Allah’ın yüce Adıyla.. Soru: Yılbaşı Kutlamıyorum ancak tv’den yılbaşı programlarını izliyorum dinen sakıncası var mı ? Evet var. Yılbaşı kutlamak haram. Hıristiyanların Noeli (Batıl tanrısının doğumunu) kutlamak ise küfürdür. Bu kutlamaların yapıldığı programları açıp izlemek ise o günaha aynen ortak olmaktır. Çünkü izlemede rıza var. Harama razı olmak ise haramdır. Halbuki mümin, haram irtikabına razı olamaz, aksine gayz ve buğuz eder.. Buğuz, istemeden görse bile anında tv yi kapatmayı gerektirir, nerde kaldı ağzını ayırarak oturup izlesin ! Eğer izliyorsa demekki küfür içine siniyor, gönlü günaha açık. Şu halde onlarla beraberdir “Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle.. buna da gücü yetmezse kalbiyle buğuz etsin. Bu imanın en zayıfıdır” Hadisi şerifi münkere karşı bir mümin duruşunu açıkça belirtir. [Sahihi Müslim] En zayıf en pasif tepki kalben buğuz etmektir. “Bu, imanın en zayıf mertebesi..” buyurmakla Allahın Rasulü sas “..dahi buğuz etmeyen mümin olamaz” buyurmuş oldu. Işte bu nokta Imam Mahmud Efendi hz nin “Kim yılbaşı kutlama niyetiyle bir yumurta hediye verse kafir olur” dediği husustur. Kâle Rasulullah sas “Kıyamet öncesi öyle büyük fitneler olacak ki zifiri karanlık gece gibi ortaklığı kaplayacak o vakit kişi mümin olarak sabahlayacak kafir olarak akşamlayacak, mümin olarak akşamlayacak kafir olarak sabahlayacak.”…
جَواب الأحمق السكوتُ Okunuşu: Cevabul ahmakı ssukut Manası: Ahmak’a verilecek cevap susmaktır ترك الجَواب عَلى الجاهل جوابٌ Okunuşu: Terkül cevabı alelcâhili cevabun Manası: (Laftan anlamaz) Cahile cevap vermemek cevaptır. السكوت لِلعالم زينة وللجاهل سترٌ Okunuşu: Essukut lilâlimi ziynetun ve lilcâhili setrun Manası: Sükut alimin zineti, süsüdür, cahilin ise örtüsüdür. Yani susan alim sustukça güzelleleşir, insanlar ona rağbet eder. Cahil ise sustukça cehaletini örter, rezil olmaktan gözden düşmekten korunmuş olur. جَاهلة علي وزن رزالة Okunuşu: Cehalet ala vezni rezalet Manası: Cehalet rezalet vezni üzeredir, yani cahillik eşittir rezillik. الجاهل كالخنفساء إذا تحرك فسا Okunuşu: Elcâhilu kel hkunfesâ, iza teharrake fesâ Manası: Cahil kokarca gibidir, hareket ettikçe koku saçar. Yani cahil adam konuşsa batırır, ne iş yapsa berbad eder.. تعلم يا فتي فالجهل عار ولا يرضي بها إلا حمار Okunuşu: Teallem ya feta fel cehlu arunve la yerdâ biha illa hımarun Manası: İlim tahsil et ey genç zira cehalet ardır,Buna razı olan ise ancak eşektir. كل علم ليس في القرطاس ضاع Okunuşu: Küllü ilmin leyse fil qırtasi d’â’a Manası: Kağıda (yazıya) dökülmemiş her bilgi zayi olmuştur كل سر جاوز الإثنين شاع Okunuşu: Küllü sırrın cavezel isneyni şâ’a Manası: İki kişiyi aşan her sır yayılmıştır. من كتب قر، من حفظ فر Okunuşu: Men…
Rahman ve Kahhar olan Allah’ın adıyla Sual: Hocam yıldızı düşük olmak nedir? bunlar doğru mudur? Kuran ve Sünnette ve müctehid alimlerin sözlerinde “yıldızı düşük olmak, yüksek olmak” gibi tabirler tespitler mevcut değildir. Esasında Yıldızların insan üzerinde tesiri olduğuna inanmak en başından islam itikadına aykırıdır.[1] Bununla beraber Allah her insanı muhtelif akıl, şeciyye ve istidatta yaratmıştır. Lakin bu farklardan hiç biri kişiyi Allahın emir ve yasaklarından muaf kılmaz. Meğer ki aklı bunları idrake yeterli olmamış olsun.. Yıldızı düşük olmaktan kasıt kimine göre “kısmeti kapalı olmak veya her şeyden, kem gözden vs çabuk etkilenmek miş !” Kısmet de etki de Allah’ın elindedir. “Allah fazlını kimseden esirgemis değildir. Allah kullarına adil bir şekilde infak ve tasarruf eder. Ancak farklılık kul cihetindendir kimi Allah’ın fazlını alır, kabul eder kimi ise rededer. Allah’a sırt dönmek, Allah’tan gafil yaşamak mahrumiyet sebebidir ve Allahın fazlını reddetmektir” der İmam-ı Rabbani ks Ayrıca kişinin Allah’a inancı, zannı nasılsa Allah’ın ona muamelesi de öyle olacaktır. Allah’tan umudu kesen, nasip kapılarını kendine kapatmış, zarar kapılarını açmıştır.. Itaat, dua, sebeplere sarılmak ve tevekkülle Allah’ın fazlını aramalı ve daima ümitvar olmalı ve Allaha hüsnü zann içre yasamalıdır. Peygamberler gibi.. 90 yaşında da olsa çocuk sahibi olmaktan umudu kesmemeli, düşman ordusu ile deniz arasında…
“İlim Dağı” lakaplı Rizeli Allame müderris Rasul Bölükbaşı hocaefendi bugün itibariyle Hakka yürüdü. Korona salgınıyla şehit olan hocamıza Allahtan rahmet ve en yüksek şehadet mertebeleri niyaz eder, şefaatine nail olmayı dileriz. Bu fotoğraf Rize Pazar Jandarma Karakolunun bodrumunda hiç müsait olmayan 3 m2 lik hücrede çekilmiştir. Merhum Rasul Bölükbaşı Hocaefendi 12 Eylül 1982 Tarihinde 30 jandarma ile evi basılarak nezarete alınmıştır. Suçu ise 163. maddeye muhalefet. Hocaefendi’ye gözaltında bulunduğu o mekanı ve nezaret günlerini sorduğumuzda şu cevabı aldık: Tabi nezarette su yok. Abdest almaya imkan olmadığından nezaret hücresinin tavanına elini vurmak suretiyle teyemmüm ederek ayakta imâ ile namaz kıldığını söyledi. Kendisine nezaret hücresinde sizi en çok üzen neydi diye sorduğumuzda şu cevabı aldık: Nezaret hücresinde bulunduğum günlerde dışarısını göremiyordum. Dışarıdan bazı sesleri duyuyordum. Nezaretin yakınında bulunan ilkokulda okuyan çocuklar tenefüste oynarlarken onların sesini duyardım. Bazen kedilerin miyavlaması, bazen horozların ötüşünü duyardım. Bu seslerin yanında bir de camiye yakın olduğumdan günde 5 defa ezan sesini duyardım. Bu ses ve sedalarda beni en çok üzen “ezan sesi” idi. Zira ezanın şehadet cümleleri tevhidi ifade ediyordu. Ben ise o TEVHİD’in hakikatlerini cemaatime anlattığım gerekçesiyle orada bulunuyordum. Takdir edersiniz ki tevhid’i yorumlaması suç sayılıp nezaret hücresinde bulunan bir kişinin tevhidi ifade eden o mübarek…
12 adet arapça vecize bu sayfada. Her talebenin ezberleyip derslerinde vaaz sohbetlerinde kyllanacağı önemli sözler bunlar.. bu konu diğe rsayfalarda sevam edecek, takipçisi ol ki kaırma
Allahın Yüce Adıyla Taklidi herkes yeriyor. Ehl-i Hadis yeriyor, insanlar hadis ile ameli terk edip mezhep imamlarını taklit ettiği için. Kitapçılar yeriyor, İnsanlar Kuran meali ile amel yerine Rasulullahı taklit ettikleri için. Modernist ilahiyatçılar yeriyor, insanlar bunların dini yorumlara aldırmayıp geçmiş müctehit alimleri taklide devam ettikleri için. Biz ise taklidi övüyoruz, takit tahkikin kapısıdır çünkü (التقليد باب التحقيق) Ancak övgüye layık olmayan bir çeşit taklit var: Bazı insanlar Rasulullahın maksadını niyetini kavrayıp Sünneti ifa etmek yerine her türlü fiil ve terkini taklit ederler. Peygamberi Takit Etmek Her Zaman İttiba Olamıyor: Bazı kimseler demişler: “Peygamber Efendimiz bir sünnete sürekli devam etmediyse, bazen terk ettiyse bizim de bazen terk etmemiz sünnet olur(!)” Bu mantık hatalıdır ve bu istidlal batıldır. Çünkü bu mantık bu anlayış Rasulullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini bozar ve uyulası ve üzerinde yürünesi bir yol olmaktan çıkarır. Diyelim yemeğe oturmadan eller yıkanacak, biri der ki ben şimdi bazen yıkamama sünnetini(!) işleyeceğim ve yıkamadan yemek yer, ve siz ona o sünneti işle ellerini yıka diye tavsiyede bulunamazsınız.. Diğeri yatmadan önce abdest alma sünneti için aynısını der ve bazen abdestsiz yatmak da bu görüşe göre güya sünnet olur! halbuki bidattır.. Ve böylece işler hercü merc olur, Rasulullahın yolu müminler eliyle ibtal…
Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.
Konular: Imam Rabbani, Mektubat 1. cilt 197. mektup. Okuyan: isa erdogan • Lanet herkese inecek.. Sadece videoda açıklanan kişiler kurtulacak..” • Rabıtanın reddi imkansız açıklaması
• 100 senelik nafile namaz bir Allah dostunun sohbetine yetişemez..” sırrının izahı
• Dünyacılar kimler, Allah adamları kimler
• Zikrullahın muazzam faydaları
• Allah sevgisi kalbi tesiri altına alması, bu saadeti elde etmenin çaresi. Ayetler: فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّىٰ عَنْ ذِكْرِنَا (Necm:29) ve وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَارْغَبْ (İnşırah:8)
Sakal sarık çarşaf için fitnedir diyerek avurpai bidatlara bürünenlere Kurandan cevaplar..
Allah’ın yüce adıyla 45 Yıllık ömrümde şunu öğrendim: Kırılan kalp tamir olsa da eskisi olmuyor.. Hiç kimseyi bir kere olsun kırmaya gör.. o kırıklığı tamir edemezsin. Uzaklaşır. Bu isterse en yakın dostun istese en iyi taleben olsun Millet nezdinde senden daha çok sevilen senden daha itibarlı birini eğer levm edersen onun itibar ve şerefini tenkıs ettiğini düşünme. Bil ki kendini tenkıs ve tad’if etmiş olursun. Kim iş yapacak kim Allah yoluna hizmet edecek hiç belli olmaz. Bazen zeki görülmeyen dersleri çok anlamayan bir talebe olur sınıfta en gözde en zeki talebeden çok daha büyük işler yapar. Ölçü zeki olmak değil. Adanmış olmak ihlâsla davaya bağlanmak Hasıma vereceğin cevap kısa olsun. Cevabın ne kadar uzun olursa itiraz ihtimali o kadar artar. Çok laf içinde illa ki bir açıklık bulur ve söylediğin onca delil boşa gider.. Cemaat olsun talebe olsun, yaşları konumları ne olursa olsun, sen vermediğin bir şeyi onlardan isteme, kendiliklerinden yapmalarını bekleme. Yani “yahu bunu da mı bilmiyorlar, neden kendiliklerinden yapmıyorlar” deme. Evet her nefis cahil bir çocuk gibidir yaşı başı kaç olursa olsun. Sen önce uygun bir dil ve yaşına münasip bir uslüple o “şeyi” öğret bildir sonra onlardan bunu tatbik etmelerini bekle. Sevgiler Allah için değil. Nefs için….
Allah’ın Güzel Adıyla.. Bir güzel insandan söz ediyorum Mustafa Kullukçu’dan. Gümüşhaneli Mustafa lakabı “putkıran” bu bir zamanlar benim de lakabımdı. Nasıl mı ? Hele anlatırım.. Mustafa İzmir Narlıdere’de asker arkadaşlarımdan biri, hatta en iyisiydi. Mustafa Gümüşhane’de bir Nakşibendi Şeyhine intisab etmiş ona mürid olmuştu. Safdîl, samimi sessiz sakin bir müslümandı. Bulduğu her fırsatta askeri mescide gelir, namazlarını cemaatle kılmaya çok ihtimam eder, bir namazını dahi aksatmazdı. Ona şeyhinden sorduğum zaman şeyhini anlatmaya başladığında o an içini bir sevgi ve sürur kaplar ve bu sürur anında yüzüne vururdu. Mustafa “benim efendim” diyerek şeyhinden bahsettiği anda yüzünde tarifi zor bir beşaşet, samimi bir gülümseme ve ışıltı olurdu. Kalpteki bir sevginin bu denli yüze vurduğu bir manzara daha hatırlamıyorum. Mustafanın incecik danelerden dizilmiş bir tesbihi vardı, ona “ders tesbihi” derdi. Mustafa Allahı o tespihle zikrederdi. Mustafa kötü bir düşünce, bir gıybet, bir art niyet bilmez, hep iyimser, güzel düşünür, en zor şartlara sabreder asla bir şeyden şikayet etmez, sızlanmaz kimseyi tenkit etmez, menfi bir söz söylemezdi. Bana sevgi ve saygıyla bağlı devamlı birlikte olmak ister uzun uzun sohbet ederdik.. Birbirmizi Allah için sevdik Askerlik bitti herkes yoluna gittiğinde Mustafa benim izimi bırakmaz cismimi sürer devamlı arardı.. Ben Medresede okumaya devam ederken ankesörlü bir…
Videoyu İzle :
Yüce Allahın Adıyla Askerin “Dindeki Hurafeler” kitabı ! Askerde elime bir kitap geçti.. sene 1998’de. Teğmen rütbesinde bir askere yazdırılmış, yazarın adını hatırlamıyorum. Kitabın konusu “Hurafeler“. Kitabın bölümlerine baktım “Toplumda yaygın olan hurafeler” “Mezarlık hurafeleri” “düğün evlenme nişan hurafeleri” “kısmet konusundaki hurafeler” Buraya kadar her şey normal, birçok hurafe olduğu doğrudur. Ancak bir bölüm daha vardı görünce şok oldum: Hadislerde geçen hurafeler!” Hemen o bölümü açtım misal olarak ne yazacak merak ettim ve benim de ezberimde olan, onlar kere okuduğum dinlediğim asla hurafe kokusu almadığım Buhari kaynaklı bir hadisi şerifi oraya “hurafe” diye yazmış ! Hadis bu “Ey Bilal, Öğle ezanını biraz serinlikte oku çünkü öğlenin bu aşırı harareti Cehennemin soluğundandır” (إِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ ) Cahil adam, Rasulullahın bu istiaresini hakikat gibi anlamış onu hurafe diye yaftalamış. Ustad Said Nursinin sözü aklıma geldi: Mecaz, ulemadan avamın diline düşerse hurafeye dönüşür” Yani Hurafe hadiste değil, onu bu şekil yanlış anlamada, yani senin zihniyetinde hey gafil. Hadisi şerifte Allah Rasulü aleyhisselam öğlenin aşırı sıcağını Cehennemin soluğuna benzetmiş, “Cehenneme tahammül nasıl zorsa Arabistan yazında öğlen sıcağına milletin tahammülü zor olacağından camiye gelecek cemaate meşakkat vermeyelim” demiştir. Ben Haziran ayında orada bulundum, 300 metrelik bir mesafeyi öğlen sıcağında yürümek neredeyse imkansızdı servisi bekliyor…
Allah’ın Yüce ismiyle Hoca, Asker Neden Tanrı Demiyor ? 2017 öncesi askerlik yapmış her askerin mutlaka yaşadığı hadise bizde de müteaddit defalar yaşanmıştır. Yemek esnasında Osmanlı İmparatorluğu örfünden kalma bir yemek duası adeti vardır, tabi biraz değişmiş laiklikten nasibini almış olarak ! Yemek başlarken komutan emreder, herkes ayağa kalkar ve komutla tekrar edilir: _Tanrımıza Hamd olsun. Milletimiz var olsun_Afiyet olsun. _Saoğol. Asker orada tanrı demek istemez “Allahımıza Hamdolsun” der. Komutan “olmadı tekrar edilecek” der ve bazen iş uzar.. O gün Haşim üsteğmen nöbetçi amir idi ve yemekte hazırdı. Duayı kaç kere tekrar ettirdi ise de asker “Allahımız” demeye devam etti. Yukarıda anlattım; Askeriyede gördüğüm, şahit olduğum en sevindirici şey askerin burada Allah ismine sahip çıkmasıdır. Bu cihetten kazanacaklarını, ahirette affolacaklarını umarım. Haşim üsteğmen aslında inançsız biri değildi ancak askerlik ruhuna işlemiş her şeyi talimata uygun olarak yapmak istiyordu. Yemekhanede asılı levhada yemek duası öyle yazılıydı. o yüzden “burada yazılı olduğu gibi söyleyeceksiniz” diyordu.. Asker onu dinlemiyordu, askerin emre itaatsizlik ettiğini düşünüyordu ve kızdı. bütün taburu yemekten kaldırdı “içtima alanına” diye emretti. Bir tabur askerin yemeği istihkakı çöpe gidemezdi buna cesaret de edemezdi.. yapamadı ve tekrar emretti girsinler yemeklerini yesinler. Ancak kendisi hıncından içeri girmedi dışarıda bir oturakta oturdu kaldı.. Yat…
Allah’ın ismiyle.. 11) Şia misyoneri olan asker ve mücadelemiz Adıyamanlı Mehmet adına bir asker vardı. Sanki kaçmış kaçmış da yakalanmış getirilmiş gibi yaşı büyükçeydi.. Mescide dadandı ve açıktan şiilik propagandası yapmaya başladı. Gerçi ben mescitte buna konuşma fırsatı vermedim tanıyınca ama o orada askerlerle tanışıyor özellikle aleviler üzerinde etkili oluyordu. Ne mi yapıyordu ? Sahabeyi kötülüyordu. Güya onlar Rasulullahın vefatı sonrasında islamdan çıkmışlar! hepsi kafir olmuşlar! hatta dört büyük halife bile ! Öyle bir zehir tükürüyordu ki zerresi bulaşsa adamı dinden imandan eder.. Ben de bunun tezviratına cevap yetiştirmekle uğraşıyordum. O sıhıyor batırıyor biz temizlemeye çalışıyorduk. Sonra bu zehirleri nerede içtiğini anlattı. İran’a gitmiş ve orada Gum şehri varmış.. başlarına yıkılsın. Orada bir okula alıyorlarmış bunun gibi dışarıdan gelenleri ve Ehli Sünnete karşı nasıl mücadele edeceklerini öğretip ülkelerine iran misyoneri olarak salıyorlarmış.. elinde bir sürü kitap mitap var. Bir o askere veriyor, o askerden alıp ötekine veriyor.. Doğu usulü medrese tahsili yapmış bir molla vardı Bilal onunla birlikte olduk buna karşı cevaplar veriyor Sahabeyi Hulefa-ı Raşidin’i Ehli Sünnet yolunu mudafaa etmeye çalışıyoruz. Yeterli olabildik mi ? İtiraf ediyorum Hayır. Ben izhar Tuhfe okumuş gelmişim Bilal tamam beş sene okumuş Molla Camiye gelmiş ama o da ben de bu konularda -yetersiz…
Allah’ın ismiyle.. Mescidin Hocası olarak bir işimiz de Komutanların evlerine gidip 40 Yasin hatmi, taziye mevlütü vb şeyler okumak, çocuk sünneti, Kurban kesme gibi dini işlere nezaret etmekti. Bu kabilden Tugay komutanının evine defalarca gittim. Hayır bu Tuğgeneralin isteği ile olmuyordu. Daha ziyade hanımı organize ediyor ve gelen davetliler de bütünüyle subay eşleri anneleri filan oluyordu. İlk Mevlütüm Mevlüt okumayı bilmem ve bir Nakşibendi eri olarak da gufteyle mevlid okunmasına karşıyım. İlk görevim Tugay komutanının evinde bir mevlüte gitmekti.. Beni salona aldılar. girdim içeri baktım salon boş.. hemen girişte bir tane bar gördüm yukarıdan aşağı raf raf.. üzerleri içki şişesi dolu. şaşrırdım ve iğrendim, ilk defa ev içinde böyle içki görmüştüm. Kuranı burada mı okuyacaktım ? Sevap hasıl olur muydu ? Melekler nüzul eder miydi ki !? Takkemi taktım yere oturdum. baktım hafiften bir müzik sesi geliyor.. yabancı müzik. sağıma soluma baktım ve ses sistemini gördüm devasa bir şey.. odaya girip çıkan çocuklara dedim “şunu kapatın” çocuklar oralı olmadı. kalktım düğmesini aradım bulamadım sesi kapatınca ses kesildi çok şükür. Sen mevlüte başla” dediler. Ben mevlüt okuma bilmiyorum zaten karşıyım” diyemezdim. “Kuran okursak daha faydalı olur” dedim. sen bilirsin dediler.. başladım Yasin okumaya bir ara gözlerimi açtım ki bütün koltuklar sandalyeler…
Kim Kimdir
Allah Rasulünün (salat ve selam olsun) böyle bir hadisi yok. Ne sahih kaynaklarda ne de Mevzularda. Burada kaynak gibi gösterilen El Kafi kitabı Şianın uydurma dolu hadis kitabı. İşin tuhaf tarafı bu söz orada da yok, açıp baktım, ne eski baskı PDF lerde ne de yeni dizgilerde böyle bir şii hadisi de yok. Ve ancak millet bunu hadis diye yayıyor.. Belli ki Fesbukçu bir zibidi konjöktüre bakarak bunu uydurmuş olabilir. Bu vb lafları hadis diye yaymak Rasulullaha iftiradır. “Kim bana yalan isnad ederse Cehenneme kendini hazırlasın” Mütevatir hadisi şerifi, ister olumlu ister olumsuz olsun laf uydurup “Bunu Peygamber söyledi” diyenlere Cehennemi vaad ediyor. Ne kötü bir son ! Zerre kadar Allah korkusu olan bu vb uyduruk lafları yayamaz, paylaştıysa da siler. Maalesef watsap fesbuk vb çıktığından beri birileri dinimizle alay ediyor ve piyasaya boyuna uyduruk lafı “hadis” diye servis ediyor. Bizim cahil milletimiz de lafın süsüne aldanarak hemen paylaşmaya başlıyor.. Ne vahimdir ki bunu yapanlar içinde hoca sandıklarımız da var !! Laf şu: “Yüce Allah İnsanlar topluca günah işlediklerinde, öğüt alıp tövbe etsinler diye onlara salgın bir bela gönderir miş ! Emr-i bi’l-maruf ile Nehy-i ani’l-münker (iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ilkesini terk ettiklerinde, onları evlerinden dışarı çıkamayacakları duruma düşürür müş!…
Allah’ın ismiyle.. Mescide Dönüş Elhamdü Lillah Muttalip hoca benim yerime mescidde imam olarak görev aldı. Karavana çavuşluğu gibi ağır bir görevden sonra bu ona istirahat gibi gelmiştir. Askerliğini de yarılamıştı şimdi onun için memlekete ailesini ziyaret etme vaktiydi. Kendisini neyin beklediğini bilmiyordu. Görevini seviyorsan askeriyede asla ayrılmayacaksın hasta bile olsan. Tecrübesizdi bilmiyordu. 10 gün izin aldı ve gitti. Mescid yeniden boş kaldı ve Muhammer Kontaş başçavuşumuz beni çağırdı ve “geç mescide” diyerek tekrar imamlığa verdi beni.. Allaha şükürler olsun. Peki Muttalip hoca izinden dönünce.. Sizce yeniden imamlık alabildi mi ? Hayır. Tekrar eski görevine karavanaların başına döndü. Yaz ve kış dönemi olmak üzere sene iki defa mescid açılma kapanma saatlerini namaz vakitlerine göre ben ayarlıyordum. Yani bölüğün talimatıyla alay mescidi sadece namaz saatleri açılacak ve bir saat sonra kapanacak.. Bu defa öyle bir ayar yaptım ki her üç ictimadan muaf olacak şekilde ayarladım. Çünkü başıma ne geldiyse bu içtimalardan gelmişti bir daha o hataya düşmemeliydim. Başçavuş Kontaş uzattığım çizelgeye baktı… sabah namazının vakti içtima saatini, yani 08’i geçiyordu.. o da anladı esnek davrandığımı ama ses çıkarmadı çaktı imzayı. Mescid Taşınıyor.. 1998 Sonu Bizim alay aslında acemi birliği. Biz ise İstihkam Alayı içinde bir tabur usta askeriz. Destek Kıtaları Taburu. Taburda…
Allahın Yüce Adıyla Soru: Abdestte kullanılmış su “necis” olduğu gerekçesiyle abdest önlüğü kullanan müslümanlar var ve tam zıttına buna “Bidat” diyenler var, bu işin hakikati nedir ? CEVAP: Abdest önlüğü, lavabodan abdest alırken kişinin önüne takarak giydiği ve namaza giderken çıkardığı bir giysi, bez parçası. Önlüğün Kurandan Delili: “Ve elbiseni temiz tut” Müddessir:4 Önlüğün Sünnetten delili: Helal haram bellidir ancak arada şüpheliler var ki insanların çoğu onları bilmezler. kim şüpheliden kaçınırsa ancak o dinini ve şerefini korumuş olur. Kim şüpheli şeylere dalarsa onun harama düşmesi yakındır…” Buhari-Müslim Açıklama: Abdestte kullanılmış suya biz kesin “necis” demiyoruz, ancak “Necis olabilir” diyoruz. Çünkü Imam Azam o suya necis demiştir1. Bu durumda üstüne çırayan o kirli su en azından şüphelidir. Şüpheliden kaçınmak ise Dinde ihtiyat ve takvadır. Demekki önlük kullanmak takvadır. Sahabeler diyelim ki önlük veya pamuk kullanmamış olsunlar.. Bu, onu bidat yapmaz. Çünkü onların bizde olduğu gibi yüksek lavabo ve tazyikli muslukları yoktu. Onlar abdesti yere çömelerek su kırbası veya maşrabayla ve gayet itina ile alıyorlardı.. Bu çömelme, kırba ve itina da bir korunma şeklidir. Demekki o sudan korunmalıdır. Bu asırda ise lavabo musluk kullanıyoruz. Bu yeni abdest aletleri yeni tedbirler almayı da beraberinde getirmiştir. ve işte takva bir cemaat o müstamel sudan…