Allah’ın Güzel Adıyla..
Bir güzel insandan söz ediyorum Mustafa Kullukçu’dan. Gümüşhaneli Mustafa lakabı “putkıran” bu bir zamanlar benim de lakabımdı. Nasıl mı ? Hele anlatırım..
Mustafa İzmir Narlıdere’de asker arkadaşlarımdan biri, hatta en iyisiydi. Mustafa Gümüşhane’de bir Nakşibendi Şeyhine intisab etmiş ona mürid olmuştu. Safdîl, samimi sessiz sakin bir müslümandı. Bulduğu her fırsatta askeri mescide gelir, namazlarını cemaatle kılmaya çok ihtimam eder, bir namazını dahi aksatmazdı. Ona şeyhinden sorduğum zaman şeyhini anlatmaya başladığında o an içini bir sevgi ve sürur kaplar ve bu sürur anında yüzüne vururdu. Mustafa “benim efendim” diyerek şeyhinden bahsettiği anda yüzünde tarifi zor bir beşaşet, samimi bir gülümseme ve ışıltı olurdu. Kalpteki bir sevginin bu denli yüze vurduğu bir manzara daha hatırlamıyorum. Mustafanın incecik danelerden dizilmiş bir tesbihi vardı, ona “ders tesbihi” derdi. Mustafa Allahı o tespihle zikrederdi. Mustafa kötü bir düşünce, bir gıybet, bir art niyet bilmez, hep iyimser, güzel düşünür, en zor şartlara sabreder asla bir şeyden şikayet etmez, sızlanmaz kimseyi tenkit etmez, menfi bir söz söylemezdi. Bana sevgi ve saygıyla bağlı devamlı birlikte olmak ister uzun uzun sohbet ederdik.. Birbirmizi Allah için sevdik
Askerlik bitti herkes yoluna gittiğinde Mustafa benim izimi bırakmaz cismimi sürer devamlı arardı.. Ben Medresede okumaya devam ederken ankesörlü bir telefondan fırsat buldukça beni arar konuşurduk.. Son armalarında Mustafanın biraz rahatsız olduğunu anladım. Mustafa beni İsa aleyhisselam gibi düşünmeye başlamıştı.. Mustafa için üzüldüm. Mustafaya Allahtan şifa dilerim. Benim Mustafayı arayacağım bir numarası yoktu. O ararsa konuşabiliyorduk..
Ve aradan yıllar geçti. İrtibatımız koptu artık aramıyordu.. Ben Edirnede görevliydim sene 2007. Bir ihvan beni aradı “Sanayi camiine biri gelmiş galiba seni arıyor, “isa hoca” deyince o camiyi tarif etmişler, imamın adı da isa” Hemen atladım arabaya.. Baktım bizim Mustafa Kullukçu.. Wayy benim kardeşim..” boynuna sarıldım. Mustafa elinde bir poşet vardı bana ve aileme hediyeler getirmiş.. Bir koyun postu, kullanılmış kadın ayakkabısı..vs
Mustafayı aldım Medreseye getirdim. Mustafa hiç konuşmuyordu. Camide de konuşmamış, Meramını kağıda yazıp belirtmiş.. Beni de kağıda yazarak sormuş “isa hocayı arıyorum” İnsanlar onu o camiye yönlendirmişler. O imam da kıyafetine bakarak anlamış bizim tayfadan olduğunu, bize ulaşmış.
Mustafa üzerinde kısa bir cübbe başında takke ve sarık vardı.. Mustafa çok zayıflamış sararmış solmuş..
Medresede oturduk, birbirimize baktık. Ne sordumsa cevap vermedi. çok gerekli görürse ağzını açmadan dişlerinin içinden ınıltıyla konuşuyordu ve biz dikkat kesilerek ne dediğini anlamaya çalışıyorduk. Sonra namaz vakti geldi kıbleye döndüm, o el işaretiyle “hayır kıble öyle değil bu taraf diye” tutturdu, “hayır ben ölçtüm pusulayla böyle” dedimse de dinlemedi. Ben o tarafa Mustafa (20 derece) şu tarafa durdu, namazı öyle kıldık. sonra Mustafa kamet okudu, sağlamca okuyabiliyordu.. nutkunda sorun yoktu, namaz için Kuran için konuşuyordu ancak insanlarla konuşmaya gelince susuyordu. Yalnız sanayi camiinde imama sesli bağırmış, imam namaz sonrası yüzünü cemaate dönünce tam dönmüş, hani biz hafif sağ veya sol yaparız.. Mustafa el yordamıyla ikaz etmiş o anlamamış.. sonunda Mustafa dayanamamış “Sırtını Kabeye dönmee” diye haykırmış. İmam Mustafa’nın heyetine kapılmış anında yönünü düzeltmiş.
Misafirim için sofra kurdum yemekleri getirdim Mustafa sofraya oturmadı sen ye dedi kendisi yemedi ne kadar ısrar ettiysem dinlemedi. Kaç gündür aç olduğunu bilmiyorum ama belli ki günlerdir ağzına lokma almamıştı.. Camiye girerken hafif yokuşu zorlanarak çıktığından anladım.
Yatsıdan sonra Mustafaya yatak yaptım Mustafa yatmadı, sabaha kadar uyanık kaldı Allahı zikretti namaz kıldı tefekküre daldı.. Sabah olduğunda Mustafa hala yerdeydi, yatağa hiç girmemişti..
Ertesi gün farklı geçmedi, Mustafa konuşmuyor, yemiyor uyumuyor.. ve Mustafa bunları Allah için yapıyordu, dünyayı boşamıştı Mustafa ve bana gelirken önce İstanbulda mescid-i selama uğramış orada bizim asker arkadaşımız Bilali bulmuş. Bilal bana telefonda biraz hallerinden anlatmıştı.. Ancak Edirneye sana geliyor dememişti.
Mustafa istanbuldan Edirneye yürüyerek gelmiş, yolda iyi insanlar bunu görüp arabaya, kamyona almışlar. Yolun bir kısmını böyle gelmiş
Mustafa üzerinde para yoktu, verdim almadı cebine koydum çıkardı. Hatta buruşuk bir on lirası vardı onu da bana vermeye kalkıştı.. ancak ben Mustafanın cebine bir kağıt koydum üzerine telefon numaramı yazdım ve “beni arayınız..” Mustafa O kağıdı atmadı.. belki telefon numaram yazdığı için.. derken Mustafa baktım kaybolmuş aşağı baktım yukarı baktım Mustafayı bulamadım. Mustafa ziyaretini tamamlamış ve gitmişti..
Aradan bir iki saat geçti, bana bir telefon geldi “Ben jandarma assubay filan.. yol kenarında bir meczup bulduk, konuşmuyor üstünde bu numara çıktı..” Ha o mu evet komutanım ben İsa Erdoğan o benim askerlik arkadaşım Mustafa Kullukçu, ziyaretime gelmiş biraz rahatsız ancak zararlı biri değil..” Biz zararlı demedik zaten. Tamamdır” Komutanım onu İstanbul’a götürür veya bir arabaya bindirirseniz büyük iyilik yapmış olursunuz..” Biz de onu yapacağız”
Putkıran meselesi nedir ?
Mustafa adı üzerinde Kullukçu. Allah’a kul olmaya ram olmuş bu işe baş koymuş. Allah’tan başkasına yapılan kulluklara Mustafa razı değil. Gümüşhane meydanında bir heykel varmış insanlar önünde saygı duruşuna geçiyormuş.. Namazda kıyam gibi hareketsiz sessiz duruyorlar mış.. Bu Mustafa nın basiret gözünde tapmak gibi görünmüş. Mustafa bu işe kafayı takmış..
“Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.” demiş
Mustafa asrın küçük bir İbrahimi olmuş adeta.. ve onların gafil olduğu bir anda bir demir balyozu yüklenerek saneme gelmiş ve bütün gücüyle ilk hamleyi yapınca sanemden donk diye ses gelmiş. O an baltayı metale vurduğunu bunu kıramayacağını anlamış.. bir iki hamle daha yapmamış ki Mustafayı almışlar.. ve neler yapmışlarsa yapmışlar. Bir kaç sene içeride kalmış evini altını üstüne getirmişler örgüt bağlantısı kurmak istemişler.. Bundan sonra Mustafa dünyayı 3 talakla boşamış yüzünü hepten Mevla’ya dönmüş. bu haller bu yönelişin belirtileri..
İsa Erdoğan, 1996/4 tertip İzmir Narlıdere İstihkam okulu
Bir yorum
Mustafam seni hala arıyorum neredesin çık gel..