İzmir Hatıralarım 9

15 Aralık 2020

Allah’ın ismiyle..

Mescide Dönüş Elhamdü Lillah

Muttalip hoca benim yerime mescidde imam olarak görev aldı. Karavana çavuşluğu gibi ağır bir görevden sonra bu ona istirahat gibi gelmiştir. Askerliğini de yarılamıştı şimdi onun için memlekete ailesini ziyaret etme vaktiydi. Kendisini neyin beklediğini bilmiyordu. Görevini seviyorsan askeriyede asla ayrılmayacaksın hasta bile olsan. Tecrübesizdi bilmiyordu. 10 gün izin aldı ve gitti. Mescid yeniden boş kaldı ve Muhammer Kontaş başçavuşumuz beni çağırdı ve “geç mescide” diyerek tekrar imamlığa verdi beni.. Allaha şükürler olsun. Peki Muttalip hoca izinden dönünce.. Sizce yeniden imamlık alabildi mi ? Hayır. Tekrar eski görevine karavanaların başına döndü.

Yaz ve kış dönemi olmak üzere sene iki defa mescid açılma kapanma saatlerini namaz vakitlerine göre ben ayarlıyordum. Yani bölüğün talimatıyla alay mescidi sadece namaz saatleri açılacak ve bir saat sonra kapanacak.. Bu defa öyle bir ayar yaptım ki her üç ictimadan muaf olacak şekilde ayarladım. Çünkü başıma ne geldiyse bu içtimalardan gelmişti bir daha o hataya düşmemeliydim. Başçavuş Kontaş uzattığım çizelgeye baktı… sabah namazının vakti içtima saatini, yani 08’i geçiyordu.. o da anladı esnek davrandığımı ama ses çıkarmadı çaktı imzayı.

Mescid Taşınıyor.. 1998 Sonu

Bizim alay aslında acemi birliği. Biz ise İstihkam Alayı içinde bir tabur usta askeriz. Destek Kıtaları Taburu. Taburda 3 bölük var. Muhafız bölüğü hizmet bölüğü ve bizim bölük Karargah Bölüğü. Muhafız bölüğü genelde nöbet tutar ve dışarıda inzibat olur. Hizmet bölüğü yemekhane çamaşırhane hamam arıtma çevre temizlik düzenleme sıhhiye ve çöp gibi bütün hizmetlere bakar. Bizim bölük te komutan posta işleri yazıcılık masa başı memurluk gibi işlere bakar.. ve alay mescidi de karargah bölüğüne bağlı. Mevcut konumunu yukarıda belirttim Ege ordu sınırları içinde, bizim alaya en yakın yerde idi. Çevresinde idari bina yok, önü arkası müsaitti. giren çıkan belli olmuyordu.. 1997 nin sonlarına yaklaşırken Ege Ordu barakayı bizden teslim etmemizi istedi. ve biz mescidi taşımak için hazırlıklara başladık.

Yeni yerimiz bizim saha içinde. Taburumuz, Destek Kıtalarının elli metre karşısındaydı. Bir barakanın yarısıydı. Diğer yarısı levazım deposuydu. Depoyla arada bir kısa duvar var üstü de beyaz branda ile kapatılmıştı.. Ancak burası çok göz önündeydi bölüktekiler camdan baksalar gireni çıkanı görebiliyorlardı. O yüzden komutanlardan bir hayli ayağını kesen oldu.. Bazı askerler bile çekinerek geliyordu. Buna bir çözüm bulmalıydık.

Mescidi buraya taşıdık. Mihrabı yeniden yerleştirdik üç plak halinde bir plakta mihrap oyuğu vardı diğer iki plak ta yanında duvar görevi görüyordu kıble çapraz olduğu için. dolayısıyla arkasındaki boşluk ta imam odası oluyordu bana.. Halımızı serdik minberi yerleştirdik, levhalarımız astık. Bütün levhalar vardı dört halife Hz Hasan ve Hz Hüseyin. Barakamız kısa bir duvar üstünde sac devam ediyordu. sacları boyacı arkadaşım Aliyle beyaza boyadık. çok güzel ve temiz oldu levhalarımız o saclara asılıydı daha net ve güzel görünür oldular..

Askerilikte Ezan, Allah’a Çağrı

Yeni Mescidimiz ibadete açıldı. Kapının yanında küçük bir levha olarak mescit yazıyordu.. Bir çok asker bunu fark etmiyordu bile.. Ezanları ise sadece içeride okumamıza izin vardı. Hoparlörle okusam da dışarı pek duyulmuyordu. Gerçi ben öyle zannediyormuşum. Ege Ordu sınırlarından ayrılınca oraya yakın askerler bana dediler “sabahları ne güzel ezan sesi duyuyorduk.. mescit taşınınca bundan mahrum kaldık hocam çok kötü olduk” Hayret ettim camiye gelen arkadaşlar da değildi. ve demekki sabah ezan sesi civarda duyuluyormuş sevindim. Ezanı dışarıya veremiyorduk ama mescit önünden acemi birlikleri geçiyordu. orası bir çok bölüğün geçiş güzergahıydı.. onları uygun adım önümüzden geçerken gördükçe bağırıyordum “arkadaşlar burası mescit namaz kılmak isteyen buraya gelebilir” askere yeni geldiği için baskılanmış, namaza ara vermiş nice arkadaşlar bu sayede mescidi öğrendiler cesaret buldular teşekkür ettiler.

Perde Şadırvan

Dediğim gibi yeni mescidin bu yeri destek kıtaları karargahı ile karşı karşıyaydı bu yüzden nice subay astsubay gelmez olmuş bir çok asker arkadaş ta rahatsızlıklarını belirtmişlerdi.. Buna bir çözüm bulmalıydık. Bayram tatili hafta içine denk geldi hafta sonlarıyla birlikte resmi tatil 9 güne çıkarıldı.. Yani bu 9 gün boyunca garnizonda nöbetçi amirlerden başka subay assubay olmayacak demekti. Fırsat bu fırsat dedim ve kolları sıvadık mescidin giriş kapısının tam karşısına yüksek bir duvar örerek şadırvan yaptık. Belki dört metre uzunluğundaki bu şadırvan bizim karargahtan mescid kapısını görmeyi tam engelliyordu. çok güzel oldu. Hayır hiç bir yerden ne izin aldık ne de malzeme.. bütünüyle asker arkadaşlar kendi aramızda hallettik.. Su tesisat ustası duvarcı sıvacı fayansçı mermerci kaynakçı ve marangoz.. Mescitte her meslekten arkadaşlarımız vardı. o dokuz gün içinde çok güzel bir duvar şadırvan yaptık.. tatil bitince gelen komutanlar şaşırdılar.. Komutanlardan merakla soran da oluyordu kim yaptırdı bunu ? “ege ordu” diyorduk.. Ege ordu tamamıyla ayrı olduğu için ege ordu lafını duyunca daha da üstelemiyorlardı.

Allah için olan başkadır

Hizmet bölüğü komutanı bizim Ercanı derzlere dolgu çekerken gördü, Ercan onun askeri.. işçilik mükemmeldi. durdu seyretti seyretti ve “ulan biz yaptırsak bu kadar güzel yapmazsınız” demişti. Ercan da ben de bıyık altından güldük.. Şadırvandan geriye kalan yol boyunca da gittim eski mescidin etrafında olan çalıları söküp buraya diktim. böylece mescid girişi çalılar ve şadırvandan oluşan perdeyle kapatılmış oldu. en azından düşünce bazında bir rahatlama sağladı.. Şadırvanın sadece üstünü kapatma, yağmura kara karşı koruma işi kaldı askerliğim bunun için yetmedi benden sonraki imam karadenizli Hamza adında sivilde de imam olan bir arkadaştı o söz verdi “ben de bunun üstünü kapatacağım dedi. bilmiyorum ne yaptı.

Mescit Merasimlerimiz

Mescitte en yaygın merasimlerimiz tezkere almış arkadaşlarımız için düzenlediğimiz veda mevlitleriydi. Ben işin Kuran tilaveti ve dua kısmını üstleniyor diğer hoca arkadaşlar mevlit ilahi işini yürütüyorlar, tezkereci arkadaşın imkanı varsa bir ikramıyla son buluyordu. askerler açısından etkili feyizli bir gece oluyordu. Benzer merasimleri Mübarek Gecelerde de icra ediyorduk.

Sulugöz asker ve Kuran Tilaveti

Kuran tilaveti, kaside ve naatlar evet askerleri etkiliyordu ama içimizde biri vardı ki Kuran tilaveti başlasın, bu hemen başlıyordu ağlamaya ! Ağlamak samimiyet rikkat ve safiyetin belirtisi olduğu için elbette hepimiz o arkadaşa gıpta ediyorduk. Çünkü Kuran ve ağlamak ikisi birbiriyle çok ilintili iki şeydi Peygamberimiz sas “Kuran okurken ağlayınız” buyuruyordu.. Ve içimizde sadece o ağlıyordu.. Bu konuları konuştuğumuz bir gün Bilal dedi ki “hani o mescitte Kuran işittiğinde ağlayan arkadaş var ya.. Hee ? Onu bugün Ege Ordu gazinosunda gördüm oturmuş televizyondan müzik seyrediyordu, baktım bizim mübarek sırıl sıklam gene ağlıyor..” (Bilal gülüyor) Anlaşıldı bu arkadaş nameli ses duydu mu coşuyor, dayanamayıp gözleri boşalıyor. Kuranın tesiriyle, havanın maneviyatıyla alakası yok, keşke olaydı.

Sahte Feyiz !

Benzer bir durumu ben de yaşamıştım. ve bildiklerim alt üst oldu. Feyiz almak biz tarikat ashabının en önemli konusudur. Dolayısıyla bu konu gündemimizde hep canlıdır. Dinlediğimiz bir vaaz, bir kıraat, okuduğumuz bir kitap, yaptığımız bir zikir, bir virt üzerinden yorum yaparız “çok feyiz aldım” “hiç feyiz almadım” deriz.. Bu feyz konusu meğer zihnimizde hatalı yer etmiş de olabiliyormuş. Çoğu acemi müridler kalpte hissettiğimiz bir şevki, bir lezzeti feyz zannetmişiz.

İzmir Narlıdere İstihkam alayında bir gece zorunlu gece eğitimindeydik.. günün yorgunluğu üzerine o eğitim koşusu hiç gitmemiş ayaklarım isteksiz vücudum yorgun argın kendimi adeta itekliyordum.. Başımızda bir Barbaros uzman, adam maşallah kısrak gibi koşuyor dur durak bilmiyor, hem koşuyor bizi de koşturuyor.. Derken, başlattı mı bu bir türkü “ay aak-şam-dan ı-şıktır” Bütün takım hep bir ağızdan “yaayla-lar yay-la-lar” “Bizim oğlan aaşıktır” “Diloy dilooy yay-la-lar” ..Hayret ettim ki ben bu türküyü, bu tempoyu böyle işitince nasıl canlandım !? Az önceki o yorgun bitkin isteksiz isa gitmiş, sanki yerine şevkli azimli hevesli bir koşu atleti gelmişti.. Uzman çavuş verdi gazı biz coştuk, o verdi gazı biz koştuk ve öylelikle o müzmin koşu bir de baktık ki bitmiş.. “Hadi asker koğuşlara” !

Hatırladıkça hayret ederim ve artık bilirim ki bu nefiste kulaktan besleme öyle bir damar var ki.. guftesi hoşuna giden bir tilavet, bir ilahi duysun o damar harekete geçiyor, bu coşuyor, zevkten mest oluyor.. O an ne yorgunluğunu hatırlar ne de isteksizliğini, gaza gelir, her işe koşar..

İşte bu hâle “feyz” demek cahilliktir. Hatta tarikata saygısızlıktır. Rica ederim ! Ehlullahın batınında aradığımız şey bundan çok daha ulvidir. Bu haslet, güzel sesten, besteden nefsani bir haz almadır ki insandan başka deve at katır gibi hayvanatta bile bulunurmuş. Onları da güzel sesli binicisi türkü gazellerle coşturabilir, 3 günlük yolu bir günde kat ederlermiş. “Nerede serâ, nerede Süreyya !”

isa erdoğan

Önceki : << İzmir hatıralarım 8 Sonraki: İzmir hatırlarım 10 >>

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın