Bismillahirrahmanirrahim Soru: Bir videoda yaşlıca bir zat konuşma yapıyor “Bir Allah dostunun sohbetine katılmak kabule şayan yüz yıllık nafile ibadetten üstündür” diyor.. Bu olabilir mi ? Böyle sözler caiz mi ? Az bir amel yılların ibadetinden üstün olabilir mi ? Bunun Kitap ve Sünnette delil var mı ? Cevap: Evet olabilir. Kuran Sünnet ve Makul delillere göre bu mümkündür ve vakidir. KURANDAN DELİLLER 1) Bakara: 212. ayet “Allah dilediği kulunu hesapsız nasiplendirir” . Dikkat edin Allah hesabınız rakamlarınız onu hesap etmeye yetmeyecek oranda yani sonsuz olarak nasiplendirir rızıklandırır” buyuryor.. (ve Al-i İmran:37 ve Nur:38) 2) Bakara 261. ayet “Allah dilediği kuluna katman katman fazla verir..” Yudâifü” yani katlar katmanlandırır.. 3) Bakara 269. Ayet: “Allah dilediği kuluna hikmet verir, kime de hikmet vermiş olursa ona çook hayırlar vermiş olur” 4) Al-i İmran 73, Hadid 22, Cuma 4, : Deki; Fazıl Allahın elindedir, onu dilediğine verir. Allah Vâsi ve Alîm’dir.” 5) Al-i İmran 74: Allah dilediği kullarını rahmeti için seçer. Allah çok büyük fazıl sahibidir” 6) Rad 26 ve İsra 30 ve Kasas 82 ve Ankebut 62 ve Rum 37 ve sebe 36,39, Zümer 52, Şura 12 : Allah dilediği kulları için rızkı geniş genişletir dilediği için daraltır..” 7) İbrahim 11 :…
Araştırma amaçlı çarşaf giyen gazetecenin yazısı: “Henüz Yenibosna taraflarındaydım, kimse bana bakmıyordu. Ne kadınlar, ne erkekler, ne çocuklar… Sanki ben hiç orada değildim. Yoktum. Hiç var olmamıştım, sanki aralarından geçmiyordum. Akşamları kimseden laf yemeden geçemediğim o yolu şimdi hiç var olmamışçasına geçiyordum.
İçimi garip bir öfke kapladı. Ne yani, bu toplumun içinde rahatça yaşayabilmem için, taciz edilmemek ve sükunetle yürüyebilmek için çarşafa mı girmek gerekti! Erkeklere kızdım; kendi içlerinde yaptıkları küçük hesaplara ve ayrımcılıklarına, tesettürsüz kadınlara bakış açılarına. Belki onlar..”
Doğan Cüceloğlu yazmış “Eğitim almış amerikalı çok cici çok iyi biri oluyor.. onunla geceyi geçirir sabaha kadar gözüm kapalı uyurum hiç korkmam ! Ama eğitimsiz amerikalılardan korkarım 5 dolar için boğazımı kesebilir! miş..” CEVAP: Alâkası yok. Eğitim almış bir kâfir daha büyük bir kafir, daha şiddetli bir zalimdir. Afganistana tecavüz edenler, Iraka tecacuz edenler, iSLAM Dünyasını kana göz yaşına boğanlar evsiz eğitimiz amerikalilar değil..! Ey Aklı zayıf, fikri isabetsiz Doğan Cüceloğlu ! Eğitim almış amerikalı gavurda gördüğünü sandığın cicilik centilmenlik karnı tok olduğu için.. Işi var parası var kariyeri var evi var aşı var eşi var.. ve karnı tok, derdi yok..! Allahsız kitapsız eğitimi onu insan yaptı sanma. Bu sanı kişiyi imandan eder. “Onlar hayvanlar gibidir” ayetini inkar etmiş olur. “Egitimsiz amerikalılardan korkuyorum” diyorsun. 5 dolar için gırtlağını kesebilirmiş.. Neden ama ? Kapitalist Amerikada sokakta çöplükte gebermeye mahkum olduğu için.. Karnı aç olduğu için ! Tespitin “Türkiyede eğitim” kısmına gelince.. Cüceloğlu “Türkiyede durum tam tersi: eğitimsiz Türk insanından hiç korkmam ondan zarar gelmez ancak eğitimli şehirli kişiler çok insafsız sadece kendi çıkarını düşünür..” demiş.. Çünkü Milli Eğitimin temeli sekülerizm, hedefi kemalizm, örneği ise batılı kafirlerdir. Bu iki İzm arasında ideolojik eğitim alan zavallı Türk insanı öz değerlerinden, İman ve irfandan…
Allahın yüce Adıyla Bu yazıda TAKVA olmak için bazı şeyleri “terk” etmek gerektiğini, şimdikilern tabiriyle münkerata ve nefsin arzularına “hayır” diyebilmeyi konu edeceğiz. Terk, kulluğun aslı esasıdır dense yeridir. Çünkü Kulluk Allahın emirlerine imtisal, yasaklarını terk etmektir. Yasaklar (nevâhi) bu iki taraf içinde asıl olandır. Kulluk takvadan ibarettir. Allah nezdinde en kıymetli kul en takva olan; Allahtan en çok sakınmandır. İmam Rabbani takvada asıl cihetin imtisal (fiil) ciheti değil, intiha “terk” ciheti olduğunu söyler. Yani kimin daha takva olduğu yaptıklarından değil, yapmayıp terk ettiklerinden anlaşılır. Haramları, şüphelileri ve kul haklarını en çok terk edenler en takva olacaktır. Yine Hz İmam “avam havasla aşık atamaz, amelî hiç bir kulvarda avam havasla yarışamaz, ancak terkî hususlar bundan müstesnadır.” Mesela Enbiyanın iki rekat namazına avamın 2 bin yıllık namazı yetişemez.. Çünkü fiil, niyette ihlas ister, erkânına riayet ister, namaz hudû huşû ister. Ancak terkî ameller böyle değil. Avamla havas burada eşittir. İçkiyi terk etmiş has kul ile içkiyi terk etmiş sıradan kul, bu “terk” amelinde eşit ve ortak bir fazilete nail olurlar Mesela pahalı ve hızlı bir araçla adi ve eski bir araba.. açık otoyolda nasıl ki yan yana gelemezler, hızlı araç basar gider.. ancak kırmızı ışık yandığında en lüksü ile en adisi,…
1. Vecize خالف تشهر : Hkâlif Teşher “Muhalif ol, meşhur olursun !” Yani herkesin dediğinin zıttını söyle herkesin gittiği yolun tersine git herkes tarafından tanınır bilinirsin. Reklamın kötüsü yoktur derler.. Bugün bir çok yazar çizer yutubır etrafına adam toplmak için bu yöntemi kullanmaktadır; farklı şey söylemek” Eskilerden İbni Teymiyye şimdilerde Mustafa islamoğlu, Okuyan, Taslaman, Öztürk vs.. gibilerin şöhreti bu hintliğe bağlıdır. Ancak sonuçları acı bedeli çok ağır olacak: Cehennem. [Nisa:115] Çünkü asıl yol Müminlerin genel yoludur., farklı şey icat etmek değil. 2. Vecize كل جديد لذيذ : Küllü cedîdin lezîzün “Her yeni tatlıdır” Yani her yeni ve farklı şey nefse hoş ve tatlı gelir. O yüzden başkasının elindeki sana daha tatlı daha sevimli gelir, senin elindeki de ona.. Bu şeytanın aldatmasıdır. Herkes Allahın takdir edip verdiğini en büyük niğmet bilmeli, elde olana şükretmeli ve başkasının elindekine göz dikmemeli. 3. Vecize بين المغرب والعشاء يفعل الله ما يشاء “Akşamla yatsı arası Allah ne dilerse yapar” Yani herşey bir anda değişebilir. Allah istesin bir anda, göz açıp kapayıncaya kadar işleri ters-yüz eder. zalimleri mağlub eder, mazlumları galip eder. Sıkıntıları bertaraf eder, fakiri zengin eder, zengini muhtaç eder, neler eder neler.. 4. Vecize (Farsça) پیش مني در يمني * در يمني پیش مني…
من تفقه تفسق من تكلم تزندق من تصوف ابتدع من تفنن تخلص (شرعة الاسلام) Açıklama من تفقه تفسق Men teffeqahe teffeseqa Kim yalnız fıkıh ilmiyle iştigal eder, diğer Kuran ilimlerinden yüz çevirirse fasık olur, istikametten çıkar. Kuran ilimleri: Tefsir Hadis Akaid/Kelam Fıkıh Tasavvuf من تكلم تزندق Men tekelleme tezendeqa Kim yalnız Kelam ilmiyle iştigal ederse (diğer Kuran ilimlerinden yüz çevirirse) zındık olur. Imam Azam: Önce kelam ilmine girdim, kelâmcılarla uzun müzakereler münazaralar yaptım. Gördüm ki onların sîmâları sâlihlerin sîması değil. Onlardan ayrıldım Fıkıh ilmine yöneldim من تصوّف ابتدع Men tesavvefe btede’a Kim yalnız tasavvufla iştigal eder (Fıkıh Akaid ilimlerinden yüz çevirirse) bidatçı olur Amelde bidat kişiyi günahkar eder, itikatta bidat ise kişiyi dalalete düşürür. Bu bakımdan ehli tarikat fıkıh ilmihal derslerinden uzak kalmamalı من تفنن تخلص Men tefennene tehkallasa “Her ilimden alan kurtuluşa erer” Kuran ilimlerinin her herbirinden kifayet derecesinde tahsil eden istikamet üzere olur ve ifrat tefrite sapmadan hedefine ulaşır. Tek ilimle yetinen bile hataya düşüyorsa.. Ya bütün bu ilimlerin hepsinden gafil olanın hüsran ve zararına ne demeli !?
Allahın yüce Adıyla Bir öğretmen arkadaşın sorusu “Ak Parti Döneminde 15 yeni üniversite açıldı, onlarca Proje İmam Hatip Lisesi, Hafızlık Kuran Kursları, Kuranı Anlama programları Yaz Kuran Kursları.. TÜGVA vakıfları, Diyanetin bir biri ardınca yürüttüğü gençlik faaliyetleri.. Bakıldığında dindar, vatansever bir nesil yetiştirmek için sayısal açıdan külliyetli bir çalışma olduğu görülmekte ancak.. Kendim de aslında İmam Hatipte öğretmenim, bu sorunun cevabını inanın bulamıyorum. Verilen eğitim neden öğrencilere nüfuz etmiyor ? Bunun altında yatan temel sebepler nelerdir ? Kendi aramızda hep tartıştığımız şeyler bunlar.. Bu konuda sizin fikriniz nedir ?” Cevap En basit bir ifadeyle yıkmak kolay yapmak zor. Ahlaklı bir gencin ahlakını bozmak çabuk ve kolay ahlaksız bir genci ahlak sahibi yapmak uzun iş ve zor.. imanı izale etmek kolay iman sahibi yapmak zor.. Yani kısaca tamir ve terbiye erbabı bu yarışa en baştan 1-0 mağlup olarak başlıyor. Meşhur bir gavurun dediğini unutmayalım Muhammed’in dinine Bir Kadeh Şarap bir namussuz kadının yapabileceği tahribatı binlerce top tüfekle yapamazsınız.. Konumuz adam yetiştirmek ve tam olarak tasavvuf tarikatın konusu. Mürşid-i kamilin yaptığı is şeyhlerin mesleği. Tarikatta binlerce insan vardır Bunların hepsi mürit sadece bir tanesi mürşittir. müritler 10-20 yıl 30 yıl belki ömür boyu mürit olarak kalır da Mürşit olamaz. Mürşid olamadığı için…
Allahın Adıyla.. Konuya Sahabeden bir başarı kıssası ile başlayalım. Abdurrahman ibni Avf ra Mekkeden beş parasız bir muhacir olarak Medineye hicret eder. Bir deve ödünç alarak ticarete başlar. Vefat ettiğinde hala 100 binlerce altını vardır. Hâla diyorum çünkü onun kaç katını Allah yolunda infak etmiş ve Allah ve Rasulünü o denli razı etmiştir ki Allah ondan dünyada iken razı olmuş ve cennetle müjdelemiştir. İşte bu sahabemize soruldu “Zenginliği neyle buldun?” Abdurrahman ra: Zenginliği üç şeyde (üç prensipte) buldum der: 1) Kârın azına çoğuna bakmadım verdim 2) malımı asla stoklamadım her daim pazara çıkardım 3) veresiye vermedim peşin sattım.” [1] Bunlar maddi sebepler tabi bir de manevi sebep vardı ki onu söylemedi : Hz Abdurrahman çok cömert ve hayırseverdi. Allah verene verir. Bu arada stoklama, malı karaborsaya düşürmek (ihtikar) İslamda haramdır. Haramlarla kimse bereket bulamaz. Bu vesileyle size yaşanmış dört kıssa anlatayım ve yukarıda zikrini ettiğim Abdurrahman B Avf Hz’nin aktardığı ticaret prensiplerinin ne kadar geçerli olduğunu görün anlayın 1) Kıssa: Edirneli Kuruyemiş esnafı Murat, sene 2008’de bana bizzat anlattı “Başarılı zengin bir iş adamı arkadaşımla çay içerken konu ticarete, ticarette başarılı olmaya geldi ve bana sordu “Murat senin ticaretten hedefin nedir ? Önce anlayamadım. Tekrar sordu “Kaç lira param olursa…
dinde aracılık
Allahın Yüce Adıyla.. Geçenlerde WhatsApp programı “kullanıcı bilgilerini paylaşma” izni isteyince insanlar tabii ki buna müsaade etmediler ve farklı arayışlara girdiler. O günlerde bazı Müslümanlar bu hadise’den bir ibret çıkarmışlar, insanlara nasihat etmeye durdular. Şöyle bir yazı o günlerde epey dolaştı : “Ey Müslüman vatsap senin bilgilerini zaten biliyordu ancak ne zaman ki bu bilgilerini paylaşacağım dedi, sen o zaman bir telaşa kapıldın bir korkuya kapıldın.. Ancaak ! Allahü Teala senin bütün bilgilerini biliyor ve yarın Mahşerde milyarlar önünde günahlarını herkesle paylaşacak ve belki rezil olacaksın ama bundan ötürü hiç telaşa kapılmıyorsun! hiç bir korku emaresi göstermiyorsun..! Yazık sana !! vs” Bu yanlış arkadaşlar. Allahımız öyle bir Allah değil ! Bunun yanlış olduğunu biliyordum ve ilgili hadisi o günlerde aradım ancak bulamadım. Dün sabah derste Buhari’den seçme hadis ezber kitabımız Sırac’ül Muttakin¹ okurken önümüze geldi. Peygamber Efendimiz buyuruyor: “Yüce Allah kıyamet günü Mümin kuluna yakınlaşır üzerine hıfz-i himayesini gerer ve onu örter. Ona der “kulum şu günahını hatırlıyor musun ? Şu günahını biliyor musun? Ve şu günahını.. Kul Evet ya Rabbi Evet ya Rabbi der. O anda kul bütün günahlarını itiraf eder ve kendi içinden Eyvah ben helak oldum diye düşünürken Yüce Allah “Dünyada günahlarını gizlemiştim (seni aleme rezil etmedim)…
Allahın Yüce Adıyla.. Bu çalışma Muammer Esen adında biri şahsında “İslamda kölelik yok! Kuranda hükümleri olsa bile!” iddiası güden her bidatçıya reddiyedir: Bidatçının fesbuktaki yazısı bu: “Kölelik hukuku Kuranda geçiyor diye haşa Allah kölelik mi istemiş oluyor ya da islamda kölelik mi olmuş oluyor?!” Allah, yeryüzü halifesi olarak özgür yarattığı insanın köle olmasını/edilmesini hiç ister mi?!. İstemez elbette, istememiştir. Kölelik insanlığın icadıdır. Vahyin indiği ortamda da (-dönemin tüm dünyasında olduğu gibi-) kölelik (-çokevlilik gibi-) sosyolojik bir olgu olarak vardı. Ancak Allah, son tahlilde köleliğin kaldırılmasını teşvik etti, özendirdi. Tek evlilikle yetinmeyi önerdi. Ama ne yazık ki, bazıları, dönemin bu sosyo-kültürel olgularını (vāqı’) “dinin temel unsurları” gibi vehmettiler. Bunlar, Allah’ın asıl tavsiyesini/önerisini görmezlikten gelerek onu arka plana ittiler. Böylece Dinde/Şeriatte esas olan gayeler, amaçlar (maqâsıt) gibi temel ilkeler bilinmedi, bilinmezlikten gelindi; bunlar ihmal edildi, geri plana itildi. Dinden olmayan türlü yerel-kültürel pek çok şey dine dahil edildi; pekçok ikincil (fer’) meseleler dinin aslındanmış gibi muamele gördü. Oysa kölelik..gibi meseleleri dinin de öngördüğü temel haklar bağlamında evrensel ilkesel hikmet bağlamında maqâsit fikhında çözüme kavuşturmak pekâlâ mümkündür. Ha bir de Allah Kur’an’da söz konusu ettiği her şeyi onaylıyor, öneriyor değil ki.. Kur’an’da “küfür”, “inkâr”.. Ebû Lehep..de geçiyor diye HÂŞÂ onlar İslam’dan mi olmuş…
Yüce Allah’ın Adıyla “Kişi bazen bir söz söyler o anda kendi de önemsemez, çevresindekiler de ve ama Allah nezdinde çok ağır bir laf etmiştir, o lafı yüzünden cehennemin dibini boylar” demektedir Peygamberimiz sas Allah iyilerin en iyisi, güzellerin en güzeli.. Müslüman olup da Allah’a söven sövdüren, küfreden olabilir mi ! Oluyor maalesef ve hiç farkında olmadan. Sövmek kime neye olursa olsun, her durumda çirkin bir iştir. Müslümana sövmek kişiyi fasık eder. Dine Kitaba Peygambere Allaha sövmek ise kişide iman ve nikah bırakmaz.. Bunu herkes bilir ancak bilinmeyen şey insanların farkında olmadan da Allaha sövmüş olabilecekleri.. Söven cehennemin dibini boylar Bu yazı, farkında olmadan, istemeden Allah’a sövmekten seni kurtarma maksadıyla kaleme alındı. Müslümanlar içinde beş kesim insanlar Allaha ama dolaylı veya dolaysız sövmektedir. Ettikleri laflar Allah nezdinde böyle değerlendirilmektedir. Kim bunlar ? Birinci Kesim Allaha söven, küfredenler Allah Rasulü Muhammed aleyhüsselam efendimiz buyurdular “kimse anasına sövdürmesin” Sahabe şaşırdı, anasına da sövdüren kişi var mıdır ki Ya Rasulallah !? Evet var, sen onun anasına söversin o da senin anana söver anana sövdürmüş olursun” Bunun gibi sen onun taptığına söversin, o da senin Allahına söver ve sen Allaha sövdürmüş olursun, hiç farkında olmadan.. “Onların Allah’tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da haddi aşarak…
Allahın Yüce Adıyla Bu yazıda biri Müslüman, diğeri gayrimüslim iki ülke halkının elektrik kesintisi durumundaki davranışlarını kıyaslayacağız ve bu sayede gerçek erdem ve övülen ahlakın modern öğretilerle mi yoksa Allaha ve ahirete imanla mı mümkün olduğunu göreceğiz Amerika’da sadece bir kentte elektrik kesilince olanlar ABD yanlısı bir derginin haberi: “..Başlangıçta bir eğlence anlayışı esiyor ve kişiler, normalin üstünde bir yardımlaşma havasına giriyorlar. Fakat saatler uzayıp karanlık devam ettikçe, zencilerin ve İspanyol kökenlilerin öncülüğünde kamu düzeni, şiddetli bir biçimde bozuluyor. Beyazlar da dahil olmak üzere daha önceden sabıka kaydı bulunmayan binlerce genç ve yetişkin, hatta kadınlar ve çocuklar, büyük çapta hırsızlık, soygun ve kundaklamalara girişiyorlar. Sonradan bildirilen sayılara göre, hırsızlıktan 1809 yer zarar görüyor. 6O’ı büyük olmak üzere, 1037 yangın (normalin altı kat ı) çıkartılıyor. Bazı binalarda yangın itfaiye tarafından söndürüldüğü halde, ardarda birkaç kez kundaklanıyor ve binalar tamamen harabe haline gelene kadar sürüyor. (New York ‘ ta her yıl 30 bin konut, kira ücretinden çok sigorta tazminatı alması garantili ev sahipleriyle anlaşan kiracılar tarafından kundaklanır.) Süpermarketler, ticari kuruluşlar ve büyük giyim mağazaları yağma edilip ateşe veriliyor. Olaylar sırasında iki soyguncu ölüyor; 406 polis, 204 sivil ve 80 itfaiyece yaralanıyor..” “..Başlangıçta jeneratörü olmayan mağazalar, bankalar vs olası yeni bir elektrik kesintisinde…
Allahın yüce Adıyla.. 28 Şubat darbesinin hedefi büyüktü: İslam’ı her alanda zayıflatmak, İslamî çalışmaları durdurmak, Müslümanları tarikatlardan koparmak, çocuklarını kurslara veren aileleri yıldırmak ve sindirmek, Kur’an kurslarını Medreselerin içini boşaltmak, İmam Hatipleri etkisiz hale getirmek, Müslümanlara ait holdingleri batırmak ve Müslümanların partisini kapatarak onları siyasetten devlet idaresinden el çektirmek.. Bu gayelerle yapılmış postmodern bir darbeydi yirmi sekiz Şubat. Bütün tarikatlar, cemaatler bu darbeden etkilendiler. Bir çok cemaat liderleri Türkiye dışına gittiler. Mahmud Efendi Hz’ne yakın hocalarımızdan dinledik “Devlet istihbaratından Mahmud Efendiye de bazı kişiler geldiler “Ortalık karışacak Pasaportunuz hazır, istediğiniz ülkeye gidebilirsiniz size bu konuda kolaylık gösterilecek” dediler. Mahmud Efendi Hazretleri k.s “Hayır Benim Vatanım Türkiye ve Türkiye’den başka vatanım yok, başıma ne gelecekse bu vatanda gelsin” buyurdu ve Türkiye’de kaldı. O günlerde derin devlet cemaatlerin içerisine adamlarını sızdırmış, hocalarımızın ifadesi ile “ajan olduğu besbelli” bir adam İsmailağa vakfının ta içlerine kadar girmiş, güya bir sakal uzatmış, üzerinde yalandan bir şalvar benzeri pantolon, kısa bir cübbe güya bu tarikattan olmuş..! Hocalarımız diyorlar ki “onun bulunduğu ortamda kalplerimiz öğle daralıyordu ki.. içindeki karanlık anında kalplerimize yansıyor feyzimiz kesiliyordu. Yüzüne diyemiyorduk ama ajan olduğunu hepimiz çok iyi biliyorduk” Ancak Mahmud Efendi Hz buna öyle bir iltifat ediyor, öyle bir ilgileniyor ki şaşırıyorduk. Mübarek,…
Bismillahi.. Bidat b-d-e (ب د ع) kökünden isimdir ve lugatte yeni şey demektir. İslami bir terim olması itibariyle BİDAT : Din-i Mübini İslam’a yeni bir inanç veya amel ilave etmek. Herkesin anlayacağı bir tabirle BİDAT: Kuran, Sünnet, İcma ve Kıyas’ın onaylamadığı bir inanca sahib olmak veya bir eylemle sevap ummak. Görüldüğü üzere bidat ikiye ayıldı: 1. itikadi bidatler,2. ameli bidatler 1) İtikadi bidatler yani islam inancına yeni maddeler ilave etmek, bu anlamda Rasulullah ve Ashabının inancında olmayan şeylere inanmak kişiyi, Fırka-ı Naciyye’den (kurtulacak tek fırka olan) Ehli Sünnet’ten çıkarır ve fırkayı dâlle içine sokar. İslam ulemasının beyanıyla “sapıklık” demek olan itikadî bidatlere sahip olanların cezası ahirette Allah önünde affı olmayacak” der Ruhul Beyan Sahibi İsmail Hakkı ra. Sapık inanca sahip olmak affın kapsamı dışında kalmakta, bu bakımdan en mühim bir mesele olarak her asırda müslümanların dikkatine sunulmuştur. Buna misal olarak aşağıda sayacağım inançlar bidattır ve sapıklıktır: -“islamda mezhep, tarikat, cemaat yoktur!” diye inanarak müntesiplerini dalalete nispet etmek (!)-“Din akılla kesişmez” deyip aklını temel referans sayıp her meseleyi akılla çözeceğine inanmak (!)-“Hadislere gerek yok kuran yeter!” demek-Şefaat olmayacak!” demek.-Allah cennetten görülmeyecek!” demek.-“İnsan ne yapıyorsa onu yapmaya mecburdu o yüzden yapar!” demek-“Allahın bizim gibi eli ayağı oturması kalkması var!” demek-Kuranın manası Allahdan…
Allah’ın Yüce Adıyla.. 1. Sual: Bugün bazı insanlar bazı haramları irtikab ederek bazı farzları terk-i tehir ederek hizmet davası gütmektedir. Bu haramlar onlara hatırlatıldığında ise “biz hizmet yolunda ahiretimizi dahi feda etmişiz” gibi bilinmedik sözler ediyorlar. Bu yaptıkları doğru mudur ? Dini dayanağı var mıdır ? 2. sual: Ebubekrin El-Sıddîk radıyallahüanh’e nisbet edilen “Allahım vücudumu Cehennemde o kadar büyüt ki başka kimseye yer kalmasın” ve Şeyhulislam Mustafa Sabri efendiye nisbet edilen: “İslam bugün öyle mücahitler ister ki dünyasını değil ahiretini dahi feda etmeye hazır olacak,” ve Said Nursi’ye nisbet edilen: “Davam için hem dünyamı hem ahiretimi feda etmişim” sözleri sabit midir ? Eğer sabitse bu ifadelerden anlaşılan “ahireti feda etmek” ne demek olabilir? 4. sual: Dünyalık menfaatlerden fedakarlık pek faziletli bir ahlaktır ve Kuranda îsâr tabiriyle medhü sena edilir, ancak Rıza-i İlahiye muvafık her salih amelin karşılığı Allah tarafından ahirette ödeneceği biliniyor ve bu fedakarlık sahiplerince pek büyük bir fazilet sayılıyorken ahiretten fedakarlık gerçekten mümkün müdür ? 4. sual: Hz Peygamber aleyhisselam ve yüce Ashabından böyle bir fedakarlık sadır olmuş mudur ? Olmuşsa bu fedakarlık ne tür amellerle açığa çıkmış, neler yapmışlar ? 5. sual: Bu tabiri daha ziyade kullanan Said Nursi merhum bundan ne kastetmiş ve bu fedakarlık ona…
Allah’ın yüce Adıyla 2000 yıllık Barnabas İncili Şırnak sınırlarında yer altı şehri gibi duran bir mağrada bulundu ve bulan aşiret satmak isterken Jandarma tarafından yakalandı ve askeriye İncile el koydu ve Antik Diller Uzmanı Prof Hamza Hocagil’e tercüme ettirildi. Arami dilde yazılmış en eski incil ünvanına sahip Barnabas İncili, apaçık Muhammed aleyhisselamın “Rasul” olarak geleceğini ve Onun Ashabının dolgun başaklar gibi olduğunu açıklamaktadır.. Prof Hamza hoca İncilin uslübünü Kurana benzetti, içinde Kurandan hatırladığı yerlere benzeyen çok ayetler gördü.. İncili gören bir yahudi siyasetçinin kızı Reweka (Viktorya) Rabin Müslüman oldu ve ancak suikastla öldürüldü.. Hamza hoca “o mühtedinin cenazesine Telavivde bizzat katıldım” demektedir.. Vatikan incilden haberdar ancak ilgilenmez tavırlar içinde Hıristiyanlık aleminden konuyu saklamaktadır.. Ayrıntılar videoda: Karbon testiyle 2000 yıllık olduğu bilmsel metodla ispat edilmiş kitap için wikipedia “Müslümanların uydurduğu! 16. yüzyıla ait sahte incil !!” yazmış.. Yani kafir hakkı gizlemeye tam gaz devam ediyor.. Merhum Mehmet Şevket Eygi ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu bu incili görenlerden. ve uğradığı suikastın bununla ilgili olduğu da söylenmiştir.. Garip olaylar: Barnaba İncilini tercüme ettiren yetkililer prf’den kitabı ve içeriğini asla kamuya bildirmeyecek sızdırmayacağına dair imza aldılar. İncili tercüme eden profesör vatikana bağlı global komitelerden büyük tehditler aldı.. Kendini korumaya almak için soyadını değiştirdi “Hocagil” takma…
Allah’ın yüce Adıyla.. “Bir caminin menzili ancak bir kaç kilometredir. Bir okulun/medresenin kapsadığı mesafe beş on kilometrekare… Ancak sanat menzilsizdir. Bir filim 40 bin kilometreyi yani bütün dünyayı kapsar. Sanatın, filmin gücü bütün dünyayı dolaşır.” demiş Minyeli Abdullah ve Hür Adam filimlerinin yönetmeni Mehmet Tanrısever. “Neden filim çekmeye başladınız?” sorusuna böyle cevap veriyormuş.. Ve bu sözü öyle tutmuş ki bir vecize gibi bazı kesimlerce kabul görmüş. Çağrı filminin yönetmeni Akkad bu iddiayı biraz daha uçurmuş ve demiş ki “Eğer Hz Muhammed bu zamanda yaşasaydı bir filim yönetmeni olurdu!” demiş Değerli okurlarım ne dersiniz? Gerçekten sinema, camiden medreseden Kuran Kursundan, Zikir Tekke’den daha mı etkili? Medreselerde ders okutan allamelerin edemediğini, camilerde vaaz eden hocaların yapamadığını, tekke ve dergahlarda halkı irşae eden Meşayıh’ın sağlayamadığı etkileri iki üç saatlik filimler yapabilir mi ? Lafla peynir gemisi yürümez “Halep oradaysa arşın burada” Buyursun yapsınlar. Bu iş bu kadar kolaysa neyi bekliyorlar hemen filim yapsınlar. Kapatalım medreseleri dergahları biz de başlayalım filim çekmeye.. ve millet topyekun irşat olsun! Herkes kolay yoldan iman sahibi olsun !.. Yapmadılar mı filmlerini, yaptılar! Üç beş saatlik değil, aylar yıllar sürecek kadar dini(!) film, dizi, sinema vs mevcut. Hepsi vizyona girdi, hepsi izlendi.. Aylar yıllardır da izleniyor. Hele bazıları o…
Allah’ın yüce Adıyla.. Soru: Yılbaşı Kutlamıyorum ancak tv’den yılbaşı programlarını izliyorum dinen sakıncası var mı ? Evet var. Yılbaşı kutlamak haram. Hıristiyanların Noeli (Batıl tanrısının doğumunu) kutlamak ise küfürdür. Bu kutlamaların yapıldığı programları açıp izlemek ise o günaha aynen ortak olmaktır. Çünkü izlemede rıza var. Harama razı olmak ise haramdır. Halbuki mümin, haram irtikabına razı olamaz, aksine gayz ve buğuz eder.. Buğuz, istemeden görse bile anında tv yi kapatmayı gerektirir, nerde kaldı ağzını ayırarak oturup izlesin ! Eğer izliyorsa demekki küfür içine siniyor, gönlü günaha açık. Şu halde onlarla beraberdir “Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle.. buna da gücü yetmezse kalbiyle buğuz etsin. Bu imanın en zayıfıdır” Hadisi şerifi münkere karşı bir mümin duruşunu açıkça belirtir. [Sahihi Müslim] En zayıf en pasif tepki kalben buğuz etmektir. “Bu, imanın en zayıf mertebesi..” buyurmakla Allahın Rasulü sas “..dahi buğuz etmeyen mümin olamaz” buyurmuş oldu. Işte bu nokta Imam Mahmud Efendi hz nin “Kim yılbaşı kutlama niyetiyle bir yumurta hediye verse kafir olur” dediği husustur. Kâle Rasulullah sas “Kıyamet öncesi öyle büyük fitneler olacak ki zifiri karanlık gece gibi ortaklığı kaplayacak o vakit kişi mümin olarak sabahlayacak kafir olarak akşamlayacak, mümin olarak akşamlayacak kafir olarak sabahlayacak.”…
Allahın Yüce Adıyla Taklidi herkes yeriyor. Ehl-i Hadis yeriyor, insanlar hadis ile ameli terk edip mezhep imamlarını taklit ettiği için. Kitapçılar yeriyor, İnsanlar Kuran meali ile amel yerine Rasulullahı taklit ettikleri için. Modernist ilahiyatçılar yeriyor, insanlar bunların dini yorumlara aldırmayıp geçmiş müctehit alimleri taklide devam ettikleri için. Biz ise taklidi övüyoruz, takit tahkikin kapısıdır çünkü (التقليد باب التحقيق) Ancak övgüye layık olmayan bir çeşit taklit var: Bazı insanlar Rasulullahın maksadını niyetini kavrayıp Sünneti ifa etmek yerine her türlü fiil ve terkini taklit ederler. Peygamberi Takit Etmek Her Zaman İttiba Olamıyor: Bazı kimseler demişler: “Peygamber Efendimiz bir sünnete sürekli devam etmediyse, bazen terk ettiyse bizim de bazen terk etmemiz sünnet olur(!)” Bu mantık hatalıdır ve bu istidlal batıldır. Çünkü bu mantık bu anlayış Rasulullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini bozar ve uyulası ve üzerinde yürünesi bir yol olmaktan çıkarır. Diyelim yemeğe oturmadan eller yıkanacak, biri der ki ben şimdi bazen yıkamama sünnetini(!) işleyeceğim ve yıkamadan yemek yer, ve siz ona o sünneti işle ellerini yıka diye tavsiyede bulunamazsınız.. Diğeri yatmadan önce abdest alma sünneti için aynısını der ve bazen abdestsiz yatmak da bu görüşe göre güya sünnet olur! halbuki bidattır.. Ve böylece işler hercü merc olur, Rasulullahın yolu müminler eliyle ibtal…