Allah’ın yüce Adıyla Soru: hayvanlara vurulan sakinleştirici iğnelerin zararları nelerdir Kurbanlık hayvana bu iğneyi vurmak caiz midir? Hayvanlara uygulanan sakinleştirici iğneler (sedasyon veya anestezi amaçlı kullanılan ilaçlar), belirli durumlarda gerekli olsa da, her ilaç gibi potansiyel zararları ve yan etkileri olabilir. Bu zararlar, kullanılan ilacın türüne, dozuna, hayvanın yaşına, genel sağlık durumuna ve ırkına göre değişiklik gösterebilir. İşte sakinleştirici iğnelerin potansiyel zararları ve dikkat edilmesi gerekenler: Genel Riskler ve Yan Etkiler * Solunum Problemleri: En sık görülen yan etkilerden biridir. Özellikle yüksek dozlarda veya hızlı enjeksiyonlarda solunumun yavaşlaması (hipoventilasyon) veya kısa süreli solunum durması (apne) görülebilir. * Kardiyovasküler Etkiler: Kalp atış hızında düşüş (bradikardi), kan basıncında düşüş (hipotansiyon) veya kalp ritminde bozukluklar (aritmi) oluşabilir. Bazı ırklar (örn. Boxer köpekler) kardiyovasküler yan etkilere daha duyarlı olabilir. * Vücut Sıcaklığında Değişimler: Vücut sıcaklığı geçici olarak yükselebilir veya düşebilir (hipotermi). Hipotermi, anestezinin etkisinden çıkmayı ve doku iyileşmesini yavaşlatabilir. * Mide-Bağırsak Sorunları: Kusma, iştahsızlık, mide gazı veya bağırsak hareketlerinde azalma gibi yan etkiler görülebilir. * Nörolojik Etkiler: Aşırı uyku hali, sersemlik, denge sorunları, titreme, istemsiz göz hareketleri (nistagmus), kas sertliği, konvülsiyonlar veya epileptiform nöbetler nadiren de olsa ortaya çıkabilir. Bazı ilaçlar, hayvanlarda ajitasyon, huzursuzluk veya tam tersi aşırı hareketlilik gibi davranış değişikliklerine neden olabilir….
Allahın yüce adıyla.. Ateistleri ikna etmek gibi bir görevimiz yok, Allah hiç bir Peygambere böyle bir görev vermedi. Ey Nebi git filanca dinsizi ikna et” demedi. Bilakis görevimiz “TEBLİĞ”etmek, KURAN hakikatlarini açıklamak, günün idrakine sunmaktır, başka değil. Yüce Allah Kuran-ı kerimin bir çok mahallinde “Ey Rasul sana indirilen Kuranı var tebliğ et” buyurmuştur. Tebliğ posta memurunun tebliğatı gibidir. Eline (kulağına) teslim eder çekilir. Bu mütevazi sitemizde bizim yaptığımız işte bir tebliğden ibaret. “Ateist Soruları ve Kesin Cevaplar” adlı yazımızda ateistleri ikna etmeye çalışmıyoruz, aslında muhataplarımız ateistler de değil, vesvese kapmış müslüman aile evlatlarına o vesveseden kurtulacak sufleleri veriyoruz. Kendini ateist diye tanımlayan kişilerle yaptığımız yazılı tartışmalarda gördük ki müslüman coğrafyada büyümüş bir ateist ile saygı çerçevesinde ilmi bir tartışma yapmak imkansız. Müslüman iken ateist olanlar vicdanen ruhen tefessuh etmiş, kendini inkara şartlandırmış kişilerdir. Şartlanmış kişilerle konuşmak boşa zaman ve emek harcamaktır. Esasında ateist diye bir şey yoktur ateist olmak imkansız. Teo ilah demek -a da karşıt manasında ön ek. -ist o fkiri savunan anlamında. Bu durumda a-te-ist demek İlah fikrine/inancına karşıtlık dava eden kişi. Yani İlahın varlığı inancına karşı, ilahı inkar etmeyi kendine dava edinmiş zavallı. Müslüman toplum içinden türeyen ateistlere baktığımızda onları tam olarak da böyle görürüz. Her fırsatta…
Allah’ın yüce Adıyla.. Ömer Öngüt’ün kimliğini deşifre Bu yazı Ömer Öngütün ölümü üzerine yapılmış bir çalışma değil, Ömer Örgüt henüz görevinde aktif iken biz onu deşifre etmişiz ve karanlık mihrakların piyonu olduğunu tespit etmişiz.. Öncelikle Ömer Öngütün kendini nasıl tanımladığını, elemanlarının onu neyle anlattığını görelim, sonra da kendi lafları, kitapları ve yerine getirdiği misyon üzerinden onun hakkında biz bir deşifre yapalım Ömer Öngüt kendinden menkul olarak “Şeyh Esat Erbil’inin halifesi şeyh Yakup Efendi’nin müridi ve halifesi imiş. Gündüzleri Yakup Efendi’nin irşadı altındayken geceleri Esad efendinin manevî terbiyesi altında yetişmiş! Yakup Efendi’nin ölümü üzerine güya düzce Adapazarı yöresinde irşad(!) görevine başlamış! manevi mertebeleri öyle bir katetmiş ki hatemül evliya mertebesine yükselmiş..!” Buyur, kendine evliyaların sonuncusu diyen bir nadan! Kendi müritleri (elemanlarına) göre ise Ömer Öngüt zamanın en büyük evliyası! kutbu azamı! ve evliyaların sonuncusu! O mürşidi kamil ve seyyid! Ümmetin 73 fırkaya bölündüğü bir asırda kurtulucu tek fırka Öngüt fırkası! Ve 72 fırkanın sıfatını vasfını ifşa ederek insanları kurtulucu tek fırkaya -kendi örgütüne- çağıran kurtarıcı ! Yine müritlere göre Ömer Öngüt sır denizi, hakikatin menbağı! O yüzden vakfının adı hakikat vakfı ! Çıkardığı dergi hakikat dergisi, onun ciltler dolusu kitapları ilham yoluyla kaleme alınmış birer hakikat huzmeleri! İlhamla yazıldığı için vahiy…
Ölmeyen Allah’ın yüce Adıyla.. Birinin hayatı son bulduğunda bu iki tabirden hangisini kullanmalıyız? Öldü mü vefat mı etti? Bu önemli mi bir konu mu ? Evet biz müslümanlar için önemli. Çünkü Hz Allah “Allah yolunda can feda edenler için “ölü” demeyin” [2:154] “Allah yolunda katledilenleri ölüler sanmayın. Onlar diridir Allah katında yiyip içiyorlar” [3:168] buyurarak kelimelerimizi yerli yerinde kullanmamızı ister. Artık cahilliği bırakıp neyi nerede söylemek gerektiğini bilmemiz lazımdır. Bir kişi Allah yolunda hayat sürdü ise demekki Allah yolunda can vermiştir, bunun için “vefat etti” deriz “ölü” dememek için. Eğer düşman tarafından katledildi ise bu apaçık şehittir buna şehit oldu deriz Böyle bir durumu yoksa yani Allah yolunda gitmiş biri değilse ona da “öldü” deriz. Maalesef görmekteyiz nice gafil Müslümanlar Allah dostları hakkında hatta peygamberler hakkında bile “öldü” tabirini kullanabiliyor ! Buna karşılık ehli dünya kendi içlerinden biri öldüğünde “öldü” demekten imtina ediyorlar bizim kelimelerimizi kullanarak “vefat etti” diyorlar veya “hayata gözlerini yumdu” gibi ifadeler kullanıyorlar. Halbuki adam/madam laiklik uğruna mücadele etmiş, ömrü sefahet içinde geçmiş ve ölmüş.. Bu bir ölüdür. Buna “öldü” diyeceksiniz, bunda tereddüt yok Bir ahiret insanı şu dünyacılar kadar bu konularda hassas olmazlarsa yazık onlara! ve Kuran’ı Kerim apaçık yasaklamış “ölü demeyin” demiş iken..! Nerede Allah’a…
Allah’ın yüce Adıyla.. İslam dört dörtlük Allah’ın Dinidir : Şeriatın delilleri 4 Büyük Halifeler 4 Hak mezhepler 4 Büyük veliler 4 Geriye Kalan dörtlüler: Büyük melekler 4, büyük kitaplar 4, Kuranda sure sayısı 114, İlahi kitaplar 104, Embiyalar 104 bin, Öğlen ikindi yatsı 4 rekat, ezanda tekbir 4 kere, nikah hakkı 4, Kabenin yüzleri 4, Cuma 4 kişi ile kılınır, Haram aylar 4, Kocası ölmüş kadının iddeti 4 ay, îlâ yapan adam 4 ay bekler, zina suçu 4 şahitle sabit olur, İbrahim as 4 kuş aldı, Musa Rabbisi ile 10x 4 gün buluştu, kişi kemal yaşı 10 x 4 yıl..
Allahın Yüce Adıyla Soru budur: Dini gün ve geceler güneş yılıyla mı devreder ay yılıyla mı ? Elbette dini günler geceler Kadir gecesi, miraç gecesi kurabn ve ramazan bayramları hac ayları ramazan ayının tespiti Ay yılıyladır. Nasıl ki ramazan ayı bu sene mart ayında olsa seneye de mart ayında başlamıyor.. on gün önce başlıyor diğer tüm önemli günler de böyledir. aslında bunların hiçbiri on gün önce falan değil. devam edecek
Bismillahirrahmanirrahim 1) Lugatte Sünnet: yol, hareket tarzı, adet, kanun.2) Islam Şeriatında Sünnet: Dinin 2. Delili, teşri kaynağı.3) Hadis ilminde sünnet: Kavl-i Rasul, fiil-i Rasul ve takrir-i Rasul ile sıfat-i Rasul ve dahi Sahabenin filleri ve sözleri. (2.ci ile aynı)4) Usulü Fıkıhta Sünnet: Farzı bütünleyen unsur.5) Fıkıhta Sünnet: Farz dışında yapılan her dinî amel. (Muekket olan ve olmayan) Kuranda geçen “Sünnetullah” ifadesinde sünnet luğavi manada istimal edilerek Allaha nispet edilmiş ve Allahın tarzı, kanunu demek olmuştur. “Rasulullahın sünnetine ittiba etmeli” cümlesinde sünnet ile yine lugat manası ‘yol’ kastedilmiş olup “Rasulullahın din adına yaptığı her şey; bütün farzlar vacipler sünnet ve müstehaplar” murad edilmiştir. Sünnet Kitapla birlikde telaffuz edilirse (Kitap ve Sünnet) denirse Dinin 2. teşrî kaynağı olur, hadis ilmindeki Sünnet’le aynı şey kastedilir: Allah Rasulünun filleri sözleri ve onayları, hatta sahabelerinkileri.. Yani bütün hadisler. Bir amelin hükmü söylenmek istendiğinde mesela “selam vermek sünnet” “sübhaneke okumak sünnet” denildiğinde sünnet’in Fıkıhtaki manası (Farz olmayan sevaplı amel) kastedilir. Usulü Fıkıhta Sünnet, Farzı bütünleyen şey idi. Mesela: Namazda ruku (belden eğilmek) farz. Ellerle diz kapaklarını kavramak, sırt ve başın bir hizada düz olması, kol ve bacakların gergin olması, hareketin kesilip sukunetin olması ise sünnettir. Ruku farizası bu sünnetlerle tastamam ve mükemmel olmuştur. Yine rukuda ‘SübhaneRabbiyelAžıym’…
Allah’ın yüce Adıyla.. İSLİMA nedir? İslami İlimler Araştırma cemiyetinin baş harflerinden oluşan bir isimdir. İslami ilimler üzerine eğitim ve tedrisatlarını İmam Mahmud Efendi Hazretlerinin eğitim merkezleri olan Medresede almış bir olan bir hoca grubundan oluşan İSLİMA ekibi Ehli Sünnet âlimlerinin fikir ve itikadı üzere hareket ederler. Ekipte kimler var 1) Muhammed İsa Erdoğan 2) Muhammed Hakkani 3) Cemil Sağ 4) Yahya Saraylı 5) …