Allahın Yüce Adıyla
Hz Ebû Bekir Essıdîq
Hz Ömer El Fârûq
Hz Osman Zinnureyn
Hz Ali Elmurtaza
Talha b. Ubeydullah
Zübeyr B. Avvâm
Abdurrahman b. Avf
Sa‘d B. Ebî Vakkâs
Ebû Ubeyde b. Cerrâh
Saîd B. Zeyd
7) Abdurrahman B Avf عبد الرحمن بن عوف
Abdurrahman ra Fil Vak‘ası’ndan (571) on yıl kadar sonra Mekke’de doğdu. Câhiliye döneminde Abdüamr veya Abdülkâ‘be olan adı, Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimiz tarafından Abdurrahman olarak değiştirildi. Genç yaşından itibaren ticaretle uğraştı. Câhiliye devrinde de içki içmeyen ve güzel ahlâka sahip biri olarak tanınırdı. Hz. Ebû Bekir ile olan eski dostluğu, onun vasıtasıyla Müslüman olmasını sağladı. İlk sekiz Müslümandan biri olan Abdurrahman, Mekke müşriklerinin baskı ve işkenceleri yüzünden önce Habeşistan’a, sonra da Medine’ye hicret etti. Hz. Peygamber onunla Ensardan Sa‘d b. Rebî‘ arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurdu.
Rasulullah Efendimizle birlikte bütün savaşlara katıldı. Uhud’da yirmiden fazla yara aldı, hatta ayağındaki yaralar sebebiyle topal kaldı. Hicretin altıncı yılında (628) Dûmetülcendel üzerine yapılan bir seferde, Hz. Peygamber onu seriyye kumandanlığına getirdi ve başına sarık bağladı. Savaşı kazanınca Peygamber’imizin tâlimatı üzerine kabile reisinin kızı ile evlendi. Tebük Seferi sırasında imamlık ettiği bir namaza Peygamber Efendimiz de iştirak etti. Böylece Hz Ebû Bekir gibi o da Resûlullah’a imamlık yapmış oldu. Vefatında Allah Rasulünü kabre indiren dört sahâbîden biri Abdurrahman ra idi.
Abdurrahman ra Hz. Ebû Bekir’in halifeliği sırasında ona müsteşarlık yaptı. Nitekim Hz Ebû Bekir, ölümünden önceki hastalığı sırasında, Hz Ömer’i yerine halife seçme düşüncesini ilk defa ona açmıştır. Abdurrahman b. Avf Hz. Ömer’in hilâfetinde de bu görevine devam etti. Ashâb-ı kirâm halifeye arzetmekten çekindikleri meseleleri onun vasıtasıyla intikal ettirirlerdi. Hz Ömer’e bu derece yakınlığı sebebiyle zaman zaman geceleri Medine sokaklarında onunla birlikte dolaşarak asayişi kontrol ederlerdi. Bu dönemde Abdurrahman ra, Hacc emirliği ve Beytülmâl muhafızlığı da yaptı. Halife Hz Ömer, mecûsî bir köle tarafından hançerlenince Abdurrahman’ı ra imamlığa geçirdi ve kendisinden sonra iş başına gelecek halifeyi belirlemek üzere tayin ettiği altı kişilik şûraya Hz Abdurrahman’ı da dahil etti. Hz. Osman ve Hz Ali’den başka kendisi de aday olduğu halde, adaylıktan çekilerek halifeyi bizzat tayin etme yetkisini üzerine aldı. Daha sonra şûra üyeleriyle ayrı ayrı görüştüğü gibi, İbn Kesîr’in belirttiğine göre, üç gün süreyle, geceli gündüzlü, ekseriya uykusunu terk ederek ordu kumandanlarıyla, eşrafla, kadın erkek Medine halkıyla ve dışarıdan gelenlerle teker teker veya toplu halde, açık veya gizlice görüşerek bir çeşit “kamuoyu yoklaması” yaptıktan sonra Osman b. Affân’ı ra halife ilân etti. Hz. Osman’ın halifeliğinde de müsteşarlık ve Hacc emirliği görevlerine devam etmiştir.
Abdurrahman b. Avf yetmiş beş yaşlarında Medine’de vefat etti; vasiyeti üzerine cenaze namazını Hz. Osman kıldırdı. Vefat yeriyle ilgili kaynaklardaki bu bilgiler yanında, Siirt Pervari yöresindeki halk, öteden beri onun mezarının Pervari’ye bağlı Yukarı Balcılar köyünde olduğuna inanmaktadır. Yakın zamanlarda mermerle çevrilen mezar, bölgenin önemli ziyaret yerlerinden biridir. Bu inanış, Aşere-i Mübeşşereden olan Abdurrahman b. Avf’a karşı yöre halkının beslediği sevginin bir nişânesi kabul edilmelidir.
Abdurrahman b. Avf, hem câhiliye döneminde, hem de İslâm devrinde ticaretle meşgul olarak büyük bir servet kazanmış, servetini Allah yolunda harcamaktan çekinmemiştir. Beş yüz deve yükü tutan büyük bir kervanı bir defada bağışlayacak, ayrıca bir günde otuz köleyi âzat edecek derecede cömertti.
Peygamber Efendimiz’den hadis rivayet etmekte son derece titiz davranmış, bu sebeple de pek fazla hadis nakletmemiştir. Kaynaklarda ondan rivayet edilen altmış beş hadis-i şerife rastlanmaktadır. Peygamber Efendimiz döneminde, Hz Ebû Bekir, Hz Ömer ve Hz Osman dönemlerinde fetvaya ehil görülen sahabilerden ve sayı bakımından, “orta derecede fetva veren sahâbîler”den (mutavassıtûn) sayılan Abdurrahman b. Avf’ın fetvaları, küçük bir risâle oluşturacak hacimdedir.
BİBLİYOGRAFYA
İbn Hişâm, es-Sîre², I, 251; III, 83; IV, 319.
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, III, 61-62, 124-137.
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 342, 386.
İbn Hazm, Cevâmiʿu’s-sîre, s. 162, 279.
İbn Abdülber, el-İstîʿâb (el-İṣâbe içinde), II, 393-398.
İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, III, 313.
Muhibbü’t-Taberî, er-Riyâżü’n-naḍire fî menâḳıbi’l-ʿaşere, Beyrut 1405/1984, IV, 303-319.
İbn Kayyim, İʿlâmü’l-muvaḳḳıʿîn (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1374/1955, I, 12.
İbn Kesîr, el-Bidâye, VII, 146.
Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, I, 68-92.
İbn Hacer, el-İṣâbe (Bicâvî), IV, 346-350.
M. Th. Houtsma, “Abdurrahman”, İA, I, 48.
a.mlf. – [W. Montgomery Watt], “ʿAbd al-Raḥmān b. ʿAwf”, EI2 (İng.), I, 84.
Saîd Ensârî, “ʿAbdurraḥmân b. ʿAvf”, UDMİ, XII, 872-879.
Yorum Yapılmamış