Askerlerin Hurafe Takıntısı

20 Aralık 2020

Yüce Allahın Adıyla

Askerin “Dindeki Hurafeler” kitabı !

Askerde elime bir kitap geçti.. sene 1998’de. Teğmen rütbesinde bir askere yazdırılmış, yazarın adını hatırlamıyorum. Kitabın konusu “Hurafeler“. Kitabın bölümlerine baktım “Toplumda yaygın olan hurafeler” “Mezarlık hurafeleri” “düğün evlenme nişan hurafeleri” “kısmet konusundaki hurafeler” Buraya kadar her şey normal, birçok hurafe olduğu doğrudur.

Ancak bir bölüm daha vardı görünce şok oldum: Hadislerde geçen hurafeler!” Hemen o bölümü açtım misal olarak ne yazacak merak ettim ve benim de ezberimde olan, onlar kere okuduğum dinlediğim asla hurafe kokusu almadığım Buhari kaynaklı bir hadisi şerifi oraya “hurafe” diye yazmış !

Hadis bu “Ey Bilal, Öğle ezanını biraz serinlikte oku çünkü öğlenin bu aşırı harareti Cehennemin soluğundandır” (إِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ )

Cahil adam, Rasulullahın bu istiaresini hakikat gibi anlamış onu hurafe diye yaftalamış. Ustad Said Nursinin sözü aklıma geldi: Mecaz, ulemadan avamın diline düşerse hurafeye dönüşür” Yani Hurafe hadiste değil, onu bu şekil yanlış anlamada, yani senin zihniyetinde hey gafil.

Hadisi şerifte Allah Rasulü aleyhisselam öğlenin aşırı sıcağını Cehennemin soluğuna benzetmiş, “Cehenneme tahammül nasıl zorsa Arabistan yazında öğlen sıcağına milletin tahammülü zor olacağından camiye gelecek cemaate meşakkat vermeyelim” demiştir. Ben Haziran ayında orada bulundum, 300 metrelik bir mesafeyi öğlen sıcağında yürümek neredeyse imkansızdı servisi bekliyor öyle gidebiliyorduk.. Daha bunun temmuzu var ağustosu var !

Kemalizmin askerleri, üzerlerine elzem olamayan konulara neden girdiler dersiniz ? “Allah ve Rasulünün sözlerinde hurafe!” aramaya neden koyuldular ?

Çünkü liderleri hani meclis kürsüsünde demişti ya “Türkiye cumhuriyeti gökten indiği sanılan(!) hurafelerle yönetilemez” Bu sözün altını doldurmak için.. Herhalde birileri bunlara vazife vermiş: “Müslümanların kitaplarını inceleyin bütün hurafeleri ortaya koyun atamızın haklılığını ispat edin falan” demiş olmalı. Zannederim o kitabın bir bölümü daha vardı ama yayınlamadılar “Kurandaki (haşa) hurafeler!”

Aynı tayfanın Bugün ilahiyat camiasındaki aktrolleri prf Mustafa Öztük ve benzerleri nitekim bu görevi de açıktan ifa ettiler ve su-i zan ile kirli bakışlarıyla Kuranda hurafe/hata/eğrilik buldular ! ve “Kuran Allah kelamıdır” inancını terk ederek “Gökten indiği sanılan” derecesine indirgediler !.. Cehennem boşuna değil, Ahirette hurafeyi göreceksiniz.

Askerlikte Şeriat Düşmanlığı (Güvercin Deneyi)

Cumhuriyet bayramları günüydü. Hepimizi istisnasız genel ictima alanında topladılar, hani yemin töreninin yapıldığı büyük sahaya.. Komutanların biri kürsüye çıkıyor, o iniyor diğeri çıkıyor ellerinde brifingler A.türkün meziyetlerini Cumhuriyetin faziletlerini say say bitiremiyorlardı. Aklımda kalan cümlelerden “A.türk ne mutlu türküm diyene demek suretiyle dünyanın en büyük milliyetçisidir” “A.Türk yurtta sulh cihanda sulh demek suretiyle dünyanın en büyük siyasetçisidir” Yani bir laf söylüyorsun ve hemen dünyanın en büyüğü oluyorsun ! Vay bee!

Sonra Cumhuriyet öncesi Osmanlı İmparatorluğu yönetim rejimi Şeriatı karalama faslı başladı. Şeriat o kadar kötüymüş ki.. bilime terakkiye engelmiş! İlk Mecliste bir mebus meclis kürsüsünde “canlı yaşamın kaynağı oksijen” tezini anlatıyormuş, ispat sadedinde meclise bir de güvercinle bir kavanoz getirmiş. Güvercini kavanozun içine koymuş az sonra oksijeni tükenen güvercin herkesin gözü önünde ölmüş.. “İşte bakın oksijeni tükenince öldü” demiş. Tam o anda Şeriatın temsilcisi Şeyhül İslam ayağa kalkmış “Bre zındık bilmez misin ki o kuşu öldüren içine giren şeytandır” demiş ! İşte Şeriat böyle hurafeler yumağıymış.. ve artık Cumhuriyet varmış, ve hurafelerle yönetilmeyecekmiş !!

On bin kadar askere o gün anlatılanlar bu ve buna bezer şeylerdi.. Şeriat Allahın kanunlarıdır.. Kemalizmin Allah ile harbi, Şeriat ile harbi bil-fiil devam ediyordu.. Bu harpte biz Allahın Şeriatı tarafındayız el Hamdü Lillah

Nutuk Kitabını Rast Gele Açınca

Askeri gazinoya girdiğim bir defa çay içiyorum, kitaplıkta duran kitaplar dikkatimi çekti. Baktım hepsi de Nutuk. Birini aldım ve rast gele açtım. Şurası denk geldi “Bizim hafızlarımız Kuranı güzel okurlar çünkü olar türk musiki ve bestekarlarından etkilenmiştir.” Hayret ettim ve ben neden türk tarzı Kuran okyuşunu beğenmediğimi daha iyi anladım. Halbuki Allah Rasulü aleyhisselam apaçık yasaklamıştı “Kuranı şarkı türküye benzetmeyin Kuranı kendi lahnı içinde hüzünle okuyun” buyurmuştu. Burada ise tam tersi övülüyordu.. ve trük sanat müziği, türk halk müziği etkisi altındaki okuyuşlar, maalesef yıllar yılı “Türk tarzı Kuran, İstanbul ağzı Ezan” adı altında Din adamlarımıza adeta dayatıldı. Kuranı indirldiği iklim tarzında doğru okuyanlar reddedildiler, puanları verilmedi, önemli mevkilerden tard edildiler..

Sene 2011’de Durum Aynıydı

2011 yılında Beyoğlu Hz Ali camiinde fahri vazifeli iken biraz aşağıda Piyale Paşa camiinde görev yapan Hafız İshak Danış hocayı arada dinlemeye gider fırsat bulursam namaz sonrası sohbet ederdik.. Dünya Kuranı güzel okuma birincisi olan İshak hoca o günlerde anlattı “Ben Diyanette görev alınca Diyanet benim okuyuşumu onaylamadı. Ben de ister istemez türk tarzına yöneldim. O günlerde Mahmud Efendiye Kuran okumaya gitmiştim. Her zamanki gibi bir aşır okudum.. Beni dinledi müdahale etmedi. Sonunda dedi ki “Hani aynı aşırı hatırlıyor musun burada iki sene önce yine okumuştum? Evet efendim. “O tarzı muhafaza et” Sordum, hangi tarz okumuştunuz ? İshak Danış: “Mısır Tarzı, Muhammed Sıddık Minşevi makamı üzere okuyordum”

Anlaşılan, Nutuktaki o ifade bir vakıayı beyandan ziyade Diyanete resmen bir emirmiş “Diyanet hocaları türk musikisini, türk sanat müziğini filan iyi dinleyin, türk tarzı okuma geliştirin, Ezanı da, Kuranı da buna göre okuyun” denilmiş, ve aynen uyguladılar.

Din ve Dünya işlerinde başkalarını değil, Allahı ve Rasulünü dinleyenlere müjdeler olsun. (son)

isa erdoğan

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın