Ahireti Feda Etmek Hakkında 5 sual ve cevapları

8 Ocak 2021

Allah’ın Yüce Adıyla..

1. Sual: Bugün bazı insanlar bazı haramları irtikab ederek bazı farzları terk-i tehir ederek hizmet davası gütmektedir. Bu haramlar onlara hatırlatıldığında ise “biz hizmet yolunda ahiretimizi dahi feda etmişiz” gibi bilinmedik sözler ediyorlar. Bu yaptıkları doğru mudur ? Dini dayanağı var mıdır ?

2. sual: Ebubekrin El-Sıddîk radıyallahüanh’e nisbet edilen “Allahım vücudumu Cehennemde o kadar büyüt ki başka kimseye yer kalmasın” ve Şeyhulislam Mustafa Sabri efendiye nisbet edilen: “İslam bugün öyle mücahitler ister ki dünyasını değil ahiretini dahi feda etmeye hazır olacak,” ve Said Nursi’ye nisbet edilen: “Davam için hem dünyamı hem ahiretimi feda etmişim” sözleri sabit midir ? Eğer sabitse bu ifadelerden anlaşılan “ahireti feda etmek” ne demek olabilir?

4. sual: Dünyalık menfaatlerden fedakarlık pek faziletli bir ahlaktır ve Kuranda îsâr tabiriyle medhü sena edilir, ancak Rıza-i İlahiye muvafık her salih amelin karşılığı Allah tarafından ahirette ödeneceği biliniyor ve bu fedakarlık sahiplerince pek büyük bir fazilet sayılıyorken ahiretten fedakarlık gerçekten mümkün müdür ?

4. sual: Hz Peygamber aleyhisselam ve yüce Ashabından böyle bir fedakarlık sadır olmuş mudur ? Olmuşsa bu fedakarlık ne tür amellerle açığa çıkmış, neler yapmışlar ?

5. sual: Bu tabiri daha ziyade kullanan Said Nursi merhum bundan ne kastetmiş ve bu fedakarlık ona neler yaptırmış neleri terkettirmiştir ?

6. sual: Başkalarının kurtuluşu için kendi ahiret menfaatlerinden fedakarlık ettiğini savunan bazı müslümanlar mesela devlet okullarına girmek için tesettürü, askeriyede kalmak için namazı, devletten kadro alabilmek veya insanlarca hüsnü kabul görmek için sakalı terk ediyorlar ve aslında Üstadın dillendirdiği ahiretten fedakarlık tabirini bu tarz tatbikleriyle şerh ediyorlar. “Hizmet adına gerektiğinde ucunda ateş ve azap olan haramları göze almak veya ifası pek makbul ve matlup olan sünnetleri dahi gözden çıkarmak ” şeklinde tezahür eden bu tatbik, iman ve islam adına hayır mıdır yoksa şer mi ?

El-Cevap:

Bismillahirrahmanirrahim

Ebubekrin es-sıddik radıyalllahü anhın sözleri her sahabe sözü gibi hadis sayıldığı için bunların sübutu ilm-i usulü hadis kaidelerine tabidir. Bu kaidelerin birincisi, bir hadis veya eser eğer meşhur hadis kitaplarında kayıtlı ise sabittir değilse mevzu addedilir meğer ki ehlullah nezdinde telakki bil-kabul görsün. Hz Ebubekirin böyle bir sözü ne sahih ne de sakim bir senetle gelmiş değil. Yani mevzudur. Artık mevzu bir laf üzerinden konuya devam etmenin manası yok.

Bu söz tamam Usulü Hadise göre mevzu sayılabilir, ancak manası sahih değil midir ? Burada büyük bir ruhun yüksek bir fedakarlığı anlatılmış olmuyor mu ?

Hayır. Bu söz özünde de sakattır. Allah rasulü kadar kimse merhamet ve fedakarlık sahibi değil ancak onun böyle bir temennisi olmamış. Bilakis Rasulullah efendimiz sabah akşam ALlahtan cenneti istemiş cehennemden Allaha sığınmıştır. Hem cehennem boşuna değil cehennem ilahi adaletin tecelli mahalli. Bunca kafir müşrik ve zalime yer kalmaması doğru olmaz.

‘Ahireti feda’ tabirinde ahiretten murat Cenneti kazanma ve cehennemden korunmadır. Fedakarlık ise cennetin lezzet ve derecelerine bakmamak, himmetini bunları elde etmeye vermemek, kalben vazgeçmektir. Yani dava adamının hayattan gayesi dünyalık tene’umat olmadığı gibi Cennet telezzüzatı da olmamalı, Meşayıhımızın tabiriyle ancak Allahın Cemali, Onun rızası olmalıdır.

Ehlullahtan bir zat demiştir: Kişinin Allah nezdinde kıymeti gönül himmeti kadardır. Kimin himmeti dünya olursa, o ki dünya düşüktür bu da düşük adamdır. Kimin himmeti ahiret olursa, o ki ahiret ortadır bu da orta adamdır, idare eder. Kimin himmeti Allah olursa o ki Allah en yücedir bu da en yüce adamdır.”

Evet Ahireti feda etmekten maksat Allahın Cemali ve Onun Rızası uğrunda gönül gözünü ahiretten dahi çekmek, Cennet nimetlerine de iltifat etmemek manası ise bu, ali himmet olmaktır ve şeriatça makbuldür. Ancak ahireti feda etmek, ahirette hüsranı mucip menhiyyatı dünyada irtikab, yasak yollarla güya dine hizmeti kastetmek ise bu merduttur.

Ahireti feda etme’nin hatalı yorumuna reddiye:

Allahın nehyettiği çirkin amellerle makbul neticelere ulaşılamaz.  “Allah şifanızı harama koymadı” el hadis. Farzı muhal bu çirkin ameller arasından zafere çıkan bir gizli yol olduğu hissedilse, o ki şeriat o yolu kapamış kapısını kilitlemiş, o zaferden vaz geçeriz ama o kilitli kapıyı kıramayız. Mesela birimiz hiristiyan rolünde hiristiyan cemaatler arasına katılacak ve imanı gizleyerek kendini onlara sevdirecek sonra teslisi inkar ederek tevhidi isbat edecek ve nicelerin imanlarına vesile olacak.. madem ki Şeriat müsade etmiyor rol icabı da olsa hiristiyan olunamaz, ve mevhum neticleri ne kadar parlak da olsa hesaba katılamaz. Hem İman hassastır, rol icabı kafir olan gerçekten kafir olur.

Evet bazı ehli kıble ‘ahiretten fedakarlık ederiz’ sözüyle şeriatça haram ve mekruh yollara girmeyi kastediyorlar “neticesinde insanların imanı olan bir yola velev haram olsa gireriz, bu haramın cezası ahirette azap görmek ise, biz ahiretten de vaz geçmişiz” demek istiyorlar ancak dört cihetten hataya düşüyorlar

Birinci hata:

Haramlar yolundan yürüyerek Hakka varmak veya başkasını ulaştırmak fikri, haramı bir nevi istihlal olduğu için küfürdür. Tesettürü terk ise haram ve günahtır, haramı irtikap eden günahının ağırlığını vicdanında hissettiği sürece mümindir, haramı mübah gördüğü gün ise hafazanallah imanını kaybeder.

Gerçek, İnsanoğlu günah olduğunu bile bile günahına devam edemediğidir. Vicdanı beşer bu kadar ağırlığı devamlı kaldıramaz bir gün pes eder, gündelik günahın vicdanında iras ettiği sıkıntı ve ızdıraptan kurtulmak ister, bunun için ya günahı terkedecek, yeniden tesettüre bürünecek yada tesettürün terkini mübah görmek isteyecek ve bu mübahtır caizdir diyenlerin sözlerine sarılacak..Bu nokta Üstadın “her günahtan cehenneme giden yol var” dediği noktadır. Bizim misalde ise daha işin başında kişi günahını istihlal etmiş kendini doğru yaptığına inandırmış vicdanında hiç ızdırap duymuyor, kendi imanı tehlikeye girmiş nerde kaldı başkasının imanına vesile olsun.

İkinc hata:

Haramlığı daima itiraf ile o yola tevessül etse yine girdiği bu yol meşru olmaz, çirkin bidat olur. Zira ilmi usulü fıkıhta bir kaide şudur: Maksadın meşru olması gerektiği gibi o maksada ulaştıracak yollar da meşru olmalıdır. Artık gayrı meşru bir yoldan meşru bir maksada ulaşamaya çalışmak bidattır, Peygamber yolunu terketmektir. Yolu terkeden vüsulden mahrum olur zira üsulsüz vüsul olmaz. “..ve her bidat dalalet, Ehli dalalet ise cehennemdedir. el hadis”

Üçüncü hata:

İslam şeriatı eğer bir yolu kapamışsa o yol mefsedete çıktığı içindir. Kuran ve Sünnete fıkh-ı Hanefi perspektifinden bakıldığında görülen, Bir şey haddi zatında çirkin ve neticesiyle zararlı olduğu için Allah onu nehyetmiştir. Artık ilahi yasakaları kasıtlı olarak irtikap edip neticesinde fayda ummak din şeriat bilmemektir.

Dördüncü hata:

“Büyük zarar küçük zararla defedilir” kaidesi burda geçmez çünkü bu kaidenin işleyişi bazı şartlara bağlıdır:

Birinci şart, iki zarardan biri mutlaka vaki olacak, sakınmak imkansız olmalı. Çıkan bir yangında sıradan bütün (ahşap) evler rüzgarın tesiriyle yanacak ancak bazısını yıkıp yangını durudurmak, böylece diğerlerine sirayetini engellemek mümkün ise, yıkılırlar. Bu durumda küçük zarar irtikap edilerek büyüğü defedilmiş olur. Halbuki bizim mevzumuzda kadınların terki tesettür ve ihtilat birrical günahlarına düşmeleri gerekli değildir, çünkü bu zararın terkinde sözü edilen diğer zarar “insanların hizmetten yoksun kalması” mevhum bir zarardır muhakkak değil. Zira müslüman hanımlar resmi okul ve memuriyetlere girmeksizin de ordakilere hizmet götürmek mümkündür, erkekler o işi yapar veya okul haricinde yapılır ve aslında bu daha kolay ve daha tesirlidir.

ikinci şart, zararlar dünyevi zarar cinsinden mahsus olmalı ki hangisi diğerinden büyük, hangisi küçük takdir etmek mümkün olsun. Uhrevi meselelerde zararın boyutunu hesap etmek mükün olmadığı için ‘ben bu küçük günahı şu büyük günahı önlemek için işledim’ denemez. Misale tatbik edersek: Kadın tesettür ve hicabı terkederek insanların din hizmetinden yoksun kalmaları zararını önlemeye çalışıyor ancak tesettürden ari şu haliyle hem kendine hemde onu müşahede eden tüm insanlara ne denli zarar ettiğini hesap edemiyor. Evet belki bunun halka ettiği zarar umduğu faydadan kat kat büyüktür. tesettürün sebebi teşrii iffet ve namusu muhafaza etmek idi bu iptal oldu. hem dine hizmet dava eden birinin tesettürsüz haliyle rical arasında bulunması lisanı hal ile dinde lakayıtlık ve maişet derdiyle evamiri ilahiyi istihfaf telkin eder ki bu zarar doğrudan imana taarruz ederek tüm faideleri iptal eder.

Ne acaibdir ki

Bu ‘ahireti feda’ fikrine aldanmış birini siz haram ve mekruha düşmekten uyarıyor, ehli dalalet, ehli cehennem olmakla korkutuyorsunuz, o ise sizi ve tembihlerinizi umursamıyor çünkü her şeyini hatta ahiretini hizmeti için feda etmiş! halkın selameti için kendi selametinden vaz geçmiş! cehenneme girmeyi dahi göze almış!..

Cehennem Allahın kamçısı o kamçıyla kullarını küfürden haramdan sakındırır. Allahın sevgilisi Muhammed aleyhisselam bile Allahın azabından titrer, her gün ateşten defalarca Allaha sığınır, Cennete gireceği kesin iken herkesten fazla Allahtan O korkar, haramdan mekruhtan en ziyade O sakınır, sıddıkların salihlerin hali de daim bu minval üzere iken biz ahiretimizi feda ettik diyen güruha siz ne bir söz söyleyebilir ne de her hangi bir cürümden sakındıramazsınız çünkü haşa Allahın kamçısını kırmış  Cehenneme girmekten korkmuyor!

Bu bidat zihniyet artık ne fıkıh dinler, ne helal sayar ne haram.. Cehennemden korkmayan hepten hür olmuştur, tekliften azadeler gibi her şeyi yapar.. ‘yapma haramdır’ denildiğinde ise sizi küçümser. Zira o halkın selametini, sen ise ahiretini, nefsani elem ve lezzetlerini düşünmektesin! O bir halaskar-u diğergam! sen ise bir zevvak-ü hodgamsın! Şeytan bunlara sağdan sokulmuş fikirlerini igva etmiş, batılı hakk suretinde sevimli göstermiş. Neuzü billahi min şüruru enfüsina ve min seyyiati amalina.

Bu insanlar eğer bu su-i itikattan ve şu çirkin bidattan vaz geçmezlerse bilsinler ki ehli kıblenin değil en faziletlileri bilakis fırak-ı dâlleden ibahiye gibi en şerlileri olacaklar. Şu bozuk itikad ve çirkin bidat yayılmaya görsün, hafazanallah yayılırsa ne şeriat bırakır uyulacak ne iman.

Netice ve hülasa-i meram

Allah harama şifa koymadı, necat da. Haram ve mekruhlar dalalettir, Dalalet ise mahza zulmet. Nasıl zulmetten nur tevellüt etmezse, karanlık haramlardan hidayet nuru doğmaz. Aksine haramları irtikap ve istihfaf ve istihlal, iman ve ameli salihi iptal etmek gibi çok daha büyük zararlara sebebiyet verir.

Haram ve mekruhları tecviz eden bir anlayışla Ahireti feda etmek velev kendi hesabına olsa haramdır sebebi küfürdür. Lisanı hal ile ahireti istihfaf telkin ettiği için ahiret saadetinden halkı da mahrum etmek kuvvetle muhtemel olduğu için neticesi iman hizmeti değil imanda hezimettir.

“Elçinin vazifesi ancak tebilğ etmektir.”

isa erdoğan 04.10.2010

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın