Bilimin Aldatıcı Yüzü
ANALİZ , Dünya Gündemi , REDDİYELER / 28 Ekim 2021

Bu kaçıncı bilimsel sahtelik? Kaçıncı aldanış ? Önce haberi okuyalım : “..Güneş Sistemi’nin ötesinden geldiği düşünülen ve uzayda akıllı yaşam arayan gökbilimcileri heyecanlandıran radyo sinyallerinin “yanlış alarm olduğu” ortaya çıktı. İncelemeler, sinyallerin aslında insan kaynaklı olduğunu gösterdi. Avustralya’daki Parkes Gözlemevi’nde bulunan Murriyang radyo teleskobu, 2019’da merak uyandıran bu radyo sinyallerini tespit etmişti. Sinyallerin Güneş’in en yakın komşusu Proxima Centauri yıldız sisteminden geldiği düşünülmüştü..” Meğer aslı yokmuş ! “Bu radyo sesi uzaydan geliyor dediler, uzaylılar var dediler, güya geldiği yıldızın resmini çektiler..! Ancak hepsi sahte ve yalan çıktı ! “Aya gittik bu taş aydan geldi” demişlerdi.. sahte çıktığı gibi ! “Mars çok büyük” dediler yalan çıktı ! Yani değerli okuyucular, anladık ki bunlar bir doğrunun yanında bir yalan eklemeyi marifet sayıyorlar. İstedikleri bir yalanı uydurup altına da sözde “bilimsel deliller! veriler döşemekten de hiç arlanmazlar. Yüce Allahın buyruğunu hatırdan çıkarmayalım: “Bir fasık size bir bilgi verirse inanmayın, onu araştırın” O yüzden biz, Allah’a ve Kuran’a inananlar Dini metinlerde okuduğumuz hakikatleri asla bunların bilimiyle değişmeyeceyiz. Kur’an neyi nasıl diyorsa o ! Bilime filime ters düşmüş diye tereddüt etmeyeceğiz isa erdoğan Oku: >> Bilimsel sahtekarlık 3″ okumak için tıkla <<

Regle Olan Kadını ALLAH Kovuyor mu | Başak Kablan’a cevap

Başak Kablan adında yutubır bir kadın yaptığı yutubda Caner Taslaman’a bir soru soruyor (26.dak) “Ben regle (hayız) olduğumda beni kirli kabul eden beni makamına kabul etmeyen bir Allah var ! Diyor ki “regleysen eline Kuran alamazsın abdest de alamazsın oruç da tutamazsın namaz da kılamazsın..!” Ya belki ben dua etmek istiyorum beni nasıl kovarsın! beni neden kovarsın makamından !?” diyor cahil. Caner Taslaman da “maalesef bunu birileri dine sokmuşlar” diyerek baştan bir inkar tavrı sergiliyor sonra “Kuran o (hayız) dönemin sıkıntı olduğunu ve nelerin yasak olduğunu söyler ancak böyle bir yasaktan söz etmez.. “Cinsel birliktelik yasak” der ama “namaz kılamazsınız” demez.. yani Allah (haşa) unuttu da mı onu söyledi de bunu söylemedi ?” demektedir. Yani “Kuran’da hayızlı kadın Namaz kılamaz oruç tutamaz yazmadığına göre demekki İslam’da böyle yasaklar yok, sonradan dine eklenmiş” demiş oluyor ! El CEVAP Bu yazıda her ikisine de cevap vereceğiz, Sırayla önce Başak Kablana sonra Caner Taslamana. Başak Kablan ve benzerleri Allaha dua etmek istiyorlar ve ancak İslamda regle olan kadın “dua edemez” dendiği için edemiyorlar mış ! Öyle mi ? Öyle ise sıkı durun: “Hayızlı kadın İslamda dört mezhebe göre her zaman dua edebilir. İster hayızlı olsun isterse abdestsiz olsun..” Bak işte, İslam öyle güzel…

Mehmet Okuyana Reddiye: Ehli Sünnet Rasulullahın İslam Öğretisidir

Soru: Ehli Sünnet vel Cemaat ne zaman ortaya çıktı ? Mehmet Okuyan tayfasının iddia ettiği “bu akım peygamberden sonra ortaya çıktığı!” iddiası doğru mudur ? [*] Cevap: Hayır yalan söylüyorlar. İmam Tirmizi, İmam Hakim, İmam İbni Mace, İmam Ebu Davud’un aktardığı sahih bir hadis-i şerifte [1] Allah rasulü sas buyurmuştur: “Yahudiler 71 fırkaya bölündü, Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündü ve bu Ümmet de 73 fırkaya bölünecek, biri hariç hepsi cehenneme girecek.. Kim o kurtulacak fırka ya Rasulallah ? Allah rasulü: “Ben ve Ashabımın üzerinde olduğu itikad üzere olanlar” Diğer bir rivayette: “Onlar ana cemaattir” yani benim cemaatimden ayrılmayanlar.” İşte Ehli Sünnet vel Cemaat bu vb hadisi şeriflerin ifadesidir, yani bu ismi Allah rasulü koymuştur. Ve bu akım (!) Rasulullah ve Ashabının ortaya koyduğu İslami anlayış ve yaşayışın adıdır. Demekki Ehli Sünnet sonradan ortaya çıkmış bir akım değildir, Rasulullahın yaşadığı ve öğrettiği islamın adıdır. Sahabeler bunu Tabiine aktardı onlar da etba-i tabiine.. Onlar da müctehitler aracılığı ile bu islami öğretiyi kitaplara derc ettiler ve ila yevmil kıyame koruyup muhafaza ettiler.. Geri kalan 72 fırka bu cemaatten ayırlıp hak yoldan sapanlardır.. Bunların isimleri çok olsa da Ehli Sünnet ana cemaattir ve büyük çoğunluktur. 1) فقد ثبت في الحديث الصحيح أن النبي صلى الله…

Mahmud Efendi Hz ve Bayram Hoca (şehadetinden 2 gün önce)

Bayram hocanın şehadetinden üç gün önce bir yerde karşılaştık bana şöyle anlattı “Dün Efendi hazretleri beni çağırdı.. Benim de içim dolmuş, öyle bir doluyum ki buraları terk-i diyar edip gidesim var.. aklımdaki bu.. Bir de dediler Efendi hz seni çağırıyor” Çıktım huzuruna Buyurun efendi hz ? Efendi hazretleri “bayram hoca bana vaaz et” dedi. Ben duyunca şaşırdım “efendim ben size nasıl vaaz edeyim, ben cahillere vaaz ederim alimlere vaaz edemem ki” dedim. Efendi hz biraz daha ciddileşti “bayram hoca bana vaaz et” diyorum.. “Efendim mazur görün beni, biz feyzimizi sizden alıp da konuşuyoruz, ben size nasıl vaaz edeyim. Ama isterseniz muhabbet edelim, açın bir konu konuşalım..” dedim. Başladık konuşmaya.. o kadar konuştuk ki baktım ikindi namazı oldu.. Şimdi bana ikindi namazı kıldır” dedi namazı kıldık akabinde sohbete devam ettik.. baktım akşam oldu.. “Şimdi bana akşam namazı kıldır” dedi.. Namazı kıldık buyurdu ki “şimdi sana yemek ısmarlayayım” buyurdu.. O gün akşama kadar beni yanından ayırmadı. Bütün sıkıntım derdim uful edip gitti. O günlerde bazı insanların verdiği eziyet neticesinde artık pes edecek buraları bırakıp gidecek hale gelmişti.. Şehit Bayram Ali Öztürk’ten Aktaran Hafız İshak Danış

Mahmud Efendi Hz’nin Ehli Kuran’a olan Tazimi

Allah’ın yüce Adıyla.. Ben 15 sene boyunca Efendi Hazretlerinin yanına Kuran okumaya gittim, hiç birinde beni oturduğu yerden uğurlamamıştır. Düşünün ki ben torunu yaşındayım 20’li yaşlardaydım.. “sen Ehli Kuransın” derdi.. Efendi Hz Kuran Ehli sensin ben kimim ki!” derdim ama o ısrarcıydı.. Yanına alrı benim yanağımı sakalımı severdi.. Bazen odasında hizmet etmek isterdim “hayır sen otur, Kuran ehli kimsenin önünde eğilmez” buyurdu. Bir yere gideceğiz, beni mutlaka önüne katardı arkamdan yürürdü.. Ben se bunu bazen “iyi bari önünden yürüyeyim de ona siper olayım” diye düşünürdüm.. Efendi Hazretleri Mısır hafızlarını dinlemeyi çok severdi, Mısır tavrını tercih ederdi. Bir keresinde bana “Bu Mısır hafızlarını dinlemeye doyum oluyor, plaktan dinlemek de var ama ben canlı dinlemeyi seviyorum o yüzden sen gel bana oku. Ne kadar okuyayım efendim ? Yoruluncaya kadar oku.” demiştir. Hafız İshak Danış hoca

Efendi Hz’nin Kızması da bir başka tatlı..

Efendi hz son zamanlarda mikrofon kullandı ve mikrofon bazen arıza yapıyordu vaazın huşusunu bozuyordu.. ve Zekeriyya abiyi tembih etmiş “buna dikkat et sıkıntı çıkarmasın” demiş.. Bir gün vaaz ederken mikrofon yine arıza yaptı cızırtı çıkardı. Efendi hz şöyle bir gazaplandı ve ayağa kalktı, baktım yanakları al al olmuş.. “Nerede bu Zekeriyya?” diye sordu Zekeriya abi durur mı tabi.. hemen kaçmış! (gülüyor) Baktılar yok! Dedi ki bu Zekeriya beni görse kaçar..” zaten kaçmış. Mübarek yanakları böyle kızarmıştı.. o kadar tatlı görünüyordu ki.. Yani mübareğin kızması da öyle tatlı öyle güzel..

Futbolcular için Yenme Duası

Allah’ın yüce Adıyla.. Dua.. Her oluş, her başarı Allahın izn-i fermanına bağlıdır. Bu itibarla her işimizde her anımızda Allah’ın inayetine, hasılı duaya muhtacız. Bu sebeple Allah Rasulü sas işlerin hatîr olanında da, hakîr olanında da Allaha dua etmiştir. Mesela düşmanla savaş öncesinde dua ettiği gibi, helaya girerken de dua etmiş, ayakkabısının bağını kaybettiği için de dua etmiş “Allahtan bulmayı” istemiştir. O yüzden “Rasulullahın dilinden dualar” bahsi kitaplar dolusudur. Peygamber Efendimiz sas bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Kardeşine mutlaka yardım et, ister zalim olsun ister mazlum olsun, kardeşine yardım et” Sahabeler sordular: Ya Rasulallah mazluma yardım etmeyi anladık da zalime nasıl yardım edelim ? Peygamberimiz: Zulmeden kardeşinin elinden tutarak, zulmüne mani olarak ona yardım etmiş olursun” Bu kabilden kendini, futbolcu olmak, futbola kaptırmak gibi zulmani hedeflere kaptırmış, aziz ömrünü bir abes uğruna harcayan kardeşlerimize de dua edebiliriz. “Ya rabbi bu futbolun varsa hayrını, bunlara ihsan eyle, şerrinden de muhafaza eyle.” diyebiliriz. “Allahım kendini topa kaptırmış bu kullarını Namazlarını kaçırmaktan koru. Eğer top oyunu bunları Kuran okumaktan, oruç tutmaktan, Allah yoluna çalışmaktan, İslam ahlakından, anne babaya iyilik etmekten, camiye cemaate devam etmekten, Şeriat ilimleri tahsil etmekten alıkoyacaksa.. bu kullarını futboldan, futbolu onlardan uzak eyle..” Şeklinde dua edebiliriz Futbol haram mıdır ? Profesyonel ligte…

Çalınan Motorumu Allahın İzniyle 2 Günde Buldum (çalıntı duası)

Rahmân Rahîm olan Allah’ın ismiyle.. Hocam ben kendi yağında kavrulan mütevazi bir yaşantısı olan biriyim. Küçük eski bir motorum vardı, artık işimi görmüyordu. Yaptım ettim para biriktirdim kendime yeni bir motor aldım Konda, güzel iyi bir motor. iki kişi taşıyabiliyordu. Eşyalarımı kitaplarımı onunla taşıyordum, emr-i bil marufa vaaza onunla gidiyorum. Üzerinden altı ay kadar geçti ki bir Ramazan günü.. Gece sahur vaktinde hizmetten geldim, sabah namazından sonra da binip gidecektim “hem de Ramazan ayı kim çalacak” diyerek bağlamadım. Sabah namazı için kapıya çıktığımda bir de baktım ki motorum yok, çalınmış..! “Inna lillâhi ve inna ileyhi raciun” Yan binanın güvenlik kamerası vardı, rica ettim görüntüleri verdiler. Kayıtta uzaktan bir araba geldiği görülüyor ancak plaka okunmuyor içinden şapkalı yüzleri görülmeyen 2 kişi çıkıyor ve motorumu çalıp gidiyorlar. Elimdeki görüntüleri aldım ve karakola gittim. O gün Allah’ın işi tevafuk işte.. Benden önce takım elbiseli zengin bir adamın Sange Kover marka pahalı cipi çalınmış.. Karakolda herkes onunla ilgileniyor. Ben de girdim “selamun aleyküm aleyküm selam “motorum çalındı” deyince polisin biri bana ters yaptı “Bak bu adamın cipi çalınmış seninle mı uğraşacağız” dedi. Ben “olur mu ama o da benim servetimdi..” diyerek itiraz ettimse de “git başımdan senin motorunla mı uğraşacağız sen bir bardak su…

“Biz İnsanın kaderini kendi çabasına mı bağladık”

Bismillahirrahmanirrahim وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ فٖي عُنُقِهٖؕ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً Soru: İsra 13. Ayetin manası “Biz insanın kaderini kendi çabasına bağladık ?” şeklinde midir ? Bu mana doğru mudur ? Cevap: Hayır, bu mana Allah’a ait değildir, meal yazarına aittir. Doğrusu “Biz her insanın kuşunu (amelini) boynuna dolayarak ondan ayrılmaz kıldık” şeklindedir. Hiç bir Kuran meali ve hiç bir muteber tefsir bu ayete “kaderini çabasına bağlı kıldık” manası vermiş değildir.. Ta ki M.İslmaoğlu kendi elleriyle meal yazıp felsefesini “ayet meali!” diye Kurana sokuşturana kadar! Mustafa İslamoğlu’nun bu ayete neden böyle mana vermek istediğini onu tanıyanlar bilir; Çünkü bu kişi İslam İnancı içinde olan “kadere iman”ı inkar eden bir tavır içindedir. Eğer düşünerek okursanız “ayet meali” diye kurduğu cümlesi kendi içinde çelişkilidir. “Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık!” diyor. Kader Allahın belirlediği miktar, takdir, ölçü, yazgı demektir. “Kişisel çabaya bağlı kılınması” ise aslında kaderin “ilahi yazgı” değil, kendi tercihlerimiz olduğu iddiasıdır. Yani İslamoğlu kurduğu bu cümleyle “kader’e hem var, hem de yok demiş oluyor. Bu çelişkidir. Kader kelimesini açıkça telaffuz etmiş olarak varlığını, “0 aslında kişisel tercihtir” diyerek te yokluğunu ifade ederek çelişkiye düşmüştür. Her durumda yazgı anlamındaki “Kader’i” inkar ettiği açıktır. Neden İnkar ediyorlar ?…

Hz Muhammed AS Allahın Sevgilisi “En Sevgili” değil
ANALİZ , Dini Hüküm / 17 Ekim 2021

Son zamanlarda Peygamber efendimiz için duyduğumuz bir tabir var “en sevgili” bu yanlış. “en sevgili” değil O “tek sevgili” Yani Habîbullah. Sevgili kelimesinin manasını iyi düşünürseniz ve Hadis-i şeriflere bakarsanız doğrusunun bu olduğunu görürsünüz. “En sevgili” tabiri başka sevgililer var da Hz Muhammed içlerinden en sevgili olanı demek oluyor.. Öyle değil. Hz Muhammed Allahın sevgilisidir.  Sahabeler hayranlıkla geçmiş rasullerin faziletini müzakere ediyorlardı Allah rasulü sas işitti ve onlara sokuldu “..Evet Allah İbrahim’i Halil edindi. Evet Musa’yı Kelîm edindi, Ademi Seçkin kıldı. Beni de kendisine Habîb “sevgili” edindi övünüç yok. Kıyamette ilk şefaat edecek benim, Cennet kapısını ilk çalacak benim ve bana açılacak, gelmiş geçmiş en mükerrem kul benim övünç yok..” buyurdu Tirmizi isa erdoğan ———————  Konuyla ilgili deliller: ٢٤- [عن عبدالله بن عباس:] أنا حَبيبُ اللهِ ولا فَخرَ، وأنا حامِلُ لِواءِ الحمدِ يومَ القِيامةِ ولا فَخرَ، وأنا أوَّلُ شافِعٍ وأوَّلُ مُشفَّعٍ يومَ القِيامةِ ولا فَخرَ، وأنا أوَّلُ مَن يُحرِّكُ حِلَقَ الجَنَّةِ؛ فيَفتَحُ اللهُ لي فيُدخِلْنيها، ومعي فُقراءُ المُؤمِنينَ ولا فَخرَ. شعيب الأرنؤوط (ت ١٤٣٨) ٢٥- [عن عمرو بن قيس:] نحن الآخرونَ ونحن السابقون يومَ القيامةِ وإني قائلٌ قولًا – غيرَ فخرٍ – إبراهيمُ خليلُ اللهِ وموسى صفيُّ اللهِ وأنا حبيبُ اللهِ ومعِيَ لواءُ الحمدِ يومَ القيامةِ وإن اللهَ وعَدني في…

Tanrılar (âliheh)

Bazen bir kitabın başlığında, bazen bir videoda hatta çocukların izlediği bir çizgi filmde duyarız “Tanrılar” lafını. Sizi bilmem ama ben nerede ne zaman duysam kızarım hatta diyenlere söverim.. Nedenini anlarsınız. Allahtan başka tanrı olmadığı için. İlah=tanrı. Çocukların bilinçaltına şirk’i empoze etmeye çalıştıkları için.. Sonra şöyle bir inkişaf oldu: Tanrılar lafı içinde Allah yokmuş meğer. Bu bende ciddi bir rahatlama sağladı. Yokmuş derken yani hem Kuran’ın hem Hadisin dilinde “tanrılar, arapçası: âliheh” ifadesi Allah’ı kapsamıyor. Allah (Azze ve Celle) o çoğul ifadenin içinde girmeyecek kadar yüce ve münezzehtir.. Hatta bu konuda alimlerimiz o kadar hassas hareket etmişler ki, Lafzatullah değil çoğul bir ifadenin parçası olmak, Allah 2’si olan “1” rakamıyla “bir olmaktan” da münezzehtir, çifti olan “tek” ile tek olmaktan da münezzehtir. O yüzden Allah ehaddir. Ehad’in ne 2’si var ne de çifti.. Elhamdülillah “Kul HuwAllahu Ehad..” “TANRILAR” SADECE “PUTLAR” DEMEKTİR Kuranda “tanrılar” lafının Allahı kapsamaksızın sadece “putlar” demek olduğuna örnekler: “Siz yoksa Allahtan başka “tanrılar” olduğuna mı tanıklık ediyorsunuz..” En’am 19 “İsrailoğullarını denizden geçirdik, derken kendilerine ait putlara tapınan bir kavme rastladılar ve İsrailoğulları “Ey Musa bak bunların tanrıları (putları) var, sen de bize bir tanrı (heykel, put) yapsana” dediler. Musa dedi ki siz zır cahil bir topluluksunuz” Araf 138…

Tatilde İmam ve Cami’ye Dair 2 Hatıram
Genel , Hatıralarım , İslami hayat / 14 Ekim 2021

1. Hatıram Merhum Hasbi hocanın bir kıssası vardı hani “Bir eşek düğüne davet edilmiş de, eşek “durun semerimi alıp geliyorum” demiş. Ne semeri! düğüne gidiyorsun düğüne, işe değil” demişler. O da “ben eşekliğimi bilirim semerimi yanıma alıyım da ne olur ne olmaz, belki bana su taşıtırlar..” demiş. Hasbi hoca merhum burada sözü ele alıyor: “O bir eşek olarak eşekliğini unutmuyorsa ben de bir hoca olarak hocalığımı unutmamam gerekir. Düğüne de çağırılsam, cenazeye de çağrılsam her vakit hazır olmalıyım. Her vakit bana bir görev verebilirler “sen hocasın hadi bir vaaz et bir dua et” diyebilirler.. Bu kabilden.. 2 haftalık tatilde 2 defa cuma namazı kıldırdım, cuma vaazı yaptım. Biri benim memleketim Yozgat Sarıkayada diğeri kaimpederin memleketi Osmaniyede. Doğrusu Cuma cemaatine konuşmayı seviyorum. Çünkü biliyorum bunların çoğu bi-namaz. Camiden namazdan ilimden fetvadan uzak kişiler.. Vaaza ihtiyaç var. Sarıkayada bizim mahalle imamının işi varmış cumayı bana teklif etti. Birinci hutbeyi telefondan Diyanetin hutbesini okudum, ikinci hutbede araya girdim doğaçlama yaptım.. “Cemaat size bir uyarım olacak” diyerek başladım. Turkiyede yapılan bir araştırmada beş vakit namaz kılanların sayısı dörtte bir kişi imiş..” diyerek konuya girdim. Namazın 5 vakit farz olduğunu mutlaka bu namazı kılmamız gerektiğini anlattım. Allah’ın emri bir tek secdeyi terk ettiği için Azazil…

Talha Hakan Alp’e Açık Mektup…

Not: Bu mektup Talha Hakan Alp video twitter’da inkar açıklaması ve akabinde çektiği ilk videodan hemen sonra eski bir arkadaşı Ömer Faruk Tokat tarafından yazlmştır. Hakan’ı tanımlama ve yaşadığı krizin ne olduğunu anlama konusunda faydalı bir yazıdır. İlim ehli okusun Sevgili dostum Hakan, Ben Ömer Faruk Tokat. Herkes soruyor, nedir bu !? Bir tefekkür krizi mi, derin bir sorgulama mı hayatımızın farklı dönemlerinde yaşadığımız travmaların dışa vurumu mu… ya da bir  “1 nisan şakası” mı, bir gonga vurma mevzusu mu ..? Yaklaşık 10 yaşından itibaren birlikteliğimizi ve derin irtibatımızı bilen ortak dostlarımızın bu minvaldeki sorularına muhatap olduğumu tahmin ediyorsundur. Son attığın twitler ve youtube’da yayınladığın video akabinde artık onları geçiştirmek doğru olmazdı. Kaldı ki kendim de inan çok şaşırdım, anlam veremedim ve sana bu açık mektubu yazmaya karar verdim. Yeni konuşlandığın mevzide eleştirilere daha açık olman beklenir. “Özgür” olmanın, bir bedeli olsa gerektir. Seni yakından tanımayanların bir kısmı, niyetleri nedir bilmem ama meseleye Freudyen bir yerden bakmışlar. Freud bazı saptamalarında elbette haksız değil. Ama bu, konumuzu tek başına anlatmaya yetmez kuşkusuz. Nevrozun kaynağı olan bilinçaltı çatışmaları, cinsel dürtülerin yani libidonun insanın entelektüel üretimine etkisini, bu dürtünün travmalarını, bunların insanın başına ne işler açtığını vs uzun uzun anlatmış Sigmund Freud… Elbette…

Ömer Nasuhi Bilmen ve İsmailağa

Türkiyenin 5. Diyanet Reisi olan Ömer Nasuhi Bilmen Rahmetullahi Aleyh gerçekten büyük ilim sahibi, ilmiyle amil ve takva bir zattır. Ve İsmailağa Tekkesiyle münasebeti Mevlana Ali Haydar efendinin Heyet-i Telifiye Dairesinde hem katibi hem yakın dostu olması.. Bu dostluğun neticesi ara ara İsmet Efendi Dergahına gelir Mevlana Ali Haydarı ziyaret ederdi.. Bu ziyaretler neticesinde Mevlana Mahmud efendi Hz ile tanışmış ve zühtünü ilmini cehd-i takvasını takdir ediyordu. O yıllarda camilerde mikrofon kullanımı yayılınca bir hayırsever İsmailağa Camiine de mikrofon tertibatı yaptırır ve İmam Mahmud Efendi hayırseverin gönlü kırılmasın için o an söktürmez. Ömer Nasuhi efendi bir ziyaretinde İsmailağadaki mikrofon hoparlörleri görür ve üzülür “Mahmudum sen de mi..” diyerek serzenişte bulunur. ve Mahmud Efendi hazretleri atmaya dünden razı, hemen söktürüp kaldırtır. O gün bugün ne namazlarda ne de ezanda hoparlör kullanmaz, ne kadar baskı da yapılsa, şikayet de edilse takvadan sünnetten taviz vermez. Ömer Nasuhi efendi de resmi makamlarda ve İsmailağa’yı müdafaa etmek gerektiği her yerde öyle dermiş “istiyordum ki İstanbul’da en az bir cami namazı Rasulullah’ın namazı heyeti üzere kılsın. Bu cami burası, Mahmud Efendinin camisi olmaya sezadır” Mahmud Efendi hazretleri de gerek müftülerin gerek cemaatlerin zaman zaman ettikleri bazen şikayet, bazen de öğrenme maksatlı “neden mikrofon kullanmıyorsunuz” sualine “Ömer…

Ahmet Meral Hoca Hakka Yürüdü

Ölmeyen Diri Allah’ın yüce Adıyla  İsmailağa camiasının emektar cefakar alimlerinden Ahmet Meral Hoca 56 yaşlarında kovid-19 dan vefat ederek bugün Hakka yürümüştür. Allah rahmet eylesin mekanı Cennet olsun makamı âlî olsun. Ahmet Meral hoca kimdir ? 1965 Bursa doğumlu olan Ahmet Meral hoca camianın bilinen takdir edilen kıdemli hocalarındandır. Mahmud Efendi hazretlerini 80’li yıllarda tanımış intisap etmiş ve henüz 17 yaşında iken baba mesleği olan iplik imalat işini bırakarak ismailağa Çınaraltı medresesine girmiş ve İslami ilimler tahsilini yaparak Mahmud Efendi hazretlerinden icazetini almıştır. Ahmet Meral hoca 1992 yılında ilk medresesini açmış ve o tarihten bu yana okutma ve ilmi faaliyetlerine devam etmiştir. Ahmet Meral hoca talebelik yıllarında aldığı eğitimle yetinmeyerek hocalık yaptığı esnada Ali Kara hocayla da dersler okumuş ve bilhassa Mahmud Efendi hazretleri nezaretinde ismailağa camii içinde Şaban Sadoğlu Hocaefendi sunumuyla verilen Tefsir ve Usulü Fıkıh derslerine de uzun yıllar iştirak ederek yüksek tahsilini tamamlamıştır. Bu niğmet o zaman hocalarının hepsine nasip olmuş büyük bir devletti.  Ahmet Meral hoca Babacan, talebe dostu, yardımsever, sevecen bir kişiliğe sahipti. Mütevazı idi. Asla kimseyle polemiğe girmez, haksızlığa uğrasa sabreder, hakkını almak uğruna bile olsa sert kırıcı olmaz, ısrarcı tutumlara girmez, Allah’a tevekkül eden sessiz sakin bir zat idi. Bu yönüyle hem hocalar…

Diplomayı İnkar Yolunda Kullananlar 4

Takipçilerim bilir, Bizler işini doğru yapan, ilmi tespitlere yalan dolan katmayan bilim adamlarını destekliyor ve fakat sahtekar bilimcilerin de ensesinde, bilimse! yalanların karşısında onlarla mücadelemizi daima yapıyoruz. Kendilerine “bilim insanı” denen ve ancak bilimi ideolojik emellerine, milleti deist, ateist yapmaya alet eden bir komite var dünyada. Bunlar Allah’ın sanatını, yani bilimi, kasıtlı bir şekilde Allaha iman etmekten insanları engellemek için kullanmaktalar. Halkın cehaletinden istifadeyle, Allah’ın birliğine, kudret ve azametine delalet eden her bir hadise üzerine bilimsel bir kılıf, bir örtü atarak hadiselerin ayet ve işaret olma yönünü gizlerler ve böylece akılları Allah’tan saptırmaktadırlar. Okudukça, lise üniversite devirdikçe Allah’tan Dinden daha fazla uzaklaştıklarının sebebi budur. Cübbeli hoca da o sözde bilimsel yalanlardan nicesini ifşa etmiştir. Dün dinlediğim bir sohbetinde de bir Psikologdan bahsediyor.. “mikrofon uzattılar herif başladı demeye, neymiş “18 yaşına kadar çocuklara din anlatmak doğru değil miş!” Yahu zaten 18den sonra anlatsan ne fayda! Sonra ne diyor “ancaaak, tek bir din değil de diğer dinler de anlatılırsa o zaman zarar etmez miş..!” Bak şunun dediğine hele.. Ben de merak etmeye başladım bu psikolog diplomayı kiliseden mi almış aceba nereden almış!? Son dediği ile kendini ele verdi, Kendi kendiyle çelişti. Yaw tek din anlatılınca zarar ediyorsa diğer dinler de anlatılınca hepten…

Safer Ayı Uğursuluğu Konusunu Tecrübeyle İspat

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla “Safer ayı uğursuzluğu” veya “safer ayı bela ayı” veya “safer ayı Allaha sığınma, dua etme ayı” her ne denirse.. hepsi aynı şeydir. Bütün bu ifadeler Safer ayının diğer aylardan farklı olduğunu düşünmektir.. Gerçekten farklı mıdır ? Safer ayı gelince Allahın muamelesi değiştir mi, sırf o ay girmiş diye bela inmiş mi ? Vakia, realite bu işe ne der ? Bu çalışmada sorunun cevabını bulmak için istikra (tümden gelim) yolundan gideceğiz. Yani “Safer Ayı uğursuzluğu “var mı yok mu” öğrenmek için rivayet edilen sözlere değil, inmiş ve yaşanmış belaların, musibetlerin gerçek hayatta hangi mevsimde, hangi ayda indiğine bakacağız. Bu herkes için yeterli bir delil olur.  Mesela Cübbeli Hoca.. Bu hocamızı herkes tanır ve Türkiye Müslümanları için önemli bir şahsiyettir. Bir söz söylese anında Türkiye’de gündem olabiliyor nitekim.. Safer ayının uğursuz bir ay olduğunu savunanların da öncüsüdür bu zamanda. Malumdur ki insanlar inançlarıyla imtihan olurlar. Yani bu ay “uğursuzluk ve bela ayı olduğuna” inanan kişi bu inancı istikametinde imtihana maruz kalacaktır. Çünkü Kutsî bir hadiste “Ben kulumun zannı üzereyim” buyurur Mevla.. Şu halde bu ayda en çok imtihan olacak kişiler bu ayın uğursuz, bela ayı olduğuna inananlar olacaktır.. Sadece bu hakikat bile bizlerin bu görüşü tercih…

Kelimeler Harfler ve Gizli Anlamlar

Beyanı öğreten Allah’ın yüce Adıyla.. “KK” Bu iki harfi yanyana görünce nasıl okursunuz ve aklınıza ne gelir ? KaKa ? KeKe ? Ben bazen plakalarda görürüm aklıma PKK gelir. Başında P olsa oldu PKK” diye yorum yaparım. Harfler kelimelerin rumuzudur. Bir çok kelime baş harfiyle remzedilir. TC Türkiye Cumhuriyeti demektir. KK ise alfabedeki telaffuz kuralına göre ka-ka diye okunsa gerekir ve iyi bir şey anlatmaz. O yüzden PKK sempatizanları pekeke diye okumaya özen gösterirlermiş.. Bense bunda ilahi bir uyarı olduğunu düşünürüm. Sanki ezeli takdir bizi peşin peşin uyarmaktadır “Dikkat edin o habis bir oluşum” demektedir !  Siz isterseniz “bu tür plakalar tesadüfen oluştu” deyiniz. Ben kasıtlı yapıldığını düşünüyorum. Hele bir zamanlar plakalarda neydi o FG furyası ! İstanbul trafiğine çıktığımda mutlaka bir kaç tane FG görüyordum. Birileri belki de para verip özellikle çıkarıyordu! Dönelim biz KK’ ya.. söyleyin, bu hangi siyasi ismin baş harfleri ? Ne dersiniz, bunda da ilahi bir ikaz bir tüyo var mıdır ! Evet kelimeler harfler önemlidir. Çünkü mana onlarla ifade edilir. Simge, sembol gibi. Kendi dilimizde söylersek kelimeler mananın “şiar ve alameti” dir. O yüzden Sahabenin Rasulullaha “Râinâ” demesi Allah’ça yasaklanmıştı. Salâtü selâm olsun. “Râinâ” Yahudi dilinde fena bir anlam ifade ettiği için. Onu yerine…