Yüce Allah’ın Adıyla.. CENAZE NOTLARI Hasan Efendi Hazretlerinin cenazesinde Recep Tayyip Erdoğan dan başka siyasi idari şahsiyet yoktu. Nerede oğul Erbakan? nerede Davutoğlu nerede babacan nerede i.oğlu !? Önümüzde seçim olsaydı bunlar mutlaka görünür oralarda boy gösterirlerdi. Ama böylesi daha iyi Bir Allah dostunun cenazesi riyakarların cesetleriyle kirlenmemiş oldu. Ama Tayyipe gelince.. her daim mazlumların yanında müminlerin arkasında dik ve sağlam duran oydu. O yüzden o gün de oradaydı. hesapsız garazsız.. Boşuna “Sen başımızda ol yeter” demedi hazret . Bu da bizden olsun “Allah’ım onu manevi ordularınla müeyyet eyle” Cenazede musalla taşında biri daha vardı Seyh Zeydani efendi Yemenden hicret etmiş Türkiye’ye gelmiş Allah’ın alim abid bir garip kulu. Ne bahtiyar ne nasipli bir zat imiş ki cenaze namazı Hasan Efendi ile aynı güne aynı vakte denk geliyor. Aslında cenazeler genellikle öğle namazında kılınırdı Hasan Efendi’ninki yetişmediği için ikindiye alındı Şeyh Zeydani Efendi’nin cenazesi de aynı, ikindi namazında kalktı ve o mahşeri kalabalık onun cenazesini de kıldı. Çift taraflı kazanç.. hem kılana hem de cenazesi kılınana.. bunca ağız bunca dua bunca şefaatçi İkindi namazı suhuletle eda edildi Fatih Camiinde ezan iki müezzinin müsenna tarzda okuyuşu ile sevaplar ikiye katlandı sanki iki cenazenin her biri için bir çağrı.. o esnada gözüm…
Allah’ın yüce Adıyla Neden bu ayet, Enbiya 30 ? 1400 sene öncesi Asrı Saadet döneminde mevcut ilimle gözlemle bilinmesi mümkün olmayan bir hakikati açıkladığı için. Bu ayet inanmayanlar için en kati bir delildir Kur’an’ın hak kitap Allah’ın tek ilah olduğuna. “Kafirler görmediler mi ki göklerle yer bitişik birleşikti biz arasını ayırdık ve her birşeyleri sudan canlı zihayat kıldık” Kuran’da hiç bir ayet olmasa sadece bu ayet onun Allah kelamı olduğunu göstermeye yeter. Bir kere muhatap kâfirler.. ve bugün gök bilimleriyle en çok uğraşan onlar. NASA mars hubble teleskopu fırlatma uydular aya çıkış uzay üssü vs. Artık bu gerçeği görmüş olmaları gerekir ! Ve aslında gördüler ve güya kendi bulmuş gibi yaparlar ve güya bunu bigbang büyük patlama teorisiyle açıklamaya çalışırlar. “Patlama öncesi birleşik olan yoğun bir gaz bulutu infilak etmiş ve bundan yıldızlar güneş dünya ve diğer gökcisimleri oluşmuş.. Bu cisimler güneş gibi ateş topuymuş kimi soğumuş dünya gibi dışı kabuk bağlamış, ateş sadece içinde kalmış..” Bu teori ne zamana ait ? son yüzyıla. “Yerle gök bitişikti biz ayırdık” sözü ne zamana ait ? 14 asır öncesine. Şu halde inanmak için neyi bekliyorsunuz ey kâfirler!? Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu görmüyor musunuz!? Görür bilirler ve bilerek inkar tarafına yatarlar. o yüzden…
Tekasür marazı Daha fazlasını isteme nefsin hazzını talepte doyumsuzluk ve acı sonuçları Allah’ın yüce Adıyla İnhiraf ve inkirazın önemli bir sebebi “tekasür” çoğalma çoğaltma çabası; Daha çok takipçi daha çok beğeni ve daha çok gelir!! Daha çok kişiye ulaşmak için kadın sunucuyla programa çıkma daha çok abone için putlarla putçularla barışma paslaşma, daha çok tıklama için ilahi kaside marş ezgi derken müzik batağına saplanma.. işte Yusuf İslam.. Nereden nereye! Cat Stevens’ı hatırlayın” diyerek tekrar müzik albümü çıkarması tekasur illetinin bir sonucu. Kız kurslarında vaaz programlarında piyes türü işler çevrildiğini haber alan Şeyh efendi “hayır asla” diye ferevan ettiğinde “ama böyle çok kişi katılıyor demişler de, hazret “bize çok cemaat lazım değil hak cemaat lazım” demişti Adil düzen (İslam hukuku) Millî Görüş (Şeriat) sloganıyla yola çıkılmış, en etkili hatipleri Şevki Yılmaz kürsülerden demokrasiyi şeytani rejim diye taşlamıştı.. Her mitinge her konferansa canla başla gidiyor Liderin baş parmak havada yaptırdığı ant içmelere coşkuyla katılıyorduk. Üçüncü adımda (Fazilet partisine) gelindiğinde bu hareketin cadde sokaklarda astığı pankartta “Demokrasi fazilettir” yazısını gördüğümde sükutu hayale uğramış siyasete biatımı geri çekmiştim ve biat edecek gerçek bir mürşid aramaya koyulmuştum. o yüzden bugün benzer parlak süslü söylemlerle “Yeniden” meydana çıkanlar beni heyecanlandırmıyor. Biraz büyüyün de o zaman görürüz…
Metal Yorgunluğu Ya da Acz Allah’ın yüce Adıyla Acz bir hastalık bir sendrom gibidir. ahir zaman insanının kısacık ömrünü hepten kısaltan bir hastalık. çoğunlukla işi yarı yolda bıraktıran, hedefe giden yolda seni durduran, yokuşu tırmanıp düzlüğe çıkmadan pes ettiren bir maraz. Özel kişilerle tüzel ve tümel kişiler burada aynılar, hastalığa yakalanma riski taşırlar. Allah Rasulü aleyhisselam Acz’den bahsederken tarihin ilk çağlarına gider “Tevrat ehli Tevrat ile amel ettiler sonra acz’e düştüler. İncil ehli incille amel ettiler sonra acz’e düştüler..ilh” Hangi topluluk acz’e yakalansa sanki Allah bayrağı ilinden alıyor bir sonrakine veriyor Dava cemiyetlerinde şöyle şikayetler duyarız “bir hoca bir camiye bir beldeye hizmete gider, çalışır koşturur ilk zaman her şey çok güzeldir tüm himmetini verir sonra bir durgunluk başlar o eski çabalar o etkili faaliyetler duraksar ve iş rutine bağlanır..” burada adı konulmamış problemin ismi yine acz. Acz yani çalışma azmini enerjisini kaybetme. Bugünlerde motivasyon dedikleri şeyi yitirme Bu yazıda acz halinin varlığı, bunun tespiti sebepleri ve çaresi işlenmektedir Dini hassasiyetleri olan bir yazar akademik camia hakkında bir tespit yapıyordu “Ben doktorları doçentleri yardımcı doçentleri.çok severim onları devamlı çalışırken görürsünüz ilimlerini devamlı artırma gayreti içindedirler.. sürekli bir tez hazırlama, bir buluş üzerinde çalışma içinde onları görürsünüz.. Ancak ne zaman ki…
Bismillahirrahmanirrahim Ehli sünneh vel Cemaat ..ve ulu-l emre de itaat edin” Çekişmeye düşmeyin” “kim cemaatten bir karış ayrılırsa İslam halkasını boynundan çıkarmış olur” Gibi bir çok ayet hadis cemaat içinde kalmayı cemaatle hareket etmeyi emreder.. Cemaatten ayrılanlar fırak-ı dalle (sapmış guruh) olarak tanımlanır.. Burada cemaatten kasıt elbette Türkiye tipi dini cemaat ve tarikatlar değil. Ancak bu tarikatlar -bir takım muhalif akımların estirdiği algının aksine- müminleri o istenen cemaate, cemaatle harekete en iyi kanalize eden eğitim merkezleridir. Hani “bu cemaat ve tarikatlar ümmeti bölüyor müminlerin birliğini bozuyor parçalıyor..!” gibi laflar duyarsınız ya! Bu lakırdılar katmerli bir yalandan ibarettir. Aksine cemaat ve tarikatlar dağılmış parçalanmış ümmeti bir nebze tutan bir araya getiren dini bölükler alaylardır. Bugün Türkiye’de eğer bu millet toptan Hıristiyan olmadıysa toptan ateist deist veya ataist kemalist olmadıysa bunu tarikat/cemaatlere borçludur. Bu şeytan ordusunun hizipleri bakın Türkiye’de varlığından en ziyade müşteki ve rahatsız oldukları oluşum dernek takım parti değil cemaat ve tarikatlardır. O yüzden bütün mücadeleleri tarikatlara karşıdır O yüzden bir cemaatte bir tarikatta eğer menfi bir olay olsun pireyi deve yaparlar günlerce gündemde tutarlar derhal filim ve dizilerine o konuyu işleyerek milleti tarikattan soğutmak için var güçleriyle çabalarlar. Buna karşılık ABD epistein adası denen fuhuş cehenneminde işlenmiş melanetleri gazete…
Allah’ın yüce Adıyla.. Allah’a iman ve itaatin kuvvetlenmesini istemeyen komiteler Tarikat ve cemaatlerin kökünü kazımaya ant içtiler. Allah bunu haber verdi: “Biz böylece, her peygamberin karşısına cin ve insan şeytanlarını düşman yaptık..” 6:112 Bu düşmanlık gereği İslam’ın takviye kuvvetleri Tarikat ve şeyhlerle daima mücadele etmişlerdir. Sönmemiş iman nuru gereği halkın meşayıha muhabbeti vardır. halkın bu teveccühünü kırmak isterler. Suç atar iftira ederler.. tutmadı, nursuz sahtekarları şeyh diye ileri sürerler. bu gibileri destekler parlatırlar. Entrikaların biri diğerini kovalar. Ayrılık noktalarını kaşır tefrika çıkarırlar, insanları birbirine düşürürler.. Meşayih’a itibar suikastı yaparlar tutmaz ama, de tutabilir de.. Tarikatların kuvvetlenmesinden her zaman endişe duymuşlardır. Bu tür büyümeler aslında onların yaptıkları yüzünden. Osmanlı’da her mahallede Bir tekke her tekkede bir şeyh vardı o şeyh efendi o mahallenin dinini diyanetini ayakta tutardı.. Tekkeler kapatılınca, ve ümmetin evladı laik seküler eğitimle zehirlenince, adam yetiştirmek müşkül bir hal alınca kahtı rical oldu. İnsanlar da sağlam gördükleri bir kaç tarikatın etrafında kümelendi. Şeyh efendi de sathı zemine intişar etmiş bunca müridanına hizmet götürebilmek için her mevkiye vekillerini gönderdi ve hiyerarşik yapılanma kendiliğinden vücuda geldi.. Gün İslam lehine döndü bir kere “O (galibiyet) günleri ki, biz onları insanlar arasında döndürürüz” 3:140 İslam’ın yükselişini engelleyemezler. İslam galip olacak zirveye tırmanacak bir…
Allah’ın yüce Adıyla Pratikte (afakî) ve kalpte, sevgide (enfusî) putçuluğa kısaca değindikten sonra fikir ve ideolojide mevcut putçuluğa da bir nebze değinelim. Çünkü hedefimiz “hakiki mümin olmak putçuluğun her çeşidinden sıyrılmadıkça mümkün değildir” der Mevlana İmam Rabbani ks. ideolojik putçuluk, türleri içinde en önemlisi ve en tehlikeli olandır. Çünkü ideolojik putçuluk bir yaşam biçimi ve gayesi olarak karşımıza çıkar. Özetle “Putu Allah’ın yerine koymak, Allah’ın hakkını Allah’tan alıp putuna vermek” şeklinde tanımlanır. Bu haksızlığı reva görmek, problem olarak görmemek ideolojik putçuluktur. En bariz misaliyle ideolojik putçuluk Allah’ın kullarını yönetme, hükmetme, yargılama hakkını elinden alıp yerine beşeri yasa ve hükümleri yerleştirmek, ve bu durumu kabullenip normal görmektir. Allah’ın hükümleri (şeriat) yerinde m-edeni rejimin icraa edilmesini fikren ve düşünce olarak olabilir görenler ideolojik put edinmişlerdir. Delili *”..şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için ilham ederler. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.” 6:121* Ayetin konusu Kur’an Allah ismiyle kesilmemiş hayvanın mundar haram olduğunu bildirince müşrikler Fars (iran) kralına yazdılar, akıl istediler. Putperest kral _”kulun öldürdüğü helal oluyor da Allah’ın öldürdüğü mü haram olacakmış! Bu nasıl Allah’a itaat!”_ Türünden cevap gönderdi. Bu laf yayıldı ve bazı müminleri de etkiledi. Bunun üzerine Enam 121. Ayet nazil oldu: *..Eğer onlara itaat ederseniz…
Allahın yüce Adıyla.. Şeriatı muhafaza etmenin bir yolu da onu bozacak kişilerin üzerini çizmektir. Kangren olmuş uzvu kesmek gibidir bu. Hadis ilminde “Cerh ve ta’dil” bunun içindir. Buna “ilm-i rical” da denir. Orada Hadisi nakleden rical hakkında önemli kayıtlar görürsün, Ravi hakkında “šîqa”dır, veya “zayıf”tır veya “vadda’ ” ya da “muttehem bil kizib” Artık hakkında “bol bol uydurur” veya “yalanla töhmetlidir” denilmiş bir ravinin adı hangi hadis senetlerinde geçiyorsa Fıkıh uleması Dinin hükümlerini (helal haramı) tespit etmede o tür hadisleri peşin bir elemeyle devre dışı bırakırlar. Bunun gibi.. Bu zamanda da böylesi ilmi bir disiplin işletmek suretiyle halkın itikad ve amelini muhafaza etme yoluna gitmelidir. Bazı paylaşımlarımız buna dairdir. anlayana İslam ulemasının ortaya koyduğu bu prensipler kıyamete kadar ümmetin yolunu aydınlatacak nitelikte güçlü ve sağlamdır. Yeni bi şeyler bulmaya zorlamaya gerek yok. Adam seçmede, adam elemede bu usulleri işletelim yeterli. Nedir bu usullerin özü özeti: Kişinin güvenilir, olgun, hafızası güçlü, karakteri sağlam ve takva olup olmadığını test ve tespit etmek. Bu test üç açıdan yürütülür: Günah işliyor mu, yalanı var mı, lafını değiştiriyor mu ? “Din tamam oldu kemale erdi artık bu usullere ne ihtiyacımız olur ki ?” demeyin. insanların şahitliğine ihtiyaç olduğu her yerde bu usullere ihtiyacımız vardır. Bugün…
Bismillahirrahmanirrahim Reis Aday imamlar Akademisi mezuniyet töreninde konuştu. En yüksek perdeden şeriat müdafaası yaptı. Şeriat düşmanlığı yapmak ile din düşmanlığı özünde aynı şey olduğunu vurguladı. Allah güç kuvvet basiret cesaret ihsan eylesin.. Diyanet Aday imamlar Akademisi Gelelim bu akademi nedir ne değildir meselesine.. Geçen sene itibariyle Diyanet Teşkilatında imam müezzin olarak görev almak isteyen herkes bu akademiye girmek zorunda. ister imam Hatip mezunu ve Hafız olsun, ister ilahiyat fakültesi mezunu olsun bütün adaylar ilave olarak bir yıllık DİYANET Akademi adı verilen bir kursta -yatılı olarak- okumak zorunda artık. Bu akademiye girmek için üç sınavı (KPSS ve DHBTS ve mülakat) başarıyla geçmek durumunda olduğu gibi akademi sonunda yine yazılı ve sözlü mülakatı geçebilmeli. Yani artık Din hizmetlerinde maaş aslanın ağzında. aslanın pençesinden görev bilgi ve liyakat gücüyle alınacaksa eyvallah Ancak bu akademi adındaki bir yıllık yatılı kamp ve önünde arkasında yapılan mülakat adı verilen o eleme mekanizmaları yandaş yoldaş seçmeye, tipini beğenmedim geniş pantolonunu takkeni sakalını beğenmedim türünden ideolojik ayrımcılıklara sebep olacaksa.. buraya bir soru işareti koymamız lazım. Geçen sene bir kardeşimiz Medrese eğitimi almış arapça ilmi eserleri kaynağında okuyacak eğitimi var, edepli terbiyeli öz güvene sahip imam hatip lisesi diploması var hafızlık var ilahiyat önlisans diploması var DGS sınavını geçmiş…
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla Yazılarımızı okuyanlar bu tabirle karşılaşır. Türkiye’de İslamla Şeriatla kavgalı bir kesim doğrudan İslam’a taarruz edemezler de.. muhtevasında “Şeriat karşıtlığı” olan yeni jargonlar üreterek kendilerini tanımlarlar. Mesela kendilerine “laik, çağdaş, a.turkçü” gibi isimler takarlar. İster bunlardan biri veya deist ateist gibi başkası, Allah’ın indirdiği kanunların tatbik edilmesini istemeyen herkesi kapsayacak bir ifadedir MECUSİ. Bizi anlamak isteyenler evvela bunu iyice kavramalı. Peki neden MECUSİ ? Çünkü Allah Rasulü Fıtrat hadisinde Müslüman ve Ehlikitap dışında kalanları toptan ifade için MECUSİ ifadesini kullanmıştır “Her doğan FITRAT üzere (İslam’a kabiliyetli olarak) doğar da ancak ana babası (okulu, çevresi) onu sonradan Yahudi Hıristiyan veya MECUSİ yapar” derken Allah Rasulü sas bunlar dışında nice batıl dini inanış olduğunu elbette bilir velakin hepsini toptan ifade için bunu tercih eder. Bu tercihin gerisinde belki de Hacc 17. ayetin etkisi vardır “Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sabiîler, Hıristiyanlar, MECUSİLER ve Allah’a ortak koşanlar var ya, Allah kıyamet günü bunların aralarını mutlaka ayıracaktır. Çünkü Allah her şeye şahittir.” MECUSİ özelde müşrikler sınıfı içinde ateşe tapan ve dual tanrı inancına sapmış bir topluluğun adıdır. Dualizm iyilik ve kötülüğün iki farklı kaynaktan geldiğine inanmaktır. Ve mustekim İSLAM inancı dışındaki her inanışa, her ideolojiye az çok bulaşmış bir fikirdir….
Allah’ın yüce Adıyla.. Üstteki yazıyı gördünüz ne diyor “Noel kutlamak haram demeyecek mişiz hırsızlık haram diyecek mişiz.. Peygamberler arasında ayırımcılık yapmak yokmuş o yüzden İsa peyg. doğum gününü kutlamak demek olan Noel kutlamak caiz miş! CEVAP: Evvela ayeti batıl manada kullanıyor şeytanın askeri. Ayetin manası “Biz her peygambere iman ederiz Yahudi Hristiyanlar gibi yapmayız, bazılarına iman edip diğerlerini (Muhammed as) inkar etmeyiz. Bu manada “aralarında ayırım yapmayız” demektir. Amel ve yaşantıya gelince müminler sadece Muhammed Aleyhisselam’ın Şeriatı ile amel etmekten sorumludur. Noel yılbaşı nedir hiç bilmeyen internette “Noel nedir” diye sorsa alacağı cevap bunun bir Hristiyan bayramı olduğu ! diğer adı Doğuş bayram’ı ! Kutsal Doğuş ! veya milat yortusu ! Yani batıl tanrının doğumu! O yüzden kutsal bir gün! Hristiyanlar apaçık diyor ki Noel Hristiyanlık dini ile ilgili bir ritüel, bir yortu, dini bir bayram. Bu durumda “Müslümanlar da Noel kutlayabilir!” demek _”Müslümanlar Hristiyanların dinine girebilir”_ demektir ! Bu apaçık küfürdür şirktir ebedi cehennemlik büyük günahtır. Bundan 23 yıl öncesine kadar mecusi türkiye vatandaşları o deist ateist şamanist yaşantılarını müdafaa için asla bir Kur’an ayeti okumazlar bir tek hadis telaffuz etmezlerdi. varsa yoksa “Laiklik atatürkçülük çağdaşlık” “irtica hortluyor..” gibi kendilerine ait jargonlar kullanırlardı. Ancak o tarihten bu yana Türkiye’de…
Allahın yüce adıyla.. Ateistleri ikna etmek gibi bir görevimiz yok, Allah hiç bir Peygambere böyle bir görev vermedi. Ey Nebi git filanca dinsizi ikna et” demedi. Bilakis görevimiz “TEBLİĞ”etmek, KURAN hakikatlarini açıklamak, günün idrakine sunmaktır, başka değil. Yüce Allah Kuran-ı kerimin bir çok mahallinde “Ey Rasul sana indirilen Kuranı var tebliğ et” buyurmuştur. Tebliğ posta memurunun tebliğatı gibidir. Eline (kulağına) teslim eder çekilir. Bu mütevazi sitemizde bizim yaptığımız işte bir tebliğden ibaret. “Ateist Soruları ve Kesin Cevaplar” adlı yazımızda ateistleri ikna etmeye çalışmıyoruz, aslında muhataplarımız ateistler de değil, vesvese kapmış müslüman aile evlatlarına o vesveseden kurtulacak sufleleri veriyoruz. Kendini ateist diye tanımlayan kişilerle yaptığımız yazılı tartışmalarda gördük ki müslüman coğrafyada büyümüş bir ateist ile saygı çerçevesinde ilmi bir tartışma yapmak imkansız. Müslüman iken ateist olanlar vicdanen ruhen tefessuh etmiş, kendini inkara şartlandırmış kişilerdir. Şartlanmış kişilerle konuşmak boşa zaman ve emek harcamaktır. Esasında ateist diye bir şey yoktur ateist olmak imkansız. Teo ilah demek -a da karşıt manasında ön ek. -ist o fkiri savunan anlamında. Bu durumda a-te-ist demek İlah fikrine/inancına karşıtlık dava eden kişi. Yani İlahın varlığı inancına karşı, ilahı inkar etmeyi kendine dava edinmiş zavallı. Müslüman toplum içinden türeyen ateistlere baktığımızda onları tam olarak da böyle görürüz. Her fırsatta…
Allahın yüce Adıyla Sevgi ve Maiyyet ilişkisi üzerine bir tahkikat. Sevgi muhabbet aşk Nakşibendi tasavvuf yolunun adeta ham maddesi. O yüzden Nakşibendi yoluna Tarik-ı Işk da denilmiştir. Müzakerenin doğuşu: Bazı kişiler, müminlerin siyasi temsilcilerine olan tam desteklerine bakarak belki o desteği kırmak için “siz madem ki bunları seviyorsunuz ahirette bunlarla birlikte olacaksınız” gibi bir iddiada bulundular. Yani “siz Allah dostlarıyla değil siyasetçilerle haşr-u cema olacaksınız” demek istediler. Rey vermek, siyasi destek olmak maiyyeti peyda edecek derecede bir muhabbet midir ? Once bu soruya eğilelim: Bakınız sufi kardeş, Müttekilerin imamı Mahmud efendi hz vakti zamanında Turgut Özal’a da rey vermiştir.. Bu, onunla haşrolacak demek değil elbette. Belki Turgut İmam Mahmud efendi ile haşrolur” Ayrıca “Bak, Ashabı kirama pers-rum harbinde Rum tarafını tutmuşlar bir nevi gönül himmetiyle onlara destek olmuşlar hatta bu durum Kurana girmiş.. ancak bu, Sahabe’yı o hıristiyan rumlarla haşredecek bir durum değil, onlar Rasulullah ile birlikteler” Mevzu en baştan.. tekrar Bizmillahirrahmanirrahim Hadisi şeriflerde geçer, Peygamberimiz as Sahabeyi müjdelemek için “kişi sevdiği ile beraberdir” buyurmuştur. Buradaki müjdeyi alıp kendine uyarlayan veya başkalarını ilzam için kullanan kişiler ne kadar haklıdır ? “Ben sahabeler kadar olamadım ama onları seviyorum” diyerek kendi avutan, iddia ettiği sevgisine itimad eden kişi isabetli midir ? Veya…
Allahın yüce adıyla Gazze’de İsrail zaliminin Filsitinli katliamına devam ettiği bu günlerde.. Sabah çocukları medreseye götürürken radyo açarım haber uçar dinlerim. Bugün Fıtrat radyo dedikleri Abduvulaziz Bayındır zındığının radyosu denk geldi. Şeytan 5 dakikada beş tane fecaatini bir anda kustu. Daha fazla küfür duymaya dayanamadım kapattım. Bu şeytana elbette İhsan Şenocak, Ebubekir Sifil gibi alimlerimiz okkalı cevaplar kifayetli reddiyeler yaptılar, bunu yılanı çıktığı deliğe geri soktular lakin bunları susturmak bu şekilde mümkün değil. Çünkü susmak mahcup olmaya bağlı bunlarda surat yok. Hakkı itiraf etmeye bağlı bunlarda hakkaniyet yok. Sukut hür vicdan işi, bunlar belli mihrakların paralı işçileri susmaya, hakkı kabul etmeye izin vermezler Süleymaniye vakfı ismini kirleten bu güruh neyin mesidir ? Ele başları A.Bayındır kimdir önce bir hatırlayalım. Laik rejim eliyle erken yaşta prof etiketi yapıştırılan Bayındır İstanbul Üniversitesinde derslere giren ve Süleymaniye Camiinde de cuma öncesi kürsüye çıkan biriydi. Kürsüden okuduğu mavallara fazla dayanamayan cami cemaatinin şikayeti üzerine zamanın diyanet yönetimi tarafından kürsüden indirilmiş bir daha da çıkmasına izin verilmemiştir. Yüce Allah’ı bir insan gibi basit, yarın ne olacağınını bilmeyen menzilesine indirgeyen Bayındır bu cürmü ile Avrupalı papazlara nasip olmayan bir küfür ortaya koymuştur. Ayırca bizzat kendi sitelerinde verdikleri habere göre 2007 yılında Bayındır, Pensilvanyada Fethullah Gülenle buluşmuş…
Bismillahirrahmanirrahim Karanlık mihrakların İsmailağa üzerine gidecekleri bilgisi Mahmud efendi’nin cenazesi akabinde gelmişti. Cenaze merasimleri müminlerin evlerinden yurtlarından çıkıp meydana çıktığı önemli olaylardır. Mahmud efendi’nin cenazesinde ekseriyeti gençlerden oluşan mahşeri bir kalabalık vucuda gelmiş ve İslam Müslümanlar aleyhinde sinsi planlar yürüten, kimi ab abd vatikan merkezli yapıları, Allah’a imanı peygambere itaati bitirmeye yönelik proje yürüten komitelerin rahatını kaçırmıştı. İlgili şer mihrakların içimizdeki basınları, fonlanmış kalemleri yaşadıkları dehşeti içlerinde fazla tutamamış “bunlar ne ara bu kadar çoğaldılar bu kadar yayıldılar” demekten kendilerini alamamışlardı. Meselenin uzmanı vatansever analistler cemaati bu konuda ikaz etmişler “bundan sonra daha dikkatli olacaksınız artık açık hedefsiniz” demişlerdi. Öyle ya.. bir buçuk asırdır bu topraklarda Allah ve Rasulüne itaatı, Kuran’a bağlılığı iptal için bunca çalışmışlar dünya kadar masraf etmişler.. tam “bitirdik öldürücü darbeyi vurduk kökünü kazıdık..!” dedikleri anda bir bakmışlar müminler küllerinden doğmuş köklerinden dirilerek semayı kaplayan muazzam bir Tuba ağcı olmuşlar.. dvm eder inşallah
Bismillahirrahmanirrahim Dindar nesil yetiştirmek her dindar ailenin ve dindar eğitimcilerin hedefidir. Çünkü dünyaya getirdiğimiz evlatların ahiretini kazanması ebedi cehennemden kurtulup cennete ulaşabilmesi ancak samimi dindarlar olmalarına bağlıdır. BUnun için ise ekstra bir gayret göstermek gerektiği aşikar çünkü her dindar ailelerin çocuğu maalesef dindar olmuyor. Dini eğitim veren her okulun, her kursun talebeleri de hepsi dindar olmuyor.. Neden olmuyor ? İşin neresi eksik ? neyi ıskalıyoruz..? Bu sorular şüphesiz her eğitimcinin her pedagog ve sosyologun üzerinde kafa yorduğu önemli sorular.. “Videoyla televizyonla talebe yetişmez, Talebe hocanın yüzüne bakacak, hoca talebenin gönlüne himmet edecek talebe böyle yetişir” “Şu iki şey olursa talebe hocasını sever Bir: Dersi güzel verecek. İki: Talebenin başında duracak. Tavuk yumurtanın üstünde durduğu gibi hoca talebenin başında duracak, talebeyi soğutmayacak talebe o zaman hocasını sever hocasını seven talebe dersine çalışır..” “Hoca talebenin icabında muallimi, icabında müdiri, icabında abisi/ablası, icabında annesi/babası olacak” Talebeyi yetiştirme konusunda asrımızın büyük sufisi İmam Mahmud Efendi hazretlerinin altın tavsiyeleri böyleydi …devm edecek isa erdoğan
Allahın Yüce Adıyla.. Rüya hakikati değiştirmez. Hakikat Kuran ve Sünnettir, yaşanmış gerçeklerdir. Rüyada “al zengin olacaksın” denmiş olsa kumar helal olmaz. Rüyada sen şeyh oldun dendiği için kişi şeyh olmadığı gibi… Rüyada “şu ev senin” dendiği için o mal sana ait olmaz.. Rüyaya karşı en mesafeli en kayıtsız cemaat ismailağa cemaati Mahmud Efendinin talebeleridir. Dünkü bu hakikat bugün değişmedi. Çünkü ismailağa bir ilim amel ihlas hareketidir Hakikat ile zıt düştüğünde rüyaya itibar edilmeyeceği gerçeğini Mahmud Efendi Hazretleri sohbetlerinde bir misal ile anlatır: “Mevlana Abdulkadir Geylani hazretlerinin bir müridi sohbeti zikri terk etmiş. onu bir gördüğünde sormuş Neden gelmiyorsun. Ben erdim efendim artık ihtiyacım yok rüyalarımda kendimi cennetlerde bahçelerde görüyorum” demiş. Hazret: bir gördüğünde beni de çağır bakayım” demiş. çağırmış Ya Abdelkadir demiş Bir de bakmışlar ki çöplük zibillik içerisinde debeleniyor. meğer şeytan çöplüğü rüyasında ona cennet gibi gösterirmiş..! Mahmud Efendi Hazretlerine belki yüzlerce rüya zuhurat anlatıldı.. O bunların çoğuna itibar etmedi. Bir iki itibar edip sohbetlerde aktardığı da olmuştur. İmam Rabbanî rüyaya itibar edilmeyeceğini üzerinde basa basa ifade eder. Daha ziyade sermayesi zayıf ameli karışık kişiler rüya görmek isterler.. amel ihlastaki kusurlarını, bundan kaynaklı ezikliği rüyada muştu görerek telafi etmek isterler. Hele bazı cemaatler var bütün gidişatı rüyaya bağlamışlardır. Cemaate…
Rahman ve Kahhar Olan Adın Adıyla Topçuların dolandırılması olayının yankıları sürüyor. Bunun üzerine yorum yapan yapana.. Bir tane de kadın var.. sol tandanslı biri adı özlem midir nedir “Üretim ekonomisi yokmuş Türkiye’de! Rant ve kısa yoldan zengin olma ekonomisi varmış!! O yüzden topçular paralarını kaptırmışlar!!! Bunu diyen kim ? İşte o özlem.. laik sol zihniyetin laf üreticilerinden.. Hani Türkiye bir şey üretmeye kalkışsa ilk karşı çıkan kesim bunlar Sizin “üretim ekonominizi” de gördü bu Millet manukyan denilen bir domuz, kızların namusu üzerinden vergi rekortmeni oluyordu sizin iktidarınızda.. bu mu üretim ekonomisi !? ne ürettiniz ? bol bol fuhuş mu ! Memurların maaşını verecek para bulamıyordunuz da deprem için gelen yardım paralarıyla maaş ödemesi yapıyordunuz Nerede üretim nerede para ? Ha şunu itiraf ederiz : evet türkiyede bir şeyi çok ürettiniz: heykel büst put.. ancak tapmak için tamam işe yarıyordu ama ne çare ki o da karın doyurmuyordu Millet aç sefil hastahane kuyruklarında idi öğretmenler ek iş peşinde.. polisi memuru rüşvetle karnını doyurmaya çalışıyordu. Hasılı ne görüyoruz dostlar ? Bu mutsuz putlu azınlık sıradan olayları gelişmeleri bile kendi ideolojilerine yontup batıl davalarına hizmetten geri durmuyorlar. sen de Allahın adını yüceltme davasına var gücünle hizmet et
Allah’ın Yüce Adıyla.. 43 milyon $ ve 15 mil ₺.. kelli felli topçuların dolandırıldığı para miktarı. En prestijlisi 7 mil $ kaptırıyor.. servetinin yarısı. diğerlerine de o sebep oluyor. üzüldüm mü? hayır. şimdi bir laf diyecem: “Bre zalimler bu kadar parayı dolara yatırdınız milli ekonomiye darbe, faize yatırdınız Allah ile savaştınız, hayır hasenata zaten kuruş vermezsiniz, Fakir fukaranın hakkı zekatı ödemez hamuduyla yutarsınız! ama sahtekara el geniş. sadece A.turanın yıllık zekatı 11 miyon ₺ tutuyor. alan duyulmadı. Şundan korkuyorum, zalimin biri çıkar bunlara şimdi yardım toplar ve yığınla para toplar fakirler de öylece bakarlar !! Milleti cahil bıraktılar olur mu olur! Bunlar paraları tekmil -A.turk isteği ile 1937de kurulan- DENİZBANK’Ta imiş. Müdür olacak kadın bu topçulara güven salmış bir gün de demiş ki bankanın özel bir fonu var sırdır bak kimseye söylemeyin paranızı oraya yatırın ayda %1 yerine %10 faiz kazanın %1 nerde %10 nerede! Bunlar da balıklama atlamışlar.. Biri onu çağırmış o ötekini.. üç beş ay faiz kârların! almışlar sonra da gümlemiş. Tipik Tosuncuk çiftlikbank vakası. işleyiş tıpa tıp aynı. Çiftlikbank gümlediğinde devlet 26 benzer şebekenin olduğunu ve hepsinin aynı anda gümlediğini duyurdu o ağlardan birine bizim arkadaşlar da düşmüş. Herif baba mesleği kasap aslında, vaktiyle kurslara da girmiş…
Ehad Olan Allah’ın Adıyla Son yıllarda garip garip hareketler, laikliğe aykırı Atatürkçülüğe zıt işler, Din’den Cuma’dan medet ummalar, cami cemaatinden yardım dilenmeler.. Yok adına Mevlüt okunsun’lar, yok camide Lokum dağıtmalar, yok Hutbede adı zikredilsin höykürüşleri.. Bir çaba bir kıvranış.. Noluyorlar ? Kemalizm veya Atatürkçülük nereye gidiyor? Bunlar güçlü, ipler ellerinde iken bu isteklerin hiç biri yoktu ! O zaman isteseler hepsini yaptırırlardı da.. Devlet zoruyla jandarma baskısıyla. Ama o zamanlar mevlüt hutbe lokum akıllarına bile gelmedi, hatta teklif edilse karşı çıkarlardı. Şimdi mütedeyyin bir iktidarın 22. senesinde ne oldu da hararetle bu tür isteklere sarıldılar ? ne değişti? Cami kapısına (!) kadar neden düştüler!? Değişen şu Anladılar -Üstadın dediği gibi- artık bu zihniyetin miadı doldu, tarihin karanlığına gômülüyor. O yüzden kalp masajıyla diri tutmaya çalışıyorlar, Yıkılmasın diye heykellerin altında payende olmaya çalışıyorlar. Yıllarca kendileriyle mücadele ettikleri o Din, o hutbeler, o camileri bu ideolojik emellerine alet etmeleri bu yüzden. Ama korkunun ecele faydası yok. Eceli yaklaşmış mevtayı yaşatmak imkansız Sosyolojik Tarihi Analiz Avrupa Rönesans’ıyla beraber batı dinden kiliseden Allah’a inanmaktan uzaklaştı. Ardı sıra gelen sanayi devrimleriyle Avrupalılar sekülerizme kaydı. materyalist düşünce hakim oldu. Bu rüzgarın etkisinde kendini kaybetmiş Türk aydını aynı havayı Osmanlı bakiyyesi Türkiye Cumhuriyetinde estirmeye başladılar. Batı kiliseye…