Kanserden açıldı konu, Muhtar Sami abi anlattı. Yüksel Dikköz adında bir komşum, samimi bir dostum vardı.. Kansere yakalandı doktorlar buna sadece bir aylık ömrün var” gidicisin ona göre dediler.. Bu mütedeyyin samimi bir dindardı.. Allaha tevekkül etti Allahtan umut kesilmez dedi ve kitaplara baktı bilenlere sordu gitti attarlardan otlar vesaireler aldı kendi kendine ilaçlar yapardı.. böyle böyle 14 sene daha yaşadı. Yalnız mübarek adam çok sigara içerdi. bırak artık şu mereti derdik ciğerlerin kanser olmuş gidicisin derdik “atın ölümü arpadan olsun” diye şaka yapardı.. Allah rahmet eylesin.
Biri bir şey anlatır da Mustafa amcanın o konuda anlatacağı olmaz mı ! İllaki vardır, oldu da..
Mustafa amcamız söze başladı “Biz de Hanımı deri altında su toplanma şikayetinden hastaneye götürdük, Yeni yapılan o büyük araştırma hastanesi (Medipol, Bağcılar) hemen yatış verdiler.. tam üç hafta yattı, yattı. Bütün doktorlar toplandılar 15 tane doktor heyet halinde üç hafta boyunca araştırma yaptılar. Araştırdılar araştırdılar, herkes kendi branşı üzerinden hastayı inceledi ve “kanser” dediler, hem de kötü huylu olanından “bunun kurtuluşu yok” dediler. Baktım benim hanıma hiç telaş yok “sizin dediğiniz o hastalık yok bende” dedi “bende olsa olsa tüberküloz” vardır dedi. Muhtar gülüyor “bunlar hepsi hoca baksana ! Teyzem bir de teşhis koyuyor, Tüberküloz :)) Mustafa amca devam ediyor: Aradan bi zaman geçti hastaneden aradılar “çabuk gelin” gittik, buyurun ? Yaw teyze biz ne bilelim senin kalp gözün açık olduğunu, dediğin gibiymiş, senin hastalığın kanser değil. Kanser değilsin” dediler. Mustafa amca bu ne zaman oldu? “dört buçuk yıl kadar önce”
Mustafa amcanın fıkra gibi hikayeleri çoktur. Babası Abdurrahman Çağırıcı mahallenin emektar imamıymış.. Hicret camii bu halini almadan daha baraka iken imam oymuş.. muhtarı da nice arkadaşlarını da yola o almış.. Her pazar bunları Mahmud efendinin sohbetine ve sair hocaların sohbetlerine alır götürürmüş.. Abdurrahman hoca mübarek bir zatmış. Nasrettin hoca gibi de nüktedan ve lafı ağzında hazır cevapmış. ama her konuda anlatacağı bir hikaye bir kıssa mutlaka olurmuş.. önce anlatır sonra da onu güncel bir konuya bir yere bağlarmış..
Mustafa amca bu konuda babası gibi.. “Her kişinin babayiğtliği sökmez” konusunda şunu anlattı
İlçede bir berber varmış berberden içeri bir adam girmiş koltuğa kurulmuş berbere “ben paşa köylüyüm beni sabunsuz traş et” demiş berber adamı sabunsuz kuru kuru traş etmiş adam kalkmış forsuyla gitmiş.. Bunu gören bir başkası oradakilere forsunu göstermek için o da oturmuş koltuğa “ben de Paşaköy’lüyüm beni de traş et.. sabunsuz” demiş. Berber usturayı kuru kuru bir iki çekince adamın gözleri yaşarmış acıdan.. bakmış olacak gibi değil “Aslında ben Paşaköyün az dışındanım, biraz sabun sürebilirsin” demiş :))
Muhtar anlatıyor: Bu Mustafa amca acaib bir adam.. Bundaki çalışma azmi kimsede yok. Gençleri bu yaşında cebinden çıkarır.. Bir gün duyduk Mustafa abi ameliyat olmuş hemen hastaneye gittik geçmiş olsuna.. Hastaneyi aradılar taradılar Mustafa abi yok ! Yok gitmiş herhlade dediler kalktık evine geldik evinde ziyaret edeceğiz evde de yok! Nerede ? Dediler o çiftliğe çalışmaya gitti” Adam ameliyat masasından kalkmış işe gitmiş :)) Dur durak bilmez öyle çalışır.. Bazen şaka yapıyoruz Mustafa abi yeter kazandıkların biraz da al yengeyi yanına gez harca paralarını ye, bak yiyemeden gidecen ahirete.. Böyle takılıyoruz. Mustafa amcaya yaşını sordum 72 dedi.. Hala dimdik ayakta sabah akşam çalışır hiç boş durmaz.. Camimizin mütevelli heyeti başkanı, bu hizmetler hep onun eserleri.. Allah selamet versin
Cemal hoca: Bir hastamın kolu kırıldı, memlekette alçıya almış hastane ancak eğri tutmuş.. ameliyatla kırılarak yeniden yapılması gerekiyor dediler. Buradan tanıdık bir profesör bulduk “hiç gerek yok, tamam biraz eğri ama siz bunu gözle fark edemeyecek kadar az. Kolun çalışmasında hiç sıkıntı olmaz, şimdi üzerinden 3 ay geçmiş kol kaynamış.. Ameliyatla kırmak, yeniden tutturmak.. kendi hastam olsa yapmazdım size de tavsiye etmiyorum” demiş ve vaz geçtik bu şekilde devam edecek”
Yüksel Abi: Hocam senden önceki hoca benim köylümdü.. yakın da dostluğumuz vardı belki burada 20 sene görev yaptı onun zamanında bu odaya bir kere girmiş değilim. burası ne güzel ne ferah odaymış.. (not: benzer sözleri başka arkadaşlardan da duydum)
Abdullah hoca: Bir hayırseverin desteği ile karşıda 10 dönümlük yer aldık cami inşaatını başlattık. Medreseyi de ikinci aşamada yapacağız.
İsa ER: Bu Abdullah hocanın yaptığı 3. cami. İlk ikisi burada Mahmutbey mahallesinde. Maşallah dedik ve imrendik gönülden destekliyoruz. “Sizde durumlar nedir” sorusu üzerine: Biz de mahallede kız medresesi başlattık, hafızlık ve arapça.. Ailem ve Kızım var başında
Yüksel abi: Oo hocam çok iyi olmuş biz de bizim çocuk için hafızlık kursu arıyorduk.. Bu Abdullah hoca bizim camimizde çok hizmetler etti. Buraları canlandırdı şenlendirdi.. Bir gün izine gittim memlekete bir geldim baktım ki her şey durmuş, buralar ıpıssız olmuş.. ne oldu diye sorduk ? Görevliler dışarıdan hoca gelmesini istemiyor sohbet vaaz edilecekse biz ederiz diyorlarmış” ve onlar başlamış.. Millet bir gelmiş vaaza, iki gelmiş sonunda bırakmışlar daha da gelmemişler..
Abdullah hoca: Biz burada akşam yatsı arası talebe okutuyorduk, en az elli kadar çocuk geliyordu 20 kadar da yetişkin. Gençleri ben alıyordum yetişkinleri de müezzin.. her hafta başka bir hocaefendiyi buraya sohbete çağırıyorduk erkekler üstte kadınlar alt katta.. buralar ful doluyor taşıyordu.
İsmail Abi: Yatsıdan sonra da cemaatten İsmail kardeş geldi bir iki sorusu varmış beş dakikanız var mı ? buyurun dedik ve geçtik tekrar imam odasına.. ilk sorusu “Fındık tarlasında içşilere harcanan para zekat/öşür matrahından düşülecek mi ? Cevap: Hayır düşülmez. İkinci soru: Kuveyttürk’ün mobil uygulaması üzerinden altın almak caiz mi ? İsmailğağa hocaları caiz değil diyorlar.” Cevap: en sağlam fetva bu. Bazı hocalar o anda altın hesaba tanımlandığından bu “hükmen kabz’dır” diyerek fetva veriyorlar. Üçüncü sorusu da işyerinden bir arkadaşı adına: Kuveyttürk hesabındaki parayı “kar ortaklığı” hesabına yatırıp aylık kar almakta sıkıntı var mı ? cevap: caiz
Hasbihladen çıkan öğütler:
1) Şifa Allahtandır. Doktorlar “bunun şifası yok” dese de sen Allaha tevekkül et ve şifa sebeplerine sarıl, sen Allah’ın elinde şifa olduğuna daima inan. Hem doktorun “şifası yok” demesi doğru değil. Doktor ancak “bunun devası yok” diyebilir. Deva ilaçtır. Şifa başka şey, deva yani ilaç başka şey. Bazen deva ile şifa arasında doğrudan bir münasebet olmasa bile kişi şifa bulabilir. Belki de Mustafa amcanın hanımı bu şekilde kurtuldu.
2) Hoca arkadaşlar cemaatlerini bazen odaya alıp hususi sohbet etmeleri, çay vs ikram etmeleri olumlu bir davranış olacaktır.
3) İnsanları Mahmud efendi, Ahmed efendi gibi ihlaslı zatların sohbetlerine götürmek çok tesirlidir, şuurlanmaya, hidayete vesiledir. Herşeyi ben yapacağım diye zorlama. Allahın sunduğu niğmetlerin kıymetini bil ve kullan.
4) Çalışan her yerde muvaffak olur. Kurak sandığı bölgesi hakkında “burada iş olmaz” dememeli. Sen yeter ki ihlaslı ol. İhlasın şartı da “benliğini geri planda bırakmak, kişi hep “ben yapacağım, ben görüneceğim, ben ben” derse hiç bir şeye muvaffak olamaz. Ben nefistir, Allahın hasmıdır. Allah bencillik yapanları sevmez.
5) Önemli konularda, hayati mevzularda bir tek doktorun bir tek hastanenin kararıyla hareket etmemek lazım. “Her bilenin üzerinde bir bilen vardır”
isa erdoğan, 22.11.2021 istanbul


Yorum Yapılmamış