Allahın Yüce Adıyla
Taklidi herkes yeriyor. Ehl-i Hadis yeriyor, insanlar hadis ile ameli terk edip mezhep imamlarını taklit ettiği için. Kitapçılar yeriyor, İnsanlar Kuran meali ile amel yerine Rasulullahı taklit ettikleri için. Modernist ilahiyatçılar yeriyor, insanlar bunların dini yorumlara aldırmayıp geçmiş müctehit alimleri taklide devam ettikleri için.
Biz ise taklidi övüyoruz, takit tahkikin kapısıdır çünkü (التقليد باب التحقيق)
Ancak övgüye layık olmayan bir çeşit taklit var: Bazı insanlar Rasulullahın maksadını niyetini kavrayıp Sünneti ifa etmek yerine her türlü fiil ve terkini taklit ederler.
Peygamberi Takit Etmek Her Zaman İttiba Olamıyor:
Bazı kimseler demişler: “Peygamber Efendimiz bir sünnete sürekli devam etmediyse, bazen terk ettiyse bizim de bazen terk etmemiz sünnet olur(!)”
Bu mantık hatalıdır ve bu istidlal batıldır. Çünkü bu mantık bu anlayış Rasulullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini bozar ve uyulası ve üzerinde yürünesi bir yol olmaktan çıkarır. Diyelim yemeğe oturmadan eller yıkanacak, biri der ki ben şimdi bazen yıkamama sünnetini(!) işleyeceğim ve yıkamadan yemek yer, ve siz ona o sünneti işle ellerini yıka diye tavsiyede bulunamazsınız.. Diğeri yatmadan önce abdest alma sünneti için aynısını der ve bazen abdestsiz yatmak da bu görüşe göre güya sünnet olur! halbuki bidattır.. Ve böylece işler hercü merc olur, Rasulullahın yolu müminler eliyle ibtal olur maazallah.
Demek ki Rasulullahın sünnetleri bazen terk etmiş olması o yönüne de uyulsun, bazen terk edilsin için değil, belki çok sebep ve hikmetlerden birisi; Allahın farzı ile Onun sünneti birbirine karışmasın ve Allahın dini muhafaza olsun..
Mesela Efendimiz sas Mescidi Nebevide teravih kılarken Ashabdan bir cemaat hazır bulundular ve ona uydular. Ertesi gün daha kalabalık bir cemaatla teravih yine cemaat halinde kılındı. Ertesi gün daha fazla kişiler işitmiş olmakla çok kalabalık bir cemaat namazı Rasulullahın ardında kılmak için geldiler ve ancak farz olacağı/öyle telakki edileceği endişesiyle Efendimiz Ashaba evlerine dönmelerini ve namazı evlerinde kılmalarını emrettiler… ve artık teravih Ahdi Rasulullahda namazı camide kılınmadı.
Ve ancak hakkın daimi taraftarı ve fıkhı çok isabetli Hazreti Ömer el-Faruk r.a. kendi döneminde ashabı yeniden teravih namazı için camiye topladı ve namazın cemaat halinde kılınmasını temin etti. Ashabdan hiç kimsenin itiraz etmeyip bu karara uymaları bu surette teravihin cemaaatle kılınmasının SÜNNET olduğuna delildir. Buna icma denir. Evet icmanın en kuvvetlisi olan Ashabın icması, bu hükümde munakit olmuş ve diğerleri gibi bu sünnette bu sayede günümüze dek sağlam bir şekilde gelmişdir.
Ancak yukardaki görüş sahiplerinin kusurlu anlayışlarına göre teravihin iki günden fazla cemaatle kılınmaması gerkirdi. Veya bazen camide kılmayıp evde tek başına kılmak sünnet olmak gerekirdi. Halbuki ne Ashab ne tabiin nede Müçtehit imamlardan bunu diyen olmamıştır.
Taklit ve İttiba:
Burda anlaşılması gereken husus: Sünnet, Rasulullahı s.a.s. aynen taklit etmek değildir. Halbuki bazı kılmadığına bakıp ta sünneti kılmamak onu taklit etmektir.
İlim ehlinin malumudurki ittiba, taklitten ayrıdır. İttiba, Onun muradı üzre hareket etmek. Takit ise maksat ve niyeti gözetmeden aynen kopyalamaktır.
İkindinin evvelinde Rasulullahın namaz kılması, bize böyle bir namazın varlığını bildirmek ve bizi buna teşvik etmek içindir. Öyleyse kılmak daima sünnettir, kaçırmamak fazilettir.
Ancak bazen kılmayıp terketmesi ise bu namazın farz olmadığını bize talim içindir yoksa bizide bazen terketmeye sevkü teşvik için değildir.
Şu halde Rasulullahı takliden bazen kılmayıp terkedenler sevaptan mahrum olur ve ancak madem müekket sünnet değil, kınanmaz.
Ancak bu terkten bir sevap uman ve bunu sünnet telakki edenin durumu biraz farklıdır, bu kişi dinde olmayan bir şeyle sevap umduğu için ve bunu dine dahil ettiği için çirkin bidat işlemiş olur.
Gayri-müekket sünnetleri bazen kasıtlı terk etmek” diye bir sünnet, bir dini amel bulunmadığı ecliyle bunu bu garazla işleyen kişi dinde olmayanı dine katmış ve bidat uydurmuştur.
Son söz,
Rasulullahın Sünnetini kavraamak derin bir anlayış ve rasih bir fıkıh gerektirir ki bu fıkıh hazreti Ömer misillu müçtehidin-i izamın kudsi bir vazifsidir, herkese nasip olmaz.
Bizim vazifemiz Rasulullahı taklit etmek değil Ona ittba etmektir. Çare: Allahın her asır göndermeyi vaad ettiği Mücedditlere Mürşitlere uymak teslim olmaktır.
Yorum Yapılmamış