Hayattan Ne Öğrendim | Tecrübelerim
ANALİZ , EĞİTİM , Genel , Hatıralarım / 20 Aralık 2020

Allah’ın yüce adıyla 45 Yıllık ömrümde şunu öğrendim: Kırılan kalp tamir olsa da eskisi olmuyor.. Hiç kimseyi bir kere olsun kırmaya gör.. o kırıklığı tamir edemezsin. Uzaklaşır. Bu isterse en yakın dostun istese en iyi taleben olsun Millet nezdinde senden daha çok sevilen senden daha itibarlı birini eğer levm edersen onun itibar ve şerefini tenkıs ettiğini düşünme. Bil ki kendini tenkıs ve tad’if etmiş olursun. Kim iş yapacak kim Allah yoluna hizmet edecek hiç belli olmaz. Bazen zeki görülmeyen dersleri çok anlamayan bir talebe olur sınıfta en gözde en zeki talebeden çok daha büyük işler yapar. Ölçü zeki olmak değil. Adanmış olmak ihlâsla davaya bağlanmak Hasıma vereceğin cevap kısa olsun. Cevabın ne kadar uzun olursa itiraz ihtimali o kadar artar. Çok laf içinde illa ki bir açıklık bulur ve söylediğin onca delil boşa gider.. Cemaat olsun talebe olsun, yaşları konumları ne olursa olsun, sen vermediğin bir şeyi onlardan isteme, kendiliklerinden yapmalarını bekleme. Yani “yahu bunu da mı bilmiyorlar, neden kendiliklerinden yapmıyorlar” deme. Evet her nefis cahil bir çocuk gibidir yaşı başı kaç olursa olsun. Sen önce uygun bir dil ve yaşına münasip bir uslüple o “şeyi” öğret bildir sonra onlardan bunu tatbik etmelerini bekle. Sevgiler Allah için değil. Nefs için….

Mustafa Putkıran | Asker Arkadaşım

Allah’ın Güzel Adıyla.. Bir güzel insandan söz ediyorum Mustafa Kullukçu’dan. Gümüşhaneli Mustafa lakabı “putkıran” bu bir zamanlar benim de lakabımdı. Nasıl mı ? Hele anlatırım.. Mustafa İzmir Narlıdere’de asker arkadaşlarımdan biri, hatta en iyisiydi. Mustafa Gümüşhane’de bir Nakşibendi Şeyhine intisab etmiş ona mürid olmuştu. Safdîl, samimi sessiz sakin bir müslümandı. Bulduğu her fırsatta askeri mescide gelir, namazlarını cemaatle kılmaya çok ihtimam eder, bir namazını dahi aksatmazdı. Ona şeyhinden sorduğum zaman şeyhini anlatmaya başladığında o an içini bir sevgi ve sürur kaplar ve bu sürur anında yüzüne vururdu. Mustafa “benim efendim” diyerek şeyhinden bahsettiği anda yüzünde tarifi zor bir beşaşet, samimi bir gülümseme ve ışıltı olurdu. Kalpteki bir sevginin bu denli yüze vurduğu bir manzara daha hatırlamıyorum. Mustafanın incecik danelerden dizilmiş bir tesbihi vardı, ona “ders tesbihi” derdi. Mustafa Allahı o tespihle zikrederdi. Mustafa kötü bir düşünce, bir gıybet, bir art niyet bilmez, hep iyimser, güzel düşünür, en zor şartlara sabreder asla bir şeyden şikayet etmez, sızlanmaz kimseyi tenkit etmez, menfi bir söz söylemezdi. Bana sevgi ve saygıyla bağlı devamlı birlikte olmak ister uzun uzun sohbet ederdik.. Birbirmizi Allah için sevdik Askerlik bitti herkes yoluna gittiğinde Mustafa benim izimi bırakmaz cismimi sürer devamlı arardı.. Ben Medresede okumaya devam ederken ankesörlü bir…

Askerlerin Hurafe Takıntısı

Yüce Allahın Adıyla Askerin “Dindeki Hurafeler” kitabı ! Askerde elime bir kitap geçti.. sene 1998’de. Teğmen rütbesinde bir askere yazdırılmış, yazarın adını hatırlamıyorum. Kitabın konusu “Hurafeler“. Kitabın bölümlerine baktım “Toplumda yaygın olan hurafeler” “Mezarlık hurafeleri” “düğün evlenme nişan hurafeleri” “kısmet konusundaki hurafeler” Buraya kadar her şey normal, birçok hurafe olduğu doğrudur. Ancak bir bölüm daha vardı görünce şok oldum: Hadislerde geçen hurafeler!” Hemen o bölümü açtım misal olarak ne yazacak merak ettim ve benim de ezberimde olan, onlar kere okuduğum dinlediğim asla hurafe kokusu almadığım Buhari kaynaklı bir hadisi şerifi oraya “hurafe” diye yazmış ! Hadis bu “Ey Bilal, Öğle ezanını biraz serinlikte oku çünkü öğlenin bu aşırı harareti Cehennemin soluğundandır” (إِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ ) Cahil adam, Rasulullahın bu istiaresini hakikat gibi anlamış onu hurafe diye yaftalamış. Ustad Said Nursinin sözü aklıma geldi: Mecaz, ulemadan avamın diline düşerse hurafeye dönüşür” Yani Hurafe hadiste değil, onu bu şekil yanlış anlamada, yani senin zihniyetinde hey gafil. Hadisi şerifte Allah Rasulü aleyhisselam öğlenin aşırı sıcağını Cehennemin soluğuna benzetmiş, “Cehenneme tahammül nasıl zorsa Arabistan yazında öğlen sıcağına milletin tahammülü zor olacağından camiye gelecek cemaate meşakkat vermeyelim” demiştir. Ben Haziran ayında orada bulundum, 300 metrelik bir mesafeyi öğlen sıcağında yürümek neredeyse imkansızdı servisi bekliyor…