Allah’ın yüce Adıyla Haber bu; Diyanet teklif etti ve “Namaz Molası Kanunu” nihayet çıktı. Otobüsler artık mola saatlerini namaz vakitlerine göre ayarlayacaklar. Laiklik şatosundan bir burç daha yıkıldı Elhamdülillah. Yola giden müminler için bir imtihandı namaz. Çetin bir cihad cephesi idi o niyaz. Otobüs “İman gücüyle” durdurulur, tek başına kılınırdı.. eskide kaldı. Yapanlar deftere yazdırdı, yapamayanlara da bir ah çekmek, belki o destanları okumak düştü. Bu yazı namaz kahramanlarının bir destanı. Yolculuklarda otobüste namaz vakti gelince namaz kılmak isterdik, laiklere kalsa “kaza ediversin nolacak !” Cevabımız hazırdı “Ya ben kaza etmeden otobüs kaza ederse !?” Otobüs ve kaza mı !? Bu iki kelimeyi yan yana duymaktan korkar sus pus olurlardı. Allah’tan korkmayan bi-namaz, ölümden mezardan çok korkar. Hep bir ağızdan “aman ağzından yel alsın” derler. Bu laf bile kirli kirli laiklik kokuyor ya ! Sanki yel kaderi durduracak. Brehey gafil ! Yel de Allah’ın, Kader de Allah’ın. Kır putunu da dön artık yüzünü Allah’a, Allah’ın Şeriatına. Bu yolda büyük kahramanlar gördük, ödlek pısırıklar da. Her yolculuk bir gâzâ, ehl-i salât birer gâzi idi.. Namaz Yoluna Koyanlar Edirne’de ziyaretime gelecek kişileri bekliyorum, otobüs perona girdi herkes indi baktım bizim Mustafa hoca yok. Nerede Mustafa hoca? Dediler o az geride Havsa ilçesinde…
Allah’ın yüce Adıyla Gerinin özeti : İstanbulda okurken bazı propagandalar üzerine bir arkadaşımla eğitimimize Tillo’da devam etmeye karar verdik. Bunun için Tillo’yu bilen hocalarımızla istişare ettik, pek tavsiye etmediler. Şaban Hocanın “Bari tatilde gidin bir bakın hoşunuza giderse temelli gidersiniz ecele etmeyin” demesi üzerine İstanbul Çengelköyde doğu usulü okutan bir medreseye seviyeyi görmek ve kendimizle kıyaslamak için gittik.. Doğu usulü okutan medresede neler gördük ? Eğitimi medreseyi görmeye geldiğimizi söyledik, medreseye bizi kabul ettiler. Molla Cami (Nahiv’de son kitap) sınıfına çıktık 3 talebe vardı.. Biri Adem, hoca oldu. O esnada ertesi günün dersini hazırlamakla meşgüldüler. Bir köşeye oturduk müfettiş gibi izledik (o arkadaşların yerinde olmak istemezdim 🙂 Molla Cami’yi mütalaa yapmışlar, sırayla bir birlerine okuyorlardı. Biri El-Akdunnami’ye çalışmış, biri Abdulhakim’e diğeri de Abdulğafur’a.. Biz de öyle yapıyoruz bunların her üçüne bakıyor mütalaa ediyoruz.. yani bildik kitaplar. Galiba Abdulğafur okuyandı geldi geldi bir yerde takıldı, mana veremiyor ne ileri gidebiliyor ne geri.. öylece kilitlendi. Onların başkanı gibi duran Adem (hoca) ağzının içinden ona “düm düm” (دم) diyor kısık bir sesle bize güya duyurmadan.. Devam et çaktırma demek istiyor.. ama duyduk işte. Arkadaşlara muvaffakiyet dileyerek çıktık ve değerlendirmemizi yaptık: “Onlar da M.Camiyi mütalaa ediyordu biz de.. onlar da şerh ve haşiyelerin bir…
Benim selamımı söyle sana bir kese versin …yazılıyor Aslan kurt ve tilkinin hikayesi …yazılıyor Kabirde ağlayan adamın hikayesi …yazılıyor Toprağa tamah eden adamın hikayesi …yazılıyor Nasrettin hoca eşeğe okuma öğretiyor …yazılıyor Sabaha kadar 100 sanduka yapacaksın …yazılıyor Kralın kulakları eşek kulağı …yazılıyor Kör kel ve abras hastası 3 fakirin hikayesi …yazılıyor …
Yavuz Selim camiinde yapılan Pazar sohbetlerinde artık cami cemaati almaz olmuştu. Defalarca ayağa kalkıyoruz dışarıda kalan insanlar içeri giriyorlar ve yeniden oturuyoruz.. Bu şekilde artık balık istif diyebileceğiniz üst üste sıkışık bir vaziyette sohbeti dinleme durumları oluyordu. Dışarıda kalanlar o zamanlar Mahmud Efendi hazretleri henüz mikrofon kullanmadığı için sohbeti duymuyorlardı o yüzden herkes içeri girmek istiyordu ancak caminin de bir istiabı vardı.. Bir çare düşündüler ve “talebeler gelmesin” denildi. Biz o zaman talebeydik söz dinledik. Efendi hazretleri de bizlere söz verdi “talebeler siz buna gelmeyin sizler için ismailAğada ayrı sohbet edeceğim” dedi ve böylece cuma geceleri talebelere mahsus sohbet başladı. İşte o sohbetlerin birinde idi Mahmud Efendi hazretleri önğnde duran o sarıklı sakallı cübbeli nurlu talebelerine baktılar ve buyurdular “Sahabeler gibisiniz, Sahabeden farkınız bir Rasullahı görmediniz” 1996 isa erdogan
Takribi 1985 veya 1986 seneleri idi Mahmud efendi hazretlerimiz ismailağa camisinde namazdan sonra mihrapta oturuyordu. ziyaret edenler mihrapta ziyaret ediyor ve ayrılıyordu. Ben de dua almak için sıra bekliyordum. nihayet önünde oturup dua istedik. mübarek elini omuzuma koyup nasihat etmeye başladılar. Hatırımda kalanlar: “şayet gelecekte vaaz edersen vaazda politikadan, siyasetten bahsetme. siyasetten bahsedersen seni dinleyenler arasında senin görüşünde olmayanlar olabilir, hoca bizim görüşten değil der ve vaazı sohbeti dinlemez. Biz ayet ve hadis okuyalım Dinden bahsedelim. Bir insan dinini öğrendi mi nereye oy vereceğini bilir” buyurdular. Devamında da “Bir alim güzel çalışırsa bir şehri sallar, tesiri altına alır” buyurdular.” Muharrem Azaklı ——————– Sene 1994. Hafızlık yapıyorum, 15 sayfa ile gidiyorum. Sabah kalktım sol gözümden sanki ağlıyormuş gibi durmadan yaş geliyor ve gözümü de hiç açamıyorum. Hocam eve gönderdi. Hemen galata kulesinin dibindeki Hastaneye gittim. Doktorlar çok şaşırdı ve beni hemen heyete çıkardılar, dediler “bu göz kurtulmaz ama.. bi ameliyat olması lazım, ameliyatta bi ihtimal.. Göz bebeğim tamamen beyazlaştı ve artık görmüyordu, göz bebeğim artık yoktu. Babam rahmetli Bayram hocama gitti ve durumu anlattı, bayram hocam oğluna nazar değmiş dedi hemen getir EFENDİ HZ’ne götüreyim dedi. Ve Bayram hocam ile Efendi hz’ne gittik. Efendi hz cami nin arkasında Mektubat dersi yapıyordu. Bitince hemen…
Bir gün cuma namazı akabinde bazı sevenleri Efendi Hz ne geldiler efendim bir açılışımız var gelir misiniz dediler. Efendi Hz gayet istekli bir şekilde “tabi geliyorum” dedi ve kalktı gitti. Bir de geldiler bir lokantaya oturdular.. Efendi hz sağına soluna baktı medrese talebe hoca göremedi.. ve soru “hani medrese ? Medrese açılışı değil miydi ?” Hayır efendim lokanta açılışıydı.. “Benim ne işim var burada beni neden getirdiniz buraya ? dedi” Aktaran: Mahmud Eren Hocaefendi İnsanlar dünyalık işlerine işleri başından aşkın o Allah dostunu alet etmişlerdi.. O Medrese Kuran hizmeti aşkıyla kalkıp geldiği yerde aradığını bulamayınca böyle üzülmüştü.. isaerdogan.com
Mahmud Efendi hz’nin çarşambayı Çarşamba yaparken çektiği sıkıntılar Hasan efendi hocamızdan dinledim şöyle anlattılar “biz buraya Çarşambaya Efendi hazretleri ile beraber İlk geldiğimiz yıllarda (~1950) bu insanlardan, bu toplumdan o kadar çok baskı görüyorduk, o kadar çok baskı gürüyorduk ki anlatamam. Hangi bir sokağa girsek mutlaka bazı insanlar karşımıza çıkıyor bize sataşıyorlardı. Bizi buralardan kovmak istiyorlardı. Sakalımıza cübbemize çarşafımıza bu derece saldırıyorlardı. Onlar için sanki Türkiye’nin en büyük düşmanları bizmişiz gibi bir tutum sergiliyorlardı. Böyle bir algı estiriliyordu. Artık o kadar bunalmıştık ki, bir iki tane çarşaflı vardı sadece, onlara da “acaba bir süre ferace türünden bir şey mi giydirsek” diye Efendi hazretleri ile oturup düşünmeye başlamıştık. Toplumdaki bu baskı elbette yukarıdan, sistemi yönetenlerden geliyordu. Bu halkın kendi içinden gelen bir baskı değildi. İstanbul’un Fatih semtinde Çarşamba’da oturan bir insan neden şeriatla, Ahmet’in sakalıyla çarşafıyla mücadele etsin ki. Bu rejimin baskısıydı. O yüzden bu zamanın kıymetini, Allah’ın nimetlerini, verdiği bu İslam’ı kolaylıkla yaşama hürriyetini çok iyi idrak etmeli çok şükretmeliyiz” Mahmud Eren hocaefendi 16.06.2021 ismailağa isaerdogan.com
Allah’ın Yüce Adıyla Recep Çelik -Hocam İsmailağa Taş Medrese’nin 1991-2001 yılları arasını araştırıyorum. Siz de bir dönem burada ilim tahsilinde bulundunuz. Bu zaviyeden, hatıralarınızın o dönemi aydınlatmak için bize yol göstereceği muhakkak.. Başlangıç olarak, sizi tanıyabilir miyiz? -İsa Erdoğan. 1976 yılında Yozgat-Çayıralan’da doğdum. 1994 yılında Kayseri’de bir Anadolu lisesinde okurken okulu bırakıp İsmailağa’ya, Mahmud Efendi Hz’ne geldim. -Medreseye gelmenize ne vesile oldu hocam? -Babam ben onu bildim bileli sakallı sarıklı cübbelidir. Sarık cübbeye babadan gelme bir ilgi ve sevgimiz vardı. Sarıkaya Milli Gençlik Vakfı’a Cübbeli Ahmed Hoca’nın video kasedi gelmiş onu dinlerlerdi. Ben de oraya gittiğim zamanlar görürdüm. Bizimkiler babam ve arkadaşları sarıklı sakallı müslümanlara hayrandılar resmen “Bunlar Mahmud Efendi’nin talebeleri” derlerdi. Sohbetlerde, meclislerde Mahmud Efendi’nin adı hürmet ve tazimle geçerdi. Tefsir yazdığından övgüyle bahsederlerdi. Sonrasında bilmem nereden kulağıma çalındı “Onun Kur’an Kursları var, Arapça okutuyor, Kur’ân’ın manasını öğretiyor. Hem de bedava ve herkesi alıyor. Talebelerden para almıyor” şeklinde kulağımda kalmış öyle. Yıllar içinde bu mesele içimde büyüdü. Kayseri’de okumaya devam ederken okula, dünyaya karşı içime bir soğukluk geldi. Ahirete karşı bir yöneliş hissettim. İmam Gazali’nin Ahiret ve Ötesi kitabı ve daha başka evliya menkıbelerini anlatan kitapların da tesiri oldu. İşte bu tesirler içinde bir çıkış kapısı arıyordum. Babamların…
Allah’ın yüce Adıyla . Seyyid İbrahim Ahsai efendi vefat etti Allah rahmet eylesin. Derecesi âli olsun . Şimdilerde bir laf dolaşıyor: “Abdulhak adıyla bilinen Kenan Bayülgen, bu İbrahim Ahsai efendiye gelmiş, o da buna kısa sürede şeyhlik(?) icazeti vermiş! Dolayısıyla Abdulhak yakında “işte şimdi şeyh oldum” diyerek ortaya çıkabilir..” denilmekte..! . Nedir bu işin aslı ? Ve İbrahim El Ahsai şeyhlik icazeti vermeye yetkisi var mı ? Kendisi tasavvufta bilinen şekliyle “şeyh” midir ? Seyr-i süluk yapmış mı ? Hangi tarikatın hakiki bir şeyhinden icazet almış !? Yoksa arapların her hocaya ve yaşlıya “şeyh” dediği kabilden sıradan bir hoca mıdır ? Bu yazıda bu sorulara cevap arayacağız . Abdulhak kimdir önce bir hatırlayalım: . Asıl ismi Kenan Bayülgen olan Abdulhak 1980 li yıllarda ismailağa tekkesine gelmiş Mahmud Efendiye bağlanmış ve ilerleyen süreçte Mahmud Efendi Hz nin dikkatini çekerek tarikatın istiharecisi olmuştur. Yirmi yıl kadar bu görevde kaldıktan sonra Mahmut Efendi Hazretlerinin, sonraki şeyhi tayin etmesi meselesinde Ravzaya danışması onu Medine-i münevvere’ye gönderdiği o sefer bu, dönüşte “sıradaki şeyh beni tayin ettiler” diyerek tarikata ihanet etmiştir. bunun üzerine tarikattan tard edilmese de görevinden azledilmiştir. Abdulhak Rasulullah Efendimizin manevî işaretiyle 37. Şeyh kendisi olacağını iddia etmiş, Mahmud Efendi Hz ni ve ihvanını…
Dersler: ve Kitaplar Tecvîd : Tecvîd-i Türkî, Tecvîd-i manzûm, Şâtıbî, Şir‘a ve Şerh’i, Bur’iyye Hat : Yazı çeşitleri: Sülüs, Nesih, Talik, Divânî Lugat : Yûsuf, Ferişte, Tarîf-i Seyyid, Ahterî, Sıhâh, Vankulu, Kâmûs Akâid : Birgili, Manzûm akâid, Hısnu’l-hasîn, Emâlî, Fıkh-ı ekber, Manzûm-i rûmî, Tertîb-i ‘ulûm Fıkh : Munyet musalli, Tuhfe, Talîm-i muâllim, Şerh-i Halebî, Vikâye, Mültekâ, Eşbâh u nezâir, Mecmau’l-bahr, İbn Melek, Durer, Hidâye Ahlak : Hilye-i Hâkânî, Hayriyye, Attâr Pend, Gülistân, Bostân, Tarîkat Sarf : Emsile, Binâ, Maksûd, İzzî, Merâh, Şâfiye, Çârperd Furs (Farsça) : Şâhidî, Nisâb-ı sibyân, Divân-ı Hâfız, Farsî Halîmî, Nimetullâh Nahv : Avâmil, Küçük avâmil, Unmûzec, Hadâik, İzhâr, Netâic, Kâfiye, Câmî Mantık : Îsâgocî, Husâm Kâtî, Muhyiddîn, Fenârî, Kul Ahmed, Velediyye, Şemsiyye, Kutb, Seyyid, Dâvud, Tehzîb, Celâl, Mîr Âdâb : Huseyn, Şerh Azud, Mîr, Zeyn, Takrîr-(i) kavânîn (Saçaklı) Meânî : Telhîs, Mutavvel Beyân : İstiâre Vad’ı : Şerh Adud Arûz : Endelûsî Kavâfî : Nâbulîsî İlm-i hikmet : Kadî-mîr, Lârî, Hikmet el-ayn, Mirzacân Kelâm : Şerh-i akâid, Hayâlî, İsbât-ı vâcib Hendese : Eşkâl-i tesîs şerhi Hisâb : Hulâsa, İbn Çullî İlm-i heyet : Şerh-i Çagmîn, Bircendî İlm-i amel – İlm-i âlât : Usturlâb, Bist Bâb, Rub-ı müceyyeb, Rub-ı mukantar Cografya : Takvîm-i buldân İlm-i zîc –…
Allahın yüce Adıyla 29 Mayıs tarihi benim hayatımda çok özel bir yeri var.. iki açıdan; biri çocukluğumda babamla birlikte İstanbul’un Fethi kutlamalarına katılırdık. Diğeri de 29 Mayıs’ın benim için bir milad oluşu. Milad doğum demektir. Evet o gün ben gerçekten sanki yeniden doğmuştun: 29 mayıs 1994 Merhum Erbakan’ın liderliğini yaptığı Milli Gençlik Vakfının her yıl düzenlediği bir kutlamadır bu Fetih kutlamaları . Bizler Sarıkaya Milli Gençlik olarak her nerede olursa olsun her sene bu kutlamalara katılırdık. “Her nerede olursa olsun” diyorum çünkü 0 yıllarda İstanbul Valiliği kutlamın İstanbul içinde yapılmasına izin vermezdi. İdeolojik sebeplerden.. Bunun için kutlama her sene başka bir ilde yapılırdı. 1988 senesi, benim ilkokul dörtten beşe geçtiğim sene, İstanbulun Fethi kutlaması Bursa şehrinde olacaktı. Bir stadyum kiralanmıştı bu iş için. Ve bir otobüs dolusu Yozgatlıyla ilgili yere vardık.. Dikkatimi çeken ilk şey haddinden fazla otobüsün gelmiş olmasıydı. Belli ki Milli Gençlik vakfı iyi çalışmış ve bütün Türkiye’den otobüslerle insanları o faaliyete taşımıştı.. Bir Milli Görüşçü olarak o kalabalığı, o coşkuyu görmek bizleri elbette gururlandırıyordu.. O zamanlar mobil telefonlar yok. Ne cep telefonu, ne araç telefonu. Sadece ev telefonları var ve kimi evde mevcut kimi evde o da yok.. Bizim evde yoktu mesela. Amcamların telefonuyla idare ediyorduk. O…
“Rasulullahın Halifesi Geliyor” Efendi Hz’nin Samsun vekili Kamil Şenocak hocaefendi anlatmaktadır : “Medineli Büyük Alim ve Veli zat Mevlana Zekeriyya R.A bir zuhurat görür : “Peygamber aleyhisselam Efendimizin Mescidindeyim dışarıda mahşeri bir kalabalık var, bu kalabalık nedir? diye soruyorum. “Rasulullah Efendimizin halifesi geliyor” dendi. Sonra o kalabalık ikiye ayrıldı, ortadan yol açtılar. Bir de baktım istanbullu Şeyh Mahmud Efendi başında sarığı, sırtında cübbesi, elinde âsası ile geliyor. Rasulullahın (manevi) halfesi o imiş. Yürüdü geldi Ravza-i Mutahhara ya kadar geldi Ravzanın önünde durdu..”
Allah’ın yüce Adıyla İşler büyüklerle (iyilerle) kolaydır.. الأمر مع الكرام يسير Adı bende mahfuz filanca hoca anlatmaktadır: “Mahmud Efendi Hz 30 sene kadar önce (~1990) bir cemaat ihvanıyla birlikte umreye giderler. Medine’ye geçince bir de öğrenirler ki ihvanından on kadar dul hanım yakın zamanda oraya gelmişler yerleşmişler ama bütün mallarını pasaportlarını kimliklerini kaybetmişler, dönmek istiyorlar ancak para yok pasaport yok uçak bileti yok kimlikleri dahi yok.. Perişan vaziyette çaresiz haldeler ve bir kurtuluş bekliyorlar. Efendi Hazretlerimiz “Rasulullah Efendimiz den izin alalım, bunları İstanbula götürelim” buyurur. Hâlbuki mümkün değil, pasaport yok, kimlik yok, uçak bileti yok.. hiç bir şey yok, kısa zamanda halledilecek işler değil ! Ama Peygamber Efendimiz’den izin alınmıştır ve hep beraber havaalanına giderler. Takriben 90-100 kişiler. Birden havaalanında bir karışıklık olur, öyle bir karışıklık ki.. tafsilatı uzun gider. Özetle bütün pasaportlar bir birine karışmış, uçak saati gelmiş görevliler de kimseyi incelemeden uçaklara bindirip göndermek zorunda kalmışlar. Mevzu bahis o 10 ihvan bacımız da böylece Türkiye’ye pasaportsuz biletsiz kimliksiz sıkıntısız dönerler” B.M.H’dan Hocadan aktaran S.d’e teşekkür ederiz isa erdoğan
Mahmud Efendi hazretleri yarım asırdan fazla cami kürsülerinde yaptığı vaazlarında Kuran-ı Hakimin tellalı olmuş, sevenlerini dinleyenlerini daima Kurana yöneltmiştir. Onun vaazları Kuran tefsirinden ibarettir. Yarım sayfadan az olmayan sohbet ayetleri Hafızlığın verdiği zenginlikle Kuranın diğer ayetleriyle teyit ve tefsir edilir ve sohbet bir Kuran tefsiri dersine dönüşür. Mahmud efendi Hz’nin Kurana olan bu düşkünlüğü, Kuranın anlaşılması yönündeki bu çaba ve hırsı Allahtan peşin bir tebcile mazhar olmuş ve bir zuhuratta Allah Rasulü sas görünerek “Kuran Tefsiri kaleme alması” buyurulmuş ve bu surette Ona bir nevi Kuran Tefsiri İcazetnamsi bizzat Rasulullah efendimiz tarafından verilmiştir. İşte Ruhul Furkan Tefsiri şahanesi bu tebcilin semerisidir. Ruhul Furkan tefsirinin en önemli özelliği evvela Kuran ayetleri kelime kelime meali verilir -ki biz buna kırık mana diyoruz- ta ki okuyucu tefsirin derin manaları ayetin neresinden zuhur ediyor bilsin ve Kuranı daha iyi anlasın. Sonra bu usül diğer heveskarlar ve yayınevleri tarafından taklit edilerek kelime manalı mealler ortaya çıkmıştır. Kelime meali’nin piri ve üstadı bu Hafız Mahmud Efendi hazretleri ve muazzam tefsiri Ruhul Furkandır. Türkiye Kuran eğitimindeki bu zenginliği Mahmud efendi hz’ne borçludur. Allah ondan ebeden razı olsun en yüce terakkileri Ona ihsan eylesin devam edecek.. isa erdogan
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Asrımızın yetiştirdiği ender alimlerden Ehli Sünnetin Suudi Arabistandaki kalesi ve ahir ömründe Türkiye nazili, Safvet-üt Tefasir ismli muazzam tefsirin sahibi Muhammed Ali Es-Sabuni Hz bugün ruhunu Rahmana teslim etmiştir. Allah rahmet eyleye mekanı cennet makamını âli eyleye Muhammed Ali Sabuni hocamız bizlere kendi eserlerini okutmada umumi bir icazet vermiştir bununla beraber senedinde kendisi de bulunan bir hadis-i şerifi nakletmemiz konusunda da hususi bir icazet vermişlerdir. Allah Razı olsun Muhammed Ali Sabûnî, şeyh Mahmud Efendi Hz’ne intisaplı mıdır ? Merhum Muhammed Ali Sabuni Hz’nin çevresinde olan bazı arkadaşlar, bilmemekten veya farklı sebeplerden ötürü kendisinin Mahmud Efendi Hz’ne intisabını inkar cihetine gitmekteler ve oğlu Enes Sabuniyi delil göstermekteler.. Biz de bugün konuyu telefonla Hüseyin Avni hocaya sorduk. Sizin bu konudaki bilginize müracaat ediyoruz dedik. Hüseyin Avni Kansız hocaefendi “Ben de bunu Efendi Hazretlerimize sordum, Efendi hazretlerimiz şöyle anlattı “Muhammed Sabuni efendi benden Tarikat dersi almak istedi, ben de ona istihare yapmasını söyledim, o bana şimdi bir nispet ver dedi. Biz de ona tarikat dersini değil ama başka virdler verdik” buyurdular” dedi. ve ekledi “Bir cuma günü Mahmud Efendi Hazretlerimizi ziyaret etmek için teşrif odasında beklerken Fastan bir alim gelmişti 40 yaşlarında.. onun Efendi Hz ile görüşmesine…
Allahın Yüce Adıyla Kuran-ı Kerimde yüce Allah bazı müminler için “işte onlar hakiki müminlerdir” [4:4] diyerek hakiki imandan haber vermektedir. ve ayrıca “Elbette sizi imtihan edeceğiz ve imanda samimi olanlarla yalancı olanları ayırt edeceğiz” [29:3] gibi ayetlerle bazılarının imanı gerçek (hakiki iman) olmadığını bildirmektedir. Sorum bu: Hakiki imanı elde etmek için ne yapmalıyız ? Bunun bir çalışması bir yolu var mı ? Evet var. Çaresi sağlam bir tarikata girmek ve Şeyh efendinin verdiği vazifeleri yapmaktır. Çünkü tarikat tam da bunun içindir: Hakiki iman elde etmek ve Şeriatı kolayca yaşayabilmek içindir. [İmam Rabbani] Tarikat itikatta yakîn’i (hakiki imanı) nasıl temin eder ? Bunu 4 yolla sağlar, Zikir yolu, Rabıta/muhabbet/in’ikas yolu, Murakabe yolu ve Keşif ilham yoluyla. Bir) Zikir Yolu: Tarikat giren mürid şeyhinden aldığı ders (virdi) gereği Allahı çokça zikreder. Bu zikrullah sayesinde imanı inkişaf eder ve en yüksek derece “itmi’nan”a ulaşır. “Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur” ayeti bunun kesin delilidir. Günde 5000 Allah zikri, 5000 La ilahe illallah zikri elbette sahibini iman ve ikanda en yüksek derecelere çıkaracak. Zikir başlı başına bir ibadettir ve ibadetler içinde en yüksek, en şerefli, en faydalı olanıdır. “Allahın zikri en büyüktür” Dolayısıyla zikir yolundan giden kul elbette kullukta en ileri merhalelere ulaşacaktır. “İmanınızı…
Bismillahirrahmanirrahim 1. Hadise: İbrahim Aydın Hoca anlatıyor Burada bizim mahallede (Kartal/ist) medreseyi şikayet eden bir komşumuz vardı.. Allah ona öyle bir musibet verdi ki resmen yamuldu, yüzü gözü değişti konuşurken ağzı bir o tarafa gidiyordu bir bu tarafa.. Yamuk yamuk gezmeye başladı.. hatasını anladı tabi ve bize gelip özür diledi ve “Lütfen beni okuyun” dedi. Okuduk dua ettik, okumazlık etmedik Allahın izniyle düzeldi. Bu haber bütün mahallede yayıldı ve artık Medreseyi şikayet eden yok elhamdülillah 2 Hadise: Muhammed Savaş Hoca anlatıyor Aynısı bizim orada da yaşandı. Evin altına medrese açma durumu oldu. Bütün bina mahalle herkes kabul etti Kuran okunacak asla mani olmak istemeyiz” dediler. Ancak 2 kişi vardı binada kabul etmediler ve ne kadar konuştuysak ikna olmadılar. Hayır buraya kurs murs açılmayacak dediler.. biz tabi onları dinlemedik ve açtık bunlar başladılar şikayet etmeye.. Allahın yüze adaletine bak ki her ikisi de felç oldular.. HafizanAllah 3. Hadise: Hafız Fatih Güzel anlatıyor: Bizim Güngören’de evde Kuran sohbetleri oluyordu. Vaaz etmeye Fatihten Peçeli Ayşe hocahanım geliyordu. O yüzden civardaki bütün hoca hanımlar da iştirak ediyorlar sevenler toplanıyor çok feyiz ve bereket oluyordu.. Mahallede bir polis vardı, sol görüşlü kızılbaş.. hasetinden geliyor binanın şalterlerini indiriyor, elektirkleri keserek insanları karanlıkta bırakıyor, ses düzenini susturuyor…
Allah’ın yüce Adıyla.. Ahmet imam anlatıyor: “Balatta bir camide görev aldım. Çevre halkıyla tanışırken Fettah adında 60-70 yaşlarında biriyle tanıştım. Beni sarıklı cübbeli görünce Mahmud efendi hazretleriyle olan bir kıssasını anlattı. Fettah abinin, Ismailağa camiinin cadde kapısının tam karşısındaki köşede büfesi varmış. Ve o büfede içki satışı da yapıyormuş. Efendi Hazretleri bu abiyi ziyaret etmiş. Biraz hoş beş muhabbetten sonra Efendi Hazretlerimiz içkileri kaldırmasını söyler. O da “maliyeti 14 bin lira, verirsen kaldırırım” demiş. Efendi Hazretleri vermem demiş. Üzerinden bir zaman geçmiş bu kişinin babası Efendi hazretlerinin nasihatından etkilenmiş olmalı ki oğluna tekrar emretmiş “içkiyi kaldır büfeden” demiş.. Bu vesileyle kaldırmış. Büfe dükkanını balıkçı dükkanına çevirmiş..” Ahmet Melikşah Hc Tembih: Fatih Çarşamba semti 60’lı yıllarda solcuların kalesi gibiydi, Mahmud Efendi Hz İsmailağa camii’nden çıkıp emr-i bil-marufa başlayınca bıyıkları ağzını örtmüş tiplerde olan mahalle esnafı kapıdan başını uzatır bir birlerine şşt ! kaş göz işaretiyle göstererek Efendi Hz arkasında öyle bakarlardı.. “bu nedir nereden çıktı” gibisinden.. İsmailağa camii çevresi kumarhaneler bankalar içkili dükkanlar vs ile doluydu.. Efendi Hz’nin üstün çalışmalarıyla bugün İstanbulda ve Türkiyede Şeriatın kalesi hükmündedir el-Hamdülillah isa erdogan
Allah’ın yüce Adıyla Dün bir genç geldi, ülke çapında müspet bir vakıfta Arapça üzerinden medrese dersleri okuyormuş.. Söz Cübbeli hocaya geldi. Oradaki bazı hocalar Cübbeli hocaya hurafeci diyesiymişler. Öğrenciler de etkilenmişler baktım aynı ağızdan konuşuyor. Alimlere saygıyı öğrenememişler..! “Hurafe” Bidatçı zümreler zaten EHL-İ SÜNNET cemaatler için genelleme yaparak “hurafec!” demiyorlar mı ! Diyorlar. Bu itibarla.. eğer bu zamanda onların dilinde hurafeci olmak Ehl-i Sünnet olmak demekse eminim ki Cübbeli hoca da kendisinden “hurafeci” denilmesinden gocunmayacaktır. Yani onların bize ne dediği hiiç önemli değil. Mutezile bize Ehli Sünnet mi diyor? Şiya bize Ehli Sünnet mi diyor? hayır. Şiir: “Eğer irtica Şeriat ise ** Başımın tacı olsun” Şehit Hızır Efendi R.A Bu delikanlıya bir ayar, bir saygı aşısı vermem gerekiyordu.. Epey konuştuk. Sonunda Cübbeli hocaefendiye “Hurafeci” diyenlerin hatalı olduğunu kabul etti ve kendisi de mahcup oldu. O konuşmaya girmeden önce hurafe nedir ne değildir bir bakalım. Peygamber Efendimizin anlattığı bir konu için kadınlardan biri “Ey Allah’ın Rasulü! Eğer bunu sizden duymuş olmasam hurafe derdim” der. Bunun Üzerine Rasulullah sas _”Hurafe nedir bilir misin sen ?” _”Hurafe olmamış uyduruk şeylere denir” _Hurafe beni Uzra kabilesinden bir adamın adıdır. Sözlerin en doğrusuydu onun sözleri. Cahiliyye döneminde cinler tarafından esir alındı ve uzun süre hapsedildi…
Bismillahirrahmanirrahim Ya Allah Ya Rahman” Zikri Mevlana Ali Haydar Büyük Şeyh Efendi ks. Emin Saraç Hocaefendi’ye Mısır’a giderken her darlık ve sıkıntı anında bu zikri okumasını tavsiye eder. 19 şubat günü 92 yaşında vefat eden Emin Saraç Hocaefendi hocası Ali Haydar Efendinin bu tavsiyesini şu ifadelerle kitabına derc etmiştir: كان استاذي الجليل الشيخ علي حيدار افندي قدس سره وصاني عند ذهابي الى مصر للدراسه في الأزهر الشريف أن التجأ الى الله تعالى عند الضيق والكرب بهذين الاسمين لله اسم الذات والصفة “يا الله يارحمن” حقا استفدت كثيرا عند الكرب في الغربه ولله الحمد والمنه “Muhterem üstadım Ali Haydar Efendi ks. ben Mısır’a Ezher-i Şerif’de tahsile giderken sıkıntılı zamanlarda ism-i zat ve ism-i sıfat olan Yâ Allah Yâ Rahmân isimleriyle Allah teâlâ’ya iltica etmemi tavsiye etmiştir. Hakikaten gurbet hayatındaki sıkıntı zamanlarında bu zikirin çok faydasını gördüm.” M.Emin Saraç Nasıl Dua edilecek ? Mahmud Efendi Hazretleri çok defa sıkıntı anında cuma günü öğle ikindi arası camiye itikafa girmiş ve kıbleye müteveccih olarak mütemadiyen bu zikre devamla Allaha iltica ve niyazda bulunmuştur. Sayısız kere bu zikir yapılır ve akabinde hacetin ne ise dile getirilir. Hocalarımızdan işittik “çok kere efendi haz bizlere de bu vazifeyi vermiş bazı musibet anında bizler de bu şekilde Allaha…