Allah’ın güzel Adıyla.. Biz medreselerde okuduk, ilim talibiyiz, haliyle işimiz uğraşımız ilim, yani kitap. Kitap okundukça dağılır, cildi bozulur. Bunları tamir etmek gerekir o yüzden mücellit sanatı ilim ehli için olmazsa olmaz. Zamanında tamir ettin ettin, yoksa kitap sayfaları yırtılmaya başlar hepten perişan olur. Nasıl Başladı ? İsmailağa camiinin haziresindeki kubbeli medresede okurken 1990’lı yıllar.. Medreseden bir arkadaşımız (A Hamdi Ş) gitti bir mücellitten bu sanatı ücret karşılığında öğrendi ve mücellit (kitap ciltleme) sanatı böylece medreseye gelmiş oldu. Ondan da rica minnet iki arkadaşımız Recep ile Yusuf yine ücret mukabilinde öğrenmişler kişi başı o zamanın parası 500 bin’er lira almış zalım.. Ben de bu iki arkadaşımdan öğrendim, meccanen, bizim arkadaşlarımız bizden ücret almadı. Benim gibi dört beş kişi daha öğrenmiştir, fazla değil. Davut Köksal, Yusuf Gebzeli ve Recep Gerçek.. Hüseyin İpek de yapıyordu o zamanlar ama o artık iş adamı, bu işleri bıraktı.. O gün bugün hem benim, hem çevremdekilerin kitaplarımı tamir ederim. Cilt sanatına olan merakım Orta okul yıllarında başlar. Hoca dedem Mustafa Nuri Erdoğan’ın kitapları vs özel eşyaları babama kaldığı için bizim eve gelmişti. Kitapları içinde bazıları tamir görmüştü. Dikkatimi çekti inceledim, arkadan dikilmişleri. Babama sordum “bu ipleri bu kadar kalın kitaptan nasıl geçirmiş olabilir ? Babam dedi…
Allahın Yüce Adıyla Dericide Eski Bir dostumu ve Kadim bir Eserimi Buldum Kitap ciltlemek için deriye ihtiyacım var.. Hakiki deri. Yenibosna tarafında bir eski dostumun derici dükkanı vardı oraya bugün ince deri almaya gittim, Medreseden eski arkadaşım merhum Muharremin dükkanına.. Muharrem Erdoğmuş, baba mesleği deri işi yapıyordu.. 2 sene önce kanserden vefat etti 37 yaşında geriye 3 çocuk bırakarak.. . Dükkanı Muharremin abisi Muhammed Fatih devralmış ve o devam ettiriyor.. Resimde M Fatih sağda . Dükkanda beni tatlı bir sürpriz bekliyordu: Sınıf arkadaşım Harun hafız da meğer oradaymış.. en solda . Soldaki Harun, 20 sene sonra ilk defa burada görüştük.. Aslında burada işim bitince çıkıp onu arayacaktım onun da oralarda deri işi yaptığını biliyordum.. Ancak bu dükkanda bulacağımı bilmiyordum . Harun kardeşim sınıfın en zeki en çalışkan, güleryüzlü sevecen öğrencisiydi.. Dersleri kısa sürede mütalaa eder hazırlardı ve diğer arkadaşların çoğu onun etrafında toplanır ve dersi ondan dinlerlerdi.. Çünkü Molla Cami dersini biz çıkarıp/hazırlayıp sabah hocaya okumak zorundaydık.. Hocamız kura usulü dersi okuyacak kişiyi belirliyordu. Kura kime çıkarsa sınıfın huzurunda dersi hocaya o okuyordu. Bu da, Molla Camiyi şerhlerinden (Akdünnami, Abdulhakim, Abdulğafur) gibi şerhlerden mütalaa yapmayı gerektiriyordu. . Sınıf 20 kişiydi ancak bu şekil bir mütalaa ile dersi çıkarabilecek belki en…
Allahın Yüce Adıyla Bir Mushaf daha tamir oldu.. Kasım 2021 Görüldüğü üzere Mushaf dağılmış perişan olmuş.. Bir hafızın hafızlık Kuranı.. yani bütün işaretleri galatları notları bu kitapta.. Ömür boyu saklaması lazım.. bir hafız için en büyük değer: Hafızlık Kuranı.. O yüzden uğraşmaya değer.. . Yalnız bu Mushafın derdi bir değil, daha önce işlem görmüş güya tamire gitmiş ve yapan kimse mahfetmiş ! Formaları ayakkabı dikiş makinesiyle dikiyor sonra iki forma arasını yapıştırıyor. Olmuş gibi görünüyor ancak kısa zamanda bu tekrar ayrılıyor ve yeniden tamiri imkansız bir hal alıyor.. Çok saçma bir yöntem.. mücellit sanatında geçersiz uyduruk bir tarz.. işten anlamadığı belli, veya uğraşmak istemiyor ve bir dünya para alıyor. Dedim ya ! kitap mahfolmuş.. bu sebeple çok uğraştık, yordu bizi. . Nihayet kitabı topladık ve kapak takmaya hazır hale geldi. Ne tür işlemler gördü ? Formalar (sayfa grupları) tek tek söküldü, dikiş makinesiyle dikildiği için sökmek epey zahmetli oldu, dikiş iğnesi boydan boya formayı deldiği için kopması çok yakın, sayfalar zayıflamış.. yer yer ortadan ikiye ayrılmış.. bu sayfalar tek tek elden geçti.. yırtıklar tamir edildi.. formalar dikişe hazırlandı ve formalar (bütün kitap) elde gizli dikiş yöntemiyle dikildi, ayraç ipi kondu, ara kağıdı kondu, şeraze takıldı ve astarlandı . . Şimdi…
Allah’ın yüce adıyla.. Mescid-i Selam Tebliğ Cemaati Ehli Sünnet midir ? Tebliğ cemaati tasavvufa karşı mıdır ? Tebliğ cemaati vahabi-selefi akımı tesirinde midir ? Bu yazıda bu konulara açıklık getirmeye çalışacağız. Bu soruların cevabını iki yoldan arayacağız: 1) onların kitaplarındaki tarikat tasavvuf yanlısı ifadeleri görerek. 2) Tebliğ cemaatine katılan tebliğ faaliyeti yapan kişileri inceleyerek, onları gözlemleyerek. 3) Bizden daha sağlam daha hassas alimlerin ilgili cemaat hakkındaki kanaat ve hükümlerini aktararak 1) Kitaplarla Tebliğ cemaati Cemaat’in kurucu liderlerinden Muhammed Zekeriyya Kandehlevi kendi eserinde bizzat müminlere şeyh edinmeyi tavsiye etmektedir. Bu sebeple Tebliğ cemaatinin tarikat ve tasavvufa karşı olması mümkün değil. Fezail-i Âmal isimli eserin “Salih müminlerle beraber olmak” bölümünde Sandıklarla beraber olun” ayeti tefsiri sadedinde “Tefsir alimleri ‘doğru olanlardan’ sünnete uyan samimi mürşidiler’in kastedildiğini yazmışlardır. Bir kimse onların kapısındaki hizmetkarların arasına girdiği zaman onların terbiye ve velayet kuvvetleri sayesinde çok yüce makamlara erişirler” demiştir. Başucu kitabında bu bilgiler yazılı olan bir cemaat, tarikat ve tasavvufa, şeyhe mürşide karşı olabilir mi ! ikinci husus: İhvanından nice kişiler Mahmud Efendiden Tebliğ Cemaati ile sefere çıkmak için izin istemişler ve hiç birinden “hayır çıkamazsın şeklinde cevap vermemiştir. Hatta Edirne’de şuna rast geldim; onlardan bir cemaat Edirne’de tebliğ hizmeti için gelmişti içlerinde İsmailağa mensubu biri…
Allah’ın yüce Adıyla.. Vaaz, konuyu işleyiş bakımından iki türlüdür: 1) Kuran ayetlerini sırasıyla tefsir etme şeklinde vaaz etmek (Kuran odaklı) 2) Bir konu belirleyip o konu etrafında ayet ve hadislerle vaaz etmek (Konu odaklı) Mahmud efendi’nin sohbet usulü birinci ; yani ayet ayet ilerleyiş. Bu tarz sohbettte “şu ana temayı” anlatma gayesi yoktur, bilakis gaye o günkü ders ayetlerini cemaate anlatmaktır, yani Kuranın tefsirini sunmaktır. Bu yöntem dünyanın en doğru ve ama en zor vaaz yöntemi” diyebiliriz. Zor çünkü bu yöntemde ayetler arasında vuku bulan konu değişikliği, vaazın konusu da devamlı değişecektir. Dolayısıyla dinleyici ya zihnen vaazdan kopacak ya da her seferinde yeniden vaaza odaklanıp yeni konuyu anlama çabasına girecektir Ahir zamanda dikkatler zayıf, gönüller dağınık olduğu için Aşır yönteminde cemaat vaazdan kopmakta ve sonunda “hoca 1 saat konuştu, ne anlattı” diye sorulduğunda düşünebilmektedir. O yüzden bu yöntemle vaaz etmek büyük maharet ister. Kurana hakim olmak ister, Kuranın konularına aşina olmak ister.. O yüzden bakınız bütün büyük/meşhur hatipler konu eksenli vaaz yöntemini tercih ederler. Çünkü bu usulde konu muayyendir, diğer bütün Ayet, Hadisler, kıssa ve temsiller bu konu ekseninde getirilir konu iyice zihinlere işlenmiş olur. Peki şu halde “Ayetleri sıradan tefsir” usulü neden “en doğru yönetim” oluyor ? Çünkü bu…
Nisa 19. Ayeti tefsiri sadedinde Ruhul Beyan Tefsirinde olan acaib bilgiler وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰ أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا “..Hem onlarla iyi geçinin! Fakat onlardan hoşlanmazsanız artık (sabrediniz) olur ki bir şey hoşunuza gitmez de Allah, onda birçok hayır takdîr etmiş bulunur” Nisa:19 Kadının mehrini vermek farzdır, mehri ödeme niyeti olmadan ahirete giden kişi “zina etmiş” olarak huzura varacak, Ödeme niyeti olmadan borç alanın “hırsız” olarak ahirette gideceği gibi. Çok evlenmek dünyacılık değildir çünkü zahitler abidler nice evlendiler, kimi ikişer kimi üçer.. Evli kişi evliliğin yükünü taşıdıkça Allah katında “Allah yolunda sabreden mücahid” sevabı alır Kıssa Salihlerden bir zat vardı, hanımı vefat etti arkadaşları seni evlendirelim dediler bu hayır böyle tek olmam bana daha iyi gelecek dedi.. Üzerinden bir hafta geçti bir rüya gördü, rüyasında açılmış kapıdan göğe yükselen varlıklar vardı arkalarından gitmek istiyordu kime yaklaştıysa “uğursuzun berektsizliğinden Allaha sığınırız” diyorlardı.. ve kimse onu kendine yaklaştırmıyordu.. Nihayet bir sonuncusu sema kapısndan gidecekken ona yaklaştı aynı şeyleri duydu. “Kim o uğursuz” diye sorabildi. O zat “sen” dedi. Neden ki ? Bilmiyorum biz geçen haftaya kadar senden “Allah yolunda sabreden mücahit” sıfatıyla amellerini Allaha yükseltiyorduk ancak ne olduysa geçen cumadan beri bu kesildi” dedi. Bu zat…
1. SORU: Kim ? Bir gelin bir kabir başında ağlıyormuş. Ona sormuşlar “burada yatan kim ? Şöyle demiş: Burada yatanın anası, anamın kaynanası. Soru bu: Yatan ölü onun neyi oluyor ? 2. SORU: Nedir ? Yapan satar, alan kullanmaz, kullanan görmez. Soru, Bu eşya nedir ? 3. SORU: Ne kadar ? (8-12 yaş) Baban sana 10 lira verdi “bunu kardeşinle paylaş, ancak sonuçta senin bir liran fazla olacak” dedi. Kardeşine ne kadar vermelisin, sen ne kadar almalısın ? 4. SORU: Terazi (15 yaş üstü için) Elimizde bir birine benzer 8 adet altın bilezik var, hepsi eşit ağırlıkta sadece biri içlerinde 1 gr daha ağır. Eşit kefeli terazi ile bu ağır olanı sadece 2 tartıda bulabilir misin. Not: Sonuç kesin olmalı. 5. SORU: yazılıyor.. İSA ERDOĞAN Cevaplar aşağıda yorumda..
Dünyadaki fuhuş oranı en yüksek 10 ülke: 1. Tayland (Budizm) 2. Danimarka (Hristiyan) 3. İtalya (Hıristiyan) 4. Almanya (Hristiyan) 5. Fransa (Hristiyan) 6. Norveç (Hıristiyan) 7. Belçika (Hıristiyanlık) 8. İspanya (Hıristiyanlık) 9. İngiltere (U.K) (Hıristiyan) 10. Finlandiya (Hıristiyanlık) Dünyadaki hırsızlık oranı en yüksek 10 ülke: 10. Danimarka ve Finlandiya (Hıristiyanlık) 9. Zimbabve (Hristiyan) 8. Avustralya (Hıristiyan) 7. Kanada (Hıristiyan) 6. Yeni Zelanda (Hıristiyan) 5. Hindistan (Hinduizm) 4. İngiltere ve Galler (Hristiyan) 3. Amerika Birleşik Devletleri (Hristiyan) 2. İsveç (Hıristiyanlık) 1. Güney Afrika (Hristiyan) Dünyada alkol bağımlılığı oranı en yüksek 10 ülke: 1. Moldova (Hristiyan) 2. Belarus (Hristiyan) 3. Litvanya (Hristiyanlık) 4. Rusya (Hıristiyanlık) 5. Çek Cumhuriyeti (Hıristiyanlık) 6. Ukrayna (Hristiyan) 7. Andorra (Hristiyan) 8. Roma (Hristiyan) 9. Sırbistan (Hristiyan) 10. Avustralya (Hıristiyan) Dünyada cinayet oranı en yüksek 10 ülke: 1. Honduras (Hıristiyanlık) 2. Venezuela (Hristiyan) 3. Belize (Hristiyan) 4. El Salvador (Hristiyan) 5. Guatemala (Hristiyan) 6. Güney Afrika (Hıristiyan) 7. Saint Kitts ve Nevis (Hıristiyan) 8. Bahamalar (Hıristiyanlık) 9. Lesoto (Hristiyan) 10. Jamaika (Hristiyan) Dünyadaki en tehlikeli çeteler ve dinleri : 1. Yakuza (ateist) 2. Agbyros (Hristiyan) 3. Wah Singh (Hristiyan) 4. Jamaika Bossu (Hristiyan) 5. Primero (Hristiyan) 6. Aryan Kardeşliği (Hıristiyan) 7. Kan (Hıristiyanlık) 8. 18. Sokak Çetesi (Hıristiyan)…
Bugün camide imam odasında biraz hareket vardı. Gündüz Yusuf hocayla oturduk öğle ikindi arası.. Akşam da Mustafa amca, Yüksel Abi, Muhtar ve Abdullah hoca ve Cemal hocayla.. Mustafa Çağırıcı, Yüksel Akkaya, Sami Gökali Abdullah hoca, Cemal hoca Kanserden açıldı konu, Muhtar Sami abi anlattı. Yüksel Dikköz adında bir komşum, samimi bir dostum vardı.. Kansere yakalandı doktorlar buna sadece bir aylık ömrün var” gidicisin ona göre dediler.. Bu mütedeyyin samimi bir dindardı.. Allaha tevekkül etti Allahtan umut kesilmez dedi ve kitaplara baktı bilenlere sordu gitti attarlardan otlar vesaireler aldı kendi kendine ilaçlar yapardı.. böyle böyle 14 sene daha yaşadı. Yalnız mübarek adam çok sigara içerdi. bırak artık şu mereti derdik ciğerlerin kanser olmuş gidicisin derdik “atın ölümü arpadan olsun” diye şaka yapardı.. Allah rahmet eylesin. Biri bir şey anlatır da Mustafa amcanın o konuda anlatacağı olmaz mı ! İllaki vardır, oldu da.. Mustafa amcamız söze başladı “Biz de Hanımı deri altında su toplanma şikayetinden hastaneye götürdük, Yeni yapılan o büyük araştırma hastanesi (Medipol, Bağcılar) hemen yatış verdiler.. tam üç hafta yattı, yattı. Bütün doktorlar toplandılar 15 tane doktor heyet halinde üç hafta boyunca araştırma yaptılar. Araştırdılar araştırdılar, herkes kendi branşı üzerinden hastayı inceledi ve “kanser” dediler, hem de kötü huylu olanından…
İnternette arama yaparsanız rüya “tabiri” yapan onlarca site bulursunuz. Peki bunlardan bu işi hakkıyla yapan bir kişi var mıdır ? Ben bulamadım yok ! Hemen hepsi nefsin o anda fısıldadığı, kimi şeytanın vızırdadığı şeyleri “rüya tabiri” diye muhatabına tükürmektedir. “Ehadisin te’vili” ilme sahip olmadan rüya tabiri yapanlar, özellikle de Dini ilimlerden, Allahtan Peygamberden habersiz olanların “senin rüyanın manası bu” demesi Allaha resmen iftiradır. Çünkü rüya Allahın elindedir ve tabiri gerçekleştirecek olan Odur. İşte Allaha iftira edenlerden birine misal. Bakın heriflerin gözünde rüya neymiş : ” Rüya Nedir? Rüyalar, uyku esnasında zihnin yarattığı hikayeler ve imgeler bütünüdür. Eğlenceli, romantik, rahatsız edici, korkutucu ve bazen de tuhaf şeyler barındırabilir. Bilim insanları ve psikoloji doktorları için halen daha çözüme kavuşturulamayan gizemli bir oluşumdur. Ve akla rüyalarla ilgili birçok soru gelmektedir. Bunlardan bazıları; “Rüya neden görülür?, Rüyalar nasıl oluşur?, Rüya görmeye neden olan şey nedir?, Rüyalar kontrol edilebilir mi?” olmaktadır. Rüyalar, bilişsel dünyanın bir önceki günden ayrılan geçmişin, bugünün ve geleceğin bölümlerini bünyesinde barındırır. Ünlü psikanalistler Carl Jung ve Sigmund Freud hayallerin önemini ele almışlardır. Bilinçli ve bilinçsiz tasvirler arasındaki bağlantıyı gösteren unutulmuş dili yeniden canlandırmak adına araştırmalar yapmışlardır. Rüyalar kişileri bilinçdışına doğru yönlendirir; ruhun en derin ve en samimi sığınağını keşfetme şansı sunar. Ruhun gerçekte ne…
Allah’ın yüce Adıyla Bu yazı kıymetli arkadaşım, Allah evinin hizmetkarı A.Harputoğluna aittir. Önemli tecrübe ve tavsiyeler ihtiva etmektedir. Diyanet alımı sınavına girecek herkesin okuması elzemdir İmamlık Mülakat Notlarım ve Tavsiyelerim A.Harputoğlu Acizane üç kere mülâkata girdikten sonra imamlık nasip olmuş bir kardeşiniz olarak, şimdiye kadar tecrübe ettiğim ve her mülakata girecek imam adayı kardeşimin mutlaka bilmesi gerektiği hususları sizlerle paylaşmak istiyorum. Rahman Rahîm olan Allahın ismiyle.. Ben mülakata 3 kere girdim ve ilk ikisinde başarısız oldum. ilk mülâkatımı Fatih Abdurrahman Gürses Eğitim Merkezinde girdim. Oradaki hocalarda gözlemlediğim, gayet titizlikle üzerinde duran hocalardı. Kolay kolay yüksek not vermiyorlar ve ufak tefek hatalara dikkat ediyorlardı. Yani çok puan kırıyorlardı. Diğer iki mülakatımı da Pendik Eğitim Merkezinde girdim. Buradaki hocalar biraz daha mülayimdi. Yani daha toleranslı idiler. Ben ikinci mülakatımda 70 almıştım ve puanım yetmedi kazanamadım. Ve nihayet üçüncü mülakatta yeterli puan aldım ve Yüce Mevlam İmamlık nasip etti. Şimdi bütün bunlardan sonra ben Tekirdağ’da Mülakata giren ve daha yüksek alan kişiler duydum. Ancak son zamanlarda Tekirdağ dışındaki bir ilde mesela İstanbul’da ikamet ettikleri halde Tekirdağ’da mülakata girenlere “siz burada oturmuyorsunuz niçin burada giriyorsunuz” diye biraz sorgulandıklarını ve o gibi kişiler üzerinde daha fazla durduklarını ve daha zor sorular sorduklarını duydum. Yani artık…
Allahın Yüce Adıyla.. 1. Acaip hadise : Bugün sabah namazında “Ey iman etmiş kullar iman et(meye devam ed)iniz” ayetini okudum. Öğlen vakti Mahmud efendi hazretlerinin bu ayet hakkında bir tembihini arkadaşlar yazmışlar gruplara durumlara atmışlar.. Şöyle ki: Bayram hoca merhum bir rüya görmüş rüyasında cami ağzına kadar dolu iken bir asker paşası gelmiş kafasını uzatarak bu ayeti bağırmış “Ey iman etmiş kullar iman ediniz” manasında “âminuu” diye bağırıyormuş.. Bayram Hoca bunu Mahmud efendi hazretlerine tevil ettirmiş. Hazret “Bu ayet kardeşler arasında muhabbet noksanlığına işaret var, bütün kardeşler birbirine muhabbet etmeli olduğuna tembih var” buyurmuş. Düşün ki bu ayeti bu sabah namazda okuyorum ve ikindi de aşır olarak okuyorum ve watsapa bakıyorum herkes bu ayetin ve bu kıssayı paylaşıyor.. Bu da tesadüf değil ya.. Allah apaçık “buradayım ben takdir ediyorum” diyor.. 09.11.2021 2. Acaip hadise : Bugün 13 kasım 2021 molla Mehmetle tanıştık halkalıda.. Bacanağa gelmiştik, namazı İbadullah camiinde kıldık çıkışta çay içtik cami bahçesinde.. Bacanağı camiden tanıyan Mehmet efendi Sordu bana “memleket nire ? Yozgatlıyım dedim. _Aa ! ben de Yozgatlı’yım, Neresinden? _Sarıkaya. _Ben de Sarıkaya’lıyım. Hangi köy ? _Yahyasaray köyü.. _Hangisi aşağı mı yukarı mı ? _Yukarı, Sen de mi Yahyasaraylısın yoksa? _Yok ben Aldemirci köyünden. Sarıkaya’da Melez yolunda…
Soru: Bazı kitaplarda “Allah kaza borcu olanın kılacağı nafile ibadeti kabul etmez, o boşuna yatıp kalkar” yazılıymış. Doğrusu nedir ? CEVAP: Biz İmam Azam Ebu Hanife Radıyallahu Anh’ın tabiileri olarak her hususta kendi imamımıza tabi olacağız ve üzerimizde kaza borcu olsa da revatib sünnetleri mutlaka kılacağız. Bir ibadeti kabul edip etmeyeceğine sadece Allah karar verebilir ve Allah kendi kararlarını bize Kur’an ya da hadisler yoluyla bildirir. Ne Kuran’da ne de hadiste “kazası olandan sünnet kabul etmem” şeklinde bir bildiri yok. Demekki bu beşer sözü. Bazı beşer öyle demişse gam değil, İmam Azam da böyle demiştir : “Sünnetler kılınacak, makbuldür” Bu elbette daha isabetli olandır. Hem şimdilerde o “kazası olan nafile kılamaz” sözü onlarca suistimal edilmektedir. Kılmadığı nice farz namazların kazasını üzerinde dururken bir kişi nafile ile meşgul olamıyorsa başka hiçbir abes işle de meşgul olamaz. Bu kişi oturup video izleyemez, kahve içemez, keyif çayı içemez, farz olan nafakası için çalışması ve yeterli bir uyku dışında devamlı kaza namazı kılması gerekir” demektir. Ama onlar ne yapıyorlar ? her türlü video oyun filim eğlence keyif boş durmalar.. Sonra sıra Rasulullah’ın (salât ve selâm olsun) sünnetini yapmaya gelince “olmaz, kılamam benim üstümde kaza borcu var!?” Yuh. Bu apaçık cürümdür, bu çifte cinayettir !…
Soru: Hocam Vefat eden kişinin namaz borcu varsa öldükten sonra yakınları kefaret için para verse bu geçerli olur mu? CEVAP: Bilinen adıyla “iskatı salât” meselesini soruyorsunuz. Bu konuda 4 mesele var : 1) Namaz borcu olan ölü arkasından varislerin sadaka hayır yapmaları ölüye fayda eder mi ? _Evet eder. “yapılan iyilikler kötülükleri giderir” 2) Her namaz için verilecek bir fidye miktarı ölüden o borcu düşürür mü ? _Bilmiyoruz, ancak umut ediyoruz. Kesin “düşürür” diyebilmek için elde delil yok. “Tutulmamış oruçların mali bedeli (fidyesi) vardır, namaz oruçtan daha önemlidir, namazın kazasının artık kılınma imkanı kalmadığına göre kılınmamış namazlar karşılıksız kalmasın, oruç gibi bedeli olsun Allahın kabul edeceğini ve ölüyü affedeceğini umarız” şeklindeki bir kıyas ve ictihadın eseri olarak namaz ıskatı meşru görülmüştür. 3) Varislerin çıkardığı miktar, toplam namaz borcuna yeterli gelmiyorsa vekilin fakirle yapacağı devir işlemi (aldım geri verdim) geçerli midir ? _Bunun da kesin geçerli olacağını diyemiyoruz ancak Allahtan ümid kesilmez. Biz takva ehli hocalarımızı bu devri yaparken gördük ve talebe iken biz de çok defa devir yapmaya gittik 4) Meyyit sağlığında vasiyet etmediyse varisler bu iskatı yapmak zorunda mıdır ? _Alimler buna “hayır yapmak zorunda değiller” demişler. Ancak yaparlarsa o kişiye karşı bir vefa ve merhamet eseri olacaktır, etme…
şüphe ile iman birbirine zıt şeylerdir. ancak vesvese denilecek kadarı ise imana zarar vermez
Yazar: Abdullah Akyüz. Kitap orta boy 645 sayfa. Kitabın konusu Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşamış, vazife ifa etmiş Kıraat Alimlerini bir kitapta toplamak ve haklarında bilgi vermek. . Kıraat ilmi: Kuranın okunduğu farklı lehçeleri tespit eden ilim dalı. Gaye o lehçeleri Kıraat imamından öğrenildiği şekilde muhafaza ederek kıyamete kadar Kuranı türlü lehçelerle de okumayı sağlamak. Yazar kitabın başında kıraat ilminden de bilgi verir. . Osmanlı Kurraları kitabı son dönem kıraat alimlerini de içermekte ve herkesin bildiği meşhur hocaları da konu etmektedir. Bunlardan Şeyh Mahmud Ustaosmanoğlu Efendi’nin hocası Oflu Aşıkkıtlu Mehmed Rüşdi efendi, İsmail Biçer ve Fatih Çollak’ın hocaları merhum Abdurrahman Gürses Efendi ve merhum üstad Gönenli Mehmet Efendi. Allah vefat etmiş olanlarına rahmet eylesin. . Kitabın verdiği bilgiye göre Aşıkkutlu Mehmed Ruşid efendinin kıraat ilmi alanında 7 eseri vardır. Bunlar: Aşere Kaideleri: Kıraat-ı aşere tarikince on imam ve ravilerinin usullerinin ele alındığı bir eser. Takrib Kaideleri: Şeyh Abdullah mesleği (usulü) üzere takrib ilmine ait kaideler ve kolaylıklar defteri. Vukuu çok olan Takrib Kaideleri” diye de adlandırılan 190 sayfalık bu eserde takrib tarikince 10 imam ve ravilerinin usulleri ele alınmaktadır Cezeri mukaddimesinin tercüme ve şerhi: Ünlü Kıraat alimi İbnu-l Cezeri’nin Mukkadime isimli eserinin 35 sayfalık bir tercüme ve şerhidir. Haşiyeli Tayyibe: İbnü-l…
Mektubat Tercümesi 1-46. Mektuplar (İsmailağa) Yazarlar: Hüsamettin Vanlıoğlu, Fatih Kalender, Abdullah Hiçdönmez, Eminali Yüksel ve İsa Osman Şangar Bu kitap mart 2020 de ilk baskısını yaptı. 680 sahife orta boy sarı şamua 1. hamur kağıt. Ve 1. ciltte ilk 45 mektubun tercümesi yapılmış durumda. İmam Rabbani hazretlerinin muazzam eseri Mektubatın bir çok tercümesi önceden yapılmış olsa da bu eserin ehemmiyeti başkadır. Birkaç açıdan: Evvela, Tercümeyi yapanlar alim ve sufi kişiler. Bundan öncekiler ya ilim sahibi ancak tasavvufun özünden uzak idiler, ya da tasavvuf erbabı lakin ilimden nasipleri az kişilerdi. İkinci husus, Mektubat’ın piri imam Mahmud efendi hazretleridir. Bu tercümenin yazarları da o hazretin görev ve icazet verdiği en yetkili zatlardır, yani Hz İmamın ilmen varisleridir. Onlar da bu ilimlerini mektuplara izahat ekleyerek okuyucuya sunmuşlardır Üçüncüsü, Bu tercüme Mektubat’ın aslı farsça ile mukayese edilerek yapıldı ve tespit edilen bazı sehivlere işaret edildi. Mektubatta geçen bir mevzu diğer mektuplarda konuyla ilgili verilmiş malumat ile desteklendi. Mektubatın mevzularıyla alakalı eğer Risale-i Kutsiyye şerhinde varsa izahat yeri geldikçe ilave edildi. Mektupların gönderildiği zatlar hakkında kısaca bilgi verildi. Bu Mektubatı daha iyi anlamaya yarayacaktır.
Rahmna Rahim Allah’ın ismiyle başlarım, Habib-i Rasulü Ahmed Mahmud Muhammed’e salat ve selam ederim, ve âline ve ashâbına ya Rabb Bu yazı dizisini kaleme almamın sebebi milyarda bir.. gerçekleşmesi adeta mümkün olmayan olayların peşi sıra bir müminin hayatında gerçekleşmiş olmasıdır. Bu da apaçık Allah’ın varlığını ilgisini rahmetini bizlere hissettirmesidir sanki bizlere “Kullarım ben buradayım yanıbaşınızda sizinle her an alakadar oluyorum” demesidir.. ve lillahi el Hamd 1. Acaip Olay: Sabah derste Mektubattan bir mektup okuduk İmam Rabbani hz davete icabet etmenin gerekli olduğunu ancak davet sahibi fasık, haramzade, riyakar, gösterişçi, israfçı biri olması durumda o davete icabet etmek caiz olmayacağını fıkıh kitaplarından aktarıyordu.. O gün bana bir davet geldi ! İstanbul Büyükşehir belediyesinin CHP li başkanı Ekrem İ.Oğlu sözde imamları yemek ziyafetine davet ediyordu.. O CHP ki “ezan okudu” diye imamları terörist gibi tutuklayan, camide öğrencilere Kuran öğretti diye rahleyi sırtına suç aleti olarak yükleyip karakollarda süründüren, hacı hocalara zikir çekmişler diye mahkemelerde eşkiya muamelesi yapan.. O CHP ki kimi camileri ahıra, meyhaneye çeviren, “fazla” diye nice camileri satan.. Şimdi bu zihniyet kalkmış bugünlerde kuzu postuna bürünmüş, hocalara güya değer veriyor, ziyafet veriyor ha !? Fırsatını bulsun tekrar eski zulümüne kaldığı yerden devam ederler bunlar.. Mektubat daha o meş’um davet gelmeden…
Soru: Yatsı namazının ilk sünnetine dair Hadis var mı, birileri yok” diyorlar. Eğer yoksa bizler Dinimizi yaşama konusunda nasıl hareket etmeliyiz ? CEVAP: Bizler -müslümanların avamı- dinimizi hadislerden ayetlerden değil İslam Müctehitlerinin hazırladığı fıkıh ve ilmihal kitaplarından öğrenebiliriz. Dini yaşantımızı belirlemede meseleyi Kuran ve Hadise yükseltmek müctehitin işidir. Müctehit alimler işin mutfak kısmını 1000 sene önce tamamladılar ve bizlere hazır sofralar halinde sundular. Bu itibarla Fıkıh ve ilmihal kitaplarına müracaat ettiğimizde yatsı namazı öncesinde 4 rekat gayri müekked bir sünnet namazı olduğunu görmekteyiz. Gayri müekked sünnet demek müstehab demektir. Müstehab ise yapılırsa sevap olan yapılmazsa kınama dahi olmayan güzel ameldir. İslam alimleri Dinin kaynaklarında bu manayı tespit etmişler ki “var” diye kitaba yazmışlar. Rasulullahın asrına en yakın çağlarda, İslam Şeriatının hükümferman olduğu, ilim amel ihlas ve takvanın zirve olduğu bir dönemde yaşamış koskoca müctehit alimlerin bir sünnet için “var” demesi, onlardan bin sene sonra gelen, demokrasi, cehalet, bilgi kirliliği, dünyacılık, bencillik, fikir bulanıklığı, niyet bozukluğu hastalıklarının hüküm sürdüğü laik bir toplumda ortaya çıkan avamların “yok” demesinden çok daha güçlü ve sözleri çok daha itibara şayandır.. O derece ki mukayese dahi edilemez ! Peki bu müctehitler yatsının müekked olmayan ilk sünneti için “var” demeleri neye dayanmaktadır ? İşin bu kısmını doğrusu…
Rahman ve Kahhar Allah’ın ismiyle “Mesleğim gereği İngilizce dersleri veriyorum. Telefonla biri müracaat etti, boşanmış dul bir kadın, turizmciymiş İngilizce öğrenmek istiyor.. Kadının TC resmi adı Hatice Kübra Dönmez..” diyordu bir öğretmen arkadaşım. Konu ilgimi çekti çünkü isim çok güzel, Hatice Kübra; Peygamber efendimizin muhterem eşi Hz Hatice validemizin ismi ve sıfatı. Muhtemelen mütedeyyin bir aile evladı diye akla geliyor, çünkü bu zamanda mütedeyyinler bile uyduruk/modern isim peşinde. Çocuğuna “Hatice Ayşe Fatıma Zeynep..” koyan az artık.. Ancak öyle değilmiş. Kadın söylemek zorunda kalmış “Ben müslüman değilim hıristiyanım ve çok içki tüketiyorum. Tamam ders günü alkol almam ama alkolün kokusu 24 saat gitmiyor, rahatsız olursanız siz de ben de maske takarız..” demiş. Durun hemen zanda bulunmayın. Müslüman dindar bir ailenin evladı sonradan hıristiyan olmamış.. Haticos Kubros’u dinleyelim kendisi anlatıyor “Biz aileden kökten hıristiyanız ve aslında Türk de değiliz hiç olmadık. Biz aslen Yunan Rumuz.” Evet bildiğiniz o denize döktüğümüz yunan ! Çifte vatandaşlığı varmış bunların. Ailenin diğer üyeleri de bunun gibiymiş. Amcaoğlu Kaan Dönmez diye biri varmış o da Türkiye’de tanınmış bir iş adamıymış. Bizim(!) Kaanın Yunanistan’daki adı Yorgo’ymuş. Hatice Kübranın gerçek adı ise Estella imiş..! Öğretmen arkadaş bana fetva soruyor “buna evde ders verebilir miyiz ?” Bana anlatma sebebi aslında…