İzmir Hatıralarım 11

19 Aralık 2020

Allah’ın ismiyle..

11) Şia misyoneri olan asker ve mücadelemiz

Adıyamanlı Mehmet adına bir asker vardı. Sanki kaçmış kaçmış da yakalanmış getirilmiş gibi yaşı büyükçeydi.. Mescide dadandı ve açıktan şiilik propagandası yapmaya başladı. Gerçi ben mescitte buna konuşma fırsatı vermedim tanıyınca ama o orada askerlerle tanışıyor özellikle aleviler üzerinde etkili oluyordu. Ne mi yapıyordu ? Sahabeyi kötülüyordu. Güya onlar Rasulullahın vefatı sonrasında islamdan çıkmışlar! hepsi kafir olmuşlar! hatta dört büyük halife bile ! Öyle bir zehir tükürüyordu ki zerresi bulaşsa adamı dinden imandan eder.. Ben de bunun tezviratına cevap yetiştirmekle uğraşıyordum. O sıhıyor batırıyor biz temizlemeye çalışıyorduk. Sonra bu zehirleri nerede içtiğini anlattı. İran’a gitmiş ve orada Gum şehri varmış.. başlarına yıkılsın. Orada bir okula alıyorlarmış bunun gibi dışarıdan gelenleri ve Ehli Sünnete karşı nasıl mücadele edeceklerini öğretip ülkelerine iran misyoneri olarak salıyorlarmış.. elinde bir sürü kitap mitap var. Bir o askere veriyor, o askerden alıp ötekine veriyor..

Doğu usulü medrese tahsili yapmış bir molla vardı Bilal onunla birlikte olduk buna karşı cevaplar veriyor Sahabeyi Hulefa-ı Raşidin’i Ehli Sünnet yolunu mudafaa etmeye çalışıyoruz. Yeterli olabildik mi ? İtiraf ediyorum Hayır. Ben izhar Tuhfe okumuş gelmişim Bilal tamam beş sene okumuş Molla Camiye gelmiş ama o da ben de bu konularda -yetersiz değil- bütünüyle bilgisizdik. Şia misyoneri bütün tahsilini Ehli Sünneti ve delillerini tahrip üzerine yetiştirilmiş, bize kendi kitaplarımızdan onlara yarar yerler hadisler ayetler öğretilmiş. oraları gösteriyor bizi susturabiliyordu.

Bununla tartışmamız faydasızdı bunu biliyorduk bu herif çok kinli ve yüklüydü.. ancak biz susarsak bu konuşuyor hiç cevap vermezsek mağlup olmuş olacaktık ki bu, bizi takip eden dinleyen askerlerin Ehli Sünnete şüphe duymasını sağlayacaktı. Yani onlar adına mücadele ediyorduk ve maalesef elimizde malzeme yoktu o ise kitap açıyor oradan okuyup gösterebiliyordu..

Askerin Davası

Askerliğimin kalan kısmını bu şeytanın vesveselerini def etmekle geçti. Bunu dava edinmiştim. Çarşıya çıktığım ilk seferde Nil kitap evine gittim. Ben Mektubatı okudum onu bilirim. İmam Rabbani Mektubatından şiaya reddiye mektubu vardı, onu buldum tercümeden. O mektubun fotokopisini istedim. satılık kitaptan fotokopi yasakmış, çalışan bir gence durumu anlattım askeriyedeki ehli sünnet – ehli bidat savaşımızdan haberdar ettim, etkilendi ve müsaade etti fotokopi makinesini gösterdi. ben takribi 30 sayfayı çekmeye başladım. Adamlar dindar ve koskoca kitabevini işletiyorlar, her kitaptan haberleri var. bana tavsiye edecek bir kitap bulamadılar “şiaya reddiye için şu kitabı al diyemediler” şimdi düşünüyorum da o vakit durum oymuş. malzeme, çalışma, eser sıkıntısı varmış maalesef. Ben fotokopileri çekerken başka bir yetkili geldi müdahale etmek istedi “hop hop yasak filan” dedi.. O genç “tamam özel bir durum var ben izin verdim” dedi.. sayfaları askeriyeye getirdim Camide hutbeler arasına koydum. asker arkadaşlara gerektikçe oradan okuyor isteyen verip okutuyordum.

Hafta sonları Neden mi Hüseyin Avni hocadan ve Medresedeki ilim talebelerinden yardım almadım ? Çünkü 28 Şubat zulmünden onlar da nasiplerini aldılar. Hüseyin Avni hocayı sürgün gönderdiler İzmirden ayrıldı. Medrese de muvakkaten kapandı, yukarıda demeyi unuttum.

Nursuz Şia Misyonerini Arkadaşlar teşhis ediyor

Misyoner diyorum çünkü adamın tek gayesi vardı “milleti Rasulullahın yolu olan Sünnetten koparmak, Sahabeye olan saygı ve sevgiyi bitirip düşman ve kindar yapmak!” Herifin kalbindeki karanlık ve kin suratına yansımıştı. Medresede döndüğümde askerlik fotoğraflarını talebe arkadaşlara gösterdim “bunların içinde bir şii var, kimdir bulun” dedim. Arkadaşlar resme baktılar ve şu dediler. Gerçekten oydu. Adam adıyamanlı bir türk olduğu halde İrandan aldığı zehir ve nursuzluk suratına geçmiş, feraset nazarında bir bakışla fark edilebiliyordu. Allah Rasulünün mucizesi burada da zahir oluyordu “Müminin firasetinden sakının çünkü o Allahın nuruyla bakar.“

Şii Ajanıyla Tartıştığımız Konular:

Cemel ve Sıffın Savaşları : Şii ajanı muhatap olduğu cahil sünnilere hemen Sahabeler arasında cereyan etmiş savaşları anlatıyordu. Hani bizim hakkında konuşmadığımız, edep hürmet gereği kurcalamadığımız ve hakkında milletin pek bilgi sahibi olmadığı o konuları ortaya saçıyordu. Buradan hareketle “Sahabeleri Hz Aliye kılıç çekmiş kişiler olarak gösteriyor ve onları islamdan çıkmakla suçluyordu!” O savaşlardan haberim vardı ancak bildiğim şey “Bu savaşların fitne ile meydana geldiği, yine de haklı olanın Hz Ali olduğu ancak diğer taraf içtihatla o işe bulaştığı için Allah katından mazur olduğu” ve bizlerin bu konuları dilimize dolamamız doğru olmadığı idi.

İmam Malik öyle demişti. Ona bazı şiiler geldi ve Rasulullahın ashabı hakkında ileri geri konuştular. O onlara sordu “siz muhacir misiniz” Hayır. “Ensardan mısınız?” Hayır. “Allaha yemin ederim ki siz Kuranın haber verdiği üçüncü tayfa müslümanlardan da değilsiniz: “Ve şunlar ki Muhaciler ile Ensarın arkalarından gelmişlerdir, şöyle derler: Ey Rabbimiz bizlere mağfiret buyur ve önden iyman ile bizi geçmiş olan kardeşlerimize mağfiret buyur ve gönüllerimizde iyman etmiş olanlara karşı kin tutturma. Ya Rabbena şübhe yok ki sen Raufsun Rahîmsin” Haşir: 10

Halife Seçimi Konusu

Şii misyonerin diğer diline doladığı konu Rasulullahın vefatıyla Ashabın Halife seçimine koyulması konusu.. Güya Hz Ali Cenaze işleriyle meşgul iken sahabeler yangından mal kaçırır gibi halifeliği gasp etmişler! Aslında Hz Alinin hakkıymış ta onun hakkını yemişler miş..” iftirası. Gerçek; Hz Ebubekiri RdA Allah Rasulü sas hastalığı vaktinde yerine imam yaparak zaten işaret buyurmuştu.

İmam Havaya Uçmuş

Sonra bu hak, babadan oğula 12 imama geçiyormuş. 12 imamdan başkası Ümmetin Lideri olamazmış! “12 imam’ı say” dediğimizde 12. imama geldi ve henüz 3. asır olmuş.. Bu masala göre 12. imam Hz Mehdi olacaktı ve kıyamet kopacaktı ! Ancak dünya bunun üzerine 1000 yıldır ayakta. Bu sorunu nasıl çözüyorsunuz ? Cevabı çocuk masalı kadar saçma ve komik: “On ikinci imam, Muhammet Mehdi 8 yaşında iken dağda kaybolmuş. Allah onu göğe kaldırmış semada yaşıyormuş tıpkı İsa as gibi ! ve zamanın imamı 1000 yıldır oymuş.” Yani bin yıldır göklerde imiş ve yaşıyormuş ! Bunlar da onun inmesini bekliyormuş.. İşte Beklenen şii mehti ! İşte size Şii inancı !

Sadece 12 İmam Ümmete Lider Olabilir miş !

“12 imamdan başkası ümmete lider olamaz o yüzden Haz Ebubekir Hz Ömer Hz Osmanın liderliği halifeliği geçersiz!” diye sallıyorsunuz.. Ama Humeyni sizin lideriniz o nasıl oluyor ? Dediğimizde “O İmam olarak değil imamın vekili olarak koltuktaymış !” Yani “sizin bir basit adamınız gaybette olan imama vekil olarak lider olabiliyor, ama Hz Ebubekir RA Rasulullaha vekil olarak ümmete lider olamıyor öyle mi ? Şii misyoner pert !

“Teberra”

Şii misyonerin bizleri de Ehli Beyt karşıtlığına konumlandırması üzerine “Biz Rasulullahın Ehli Beytini seviyoruz” dediğimde, sert bir dille “ne sevgisi, sevgi teberrayı gerektirir” diye karşılık vermiş, sevgimizi inkar etmişti. “Teberra” Yani biz eğer sevse imişiz Ehli Beyt’i, düşmanlarına karşı olurmuşuz ! Kimmiş o düşman ? Yani Sahabeler ! Sübhanallah, haza buhtuanun azim.

Diğer tartıştığımız konular yani onu kurcaladığı ileri sürdüğü konular: Kırtas (kağıt) meselesi, 12 imamın masum hatasız olması konusu, 12 imam doğuştan bilgi yüklü müçtehit kişiler olduğu masalı..

Bunlarla konuşmak tartışmak faydasızdı apaçık. Bunlarla mücadele etmenin en doğru yöntemi Ceddim Sultanı Cihan Yavuz Sultan Selim Han’ın yöntemiydi: Başlarına balyoz boyunlarına kılıcı vurmuş ve bu fitneyi uzun yıllar susturmuştu.

3 vakit namaz, taş üstüne secde !

Bunlar dışında bazı ameli konularda tartıştık. Abdest alırken ayağını yıkamıyor, çıplak ayak üzerine mesh ediyordu pis herif. Şia aptesi öyleymiş.. Bir de abdestte kolları yıkarken suyu dirsekten aşağı akıtmak gerekiyor muş ! Bize “neden avuçtan dirseğe doğru akıtıyorsunuz bu geçersiz” gibi saçma şeyler söylüyordu. Halı üstüne secde olmuyormuş kerbeladan gelen bir taş varmış onun üstüne secde etmek çok sevapmış ! Namazı üç vakitmiş ! o güya üç kılıyor, öğle ile ikindiyi cem yapıyor, akşam ile de yatsıyı cem yapıyordu ve bu cem bizim kaynaklarda da varmış. ! Ebu Davuttan mı nereden bir hadis okuyordu.. Hazırlıklı olduğum bir konu değildi. Sonra öğrendik o hadisten cem manası çıkmıyor.

Şiilikte Muta Nikahı Fuhşu !

Diğer tartıştığı bir konu muta nikahı. Bizim örtülü fuhuş dediğimiz muta nikahı güya Hz Rasulullah zamanında varmış ve o yasaklamamış da Hz Ömer kendi zamanında yasaklamış mış..! O yüzden onlara göre muta nikahı yapmak çok sevapmş ! Nedir muta nikahı ? Muta, yararlanma demek. zinakar herif kadından, kadın da onun parasından yayarlanıyor. yani or..puluk yapıyor. Şii inancında Mutanın tanımı: “Bir şii erkeği kızını bacısını dul anasını isteyen adama üç günlüğüne beş saatliğine para karşılığında güya evlendirmesdir, bunun için sözde bir nikah kıymalarıdır.” anladınız işte bu iş fuhuşun “nikah” kılıflı şekli..! Biz misyonere dedik “sen bacını böyle verir misin ?” Midesi geniş pis herifin “veririm” demesin mi !? Çirkin mezhebini savunacak ya! Ama yalan söylüyor. İran hükümeti bile bekar kızlara muta’yı şimdilerde yasaklamış. sadece dul olanlar yapabiliyormuş artık ! İslam fıtrat dinidir. Fıtrat, yani insan aklı, para karşılığı yapılacak üç beş günlük evliliği reddeder, böyle bir nikahı lanetler.

Görüldüğü gibi 1400 sene öncesi vuku bulmuş, ve asla nasıl olduğu net anlaşılmayan tarihi hadisatı kurcalayarak, eklemeler çıkarmalar yaparak kendilerine yeni bir yol yeni bir din edinmişler ve bu dinde masal bol hurafe çok, ancak Sahabeye sevgi saygı yok ! Aksine düşmanlık var. Ve sanki Sahabeler Ehli Beytin düşmanı imişler gibi bir algı oluşturma sahtekarlığı var. Bu kin nefret lanet dini benim dinim olamaz, Kuranın Dini hiç olamaz.

Şia Misyoneri Kimleri Kandırabildi ?

Kimseyi kandıramadı sadece namaz kılan bir alevi arkadaş vardı namaza başlamaısna da biz vesile olmuştuk bir gün onun kolundaki kılıç dövmesini gördü, damarından girdi “sen zülfikar mısın” o da şevkle evet dedi. sonra yakonlaştılar. tencere kapağını buldu.. Çocuk dört halifeyi seviyordu halbuki.. üzüldük. o sevgi belli ki buğuza dönüşecekti.. Sonra öğrendik ki bunlara talimat böyle verilmiş “türkiyede halkın yüzde şu kadar alevi ancak cahiller dinlerini bilmiyorlar sünni etki altındalar, onlar üzerine çalışın..” denmiş. Bu da öyle yapıyordu..

Tarikat İman Kurtarıyor

Mescitte tartışmaları izleyen takip eden diğer bütün askerler bir kaç istisna hariç Türkiyenin belli başlı tarikatlarına mensup kişilerdi. Genelde tartışmaları izliyor, bazen şaşırıyorlar ama asla görüşlerinden vaz geçmiyorlardı. Şii ajanı Mehmet bu duruma sinir oluyordu. Onlara ne anlatsa ne kadar ısrar etse de, tartışmada galip gibi olsa da (!) onlardan şu cevabı alıyordu “Git benim şeyhim var filan memlekette onu ikna et eğer o senin dediklerini kabul ederse ben de edeceğim” İşte şii ajanı bu söz karşısında zıvanadan çıkıyordu, çabaları sonuçsuzdu.. Onlara en fazla şunu diyebilmişti “sizin aklınız yok mu ? Allah size de muhakeme vermiş düşünme anlama yetisi vermiş, düşünün siz kendi kararınızı kendiniz verin” Hayır, Arkadaşlar bu laflara kanmadılar, çizgilerini bozmadılar.

İşte biat’ın gücünü ve intisabın değerini orada başka anladım.. Hak tarikata girmenin, cemaati içre yaşamanın, Hak bir Şeyh’e intisab etmenin altın elmas değerindeki kıymetini o gün çok iyi anladım.. Çünkü tersi de maalesef oldu; başı boş bir müslüman kurda yem oluyordu

Yarım Hoca Dinden Ediyordu !

Doğu usulü ilim tahsil etmiş (tahsili yarım) bir molla, o şii ajanın dümen suyuna kapıldı, verdiği kitapları okumaya başladı. Bir de almış bana getirmiş bana da gösteriyor. ilgili bir şekilde elinde görünce kızdım “Bırak Allah aşkına şu müsveddeyi Bilal hoca” dedim. Kitabın kurgusuna göre güya bir şii z-alim ile Mısır el-Ezher mezunu bir sünni alim Hacda karşılaşmışlar tartışmışlar sonra da mektupla tartışmaya devam etmişler miş.. Sonunda da tartışma kitap yapılmış..!

Şia ajanı bana da vermişti o kitabı aldım bir sayfasını dahi okumadım, kenara koydum. aldım çünkü bende kalması başkasına vermesinden iyiydi.. Meğer sonra da Bilal’a da vermiş.. kitaba göre sonunda şii z-alim tartışmayı kazanıyor muş! Yalan. Ben inanmadım.

Hakiki Takva ve Görsel Takva

Ne mi oldu ? -Allaha sığınırım- o arkadaş en sonunda bazı ileri gelen Sahabelere karşı hüsnü zannını yitirdi “Ne belli ki Onun .. olmadığı!” demeye başladı. İnna Lillahi ve İnna ileyhi râciun. Aman Allahım Aman Ya Rabb. Sen bizlere hidayet buyurduktan sonra ayaklarımızı kalplerimiz kaydırma Ya Rabb” Bilal hoca yaşantıda son derece takva mescidi selam la devamlı tebliğ seferlerine çıkan helal harama dikkat eden içkili mağzadan içeri adımını atmayan, oralardan alış veriş yapmayan takva bilinen bir muhterem idi. Ancak intisabı yoktu bir Şeyhe biat etmemişti tarikat dersi yoktu. Tek başınaydı. Aldığı ilimler onda kendi aklına bilgisine güven oluşturmuştu.. ancak ilmi yarım idi.. yarım hoca adamı dinden ederdi ve diyordu as kalsın gözlerimiz önünde gidiyordu..

Bu hadiseden sonra “ameli konularda ince eleyip sık dokuyan sofuluklara” asla prim vermedim. “Şu arkadaş çok takva ! şöyle yaşıyor böyle ibadet yapıyor..!” diyenlerin lafı artık yanımda değersiz. Takva olmak evvela itikadını küfürden, bidattan korumak” olduğunu o zaman anladım. Sen muhafaza eyle bizleri ya Rabbi.

Ehli kitaba Kulak vermek Adamı Gavur Eder

Bilal nerede hata yaptı ? Hani Ensar-ı Kiram hazeratı Medinede bir çardağın altında kaynaşmış sohbet muhabbet ederken bir yahudi onları kıskanmış bazı eski kahramanlık şiirleri okutmuş idi de Ensar’ın derhal kavmiyetçi damarları depreşmiş Evs ve Hazreç kabileleri birbirlerine girmiş kavgaya tutuşmuşlar ve hızlarını alamamış evlere koşmuş silaha sarılmışlardı.. da Allah Rasulü derhal ortaya çıkmış aralarını sulh etmişti de Ayet nazil olmuştu ya :

“Ey iman edenler eğer ehli kitaptan bazılarına itaat ederseniz sizleri imandan sonra yeniden kafirler olmaya döndürürler”

Burada Yahudiye itaat nedir ? Okuduğu şiire kulak vermek. Aynı böyle o şii ajanına kim kulak verdiyse bir adım küfre yaklaştı, kim ne kadar kulak verdiyse o kadar gavurluğa yaklaştı. Bilal o kitabı aldığı anda, alıp ilgiyle okuduğu anda zokayı yuttu ve işte Sahabeye itikadını bozmak küfrüyle karşı karşıya kaldı ALlah muhafaza. Bu itibarla asla tv den videodan bidat ehlini dinlememeli kulak dahi kabartmamalı..

isa erdoğan 19.12.2020

önceki : << İzmir Hatıralarım 10
Sonraki : İzmir hatıralarım 12 (son) >>

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın