Atatürk döneminde dini yaşantı ve kurumlara yönelik yapılan müdahaleler, Türkiye’nin teokratik bir yapıdan, laik, modern ve ulus-devlet yapısına geçiş süreci çerçevesinde şekillenmiştir. Bu düzenlemeler, dini bireysel vicdan alanına çekmeyi, hurafelerden arındırmayı ve devlet işlerinden ayırmayı amaçlamıştır. Atatürk Dönemi Dini Yaşantıya Yönelik Temel Düzenlemeler: Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924): Devletin teokratik yapısına son verilmiş ve dini otorite dünyevi otoriteden ayrılmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924): Eğitim birleştirilmiş, medreseler kapatılarak modern eğitim sistemine geçilmiştir. Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin Kaldırılması (3 Mart 1924): Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak din işleri devlet bürokrasisinden ayrılmıştır. Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925): Tarikat faaliyetleri ve batıl inançların merkezi olarak görülen yerler yasaklanmıştır. Kılık-Kıyafet Düzenlemeleri (Şapka Kanunu – 1925): Dini kıyafetlerin ibadethaneler dışında giyilmesi yasaklanmış, modern giyim teşvik edilmiştir. tc dini islam ibaresi anayasadan kaldırıldı (1925) Mecelle (şeriat ahkamı) yürürlükten kaldırılır isviçre kanuınları türk medeni kanunu adıyla yürürlüğe konur (1926) Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik (1925-1935): Hicri/Rumi takvim yerine miladi takvim, alaturka saat yerine uluslararası saat sistemi getirilmiştir. Ezanın Türkçeleştirilmesi (1932): Ezanın Türkçe okunması uygulamasına başlanmıştır. Dini Eğitimin Sınırlandırılması: İmam Hatip okulları ve ilahiyat fakülteleri talebin azlığı ve eğitim politikaları gereği kapatılmış, Kur’an kursları sıkı denetim altına alınmıştır. Halkevlerinin açılması: Atatürk’ün din anlayışı, aklın ve bilimin rehberliğinde, dinin istismar edilmesine, hurafe ve bidatlere…
Allah’ın Yüce Adıyla Sarık çöl kıyafeti mi ? Çöl dışında yaşayıp sarık saranlar aptal mı? Herbogolog profesör Ali Celal Şengör var, sarık hakkında çok b-ilimsel bir açıklama yapmış fatih altaylı denen fasıkın programında.. Bunlar küfür komitesinin kahinleri ! Kahinin özelliği bilge sıfatıyla konuşur, İmanı İslam’ı iptal edici(!) felsefeler, güya mantıksal çıkarımlar icad ederler, millet de ikna olmuş gibi bunları benimser peşlerinden gider. Prof Dr kahin bakın ne demiş ? “sarık çok enteresan bir şey ben sahrada iken farkettim ki çölde iken kafanızda sarık yoksa aptalsınız. Çünkü çöl fırtınası başladı mı Arap açıyor sarığını ucunu yüzüne gözüne sarıyor onu yapmazsanız kör olursunuz ölürsünüz..” Fatih Altaylı ve İlber Ortaylıdan tasdikli destekli yorumlar.. Şimdi doğru ve mantıklı bir laf etti ya, peşinden prof herbokolog başlıyor kahinlik yapmaya “..Çöl dışında sarık saran yine aptaldır çünkü o zahmete değmez. Sarık çevresel bir kıyafet 2. Mahmut da bakıyor ki buna lüzum yok sarık yerine fes geliyor..” diyor ve gayet bilimsel olarak(!) Türkiye gibi çöl iklimi olmayan yerlerde sarık sarmanın aptalca bolduğunu ispat ediyor!! Ve yorumlara bakıyorsun insanlara bu ne kadar mantıklı gelmiş ki binlercesi tasdik destek mesajı atmış beğenmiş paylaşmış falan.. Bu tür işkembeden sallama, bir doğruya 3 kuyruklu yalan ekleme türünden lafların ilmi bir değeri…
Kahhar Olan Bir Allah’ın Adıyla “Kemalizm’e karşı mücadelede kırılma noktası” veya “ılımlı kemalizm” Osmanlı İmparatorluğu bir İslam Şeriat Devleti idi gökten indiğine kesin inanılan Kur’an ile yönetiliyordu. Devletin bütün kurumları Halifelik Seyhülislamlık Meşihat dairesi, Şerî mahkemeler, müftülükler, Heyeti Telif Dairesi, Maarif vekaleti Medreseler Tekke ve Dergahlar vs. hepsi Şeriat devletinin alt birimleri idi. Hatta Osmanlı Ordusunun adı “Muhammedin Yardımcı Kuvvetleri” ve askerin adı da “Muhammedcik” olmakla Ordusunun misyonu bile dinî idi.. Ve bütün bunlar yıkıldı iptal edildi. Yerine Türkiye cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyet kendine yeni bir misyon edindi bu misyon “islam dini” değildi. Aksine islama alternatif bir şeydi. Önceleri Hıristiyanlık düşünüldü sonra tutmayacağı öngörülerek laiklik-atatürkçülük karması seküler bir ideoloji devletin resmi ideolojisi oldu. Bu seküler ideoloji sonraları “Kemalizm” adını aldı. Kitabı dahi yazıldı ve içi dolduruldu. Kemalizm tam olarak İslamizme alternatif olacak şekilde oluşturuldu. Bir tanrısı, kıblesi, hac için toplanma, dua ve bağlılık sunağı ve bir inanç sistemi vardı imanın altı şartına benzer.. Ve tabi ki bir yaşam biçimi.. hatta her yerde her mekanda büstler önünde uygulanabilecek tinsel ritüelleri bile. Şeriatı istemek bu yeni dini inkar “küfür” sayıldı. Bu en büyük suçtu ve adı “irtica” idi. Irtica orta cağa geri dönmek demekti. Irtica ile en şiddetli bir şekilde mücadele başladı. İstiklal…
Bismillahirrahmanirrahim “Sevgili Dostlarım, aşağıdaki yazıyı ibretle okumanızı tavsiye ediyorum ———————————————— Yavuz Bülent BAKİLER ve Hasip YILANLIOĞLU : HATIRALAR 1925-1930 yıllarında Kastamonulu Hasib Efendinin dilinden o günleri bir dinleyelim: “…O, 1925’li, 1930’lu yıllar korkunç yıllardı. Allah bize bir daha öyle yıllar, öyle günler göstermesin! 1925 yılında ben, 15-16 yaşlarımdaydım. Kur’an’ı çoktan hıfzetmiştim. O yıllardı Kastamonu’da Benli Sultan Şeyhi Nurettin Karasu Efendi vardı. Şeyh Efendi, beni ve hafız-ı kelam olan Ömer Aköz’ü alarak İstanbul’a götürdü. O zamanlar, Kelâmî Dergâhı, Topkapı’da, Çapa Kız Muallim Mektebi karşısındaki sokaklardan birindeydi. Beni Kelâmi Dergâhı Şeyhi Erbilli Mehmed Esat Efendi Hz’ne teslim ettiler. M. Esat Efendi, Irak Türklerindendi. Seksen yaşının üzerinde bir âlim adamdı. Arapçası, Farsçası mükemmeldi. Nakşibendi tarikatına mensuptu. Onun, imâ yoluyla olsun siyasî meselelere girdiğini, şu veya bu siyasî kişi hakkında şöyle veya böyle konuştuğunu hiç duymadım. Siyasetle kıl kadar ilgisi yoktu. Said-i Nursî Hz’ni de ben o Kelâmî Dergâhında tanıdım. Esad Efendiye gelir-gider, Onu can kulağıyla dinlerdi. Kelâmî Dergâhında benim gibi yirmi kişi daha vardı. Hoca Efendiden Arapça-Farsça yanında, fıkıh, kelâm, sarf, nahiv, tecvid gibi dersler de görüyorduk. Dergâha gireli daha bir yıl bile olmadan Şeyh Said ayaklanması başlamasın mı? Esad Efendi üzüntüden ne yapacağını şaşırdı. Bir gün beni yanına çağırdı: “Oğlum, dedi İslamın sancılı…