Bismillahi ve billahi tevekkeltü ala Allahi
Yüce Allah Beyyine suresinde “Halbuki onlar ihlasla Allaha kulluk etmekten başka şeyle emrolunmadılar” buyurmakta. Tarikatta ise müridlere “fenafişşeyh” olmak hedefi gösterilir, sonrasında Fenafirresul, sonrasında Fenafillah varmış!.. Bunlarla emrolunmamıştınız, Yalnız Allaha kulluk etmekle emrolunmuştunuz” şeklindeki soruya ne dersiniz ?
CEVAP:
Fenafirresul ve Fenafillah olmak Allaha kulluğun dışında şeyler değil.. Bir çok itirazlar aynı dili konuşmamaktan kaynaklanır. O yüzden “Fenafirrasul” Fenafillah” ile ne kastettiğimizi açıklamamız uygun olacak.
Fenafirrasul: Allah Rasulünde fani olmak demektir yani Ona olan sevgi ve muhabbette o raddeye erişmek ki kalp onun sevgisiyle dopdolu olmak. Buhari Müslimin aktardığı “Allah ve Rasülünü herkesten çok sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” hadisinde bizden istenen muhabbet seviyesine yükselmektir fenafirrasul. Demekki bununla emrolunduk.
“Ama Beyyine suresinde “sadece Allaha kullukla emrolundunuz” yazmakta..?
Cevap: Fenafirresul olan kişi ne yapar ? Rasulullahın yaptığını yapar, Onun gibi sarık sarar, Onun gibi sakal uzatır, Onun gibi cübbe giyer, Onun gibi gece gündüz namaz kılar, Onun gibi Hafız olur, müfessir alim olur, Onun gibi sabah akşam Şeriat için çalışır..” Allaha kulluk da bu değil miydi; Rasulullaha tabi olmak ? Evet. Demekki Rasulullah(ın sevgisinde) fani olmak Allah’a kulluğa zıt şey değil, bilakis yardımcı.
Geriye kaldı Fenafişşeyh..
Fenafişşeyh Şeyhin sevgisinde fani olmak; onu o derece sevmek ki adeta aşık olmak. Bu aşkın neticesinde mürid iradesini şeyhine teslim eder, artık şeyhi ne istiyorsa onu ister hale gellir. Kuran ve Sünnette müminleri Allah için sevmek var tamam da, evet bu derece değil. Şu halde “fenafişşeh olmakla emrolunmadık” demek doğru gibi.. ancak doğru değil.
Çünkü terbiye ve irşad ehli olan Allahın dostları insan fıtratına vazedilmiş şu hakikati tespit etmişler: “İnsan kanlı canlı bir kişide fani olmadıkça gıyabi bir kişilikte fani olamaz. Görmediği, sesini duymadığı hiç kimseyi insan bu derece sevemez, bu Allah bile olsa!” O yüzden demişlerdir “insan maşuk-ı mecazi’de evvela aşkı tatmalı ki sonrasında o aşkı maşuk-ı hakikiye taşıyabilsin”
İşte maşuk-ı mecazi mürşiddir, ona aşık olmak da “fenafişşeyh” olmaktır. Devamında kişi Rasulullaha aşık olur akabinde de bu aşkı Mevla tealaya ulaşır, Allaha aşık olur. Fenafillah olmak işte bu aşk-ı ilahidir. İşi böyle bildikten sonra daha kim “bununla emrolunmadık” diyebilir !?
Bu bakımdan, Fenafişşeyh olmak bir basamak, bir vesile olacağında makbul ve merdi bir iş oluyor. Çünkü İslamda kural “farza götüren farzdır, harama götüren şey de haramdır” Madem ki fenafişşeyh fenafillaha götüren bir vesiledir şu halde istihbab cihetiyle emrolunmuş bir fazilettir ve hakiki kulluğa bir vesile olması itibariyle “Allaha kulluğa” münafi değildir.
Fenafişşeyh olmak İslamda makbul olduğuna ikinci bir tevcih:
Allah bizlerden ihlas ister, takva ister, güzel ahlak ister, Marifetullah, Muhabbetullah ister.. Bütün bunların tahsili ile emrolunduk şüphesiz.. Peki zayıf bir mürid bunları nereden bulup alacak ? Bunca yüksek meziyetlerle nasıl kuşanacak ? Kolay olsa, kendi başına yapılacak işler olsa herkes yapardı kuşkusuz !? Demekki bir bilene ihtiyaç var, başarmış bir örneğe, bir rehbere ihtiyacı var. Şimdilerde kimdir bu rehber ?
Elbette o rehber Arif-i Billah olan Şeyh efendidir.
Mürid şeyhinin gönlünde bulunan bu yüksek meziyetleri kendi gönlüne in’ikas (rabıta) yoluyla kolayca alabilir. Bunun yolu ise tecrübe ile sabittir ki ona olan derin muhabbetidir. İşte Fenafişşeyh dediğimiz hal budur. Şu hale fenafişşeyh olmakla da zımnen ve bil-iktiza emrolunduk diyebiliriz.
“Ey İman etmiş kullar Allahtan korkun da Ona doğru vesile ittihaz ediniz.”
Netice: Görüldüğü üzere tasavvufta adı geçen bu kelimeler aslı esası Şeriatta olan bir takım manalardır. Uzun uzun cümlelerle anlatılacak meşru işler bir kelime ile remzedilmiştir. Istılah üretmenin gayesi de budur. Bir diğer gaye ise tasavvufun dışında kalan kişilerin bu işlere el uzatmasına mani olmak. Yani tasavvuf erbabı aslında kelamları herkesçe anlaşılsın istemezler “mahrem olanlar bizi dinlesin” derler. Bu meyanda “birilerin kulağına gitmiş, inkar etmişler, sövmüş şetmetmişler, taan su-i zan etmişler..” pek de umurlarında değil. Onlar yaşadıkları halin yüksekliği ile kalpleri mutmaindir “levm edicinin levminden sakınmazlar..”
isa erdoğan, 03.12.2021
Alakalı >> Tarikat okulunda sınıfta kalanlar..” başlıklı yazıyı okumak için tıkla <<
Yorum Yapılmamış