İzmir Hatıralarım 12 (Son) (Değerlendirme)

19 Aralık 2020

Allah’ın Yüce ismiyle

Hoca, Asker Neden Tanrı Demiyor ?

2017 öncesi askerlik yapmış her askerin mutlaka yaşadığı hadise bizde de müteaddit defalar yaşanmıştır. Yemek esnasında Osmanlı İmparatorluğu örfünden kalma bir yemek duası adeti vardır, tabi biraz değişmiş laiklikten nasibini almış olarak ! Yemek başlarken komutan emreder, herkes ayağa kalkar ve komutla tekrar edilir:

_Tanrımıza Hamd olsun. Milletimiz var olsun
_Afiyet olsun.
_Saoğol
.

Asker orada tanrı demek istemez “Allahımıza Hamdolsun” der. Komutan “olmadı tekrar edilecek” der ve bazen iş uzar..

O gün Haşim üsteğmen nöbetçi amir idi ve yemekte hazırdı. Duayı kaç kere tekrar ettirdi ise de asker “Allahımız” demeye devam etti. Yukarıda anlattım; Askeriyede gördüğüm, şahit olduğum en sevindirici şey askerin burada Allah ismine sahip çıkmasıdır. Bu cihetten kazanacaklarını, ahirette affolacaklarını umarım.

Haşim üsteğmen aslında inançsız biri değildi ancak askerlik ruhuna işlemiş her şeyi talimata uygun olarak yapmak istiyordu. Yemekhanede asılı levhada yemek duası öyle yazılıydı. o yüzden “burada yazılı olduğu gibi söyleyeceksiniz” diyordu.. Asker onu dinlemiyordu, askerin emre itaatsizlik ettiğini düşünüyordu ve kızdı. bütün taburu yemekten kaldırdı “içtima alanına” diye emretti. Bir tabur askerin yemeği istihkakı çöpe gidemezdi buna cesaret de edemezdi.. yapamadı ve tekrar emretti girsinler yemeklerini yesinler. Ancak kendisi hıncından içeri girmedi dışarıda bir oturakta oturdu kaldı.. Yat saatinde bir asker geldi mescidi kapatmış yatmaya hazırlanıyordum “Hoca Haşim üstteğmen seni çağırıyor” Vardım yazanede oturuyordu “Hoca asker neden tanrı demiyor tanrı dese ne olur tanrı demek dinen günah mı ?” diye sordu. “Komutanım bu bir duadır. Dua dini bir ritüeldir. Dini ritüeller İslam Dininin kurallarına göre yapılmalıdır. İslam dininde Allah’a ancak ALLAH veya RAHMAN adıyla dua edilebilir. Dolayısıyla askerler de onu yapıyorlar” dedim. Tamam dedi ve hiç itiraz etmeden beni gönderdi. Allah hidayet etsin İsmi Rasulullahın kabilesi adı “Haşim” idi. Artık Allah demek yasak değil, sebep olandan Allah razı olsun.

Bu konuyu anlattığım “Allah tanrıları yendi” yazısını okumak için >> tıkla <<

Kantinciler Neden imamlardan ?

Askeriyenin önemli bir organı kantin hizmetidir. Narlıdere İstihkam Tugayı içinde Ege Orduyu ve Askeri Lojmanları da kapsaması itibariyle otuz kadar noktada kantin vardı. Kantin demek bildiğin market. İçinde her şey var. Otuz kantin noktası en az otuz görevli asker demekti ve bunların günlük cüro yekunu büyük rakamlar.. Yani ciddi bir rant kapısı olabilir. O yüzden belki de bütün askerler tereddütsüz kantinci olmak isterdir. Çünkü duyarız filanca askerliğini kantinci olarak yapmış çıkışta kendine araba almış..vs O yüzden komutanların dürüst askere ihtiyaçları var. Dürüst olacak kantinden kendine bir pay çıkarmayacak yemeyecek.. Ve işte bu yüzden olduğu kesin İstihkam Tugayında neredeyse bütün kantinciler imam, hoca, namazlı abdestli dindar arkadaşlar idiler. Akşam dükkanı kapatınca gelirler mescitte namazlarını kılarlardı.. Kemalist askeriye Dindar nesil yetiştirmeye her ne kadar karşı olsa da çalıp çırpmayan dürüst kişilerin “dindarlar namazlı abdestli kişiler” içinde olduklarını bilmeleri bile bizim için gurur ve iftihar vesilesiydi.

Masum surat yaman hırsız

Hani bazı kişileri tanımlarken melek yüzlü dersiniz de o yüze bakarak ona güven ve sevgi duyarsınız.. İşte Kemal böyle biriydi. Bir gece koğuş nöbetçisiydim. Sabah olunca bazı askerler “hoca sen bu gece 1-3 koğuş nöbetçisiydin değil mi ?” Evet. “Benim yatağımdan volkmenim çalınmış giren çıkan gördün mü ?” Hayır görmedim. Üzüldüm. Benim nöbetimde böyle bir vukuat.. Hakkımda zerre kadar bir kuşku ihtimali.. “aceba isa mı aldı !?” aklıma geldikçe üzüldüm. O gecenin hırsızı bulunamadı. Nöbetçi arkadaşlar, nöbete kalkan nöbetten gelenler zan altında kaldı. Sonra yeni hırsızlıklar oldu. Dolaplardan cüzdanlar çalınıyor para çalınıyordu.. Bu iş herkesi gerdi. Hırsız bir an evvel bulunmalıydı. Gece nöbetçileri bir bir inceleniyordu. Kemal da koğuş nöbeti tutuyordu ancak sessiz sakin güzel huylu(!) temiz yüzlü bir çocuk olması.. o hiç ihtimallere girmiyordu. Ancak çekirge sonunda hata yapacak ve hırsız yakalanacaktı.

Bizim hırsızımız şöyle bir hata yaptı. Çaldığı cüzdanın birinde bir kıza ait telefon numarası varmış bu onu aramış, kızla arayı yapmak istemiş. Kız da uyanık, çapkın askerin adını öğrenmiş ve hemen askeriyeyi arayarak nişanlısına durumu anlatmış. Hüseyin olanları duyunca şok oldu. Arayan namussuz Kemalmiş.. Nişanlısının numarasını nasıl elde edebilmişti ? Kendisi vermediğine göre !? Öyle ya ! Çalınan cüzdanından almış olmalıydı. Ancak bu kesin delil olmuyordu. Delil olmasa da artık ellerinde bir şüpheli vardı. Onun üzerine gideceklerdi..

Çekirge Bir Sıçradı 2 sıçradı..

Diğer bir hatası masum surat Kemalin, nöbet arkadaşlarına dermiş “nöbet saatlerini değişelim mi ?” kimsenin istemediği gece 3-5 nöbetine bu gönüllü talip olurmuş.. Neden ki acep !? Bölük yazıcısı kurnaz Serkanın bir planı vardı, buna tuzak kurdu. Kemalin nöbet saatinde Koridorun sonunda yapılmış dolaplık bölmesine saklandı. Demir kapının üstünden gözetleyebiliyordu. o zamanlar gizli kamera henüz Türkiyeye gelmemişti.. tek imkan buydu. Ve Serkanın gözleri önünde Kemal gece saat 3:30 sularında uyuyan askerlerin dolaplarını bükerek hırsızlık yaparken suçüstü yakalandı.. Derhal diskoya (Disiplin ceza infaza) gönderildi. Komutan kararıyla gitti. Komutanlar yine merhamet ettiler mahkemeye vermediler. Ya da böyle bir vukuatı bölük siciline kaydettirmek istemediler. Akıllandı mı uslandı mı ? Hayır. Huylu huyundan vaz geçmedi. İlk fırsatta firar etti. Yakalandı geri getirildi. aman uslu dursun diye en kolay bir yere verdiler Yavuzun köfteci kulübesine. Yavuzun zaten çırağı vardı buna orada hiç ihtiyaç yoktu.. Bu da orada takılıyor akşamı etmeye çalışıyordu. Bu yanlış bir politika.

Böylelerini vereceksin en ağır işe.. çalışmaktan aklı şeytanlığa fırsat bulamaz ve akşam nasıl oldu bilemez, işten gelince de yorgunluktan zıbarır.. hintlik fesatlık yapamaz. Ama maalesef her kurumda aynı: Ağır ve pis işlere en mazlum en itaatkar, ağzında dili olmayan kişiler gider, zorbalar, serkeş asiler, çok bilmiş ağzı laf yapanlar ise en keyifli en rahat işlerdedir..

Acı Kaybım: Paha Biçilmez Kalemdan’ım

Medresede aldığımız bir eğitim de hüsnü hat idi. 7 çeşit hüsnü hat var: Rika, Nesih, Sülüs, Talik, Divanı, Murakka, Kufe.. Yani Arapçayı kamışla güzel yazmak bu 7 çeşit hatla mümkün. Benim de elim yatkındı işi kavradım, başarılıydım. Ve bu işi yarı-profesyonel olarak sürdürmek hedefimdi. Bunun için üç şeye ihtiyacım vardı: 1) Üstad bir hattat; yani güzel örnek 2) Güzel kaliteli alet edevat, kamış kubur mürekkep 3) Çok çalışmak. Üstadım vardı, İstanbulda Hattat Ali Selçuk Erkurt bey. Güzel malzeme çaba ve parayla olabiliyordu.. Çabaladım ve elime geçen parayı yatırdım. Kalemliğimi kendim yaptım, Üstadın kalemdanını kopye ettim harika oldu. Bulduğum her kaliteli kalemi satın aldım, Endonezya menşeli Java kalemleri, zeytin siyahı mükemmel kamışlar, bambu kalemleri vee Fransadan özel getirttiğim arabça hatta uygun en kaliteli bir kaligrafi dolma kalem… Bitmedi; Sığır kemiğinden mamul işlemeli makta.. Bitmedi; Bursa da özel bir bıçak ustasına sipariş vererek yaptırdığım kalemtraş yani hat bıçağı.

Bütün bu muazzam koleksiyonum yanımdaydı. Yani Narlıdere Alay Mescidinde imam odasında. Sonra Mescide bir denetleme olacağı haberi aldım.. keşke almasaydım. Ders kitaplarımı bir çantaya koydum çantayı gittim yabancı bir bölüğün dolaplığında sakladım. Bu hat malzemeler koleksiyonumu da namaza yeni başlayan psikopat arkadaşım Yavuz’un köfteci kulübesine sakladım. Tezgahın kullanılmayan bir çekmecesine koyduk.. Denetleme bitti köfteciye geldim kalemdanı almaya ve baktık ki yerinde yeller esiyor Kalemdân yok !! içindeki onca pahalı şaheserler yok !! Şok oldum afalladım.. Yavuza baktım yemin etti bilmiyorum dedi.. Yanında masum surat maskeli çakal Kemal vardı.. onun suratına, gözlerinin içine baktım o da yemin etti bilmiyormuş..! Daha önce de çok yemin etmişti ama ispatlı tescilli hırsız o çıkmıştı.. Onun çaldığına emindim.. ancak ispat edemedim. Hasbunallahu ve niğmel vekil demekten başka çarem yoktu.. Bu şeytanın* o kulübeye verildiğini kutuyu koyarken hesap etmeliydim.. unutmuştum

Hayır şuna üzülüyorum.. o kutuyu ne yapmıştı ? kime satabilirdi ki kimin ne işine yaracaktı ki ? Keşke kıymet bilen birinin eline düşseydi o kadar yanmazdım.. ama nasibi oymuş o koleksiyonumum.. Belki de bir dereye bir çöpe attı.. Bu bir imtihandı, dersler almalıydım.

* Kemal adındaki o masum suratlı çakalın vukuatını geride anlattım, koğuştan sürekli bir şeyler çalınıyordu. ben de imam olmam hasebiyle dışarıda silahlı nöbet yerine içeride masa başı koğuş nöbeti tutuyordum. bir geçe bir askerin volkmeni çalınmış sabah bana da sordular görmedim duymadım dedim asker şöyle yüzüme dikkatlice baktı. anladım beni sınıyordu içimden çok mahcup oldum. belli etmemeye çalıştım inşallah hırsız bulunur da şu töhmetten hepimiz kurtuluruz dedim. uzun süre bulunamadı. ancak hırsız mutlaka bir hata yapacaktı. bir değil iki hata yaptı. çaldığı bir cüzdanın içinden askerin nişanlısına ait telefon numarasını aradı ondan bir murat umdu ancak kız uyanık çıktı bunu oyaladı ve adını sanını öğrendi ve nişanlısı askere hepsini haber verdi. asker şaşırdı nişanlısının tel numarasını bu şeytan nereden bilebilirdi ki.. sonra hatırladı kaybettiği cüzdanın içinde vardı..!! anlaşıldı ki bu çalmış. çalmış da bu delil değil yerde bulmuştum dese bitti. başka bir delil belki suçüstü yapmak lazımdı. Bu da gerçekleşti şöyle ki sevimli surat yaman hırsız bir gün 3-5 gece nöbetçisine “benim nöbetim 7-9 benimle nöbetleri değişir misin ? halbuki kimse 3-5 istemez bu neden istiyor tam uykunun ortası.. tamam diyor ve hemen gidip bölük başçavuşuna durumu bildiriyor başçavuş yazıcı serkana “dolaplıkta saklan bunu suçüstü yakala” diyor ve serkan gerçekten onu o gece nöbeti anında yakalıyor. bu kalkıyor askerlerin demir dolaplarını kanıttırarak elini sokuyor ne bulursa yürütüyor.. tam o anda serkan saklandığı yerden çıkıyor ve bunu enseliyor. hırsız kemal bu vukuatından ne kadar ceza aldı bilmiyorum ancak tek vukuatı hırsızlık değil. firar da var. kaç kere kaçmış yakalanıp geri getirilmiş. böylesi problemli askerleri bölük bir an önce terhis etmek ister. o yüzden en kolay bir vazife vermişler köfteci Yavuzun kulübesine vermişler.. rahat dursun kaçmasın para da kazansın çalmasın” demişler. Orda da bana bulaştı. takdiri ilahi..

Fareler

Askeriyede tanıştığımız bir tür canlı da farelerdi. Çöplerde bol yiyecek, her taraf eski baraka depo ardiye.. Onlara barınacak çok yer vardı. Aslında umursamayacaktım ama namaz kılarken tepemizdeki demirler üzerinde dolaşacak kadar arsızlaşmış olmasalardı.. O yüzden karar verdik bu farelerin hakkından gelecek mescidi fareden arındıracaktık. Ve işte benim her tür kapan kafes yapışkan vb benzeri yöntemle fare yakalama uzmanı olma hikayem orada başlar.. Gerisini anlatmaya gerek yok

Kedi-Köpek Yanyana, Hayret !

Askeriyede hayretle izlediğimiz bir şey; askeriyenin taşan çöplerinden kedi köpek uslu uslu yan yana yemesiydi. Yani o kadar çok yiyecek vardı ki kedi köpek hırlaşmaya, kavga etmelerine bile gerek yoktu.. Orada anladım ki sanki bu “sebepsiz, tabii içgüdüyle olduğuna inanılan kedi köpek kavgası” aslında sebepsiz değildi; Kavga, köpeklerin sokak yemeklerini kedilerle paylaşmak istemedikleri içindi.. Yani hırs ve tamah ! O manzara ve gözlemimden o bilimsel sonucu çıkarttım, ilgili bilgili yetkili mercilere ilanen duyurulur. Bunun üzerine bir bilim kurulu konuyu inceler ve benim tespitimde karar kılarlarsa vefakarlık namına sonuca “Her-Doğan Kanunu” adını koyalar artık 🙂

Mükemmel kiraz ve Güzelleme Döngüsü

Tabur komutanı Binbaşı Rüstemin postası Eser bir süre görülmüyordu. Meğer izne gitmiş memleketine yanılmıyorsam Afyona ancak Eser eli boş gelmemiş bir kasa kiraz getirmiş. O kirazlardan bize yakın dostlarına da ikişer üçer ikram etti.. Aman Ya Rabb ! Öyle kiraz hayatımda görmedim yemedim. neredeyse kaysı büyüklüğünde pürüssüz leziz mi leziz.. Bunlar nerede satılıyor neden biz hiç görmedik diye sordum. Hocam bunları biz üretiyoruz kendi bahçemizin kirazı ve tamamı ithal avrupaya gidiyor iç pazarda satılmıyor bu” dedi. Vay bee..! dedim. Desene dünyanın en güzel en lezzetli nimetlerini Allah, kafir kullarına yediriyor..

“Eğer dünya ve içindekiler Allah yanında zerre kadar değeri olsaydı Allah kafirlere bir damla su vermezdi” vecizesi aklıma geldi. ve “Razı olmaz mısın ya Ömer dünya onların, Ahiret bizim olsun ?” hadisi şerifi..

Sonra öğrendim ki komutan bu kirazı Tugay Komutanına hediye edecekmiş, postası Eser’i bu kirazı getirmesi için hususi izine göndermiş ve 10 gün kafa izni vermiş.. Yani hem izine gidiyorsun hem gitmemiş gibi askerlikten sayılıyor.. Buna ‘kafa izni’ deniyor. Sen başındakine yediriyorsun, o da sana bir güzellik yapıyor.. sonra aynı yedirme-güzelleme döngüsü yukarı doğru çıkıyor.. Hiyerarşilerde racon bu demek ki ?! Altta kalanın canı çıksın !!

Çam fıstığı ve Zeytin ağaçları

Narlıdere askeri yerleşkede bir çok çam ve zeytin ağcı vardı. Yüksek çam ağaçlarının yumruğumdan büyük kozalakları, her pulun altında bir fıstık vardı. Çam fıstığını hepimiz çok severiz. ve işte elimdeki aynen çam fıstığı idi. Bir kozalaktan takribi 200 fıstık çıkabiliyordu. Birini bu şekil açtım fıstıklarını çıkardım. Yemek istedim ancak fıstıklar küçük biçimsiz ve kabukları sertti ve kapalıydı açamadım. meğer çok kaliteli olan değilmiş.. Ancak askeriye onları da ihaleye vermiş.. Birileri gelip topluyordu. Zeytin ağaçlarının zeytinleri yerlere dökülüyor toplayan ilgilenen görmedim.. Yerleşke çok büyük bir uzunundan diğerine arabayla on dakikada gidersin..

Askerlik mantık dışı mı

Askerlerin dilinde bir söz vardır: Mantığın bittiği yerde askerlik başlar. Askerlik mantık dışı.. Ve örnek verirler “dağda bir tank varmış.. komutanlar ona ceza vermiş onu orada terk etmişler çünkü savaşta arıza yapmış orduyu yarıyolda bırakmış” bu mantıksızmış.. Bir demir yığını cezayı idrak edemezmiş çünkü.. Diğer bir örnek bir araziye ağaç dikilmiş fidanların başına bir şey gelmesin için başına asker nöbetçi dikilmiş.. şimdi onlar kocaman ağaçlar olmuş ama hala başında askerler nöbet tutuyormuş.. bu gereksiz miş. Doğrusu hiç bir şey mantıksız değil. Askeriyede en temel mantık askerin şartsız koşulsuz itaat etmesidir. Bu itaat sayesinde binlerce tekil asker bir ordu olabilir. Açın bir kuyu denilir sonra da şimdi tekrar kapatın.. askere göre bu mantıksızdır emek israfıdır! hayır buradaki mantık 1) emre koşulsuz itaati öğren 2) asker boş kalmasın. çünkü başı boş kalan asker kazan kaldırabilir.

Askerlik Peygamber Ocağı mı ?

Büyüklerin dilinde Askerlik Peygamber ocağıdır. Büyükler diyorum çünkü yenilerde bu tabiri pek duyamazsınız. Ve esasında cumhuriyet sonrası gelişen zihniyette bir çok kurum gibi askerlik de olabildiğince Allahtan Peygamberden uzaklaştırılmaya çalışılmşıtır. Türkiye laik ve kemalist yapılmak istendiğinden beri askerler kendilerini adeta laikliğin bekçisi saymış ve önlerine gelen vatan evladını da bu emelleri uğrunda kullanmışlardır. Bunu fark eden bazı kesimler Türkiyede askerlik yapmayı küfür saymış ve askerlik kıyafeti içinde can verenleri de heder addetmişlerdir. Bu görüş şüphesiz yanlıştır. Çünkü aşağıda da açıklanacağı üzere askerlik hali hazırda vatan müdafaa ve muhafazası için yapılan bir hizmettir. Bu yönüne bakarak imam Mahmud efendi hz talebelerini askere gönderirken daima “Git orada bizi bekle” veya “git vatanı bekle” demiştir. “Bekle” yani gözet, koru.. “Ameller niyetlere göre değer kazanır” buyurur Allahın Rasulü. Niyeti vatanı muhafaza olan bir asker elbette bu niyetin karşılığı alır, tuttuğu her nöbet binlerce nafile namazdan üstün olacaktır. Asker hiç bir şey yapmasa, askerlik kıyafeti içinde silah ve emir altında olması bile düşmana korku verir ve kötü niyetinden onları caydırır. Demek ki her asker aslında nöbettedir, ve vatanını milletini Din ve namusu koruyucu hizmettedir.

Askerliğin Ahlaki Fayda veya Zararları

Anadoluda bir zaman Askere gitmeyene kız verilmez askerlik yapmayan adam yerine konmazmış.. askerliğin cahil genci adam ettiğine, hayata hazırladığına inanılırmış. Benim hayatım ilkokuldan sonra gurbette geçti yurtlarda kurslarda büyüdüm. Bu anlamda askerlik hayatına disipline komutla harekete nispeten alışıktım. Ancak ana kucağından baba evinden çıkıp askere gelen gençler için askerlik önemli bir terbiye ve gelişim okulu. Askeriyede asker büyükleri büyük bilmeyi, söz dinlemeyi, buyuruk tutmayı öğrenir. Disiplin içinde yaşamayı saatinde yatıp saatinde kalkmayı öğrenir. Toplu yaşamayı, başına buyuruk olmamayı öğrenir. Hayatta sorumluluk almayı, aldığı görevi sonuna kadar sürdürmeyi, başarmayı öğrenir. Askerde gençler sınırlarını bilmeyi, sınırını aşmamayı, başkaların hakkına taşmamayı öğrenir. Spor ve eğitimle hareketsiz tembellikten uyuşukluktan sıyrılır, başkaları için keyfinden geçmeyi fedakarlığı öğrenir.

Bunların yanısıra eğer kötü arkadaşların yanına düşerse bir çok ahlaksızlık ve günaha dalması da olası. Hele askerde “askere herşey mübah” anlayışı var ki bu aldanış kişiyi dini anlamda bir insan şeytanına dönüştürebilir.

Daha önce de değindim, Medreselerden askere giden bir çok ilim talebesi askerlik çıkışı medresesine dönmesi, ilme kaldığı yerden devam etmesi gerekirken dönememiş ilme irfana olan aşkını yitirmiş, gençlikten gelen kuvvetli evlenme isteğine yenik düşerek çalışma hayatına atılmış ve ilim rütbesini kaybetmiştir. Bu kararında elbette edindiği yeni arkadaşların etkisi büyüktür. Acemiliği çıktım, 15 ay boyunca maruz kaldığı propaganda, sonunda etkisini göstererek talebeyi dünyaya çekebilmiştir. Bu itibarla askerliğin bugünlerde 6 aya inmesi kadar büyük bir fayda yok.

Askerlik Vatana ne Kadar Hizmet Eder ?

Askerlik ne içindir ? Vatanı halen ve istikbalde müdafaa için. Olası bir savaşta düşmanla savaşacak askere sahip olmak içindir. Bu noktada Türkiye silahlı kuvvetleri asker sayısı itibariyle elbette düşmana bir korku vermekte ancak aldığı askerlik eğitimi, silhaları tanıma ve kullanma itibariyle, sıradan askerliğin son derece yetersiz olduğunu herkes bilir. Ben askerlik boyunca sadece 9 mermi attım. Arkadaşlarım sadece 3 mermi attılar.. Bu kadarı için bir genci en kıymetli çağında 18 ay boyunca askere almak gerekli değildi. ve bu satırların yazıldığı yıllarda zaten askerlik önce 12 aya düşmüş sonra da 6 aya inmiş ve çok isabetli olmuştur.

Bizim zamanımızda da derlerdi “askerlik aslında nato ülkelerinde 12 ay. biz girerken bir kağıt imzalıyor muşuz “altı ay fazladan gönüllü askerlik yapmak istiyorum” diye.. Aslı var mı yok mu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki askerlerin çoğu evet gönüllü gelmişlerdir askerlik ocağını kimimiz peygamber ocağı kimimiz de en azından vatan borcu bilmişlerdir. ancak gördükleri haksızlıklar, gereksiz oyalanmalar ve 18 ay gibi çok uzun oluşu gibi sebeplerde son günlerde değil altı ay, altı gün fazladan durmak istemezler..

Devlet ve ordu yetkilileri sıradan klasik askerlik yönteminden profesyonel, yani uzman asker ağırlıklı askerlik modeline geçiş yapmakla ve genel askerliği altı ay veya bedelli askerlik seçeneği sunmakla çok isabet etmiştir. Vatana hayırlı olsun

Askerlikte gelen hidayet

Bugün İsmailağa ilmi Heyetin en zirvesinde bulunan ve Fıkıhtaki yüksek başarılarıyla göz dolduran bir Zat Allah yoluyla askerlikte tanışmış askerlik bu manada çok insanların hidayetine de vesile olmuştur. Mehmet Ali hocanın hikayesi şöyle: Askerde bir arkadaşım vardı Mahmut, adı gibi Mahmud Efendinin bir müridi, bir medrese mollası.. fırsat buldukça onunla oturur çay içerdik. Benim durumum iyi olduğu için ben ısmarlamak isterdim.. Bir gün şunu farkettim: Mahmut baktım ki benim çaylarımı içmiyor içiyor gibi yapıyor ve bana hissettirmeden bir yere döküyor.. şaşırdım ve bunu bir keresinde yakaladım Mahmut hayrola içmedin çayı döktün ? Bana bir söz söyledi ki o an kalbimden beni vurdu beni resmen avladı. “Ya Mehmet Ali hani sen demiştin ya paranı bankaya faize yatırmıştın da faiziyle geçiniyorum demiştin ya… Kusura bakma, biz faiz yememeye dikkat ediyoruz faiz Allahın kesin haram ettiği bir şey.. o yüzden çayını içemiyorum, sen kırılma diye de bunu yüzüne diyemedim böyle gizlice dökmeyi denedim..” O gün karar verdim ben de Mahmut gibi takva olacaktım. Mahmut sen nerede okuyorsan ben de oraya gideceğim söz dedim. ama sözümü tutmam kolay olmadı. Askerlik çıkışı tekrar dünyalık işlere daldım dükkana geçtim işler hesaplar derken zaman geçiyor.. Bir gün sattığım arabaların biriyle Karadenizin o kıvrım kıvrım yollarında suratle giderken virajı alamadım ve şarampole uçtum.. “işte hayatımın sonu dedim bir an için tamam herşey burada bitti tövbe edemeden öldüm” dedim.. Sonra gözlerimi açtığımda yaşıyor muyum diğer alemde miyim tereddüt ettim ve elimi ısırdım. Baktım acıyı hissediyorum. “yaşıyorum ölmedim” diye bağırdım.. ve oradan çıkar çıkmaz otobüse atladım İstanbula İsmalağaya Mahmutun yanına geldim geldim.. Medreseye girdim Ali Kara hocanın yanında ilim tahsiline başladım”

Diğer bir Hidayet öyküsü: yazılıyor..

Askerin “Hurafeler” kitabı !

Askerde elime bir kitap geçti.. sene 1998 Tez olarak, teğmen rütbesinde bir askere yazdırılmış, yazarın adını hatırlamıyorum. Kitabın konusu “Hurafeler”. Kitabın bölümlerine baktım “Toplumda yaygın olan hurafeler” “Mezarlık hurafeleri” “düğün evlenme nişan hurafeleri” “kısmet konusundaki hurafeler”

Buraya kadar her şey normal, birçok hurafe olduğu doğrudur. Ancak bir bölüm daha vardı görünce şok oldum: Hadislerde geçen hurafeler!” Hemen o bölümü açtım misal olarak ne yazacak merak ettim ve benim de ezberimde olan, onlar kere okuduğum dinlediğim asla hurafe kokusu almadığım Buhari kaynaklı bir hadisi şerifi oraya “hurafe” diye yazmış !

Hadis bu “Ey Bilal, Öğle ezanını biraz serinlikte oku çünkü öğlenin bu aşırı harareti Cehennemin soluğundandır” (إِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ )

Cahil adam, Rasulullahın bu istiaresini hakikat gibi anlamış onu hurafe diye yaftalamış. Ustad Said Nursinin sözü aklıma geldi: Mecaz, ulemadan avamın diline düşerse hurafeye dönüşür” Yani Hurafe hadiste değil, onu bu şekil yanlış anlamada, yani senin zihniyetinde hey gafil.

Hadisi şerifte Allah Rasulü aleyhisselam öğlenin aşırı sıcağını Cehennemin soluğuna benzetmiş, “Cehenneme tahammül nasıl zorsa Arabistan yazında öğlen sıcağına milletin tahammülü zor olacağından camiye gelecek cemaate meşakkat vermeyelim” demiştir. Ben Haziran ayında orada bulundum, 300 metrelik bir mesafeyi öğlen sıcağında yürümek neredeyse imkansızdı servisi bekliyor öyle gidebiliyorduk..

Kemalizmin askerleri üzerlerine elzem olamayan bu tür konulara neden girdiler dersiniz ? Allah ve Rasulünün sözlerinde neden hurafe aramaya koyuldular ? Çünkü hani meclis kürsüsünde demişlerdi ya “Türkiye cumhuriyeti gökten indiği sanılan(!) hurafelerle yönetilemez” Bu sözün altını doldurmak için herhalde birileri bunlara vazife vermiş: “Müslümanların kitaplarını inceleyin bütün hurafeleri ortaya koyun atamızın haklılığını ispat edin falan” demiştir. Zannederim o kitabın bir bölümü daha vardı ama yayınlamadılar “Kurandaki (haşa) hurafeler!”

Bugün ilahiyat camiasındaki aktrolleri prf Mustafa Öztük ve benzerleri nitekim bu görevi de ifa ettiler ve kirli bakışlarıyla Kuranda hurafe hata bile buldular ve “Kuran Allah kelamıdır” inancını terk ettiler.. Cehennem boşuna değil.. Ahirette göreceğiz.

Askerlikte Şeriat Düşmanlığı (Güvercin Deneyi)

Cumhuriyet bayramları günüydü. Hepimizi istisnasız genel ictima alanında topladılar, hani yemin töreninin yapıldığı büyük sahaya.. Komutanların biri kürsüye çıkıyor, o iniyor diğeri çıkıyor ellerinde dosyalar brifingler A.türkün meziyetlerini Cumhuriyetin faziletlerini say say bitiremiyorlardı. Aklımda kalan cümlelerden “A.türk ne mutlu türküm diyene demek suretiyle dünyanın en büyük milliyetçisidir” “A.Türk yurtta sulh cihanda sulh demek suretiyle dünyanın en büyük siyasetçisidir” Yani bir laf söylüyorsun ve dünyanın en büyüğü seçiliyorsun !

Sonra Osmanlı İmparatorluğu rejimi Şeriatı karalama faslı başladı. “Şeriat o kadar kötüymüş ki.. bilime terakkiye engelmiş!” İlk Mecliste bir mebus meclis kürsüsünde “canlı yaşamın kaynağı oksijen” tezini anlatıyormuş, ispat sadedinde meclise bir de güvercinle bir kavanoz getirmiş. Güvercini kavanozun içine koymuş az sonra oksijeni tükenen güvercin herkesin gözü önünde ölmüş.. “İşte bakın oksijeni tükenince öldü” demiş. Tam o anda Şeriatın temsilcisi Şeyhül İslam ayağa kalkmış “Bre zındık bilmez misin ki o kuşu öldüren içine giren şeytandır” demiş ! İşte Şeriat böyle hurafeler yumağıymış.. ve artık Cumhuriyet varmış, ve hurafelerle yönetilmeyecekmiş !!

On bin kadar askere o gün anlatılanlar bu ve buna bezer şeylerdi.. Şeriat Allahın kanunlarıdır.. Kemalizmin Allah ile harbi, Şeriat ile harbi bil-fiil devam ediyordu.. Biz Allahın tarafındayız el Hamdü Lillah

Nutuk Kitabını Rast Gele Açınca

Askeri gazinoya (büyük çay ocağı) girdiğim bir defa çay içiyorum, kitaplıkta duran kitaplar dikkatimi çekti. Baktım hepsi de Nutuk. Birini aldım ve rast gele açtım. Şurası denk geldi “Bizim hafızlarımız Kuranı güzel okurlar çünkü olar Türk musiki ve bestekarlarından etkilenmiştir.” Hayret ettim ve ben neden Türk tarzı Kuran okuyuşunu beğenmediğimi daha iyi anladım. Halbuki Allah Rasulü aleyhisselam apaçık yasaklamıştı “Kuranı şarkı türküye benzetmeyin Kuranı kendi lahnı içinde hüzünle okuyun” buyurmuştu. Burada ise tam tersi övülüyordu.. ve musikiden etkilenme, maalesef yıllar yılı Türk tarzı Kuran, Türk tarzı Ezan adı altında Din adamlarımıza adeta dayatıldı. Kuranı indirildiği iklimin tarzında doğru okuyanlar reddedildiler, puanları verilmedi, önemli yerlere getirilmediler

Sene 2011 durum hala aynıydı. Hafız İshak Danış, dünya Kuranı güzel okuma birincisi anlattı “Ben Diyanette görev alınca Diyanet benim okuyuşumu onaylamadı. Ben de ister istemez türk tarzına yöneldim. O günlerde Mahmud Efendiye Kuran okumaya gitmiştim. Her zamanki gibi bir aşır okudum.. Beni dinledi müdahale etmedi. Sonunda dedi ki “Hani aynı aşırı hatırlıyor musun burada iki sene önce yine okumuştum? Evet efendim. “O tarzı muhafaza et” Sordum hangi tarz okumuştunuz ? İshak Danış: “Mısır Tarzı, Muhammed Sıddık Minşeviyi taklit ediyordum”

Anlaşılan Nutuktaki o ifade bir vakıayı beyandan ziyade Diyanete resmen bir emirmiş “Türk musikisini iyi dinleyin, türk tarzı okuma geliştirin, Ezanı da Kuranı da öyle okuyun” deniliyormuş, ve aynen uyguladılar.

Din ve Dünya işlerinde Allahı dinleyenlere, Rasulullahı örnek alanlara müjdeler olsun. (son)

isa erdoğan, 20.12.2020

önceki : << İzmir hatıralarım 11

2 Yorum

  • İsa Erdoğan 4 Ağustos 2022, 21:43

    Bu resmin Mahmud efendi ile bir ilgisi yoktur. isa erdoğan’ın kendi askerlik resmidir. benziyorsam ne mutlu. ancak benzemiyor bile.. bir yanlışlık olmuştur

  • Pınar 1 Ağustos 2022, 22:38

    Bu asker resmi kime ait. Bazi yerlerde efendi hazretlerinin diye paylaşıyorlar

Bir Yorum Yazın