Bismillah elhamdülillah Mahmud Efendinin Hazretlerinin sohbet ve vaazları zahiren kesildikten sonra cemaatte hem amel, hem de fikir ve söylem bakımından bir takım zafiyetler oluştu. Bu zafiyetlere karşı mütenebbeh olup telafi yoluna gidilmezse bir kaç on yıl içinde tükeniş yok oluş kaçınılmaz olacaktır HafizanaAllah 1. Zafiyet: Medrese fikrinden uzaklaşma; Efendi Hazretlerinin her fırsatta ve her ortamda, hatta Başbakanlık konutunda verilen davette bile söylediği : “Her mahalleye bir erkek bir kız medresesi açınız, bunu yapın ve bütün millet bu medreselerden geçsin, eğitim alsın. Allah’ın izniyle 3 senede İslamiyet galip gelir”. “Besmelesiz mekteplere (okula) değil, çocuklarınızı medreseye gönderin” diyebilme cesareti. Şu an cemaat olarak gösterilemiyor. Özellikle geniş kitlelere hitap eden vaiz ve hocalarımız sohbetlerinde “gençler medreseye gidin mutlaka medresede okuyun” şeklinde telkinlerde bulunmuyorlar. Bu da Medrese’nin bir anlamda zayıflamasına, revacının azalmasına ve kaliteli öğrenci akışının durmasına sebep olacaktır. Bu elbette en önemli bir zaafiyettir, derhal telafi edilmedir. 2. Zafiyet: Manaya olan inanç zaafiyeti Şeyhimiz Mahmud Efendi hazretleri olaylara bakış açısı daima şu minvalde olmuştur “Allah’ın bizlere ihsan ettiği bütün muzafferiyetler, din hürriyeti, emniyet.. bütün bunlar ihlâslı gençlerin Kur’an’a ve sünnete sarılmaları sebebiyledir” “Gençlerin sakal bırakması, genç hanım efendilerin çarşafa bürünmeleri vesilesiyle azap def-ü ref oluyor” “Medreselerde okuyan talebelerin kendilerini Kur’an’a adamaları, teheccütlere kalkıp…
Allah’ın yüce Adıyla.. Bu yazıda sizlere İslam toplumun içinde nev-zuhur etmiş bir fırkadan bahsedeceğim: Kemalist mealciler fırkasından. Allah Rasulu salatü selam olsun “Benden sonra Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, kurtulacak tek fırka Ehli Sünnet vel Cemaat” olduğunu bildirmiş geriye kalan 72 fırkanın cehennemlik olduğunu haber vermiştir. Bu sapkın 72 fırkayı islam alimleri tespit etmişlerse de, bazıları tarihin çöplüğünde yok olarak günümüze kadar gelememiştir. Onların yerine bu zamanda yenileri türemiş ve dalalet ehli Allahın El-Mudill sıfatına mazhar olmaya böylece devam etmiştir Her müslüman bu sapkın fırkalardan haberdar olmalı ve kendini, aile akrabalarını bilgilendirip sakındırmalıdır. Kemalist Mealciler Fırkası (K-Mealizm) Bunları biz şu sıfat üzere bulduk; K-mealciler namaz kılmazlar, oruç tutmaz, fukarayı gözetmez; zekat sadaka vermezler, Hacca umreye gitmezler.. Bunlar hadisleri toptan inkar ederler. Hak Mezhepleri, Allah Dostlarını, müctehit alimleri de inkar ederler, hatta ulema evliyaya iftira eder, söverler. Bütün bunları Kuran Mealinden pasajlar okuyarak yaparlar. müslümanları etkilemek için kendilerini “Kuran ehli, Kurancı, indirilmiş dinci” diye adlandırırlar. Bunlar sahte hesaplarla kimliklerini gizleyen ve bütün ifsatlarını internet üzerinden yapan zavallılardır. İnsan içine çıkmaya, senin benim karşıma geçip seviyeli bir şekilde tartışmaya cesaret edemezler.. Bütün argümanları şüphe uyandırıcı sorular vesveseler, yalan haber ve iftira türünden şeylerdir. “Bu yalanları ne kadar çok yayarsa ne kadar çok müslüman…
El-Şehid Olan Allahın adıyla.. “Demokrasi şehidi” dini bir tabir değildir. Ahiret makamı hiç değildir. Türkiye’de yaygınlaşan resmi bir ifade, dünyalık bir rütbedir. Türkiye literatüründe ‘şehit’ görevi başında öldürülen kişiye denmekteymiş. Haber peşinde ölen muhabire “Basın şehidi” dedikleri gibi. Bu açıdan “demokrasi şehidi” demokrasiyi koruma uğrunda vurularak ölmüş kişi olmuş oluyor. Çünkü darbeler, demokrasiye, yani seçilmiş hükümete yapılır, halkın irade ve idaresine yapılan saldırı kabul edilir. Darbeye karşı koyan halk da kendi seçtiği idarecileri, dolayısıyla demokrasiyi korumuş oluyor. Bu uğurda ölenler de bu zaviyeden bakınca resmen demokrasi şehidi olmuş oluyor. Allah nezdinde bu kişilerin durumu Doğrusu insanların ölen bir kişi hakkında ne dedikleri, ona ne tür bir isim, bir rütbe taktıkları pek de önemli değil. Çünkü kişilerin gerçek niyetlerini Allah bilir ve gerçek rütbe ve makamları Allah tayin eder. Nice “boşuna öldü, pisi pisine gitti” denilenler şehit olmuştur ve nice ‘şehit’ oldu zannedilenler de boşu boşuna ölmüştür Allah bilir. İslamda Şehit “Allah yolunda ölen, Allahın adını yüceltmek için katledilen” kişidir. Evinden çıkan kişilerin hangisi Allah için çıkıyor, hangisi nefis şöhret için çıkıyor biz bilemeyiz. Ancak şunu biliyoruz ki: Niyeti, hayatı, sireti daima Allah yolunda yürümek olan takva müslümanlar nerede ne şekilde ölürse ölsünler şehit olurlar. Bunlar vatanı müdafaa için, milletin dinini…
1) Allahın Ayetlerini; Şeriatı inkar edenle, değil bir olmak, yan yana bile oturma [Nisa: 140] 2) suçsuz insanları katleden, dağa çıkıp silahlı eşkıyalık yapan, asker sivil öldüren zalimlere azıcık bir meyl dahi etme yoksa cehennem ateşi sana da dokunur. [Hud 113] 3) Allah emreder emaneti ehline teslim ediniz. tağutu ret ve inkar etmek gerekli iken tağuta “iman tazeleyen” ve böylece “Allaha ancak şirk koşarak iman! eden” fasıkaya emanet teslim edilmez çünkü ehil değil. [Nisa:51] [Yusuf:106] [Nisa:58] PKK nın siyasi kanadı HDP yi destekleyenler 30 yıldır yaptıkları bunca azgınlık cinayet ve insan öldürme günahına ortak olur. “Hûd:113”
Allah’ın yüce Adıyla.. Sınava Gidiş Haziran 2012. Molla alımı sınavına girdik doğu şivesiyle mele alımı, Hayırlısıyla.. Nuru Osmaniye Camii avlusundaki sınav mahalline bir vardım ki.. saat olmuş 10:30 ! Sekizde orada olmam gerekiyordu. Sıram çoktan geçmiş ! Mübaşire rica, mülazıma minnet girdim içeri.. Dediler “evrağını çıkar” yani sınava giriş belgesini. Bir eyvaah da o zaman çektim. Onu da evde unutmuşum.. Sabah, namazdan geldim eve, dedim “çok uykuluyum bu şekil imtihana girilmez, bir iki saat daha yatayım sekiz buçukta kalkarım” Bir uyandım ki saat dokuz buçuk! Eyvah geç kaldım. Çalar saate baktım susmuş.. Dünden beri kafamda kurmuşum, sınava giderken ceket yaka cübbemi giyecem..” vs. Hani anlarsınız kravatlı adamların gözüne biraz daha şirin görünmek için. Yok efendim ! arabaya bindim gidiyorum bi de baktım üzerimde ders cübbem var.. Tam molla işi ! Hasbunallah.. Ara ara Nuru Osmaniye’yi.. sonunda bulduk. Şimdi de arabayı park edecek yer yok. Otoparka çek dediler gittim buldum otoparkı, girişinde kocaman levha “LPG li araçlar giremez” Düşündüm çaktırmadan gizlesem lpg li olduğunu.. sonra “hayır kokusundan anlarlar rezil oluruz” vazgeçtim. Bir iki sokak sağa sola baktım.. Hemen orada İstanbul valiliği, yanı göz açtırmazlar çekerler hemen, perişan oluruz.. Biraz dolaşınca buldum bir yer park ediverdim oracığa. Dedim “Ya Rabbi Sana emanet”…
NEDİR YAZILARI Nakşibendi Tarikatı 13.07.2008 – 18:06 İmamı Rabbani Müceddidi elfi Sani der: Nakşibendi tarkatını diğer bütün yollardan üstün kılan şey, bu yolda “Rasulullah’ın sünnetine ittiba etmeye iltizam” var olduğu içindir. Sallallahu aleyhi ve sellem. Mektubat Hanımlar 13.07.2008 – 08:46 Allahın erkeğe lütfudur. Kadının yaratılışını beğeniyorsunuz değil mi !? Şu halde onu Yaratanı da beğenin, her şeyi ile.. gönderdiği dini, Şeriatı, peygamberi.. B.Ç.G 12.07.2008 – 07:55 B batı: batıdan ithal edilen değerleri korumak ve yaymak. batıdan olsunda ne olursa olsun. Ç çalışma: her ne kadar başaramasakta bu yolda çalışacaz bu yolda öleceez bizimde eğilimimiz buna, napalım! G grubu: Tanrısal değerlerin geçerliliğini ancak büyük gruplar kurarak azaltabileceğimizi düşünüyoruz. yoksa tozumu dumanımıza katarlar o şeriatçılar Abdur Rahman As Sudais 12.07.2008 – 07:47 ‘ Kabe imamı ‘ şeklinde telakki edilen manevi bir makamın sahibi. Arkasında namaz kılmak nasib oldu. Allah kabul eylesin. içli bir kıraati var. Suudlular Mısır tarzı kıraat yerine Sudeysi tarzı kıraati tercih ederler. Doğrusu ağdı andırdığı için hadisin maksadına daha muvafık gibi. Ama Abdussmed; Allah ondan razı olsun, Kuranı dinlemeyi dünyaya o sevdirdi. ………………. Gezinirken baktım yorum yazılmamış garib bir surette duruyordu.. Ben mazlumları her zaman müdafa ederim. ateist 11.07.2008 – 02:18 ateist kim imiş: Tanrı tanımayan imiş ! Be…
Allah’ın yüce Adıyla Türkiye müminlerinin emiri “Sen başımızda ol yeter” tebcilinin muhatabı o zat irticalen yaptığı bir konuşmada “İslamiyet’in güncellenmesi gerektiğinden” bahs etmiş, ve anlayışı kıt bazıları bu sözünden onu vurmak, gözden düşürmek hevesine kapılmışlardır. Doğrusu, bir müminin ettiği lafı müminler mümkün mertebe hüsnü zanla tevil ederek onu istikamet dairesi içinde tutmaya çalışmalıdır. Doğru yol budur. Bu yazı bu maksada mebnidir Güncelleme.. yani bugüne uyarlama. Kadim İslam literatüründe karşılığı olmayan bu yeni kelime bazı dînî ahkâmın zaman ve zemine göre yenilenmesi “ictihad” “Tecdid” veya “Teysir” şeklinde anlaşılabilir. Osmanlı imparatorluğu’nun son devrinde Osmanlı alimlerinin çıkardığı “mecelle-i ahkam-ı adliye” isimli şaheser’de “Ezmanın tegayyuru ile ahkamın tegayyuru inkar olunamaz” denilerek zamana göre dini hükümlerin değişebileceğine vurgu yapılmıştır. Sayın cumhurbaşkanı güncelleme derken bunu kastetmiştir diyerek meseleyi burada noktalayabiliriz. Konuya ilgi duyanlar için şöyle devam edelim Dinde tecdid/teysir tarihi Vahyin İnişine kadar uzanır. Kuran aslında Tevrat Zebur ve İncilin güncellenmesidir. Kuran içinde de Allah bazı ayetleri ‘nesh’ edip yerine başkasını indirerek ilk güncelleme işini bizzat kendisi yapmıştır. Mesela namazlar 2 rekat farz iken 4 rekat olmaya güncellenmiştir. İçki domuz eti serbest olmaktan haram olmaya güncellenmiştir. Zekat 1/4 den 1/40 olmuştur Her asırda yeniden yazılan Kuran Tefsirleri İslamı günün anlayış ve idrakine sunmak için olup bir…
Rahman Rahim Olan Allahın ismiyle.. Bugün Diyanet işleri başkanlığına bir kadın yardımcı atanmış. Eğer Türkiyenin sorunlarını çözecek tedbir buysa haydi olsun bakalım. Ama öyle olmayacak ! Şimdi bu hanım başkan ne yapacak? Düşünecek “devlet beni niye atadı buraya? demekki erkeklerden beklenmeyen şeyler benden bekleniyor” diyecek ve başlayacak üretmeye, Olmayan sorunları var gibi göstermeye.. Başlayacak demeye “Ee efendim Diyanet personelinin %87’si erkek yüzde 13’ü kadın. Kadın oran Diyanet içerisinde artırılmalı, kadın müftüler olmalı, kadın müftü yardımcıları olmalı, yok camilerde kadın görevliler olmalı..” Varsa kadın.. yoksa kadın..! Sanki ana sorun “erişilebilir kadın azlığı” Aksine kadınlar iş sahibi oldukça, köşelerin başına geçtikçe sorunlar daha da büyüyor.. Nice gazeteler yazılar “Anadolu’nun filanca ilinde fabrika açıldı kadınlar işi bulunca kocayı attı!” Bugün telefonda bir çağrı aldım, 5 çocuklu bir anne feryat ediyor “kocamın şirketi büyüdükçe mal varlığı arttıkça erkek işçileri çıkardı hep kadın almaya başladı.. sekreterleri kadın çaycısı kadın hizmetliler işçiler kadın her tarafı kadınla doldu..” Çok şeyler anlatacak ama dili varmıyor dudağını ısırıyor.. Bugün Avrupa’nın nüfusu kırılıyor, ahlak çökmüş, aile yuvası dağılmış, sapıkça eğilimler ayyukaya çıkmış sapıklık sayılmasın teziyle kurtarılmaya çalışılıyor. Avrupa geri dönüşü olmayan bir yola, ölümcül bir girdaba kapılmış, helaka doğru gidiyorlar. Sebebi; Kadının erkeğin sosyal hayatına sokulmuş olması. Erkekler için kadına…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Sol medya organları Cübbeli Ahmet hocaya linç kampanyası düzenlediği 2013 yıllarında Sn Cumhurbaşkanı: “Neden bizim İlahiyatçlarımız konuşmuyorlar susuyorlar da meydan o gibi marjinal(?) hocalara kalıyor! Halk onların ardından gidiyor!?” demişti, ve darbe kalkışması olayı patlak verdiğinde sözünü yineledi. Bunu söyledikten kısa süre sonra Caner Taslaman, Mehmet Okuyan, Mustafa Karataş, Mustafa İslamoğlu, Abdulaziz Bayındır, Recep Eliaçık ve benzeri ilahiyatçılar meydana çıktılar ve “bizim ilahiyatçılarımız (!)” olarak konuşmaya başladılar. Bunlar da kendilerini dinletmek, halkı etkilemek adına duyulmadık bilinmedik yeni şeyler, fikirler, söylemler ürettiler, Sünneti tartıştılar, Mezhepleri tartıştılar, İcma’yı tartıştılar, mucizeyi, kerameti, şefaati tartıştılar, Tasavvufu; Mevlanayı, Yunus’u ibn-i Arabiyi taşladılar.. “Halk islamı hep yanlış öğrenmişti! Uydurulmuş bir dinin peşinden gidiyorlardı! Bunlar en doğrusunu biliyor öğretiyorlardı! İndirilmiş dini bulmuşlar, kaynağa öze inmişlerdi !” Evet “indirilmiş din” slogan buydu. Parlak bir söylemdi.. Bu tutardı! halkı toplardı..! Ve her konuda başladılar konuşmaya.. Halkı aydınlattılar..! Uyduruk dinden arındırma ayinleri düzenlediler..! Adem as’a baba buldular, Isa as’ın babasını keşfettiler! Meryem valideye koca tespit ettiler! Halkın bildiği öyle görünmez “cinlerin” olmadığı buluşunu buldular ! Mucizelerin basit doğa olayı olduğunu deklare ettiler..! Uydurulmuş(!) dinin tüm kodlarını -guya- tahrip ettiler !! Ve üzerinden beş sene geçti.. Ne necip Türkiye cumhuru, ne de Sayın cumhurbaşkanı neticeden pek memnun olmadı…..
بسم الله الرحمن الرحيم Sevilmeye layık tek varlık Yüce Allah’tır. Bu halk onun bu kalp ona aittir. Ona olan sevgimiz koşulsuz, zatîdir, zâtî olmalıdır. Onun dışındaki bütün sevgiler arazîdir, hale ve şarta bağlıdır Yani Allah Allah olduğu için koşulsuz sevilir şu veya bu sıfatından, fiilinden dolayı değil. Nimet ikram rahmet merhametinden dolayı da değil.. Buna tasavvufta ‘muhabbet-i zatiye‘ denilir. Böylesi bir muhabbet Ancak Allah’a lâyıktır. Onun dışındakiler ise Allah’tan ötürü, Allah yolunda, Allah için sevilir. Peygamber sevgisi de böyledir. “ALLAHI seversiniz, beni de Allah için seversiniz, Ehl-i Beytimi ise benden ötürü seversiniz.” Hadis-i şerif Ancak esefle müşahede ediyoruz ki bazı insanlar birilerini Allah sever gibi sevmektedirler. Bu sevilen kişi bazen bir kadın, bir artist, bir şarkıcı, bir futbolcu bir siyasetçi olurken bazen de bir din adamı olabiliyor.. “İnsanlardan kimileri Allah’tan başka şeyleri Ona denk tutuyorlar da onları Allah sever gibi seviyorlar..” Bakara:165 Bu Ayet bu tür aşkın sevgileri yerer haram eder. Çünkü bu derece zati bir sevgiyle sevilen, kim olursa olsun hatta bir peygamber bile olsa o kişinin kalbinde bir put olmuştur. Işte Meryem oğlu İsa’nın hıristiyanlar yanındaki durmu.. Zati sevgiler kullar için haramdır. Çünkü zati sevgi kusura kördür sevgilide hata yanlış göstermez. O kişi en büyük haramları işlese de…
Allah’ın 99 Adıyla Emekli Diyanet işleri başkanı sn Mehmet Görmez şöyle bir söz söylemişti “Tefsir Hadis Fıkıh vb ne kadar dini ilimler ise Fizik Kimya Biyoloji vb de o kadar dini ilimlerdir” Ilim çevreleri bu nitelemeyi kabul etmez ancak ben burada bunun doğru olduğunu var sayarak yazacağım. Başkanın ifadesine göre Türkiyede ve hatta dünyada okullarda okuyan bütün öğrenciler dini ilimler tahsil etmekteler çünkü matematik fizik kimya biyoloji coğrafya.. herkesin okuduğu ilimler. Ancak yapılan son ankete göre Türkiyede Allah’a inananların sayısı % 86 görünüyor. Meleklerin varlığına inananlar %75, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı hayatına örnek kabul edenler %63 kader hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inananlar %55. Yüzde 99’u müslüman denilen ülkede bu rakamlar müspet dindarlığın gerildiğini, mütedeyyin, dinine bağlı insanların azaldığını gösterir. Dini İlimler? Çelişki burada: Bütün öğrenciler sabahtan akşama kadar dini eğitim alacak ancak günden günde dinine bağlılık azalacak ! Buna karşın hiç okula gitmemiş insanların daha dindar ve tutucu oldukları görülecek! Bu durumda diyanet işleri eski başkanına sormak gerekir “hocam iyi düşün ya bu ilimler (fizik kimya matematik) dini ilimler değil ya da bu işte bir terslik var !? Öyle ya.. Dini ilimler içinde yüzen kişilerin dindar olması gerekir. Aslında pozitif ilimler denilen fizik kimya biyoloji ve benzeri ilimlerin dini ilim…
Allah’ın El-Alîm adıyla.. Bir gazete köşesinde okudum, Vakitten Asım Yenihaber’in yazısı olacak. Türkiye’de üniversitelerin ilim yerine bilimsel sahtekarlık yaptığını gözler önüne seren önemli bir yazı.. O anlatıyor: “Ailemden birisi hastalandı hastane hastane doktor doktor gezdik, bir Şifa bulamadık. Sonunda doktorun biri uyandı “bir de bunu diyetisyene götürün muhtemelen bazı yedikleri dokunuyor” dedi ve diyetisyene gittik. Kadın doktor hastamızı inceledi ve bir diyet listesi hazırladı. Adını hiç duymadığım, nerede satıldığını bilmediğim meyveler.. Dedim ki “bu kadar adı duyulmadık meyve yazdınız neden hurma yazmadınız ?” Kadın doktor : “Biz bu işin bilimini yaptık üniversitede hurmadan bir bahis duymadık.” dedi. Ben de “Öyleyse lütfen hurmayı da araştırın!” dedim ve ayrıldık. Eve gelince adı duyulmadık o meyvelerin hepsini sildim “hurma” yazdım ve o hastamıza bol bol hurma yedirdik. İki hafta sonra kontrole gittiğimizde doktor hastanın durumuna çok sevindi “verdiğim listeyi uyguladınız galiba?” dedi Ben de “hayır uygulamadık Bilakis bol bol hurma yedirdik” dedim. O da itiraf etti bize dedi ki ” Ben de sizden sonra profesörü aradım, hurmayı sordum. Profesör “Esasında hurma meyvelerin şahıdır. Bütün mineralleri vitaminleri proteinleri içeren çok faydalı bir gıdadır, ancak dini çağrışımlar yaptığı için biz üniversitede ondan bahsetmeyi sevmeyiz!” dedi. işte size bilimsel sahtekarlık ! Üniversite gerçeklerin öğretildiği yer olmaktan…
Allah’ın Adıyla Felsefeci: Bu hadis uydurma çünkü bilim felsefesine aykırı, sosyolojiye aykırı yok psikolojiye aykırı ! Alim: “Hayır aykırı değil çünkü bilimsel tespitler, pratik realite, tarihi tecrübe gösterdi ki..” dediği anda alim, felsefeci önünde malup olmuştur. Bundan sonra ne derse desin, isterse felsefeciyi ikna etsin malup olmuştur. Çünkü kurt felsefeci onu kendi metoduna, felsefe yoluna çekmiş alim de kuzu kuzu gitmiştir Zira islamda hadislerin sahih ve sakim olanı tespit etmek senetlerinin kuvvet derecesi iledir, akli felsefi değerlendirmelerle değil. Bilimsel(!) değerlendirme kapısını açtığın zaman bütün ‘İlm-i Üsul-ü Hadis’i iptal ve geçersiz kılmış olursun. Özellikle de avam halk nazarında. Artık herkes hadislere kendi felsefesinden yaklaşır, kimini kafasına göre reddeder kimini hevasınca cerh eder.. Doğrusu : Alim savunmasını şöyle yapmalıydı: Bu hadis sahihtir çünkü bunu filan muhaddis filan raviden rivayet etti, Imam Buhari/Muslim de onlardan tahric ve tespit etti. Senet muttasıl ve ricalin hepsi šika. Demek ki hadis sahih. Madem ki sahih, aklımız bilimimiz bugün onu ihata etmese de makbulumuzdür” demeliydi. “Ama felsefeci usulü hadis, usulü fıkıh kabul etmiyor senet zincir ravi muhaddis dinlemiyor.. bu açıklama tarzı onu ikna etmez!” Şeklinde itiraz edenler dinleyin: Bütün cihan ulemasının ittifakla icra ettiği en sağlam ve geçerli usul (ilmi usul-ü hadis’i) aklı kıt ilmi zıt bir…
Caca cola Isparta açılışı üzerinden Reisi savunmanın zorluğu ve bilinmeyen gerçekler: itilaf devletleri tarafından Türkiye ablukaya alınmış gizli bir ambargonun kıskacında ekonomisi maddi gücü yok edilmek isteniyor. Bunun için ‘Türkiyede can güvenliği yok!’ mal güvenliği yok! türünde kara propagandalar yapılarak yabancı yatırımcıyı kaçırmak hedefleniyor. Benzer karalamalar içimizdeki piyonlarına da dikte ettirilerek inandırıcılık oluşturulmaya çalışılıyor @kk Dünya devletleri arasında ulusal menfaatelerini müdafa etmek kurtlar sofrasında satranç oynamak kadar zordur.. Reis ülkesini milletini koruma uğruna hamle gereği bazen rakibe yemesi için bir piyon veriyor.. Caca cola açılışına katılması bu kabilden.. Aslında o fabrikanın açılmasına hiç bir yasal engel yok. Reisin fazladan yaptığı tek şey orada bulunmak. Bunun da sebebi açılışın gündem olması dünya kamuoyunda duyulmasını sağlamak. Nitekim oldu. Bu sayede Reis dünya kredi değerlendirme kuruluşlarının Turkiye aleyhine verdikleri zayıf notları geçersiz kılıyor, dünya devi şirketlerin türkiyede yatırım yaptığını herkese göstererek Turkiyenin güçlü güvenilir ülke olduğunu göstererek oyunu bozuyor. Siemens ile Rusya ile yapılan anlaşma da bu kabilden. Reise Tepki Sorunu: Islâmi camianın sanal alemde gösterdiği tepki Reisin istediği şey. Siz bu yazıya aldırmadan tepki vermeye devam edin zira bu tepki bu stratejinin bir parçası. Itilaf devletlerinin kendi tabanının Reise tepki duyduğunu görmesi reise daha çok güvenmelerini sağlayacak ve batı toplumlarında oluşan düşmanlık…
Rabıta; Gönül Kıblesini Birlemektir. Rabıta; Sureti, siması Allah’ı hatırlatan* salih bir zatı tahayyül ve tezekkür ederek Allah’ın feyzine nail olmak, bu tahayyül sayesinde o Salihi öyle bir sevmektir ki, sayesinde o mahmudun kalbinde olan marifetullah muhabbetullah takva ihlas gibi nice fezail ve güzel ahlakı tahsil etmek, Onun kalbinden kendi kalbine aksettirmektir. Çünkü Halila minel kalbi ilel kalbi sebila *** A dostum kalpten kalbe yol var ha! Ey Rabıta amel-i salihini idrak edememiş zavallı kişi.. Sorarım sana : Namazını nasıl kılarsın ? Okuduklarının manasını düşünür müsün yoksa gafillerden misin? Eğer okuduklarının manasını namazda düşünerek kılıyorsan.. Veya atalarından böyle kılan varsa, Oturuşlarda teşehhüd de okuyorsundur. Yani Ettehiyyatu’yü.. De şimdi bana “Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu” “Ey peygamber sana selam olsun” derken tam o esnada zihnine/kalbine peygamber efendimizin hayali sureti gelse.. Bu şirk midir ?! Haşa, Elbette değil Namaz Allah’a yöneliş.. Allah ile baş başa olmaktır.. Allah’ın önünde huzurunda durmaktır. Allah’la konuşurken ve yüz Allah’a dönük iken tam o anda “Ey peygamber” deyip nebinin suretini tahayyül etmek şirk olmak! gerekir sizin akılsız kafaya göre !? Öyle mi ?? Dikkat et namazdasın. Tam ibadet anı ve Allah ile başbaşa!? Bu halde iken peygamber sureti akla hayale gelince.. peygamber Allah ile aramıza girmiş oluyor mu, olmuyor mu…
Allah’ın Yüce Adıyla Allah bütün inananları kardeş yaptı, Pâk Eşleri annelerimiz, Muhammed aleyhisselam da babamızdır. Müslüman bu büyük ailenin bir ferdidir. Bu aileye mensubiyet en büyük mensubiyettir. Bu mensubiyet ve bu aidiyetin ötesinde başka bir mensubiyet gerekli değil aslında.. Tarikat ve Cemaatler Tarikata (veya cemaate) giren bir müslüman yeni ve küçük bir aileye daha girmiş olur. Burada yeni ihvanlar/kardeşler edinir ve o tarikatın şeyhini baba bilir. Allah’ın tesis ettiği büyük aileye ilaveten gerek var mıydı bu küçük ailecikler ? Tarikat ve cemaatlerin çıkışı bir ve diri o büyük Aileyi parçalamak değil midir? Cevab: Hayır parçalamak değil, bilakis gaye birleştirmektir. Çünkü Tarikat bir okuldur. Kişiyi hakikî Müslüman yapma okulu. Zaman uzamış, Allah Rasulü sas ile aramıza uzun asırlar girmiş olduğundan Peygamber ile Ümmet arasında olması gereken baba-evlad ilişkisi kopmuş, rehber-tabii bağlılığı kaybolduğundan Tarikat bu kusurları telâfi etmek için kurulmuş bir okul bir eğitim kurumudur. Şöyle ki Mürid, baba gibi sevdiği ve bağlandığı şeyhine duyduğu bu muhabbeti sayesinde ‘büyüğe muhabbet ve ittiba’yı öğrenmiş olacak ve bir gün Şeyh kendini aradan çekmekle mürid bu muhabbet ve itaatini asıl sahibine; Peygamberine yöneltecek idi. Tarikatın tabiriyle; Mürid fenafişşeyh olduktan sonra Fenafirrasûl olacaktı.. Ayni şekilde.. İslam ailesinin ekser mensupları amel-i salihi terk etmiş, bidat ve fesada…
Allah’ın Yüce Adıyla Hadis kafiri birisi Sahabelerin hadis karşısındaki tavrını (Ey Allah rasulü bu söz Allah’ın emri mi yoksa sizin ictihadınız mı) tarzındaki suallerini misal göstererek küfrünü meşru göstermeye çalışıyor.. “Bakın Sahabeler bile Peygamberden her duyduklarını değil Ayet olanları kabul ediyorlar diyor..! CEVAP Bu akılsız bidatçı farkında değil, aslında aktardığı durum Hadislerin de Allah’tan gelen bir çeşit vahiy olduğunu , Ehl-i Sünnetin bu konuda haklı, ehl-i bidatın ise dalalet içinde olduğunu göstermektedir. Şöyle ki: Allah Rasulü sas bazen bir şey söyler -bir hadis ağzından sudur eder- ve bu hadis eğer Sahabelerin bilgi ve adetlerine aykırı görünürse sorarlar idi : Ya Rasulallah bu sözünüz Allah’ın emri mi yoksa sizin ictihadınız mı? Peygamber efendimiz eğer “bilakis benim ictihadım” derse onlar da kendi ictatlarını sunar olayı istişareye açarlar idi. Zavallı hadis kafiri, Sahabenin bu ahlâkından kendi küfrüne bir pay çıkarmaya çalışmış ama Allah hilesini boşa çıkarmış, tuzağını başına geçirmiştir. Çünkü Sahabenin Hadis karşısında ki bu tutumu gösteriyor ki Hadisler çok zaman Allah’ın Kuranda yazılı olmayan emirleri olabilir. Allah nice emir ve yasaklarını Peygamberinin ağzıyla söylemiş olabilir. Çünkü peygamberimiz Kuran dışında da vahiy alıyordu. Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılınan yıllarda olduğu gibi.. Bu emir Kuranda yazılı değil. Bu yüzden Hadisler karşısında çok temkinli olmalı,…
Allah’ın Adıyla.. Müceddid kimdir nedir ve Mahmud Efendi Müceddid midir ? Onu müceddit yapacak hizmetleri nelerdir? عن أبي هريرة: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إنَّ اللهَ يبعثُ لهذه الأمةِ على رأسِ كلِّ مائةِ سنةٍ من يُجدِّدُ لها دينَها • سنن أبي داود • Allah Rasulü sas buyurmuştur: “Elbette Allah her 100 yılın başında bu Ümmet için, onların Din işlerini yineleyecek Mücedditler gönderir..” [Ebu Davud: Sahih] Müceddid, bu Hadisi şerifte bildirilen, her asırda gelmesi müjdelenen Dini yineleyen zatlardır. Allah rasulü bu hadisinde peygamberler için kullanılan “ba’s” tabirini müceddit için de kullanmış ve bunun “ümmet için, ümmet yararına” olduğuna vurgu yapmıştır. Allah o ki yeni bir peygamber göndermeyecek, Ümmeti garip sahipsiz bırakmamak için mücedditler göndermektedir. Müceddid; unutulmuş, terk edilmiş İslâm dininin icaplarını, itikad farz vacip ve sünnetleri yeniden yaşamak ve yaşatmak suretiyle ihya eden ve küfrü, isyanı, kafire teşebbühü, haram ve mekruhları iptal ve imate eden yüksek alimler. Ve müceddid Mahmud Efendi Hz’nin de sarahaten bildirmesiyle “bir asırda birden fazla olabilir.”
Bende Adalet istiyorum. Nasıl istemem.. ‘El-Adl’ Allahın ismi ‘Adil’ Peygamberimizin adı ve vasfı iken ? Adalet Allahın fiilleri içinde Kuranda en çok vurgulanan olgu.. Adalet, Allahın biz inanan kullarından koşulsuz isteği.. hatta düşmanlarımıza karşı bile. “Bir kavme olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sevk etmesin.. Adil olun, bu takvaya daha yakındır” “Allah zerre ağırlığınca adaletsizlik etmez” Hadisi şerif: Allahın gölgeliğinden başka gölge olmayan Ahiret gününde o gölge (emniyet şemsiyesi) altına girecek 7 zümrenin birincisi: Adaletli imam (devlet reisi) Adaletin zıddı zulümdür. Zulüm nerede olsa, kim tarafından olsa asla tasvip edilemez. Zulüm edene Kuranın verdiği isim “zalim”. “Allah zalimleri sevmez.” “Allah zalimleri yola almaz.” “Allahın laneti zalimler üzerine..” “Zalimleri helak edeceğiz” “zalimlerin ancak hüsranını artıracağız.” “zalimleri Cehennemde diz üstü terk edeceğiz” “zalimlere o günde mazeretleri fayda vermeyecek ve onlara lanet ve kötü yurt onlara.” “Dikkat kesilin, zalimlere kalıcı bir azap var” “zalimler birbirinin dostudur Allah ise takva ehlinin velisi dostudur” Allahın dini adalet ve adaletsizliğe bu kadar önem vermiş iken biz Müslümanların ADALET çağrıları karşısında kayıtsız kalmamız düşünülemez. Ancak sorun şu : Adalet nedir ? Önce adaletin tanımında uzlaşalım ki kimin ne dediği, ne istediği bilinsin garazlar belli olsun. Adalet: haklıya hakkını vermektir. Zulüm (adaletsizlik) ise: Hakkı yerine…
Veya Sakal-ı Şerifin İmam elinde İmtihanı 1991-92 yıllarında Yozgatta Milli görüşe ait bir yurtta yatılı okurken yurt müdürümüz Necmettin Şahiner, daha önceleri de imam hatiplerde müdürlük yapmış, öncesinde ise Konya’da imamlık yapmış bir amcamız, şöyle anlattı: “Konya’da imam iken bir Kadir Gecesi’nde bizim de camimizde var olan Sakal-ı Şerif ziyareti yaptırdık, kırk bohça içerisinde sarılmış olan sakalı çözdük ve ziyaretler yapıldı insanlar sırayla öptüler kokladılar baktılar ve yeniden salavatlar eşliğinde birer birer bağladık sardık sarmaladık.. Sakalı Şerifi ben böyle sararken birden içime bir kuşku düştü “bu gerçekten Peygamberimizin sakalı mı!?” diye bir şüphe duymaya başladım dedim ki “ben bunu mutlaka sınayacağım, Eğer gerçekten Peygamberin sakalı ise bu yanmaz, çünkü Rasulullahın vucudu ateşe haramdır.. bu sayede o sakal teli gerçek mi bilmiş oluruz. Ama eğer yanarsa demek ki onun sakalı değil benim gibi sıradan birinin sakal teli.. zarar yok yerine başkasını koruz..” Herkes gidip cami boşalınca kapıları kilitledim ve sandukayı önüme koydum o kırk bohçayı teker teker çözdüm ve şişe içinde sakal telini çıkardım elime aldım Bir çakmak çıkardım ve çakmağı yaktım ve o sakal teline yaklaştırdım.. ateşi telin altına getirdim.. gördüklerime inanamadım. Aman Allahım o sakal teli yanmıyordu hayretler içinde kaldım. tel ateşin içinde kalıyor ama yine de yanmıyordu.. Kendi…