Diplomanın icazetle savaşı. Kültürel gladyonun asal bilgiyle olan savaşı.. Bilgisel vesayetin ilimsel verasetle olan savaşıdır bu..! İpler şimdilik modernistin elinde.
“ismail hocam geçmiş olsun” dedim.. Garibim ağzının ucuyla teşekkür etti hiç durmadan geçip gitti.. Kim bilir ne umutlar bağlamıştı bu sınava.. Belki de hiç bağlamamıştı.. Benim gibi öylesine bir uğramıştı.. Belki de yüzündeki ifade derin tevekkül ve teslimiyetin en vakur ifadesiydi. O İsmail hoca değil miydi, ailesini evin bir odasına hapsedip geri kalanına talebelerini yerleştirip onları evinde okutan. Allah için, Din için, Şeriat-ı garra için İstanbulun daracık evlerinde hayatı kendine dar eden.. Telbisin avanesi feza kadar geniş kampüslerde, saraydan bozma binalarda yunan felsefesi etrafında yuvalanırken, Rahmanın dostları Nam-ı Celîl-i Muhammedi için o daracık hücre evlerde mevta sabrı içinde mahpus..!
Allahın uçsuz bucaksız fezasını, şu engin kürre-i arzını “Allah Allah” diyenlere dar edenler, beyin hücrelerini birbirine geçirecek kadar dar, ateşten kabirleri beklesinler..”
..Derken adımı çağırdılar hayallerimden uyandım. Aklımda tutmaya çalışıyorum komisyonun yanına girerken nelere dikkat etmem gerektiğini: “tebessüm edeceğim, önümü kapalı tutacağım, otur demeden oturmayacağım ve girişte selam vereceğim..” Gelmeden önce okumuştum bunları tecrübeli arkadaşların paylaşımlarından..
Ve girdim o komisyona. Yüzümde umursamaz bir tebessüm cübbemin iki yakası iki elimde bir birine yakınlaştırmışım çünkü düğme yok. Selamün aleyküm, Aleyküm selam. İçeride üç kişi oluyor demişlerdi baktım üçüncü kişi yok bunlar iki kişi. Karşı masamda komisyon başkanı gibi duran hafif sakallı biri var müftüye benziyor yüzü sert. Yan masada sakalsız yaşlıca bir zat var, öğretim görevlisi gibi..
Sakallı olan görevli adımı sordu “isa Erdoğan” Baktı önündeki listeye ve:
_Sırada yoksun ? Dedi.
_Benim sıram geçmiş efendim altıncı sıradayım.
_Neredesin sen? Niye geç geldin ?
_Gelemedim hem saatini bilmiyordum.
_Herkes biliyor saatini bak burada yazıyor sekiz buçukta diye. Ben sekizden beri buradayım sen neden bilmiyorsun!?_ !?
_Ver sınav giriş belgeni.
_Evde unuttum efendim.
_Ohoo iyi bari kendini unutmamışın! Kimliğini ver.”
Bereket versin kimlik gömleğimin cebinde. Verdim, adımı yazdı ve otur dedi, oturdum.
İmtihan Başladı
Önümde bir masa var, masa üzerinde bir Mushaf ve Arapça bir fıkıh kitabı “Hidaye” Önce ne iş yaptığımı sordular, talebe okutuyorum dedim. Sordu: neler okutuyorsun ? Son grubum ibtida sayılırdı. Saydım kitapları izzi, Nur-ul Îzah.. nispeten düşük kitaplar.. Dedi aç Kuran’ı sayfa yüz yirmiyi. Açtım dedi: var mı orada “انما مثل الحيات الدنيا” ayeti ? var dedim. Oku dedi. Ve kendimce bir makamla başladım okumaya, Arabi qârilerin ağzıyla. O günlerde Saad El Ğamdi ve Muhammed Sıddîk Minşâvî dinliyordum. Dedi: Kuran fena değil iyi.” Sonra o sakallı olan daha ne soru sordu ne de ilgilendi hatta arada bir dışarı girip çıkıyordu. Kaldım o sakalsız yaşlı zatla baş başa. Bu zatı daha kibar ve ilgili buldum. “Okuduğun yere mana ver” dedi. Başladım kırık mana vermeye..
Yunus suresi:34. ayetini okumuş oldum. Kelime kelime mana veriyorum. “Semadan indirdiğimiz su nebata karıştı..” deyince yaşlı zat “dur, oraya bir daha mana ver” dedi. Baktım fail meful’e dikkat ediyor ince ayar mana istiyor..
Dedim: nebatat suya karıştı” (فاختلط به نباتُ الأرض) ha şimdi oldu” dedi.
Devamında O nebatattan insan ve hayvanlar (وَالْأَنْعَامُ) yer..” deyince sordu “nedir o enam ? Dedim umum hayvanlar..” Bu cevabı istediğini düşündüm çünkü orada yeryüzü bitkisinden yiyen hayvanlar bütün hayvanlar olsa gerektir..
“Hayır. Enam demek kurbanlık hayvanlar demektir. Enam suresinde açıklanan 8 çift..” dedi.
Orada bir eksi aldım heralde.
Sonra geldim (حَصِيدًا) kelimesine.
_o ne çeşit kelime.
_sıfatı müşebbehe.
_ne tür manada kullanılır?
_ism-i fail ism-i meful manalarında kullanılır.
_Burada hangisi?
_ İsm-i meful manasında
_O zaman ona göre mana ver!
Sonra geldim (وَازَّيَّنَتْ) kelimesine. Dedi bunun babı nedir? Baktım şöyle.. tam çözemedim acele ile tef’îl babı demiş oldum, tefe’ul olacaktı. Yanlış cevap verdim Bu da eksi oldu tabi.
Sonra geldik (كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ) kısmına. Dün hiç olmamış gibi” şeklinde mana verdim.
Dedi: tamam doğru mana verdin ancak (لَمْ تَغْن) tam olarak ne demek?
Düşündüm bulamadım.. Bir eksi puan daha.
Sonra başladı usul-ü hadisten sormaya.
_Sahih hadis nedir?
_Rasulullaha isnadı sahih olan hadistir 🙂
_ilmi tarif yap.
Hatırladım:
_Muttasıl senetle šika raviler tarafından rivayet edilen hadistir.
_šika ne demek
_zabt ve adalet sahibi ravi
_adalet nedir?
_yalan töhmetinden mürüvvete aykırı işlerden ve günah işlemekten uzak ravi.
Düzeltti: Büyük günahtan ve küçük günaha ısrar etmekten..” olacak.
Sonra önündeki kitabı aç dedi. Hidâye. Rast gele açtım. Sayfayı sordu kendi de açtı. Oku dedi. Okuyup kırık mana verecektim. Mânâ vermeden oku dedi. 5 satır kadar kesintisiz okudum. dur dedi Şimdi anlat ne yazıyor ?
Konu Ictihattı. Bahçede mollaların tartıştığı konu 🙂
Dedim: Muctehit kendi ictihadına tabi olmak zorundadır. Kendi ictihadını terk ederek başkanının ictihadına uyamaz.. vs
_tamam geçmiş olsun dedi ve çıktım.
Kurandan okuduğum yer: (إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعَامُ حَتَّىٰ إِذَا أَخَذَتِ الْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ ۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ) 10.06.2012
Molla İmam Alımı Gerisinde Yatan Etkenler
AK parti Hükümeti Kürt Açılımı programı devam ettiği günlerde bir karar aldı. Geleneksel yöntemlerle din eğitimi almış ve toplum içinde kanaat önderi vasfı taşıyan veya medresede talebe okutan bin kadar hocayı imtihanla seçerek Diyanet bünyesine alacak. Bu kararın gerisinde yatan sebepler farklı kesimlerce farklı değerlendirildi.
Dediler : Bu siyasi bir karardır. AKP bu jesti ile doğu halklarının kalbini yani oyunu almak istiyor. Genelde kürt olan bu mollalar toplumda belli bir nüfuza sahip oldukları için onları kazanmak o toplumu da kazanmak olacağından bu kararı aldılar.
Dediler: Bu kararın gerisinde Diyanet İşleri başkanı Mehmet Görmezin medrese çıkışlı ve medreseye yakın bir kişi olması yatıyor. Mehmet Görmez yakınlarda ziyaret ettiği doğunun en prestijli medresesinde baş müderris Seyda Molla Burhanla arasında şöyle bir diyalog geçti: Molla Burhan Mehmet Görmeze sordu “Mehmet hoca şimdi bizim burada 10 sene boyunca ilim tahsil eden Kuran ilimlerini derinlemesine öğrenen bir mollamız sizin imam hatip lisesi mezunu öğrencileriniz kadar bir değeri bir liyakatı yok mu, camiye mihraba geçemez mi ? Geçse hocalık yapamaz mı ? Yapar elbette. O zaman emaneti ehline vermeyerek, bu mollalara camide görev vermeyerek vebal altındasınız” dedi ve Diyanet başkanı konuyu Reisle görüşerek tensip aldı ve karar çıktı.
Dediler: Bu karar Mahmud efendi hazretlerinin bir kerametidir. Şöyle ki Hazret yıllar yılı tüm çevresine emrediyor vasiyet ediyordu çocuklarınızı Kur’an Medreselerine verin kendiniz de medreseye girin Kur’an ilimleri tahsil edin..” O daima bunu diyor, bunu istiyordu.. ve işte etrafında sayısız medreseler açıldı.. Ancak bazen insanlar şöyle itiraz ediyorlardı: tamam verelim çocuğumuzu medreseye de senin bu medreselerinin verdiği icazet hükümette bir işe yaramıyor imam dahi olamıyorlar..” O bu itiraza şöyle cevap vermişti: Ne biliyorsunuz bir gün gelip icazetli hocaları camilerde imam yapmayacaklarını..!? Karar çıkınca oğlu Ahmet hoca geldi “efendi babam kerametiniz zahir oldu hükümet icazetli medrese mezunlarını camilere imam alıyor” dedi
isa Erdoğan
Haziran2012 İstanbul
Hükümet açısından Molla İmam alımı istenilen neticeyi verdi mi ?
Yazılmadı..
Molla imam alımı üzerine farklı kesimlerden değerlendirmeler, yaşanan olaylar..
.. yazılmadı
isa erdoğan