Allah’ın Yüce Adıyla
Hadis kafiri birisi Sahabelerin hadis karşısındaki tavrını (Ey Allah rasulü bu söz Allah’ın emri mi yoksa sizin ictihadınız mı) tarzındaki suallerini misal göstererek küfrünü meşru göstermeye çalışıyor.. “Bakın Sahabeler bile Peygamberden her duyduklarını değil Ayet olanları kabul ediyorlar diyor..!
CEVAP
Bu akılsız bidatçı farkında değil, aslında aktardığı durum Hadislerin de Allah’tan gelen bir çeşit vahiy olduğunu , Ehl-i Sünnetin bu konuda haklı, ehl-i bidatın ise dalalet içinde olduğunu göstermektedir.
Şöyle ki:
Allah Rasulü sas bazen bir şey söyler -bir hadis ağzından sudur eder- ve bu hadis eğer Sahabelerin bilgi ve adetlerine aykırı görünürse sorarlar idi :
Ya Rasulallah bu sözünüz Allah’ın emri mi yoksa sizin ictihadınız mı?
Peygamber efendimiz eğer “bilakis benim ictihadım” derse onlar da kendi ictatlarını sunar olayı istişareye açarlar idi.
Zavallı hadis kafiri, Sahabenin bu ahlâkından kendi küfrüne bir pay çıkarmaya çalışmış ama Allah hilesini boşa çıkarmış, tuzağını başına geçirmiştir.
Çünkü Sahabenin Hadis karşısında ki bu tutumu gösteriyor ki Hadisler çok zaman Allah’ın Kuranda yazılı olmayan emirleri olabilir. Allah nice emir ve yasaklarını Peygamberinin ağzıyla söylemiş olabilir. Çünkü peygamberimiz Kuran dışında da vahiy alıyordu. Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılınan yıllarda olduğu gibi.. Bu emir Kuranda yazılı değil.
Bu yüzden Hadisler karşısında çok temkinli olmalı, ‘ya Allah’ın emri ise ?’ iyazenbillah bunları inkar etmek Hakkı inkar etmek olacağını’ bilmelidir.
Islâm alimleri Hadisler içinde hangisi Allah’ın vahyi hangisi Peygamberinin içtihadı.. ayırımını şöyle tespit ettiler:
Eğer bir Hadis-i şerif Din iman islâm ile alakalı ise kesin Allah’ın vahyidir. Buna vahy-i gayri metluv’ denir. (Hadislerin %95i bu sınıfta)
Eğer dünya işleri ile alakalı ise yine Vahiy olma ihtimali ile beraber peygamberimizin öz içtihadı da olabilir.
Nitekim Sahabeler Allah Rasulünden sâdır olan sözler karşısında o kadar temkinli idiler ki dünya işleri hakkında da Allah’ın bir emri olabileceğini bilir ve görüş bildirmeden önce yine de sorarlar idi. Bedir’de orduyu konuşlandırırken sordukları gibi.
Cahil hadis kafiri, Sahabelerin Hadis karşısında ki bu hassasiyetini muhtemelen şöyle anlıyor: “Allah Rasulü bir söz söyleyecek, sahabeler aceba bu ayet mi hadis mi diye tereddüt edecekler!” Bu asla mümkün değil. Allah’ın ayetleri hakkında tereddütün zerresi söz konusu olamaz çünkü.
Çünkü ayetler nazil olduğunda Peygamberimiz onları tebliğ etmeden önce vahiy katiplerini çağırtır eğuzu besmele okur ve Kurana has bir makam ve saygıyla ayetleri tilavet ederdi. Bu bakımdan mübarek ağızından sâdır olan sözler Ayet midir Hadis midir asla karışmaz ve bu konuda en ufak bir tereddüt oluşmaz idi.
Sahabenin tereddüdü bilakis Allah Rasulünün günlük konuşmaları içinde söylediği sözleri -HADISLERİ- hakkında ‘aceba Allah’ın emri mi değil mi’ noktasında olmuştur. Bu da bizi hadisler karşısında aynı hassasiyeti göstermeye sevk etmiş ve Kuran-Hadisin biri diğerinden ayrılmaz iki umde olduğuna inanmamızı netice vermiştir.
Allah Kuranın yolu Ehl-i Sünnet vel Cemaat yolundan bizleri ayırmasın.
isa erdoğan
26.07.2017 ist.
Yorum Yapılmamış