Allahın yüce Adıyla.. Okulda öğrenciler sormuşlar “Allah kulların cehenneme gideceğini bildiği halde onları neden yarattı? Yani “bile bile onları yakacak acı verecek!” demek istiyorlar.. Kısa Cevap: Allah bütün kullarını aslında Cennete gitmeleri için yarattı. Bak hepsine Cennette yerler yurtlar yaratmış, eşleri köşkleri sofraları her şeyleri şimdiden hazır.. Ama bazı kullar Cenneti değil Cehennemi tercih ediyorlar.. Bu Allahın suçu değil. “Allah kullarına zerre haksızlık yapmaz” Nisa:40 Tıpkı zayıf alacağını, sınıfta kalacağını bildiği halde öğretmenin bütün öğrencilerini imtihana sokması gibi.. “İmtihan olmasın, herkese karnesi, diploması pekiyi ile verilsin, herkes tıp fakültesine girebilsin, herkese dolgun maaşlar ödensin” demek nasıl çocukça, hakikatlerden uzak bir hayal ise “herkes cennete gitseydi, cehennem olmasaydı..” demek de böyle bilgiden yoksun, çocukça bir hayaldir. Çocukça ama masum bir hayal değildir. Çünkü bu düşüncede şeytanın parmağı var; şeytan böyle masum düşünce gibi kulun kalbine Allah’a itiraz ve isyan düşüncesi sokmaktadır, bunun bir sonraki durağı ise inkar ve küfür olacaktır Allah muhafaza. Açıklama 8 madde içinde : Soruyu soran Allah’ı, Cennet ve Cehennemi bildiğine göre inançlı, müslüman evladı. Şu halde biz Kuran Ayetleri ekseninde konuşalım ki cevap kesin ve net olsun. 1) Mülk Allahındır. O mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Kimse Onu sorgulayamaz, Herkesi sorgulayacak olan Odur [Enbiya:23] Allah’ı sorgular gibi…
Bir hoca Kuranın bir ayetini teferans tutarak kadının icabında kocası tarafından dövülebileceğini uzun uzun anlatıyor: “Maksad kadına eziyet vermek olmadan erkeğin itaatsiz karısı karşısındaki acizliğini ve stresini gidermek ve böylece anlaşıp barışma yoluna gitmek ve evliliği sarsacak radikal katarlar almaktan kurtulmak olduğunu..” izah ediyor.. Bu aslında çok eski bir konuşma. Ancak 8 Mart Dunya kadınlar günü denilen bir zamanada şeriat karşıtı medya organları tarafindan kasıtlı olarak bu videoyu internette televizyonlarda o kadar yayımlanıyor ki bir anda Türkiyenin gündemine oturyor ve sn Cumhurbaşkanı da bu konuda açıklama yapma gereği duyuyor. Kısaca söyledikleri: “Din adamı olarak ortaya çıkıp da kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup dinimizde kesinlikle yeri olmayan bazı içtihatta bulunan kişiler ortaya çıkıyor. Anlamak mümkün değil. Bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada yaşıyorlar. Çünkü İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi var. Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız.Beni birçok hoca efendi tefe koyacak o ayrı mesele. Rabbim bizi tefe koymasın..” Aslında Reis Osmanlının son hazırlattığı iskam hukuku Mecelle-i Ahkam-ı Adliyede gecen bir hükmü söylüyor: تبدل الأحكام بتغير الأزمان “Zamanın değişmesiyle islamın bazı hükümleri de değişebilir..” Tabi burada değişmesi mümkün olanlar muamelat kabilinden olan içtihatlardır. Çünkü hakkında nass (Dîni metin) varid…
Özet : – Diyanet ve İlahiyat şöyle demekte : insanımızı bozuk akımlardan, sahte mehdilerden korumak görevimiz. Bunun için “İslamda mehdi inancı yok! demeliyiz” + Ama Sahih hadislerde Mehdi var ? – O zaman o hadisleri de inkar ederiz. Akla ve bilime uymuyorlar çünkü ! + Bu durumda “akıl ve bilim” sizin Din tespit ölçünüz ! Bu ölçü ile hareket edecek nesiller Dini her türlü şekle sokarlar, kırparlar yontarlar ve akibet ortada ne Din kalır ne Diyanet ! Böylece kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz ! Tafsilatlı Yazı: Sahte mehdileri yıkmak isterken Dini temelden yıkmak ! “Gençleri bozuk akımlara kapılmaktan nasıl koruyabiliriz” konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı bu günlerde bir çalışma yapmış ve rapor yayınlanmış. Raporda dikkatimi çeken husus, gençlerin Adnan Oktar gibi “ben mehdiyim” diyen kişilere ilgi duyduğunu tespit etmeleri, çözüm olarak da gençlere “İslam dininde kişilerin bir mehdi arama ve tabi olma gerekliliği olmadığını öğretmek” olacağını ifade etmeleridir. Yani kısaca “Halkın Mehdi inancını yıkmalıyız!” demişler. Mehdî inancını yıkmak gerçekten çözüm müdür ? Yoksa Din hayatında daha büyük yeni sorunlar üretmek midir ? Bizce asla çözüm değil. Çözüm olmadığı bir kere şuradan belli; Bakınız Türkiye ilahiyatçıları otuz kırk yıldır “Mehdi beklemeyin gelmeyecek” derler ve ancak “gelecek” inancı canlı bir şeklide varlığını korur…
Çarşafın Kuran kıyafeti olduğu gerçeğini mantıkî delillerle ispat Özet: Allah kadınlara tesettürü emretmiştir. Bunda şüphe yok. Tesettür örtünme demektir. Şu halde bir kıyafet ne kadar çok örtücü olursa Allahın emrine o denli sarılmak olacaktır ki bu çarşaftır. Çünkü en çok örten kıyafet budur. Açıklama: Ahzab:59 ..ve müminlerin kadınlarına da söyle üzerlerine cilbab çeksinler.. Ahzab:53 ..ve Nebi eşlerinden bir şey soracağınız zaman perde arkasından sorun. Bu kalplerin temiz kalması için daha uygun.. Nur:60 evlenme ümidi kalmamış kocakarı da olsalar kadınlar iffetli davranıp dışarı kıyafetini kuşanmaları daha iyi olur.. Ahzap:33 Peygamber eşleri eğer takva olmak istiyorsanız.. dahi evlerinizde oturun önceki cahillik döneminde ki gibi süslenip sokağa çıkmayın Bu ayetler ekseninde Tesettürün varlığını herkes kabul ettiğine göre, şimdi mantık ve akıl konuşacak: Tesettür s-t-r kökünden gelir ve örtmek gizlemek demektir. Insanı başkalarının gözünden gizlemenin aracı 3 şeydir: ev, perde ve kıyafet. Burada konumuz 3.sü yani dışarı kıyafeti. Malumdur ki “örtme, örtücü olma” vasfında kıyafetler içinde en düşük olanları var ve en yüksek olanları var. En düşük olanlar üç çeşittir. 1) Tülden imal edilmiş transperan gibi şeffaf kıyafetler. Bunlar boydan olsalar da cesedi örtmez gösterir. 2) sterç gibi dar olanlar. Bunlar da cesede yapışır ve kadın fizikini belli eder örtmemiş olur. 3) Dekolte kıyafetler….
Konular: 1) Takva nedir ? 2) Takvanın fayda ve faziletleri neler ? 3) Takvanın mertebeleri nelerdir ? Takva Nedir ? Takva veka, vikaye kökünden, Sakınmak korkmak çekinmek manasında isimdir. Kul Allahın azab ve gazabından sakındığı için takva olmuştur. Sakınmanın amelî ciheti Allaha itaat etmek demek şeklindedir. Takva sahibi kişiye “Mütteki” sakınan denir. Kuran-ı Kerimde takva şu kelimelerle geçer: (المتقين المتقون تقي التقوي يتقي يتقون ) Takvanın faydaları ve faziletleri : Kuran-ı Hakîm Takva kullara bir müjde ve hidayet kaynağıdır. (Meryem:97, Bakara:2) Takva Kulları Allah sever (Ali İmran:76, Tövbe:4,7) Takva kullardan Allah amellerini kabul eder, başka etmez (Maide:27) Takva kullar Allahın engin rahmetine nail olur. (Araf:156) Takva ehli cennet ehlidir, cennet onlar içindir (Ali imran:133, Kaf:31) Hayırlı sonuçlar, akibet Takva ehlinindir. (Hud:49, Kasas:83) Takvada en ileri olan, Allaha en yakın ve en sevimli olur (Hucurat:13) Takva olan kişiye Allah ‘furkan’ (hakkı batıldan ayırt etme nuru, yetisi) verir (enfal:29) Takva olana Allah sıkıntılarından bir çıkış kapısı açar, derdine derman verir. (Talak:2) Takva olanı Allah ummadığı yerden rızıklandırır, hiç hesap etmediği nasipler verir (Talak:3) Takva olanın Allah işlerini kolaylaştırır. (Talak:4) Takva olan kulu Allah günahlarını örter üstünü kapatır affeder (Talak:4) Takva olanın Allah ecrini muazzam verir mükafatını büyütür (Talak:5) Takva olanın Allah çabasını…
El-Şehid Olan Allahın adıyla.. “Demokrasi şehidi” dini bir tabir değildir. Ahiret makamı hiç değildir. Türkiye’de yaygınlaşan resmi bir ifade, dünyalık bir rütbedir. Türkiye literatüründe ‘şehit’ görevi başında öldürülen kişiye denmekteymiş. Haber peşinde ölen muhabire “Basın şehidi” dedikleri gibi. Bu açıdan “demokrasi şehidi” demokrasiyi koruma uğrunda vurularak ölmüş kişi olmuş oluyor. Çünkü darbeler, demokrasiye, yani seçilmiş hükümete yapılır, halkın irade ve idaresine yapılan saldırı kabul edilir. Darbeye karşı koyan halk da kendi seçtiği idarecileri, dolayısıyla demokrasiyi korumuş oluyor. Bu uğurda ölenler de bu zaviyeden bakınca resmen demokrasi şehidi olmuş oluyor. Allah nezdinde bu kişilerin durumu Doğrusu insanların ölen bir kişi hakkında ne dedikleri, ona ne tür bir isim, bir rütbe taktıkları pek de önemli değil. Çünkü kişilerin gerçek niyetlerini Allah bilir ve gerçek rütbe ve makamları Allah tayin eder. Nice “boşuna öldü, pisi pisine gitti” denilenler şehit olmuştur ve nice ‘şehit’ oldu zannedilenler de boşu boşuna ölmüştür Allah bilir. İslamda Şehit “Allah yolunda ölen, Allahın adını yüceltmek için katledilen” kişidir. Evinden çıkan kişilerin hangisi Allah için çıkıyor, hangisi nefis şöhret için çıkıyor biz bilemeyiz. Ancak şunu biliyoruz ki: Niyeti, hayatı, sireti daima Allah yolunda yürümek olan takva müslümanlar nerede ne şekilde ölürse ölsünler şehit olurlar. Bunlar vatanı müdafaa için, milletin dinini…
1) Allahın Ayetlerini; Şeriatı inkar edenle, değil bir olmak, yan yana bile oturma [Nisa: 140] 2) suçsuz insanları katleden, dağa çıkıp silahlı eşkıyalık yapan, asker sivil öldüren zalimlere azıcık bir meyl dahi etme yoksa cehennem ateşi sana da dokunur. [Hud 113] 3) Allah emreder emaneti ehline teslim ediniz. tağutu ret ve inkar etmek gerekli iken tağuta “iman tazeleyen” ve böylece “Allaha ancak şirk koşarak iman! eden” fasıkaya emanet teslim edilmez çünkü ehil değil. [Nisa:51] [Yusuf:106] [Nisa:58] PKK nın siyasi kanadı HDP yi destekleyenler 30 yıldır yaptıkları bunca azgınlık cinayet ve insan öldürme günahına ortak olur. “Hûd:113”
NEDİR YAZILARI Nakşibendi Tarikatı 13.07.2008 – 18:06 İmamı Rabbani Müceddidi elfi Sani der: Nakşibendi tarkatını diğer bütün yollardan üstün kılan şey, bu yolda “Rasulullah’ın sünnetine ittiba etmeye iltizam” var olduğu içindir. Sallallahu aleyhi ve sellem. Mektubat Hanımlar 13.07.2008 – 08:46 Allahın erkeğe lütfudur. Kadının yaratılışını beğeniyorsunuz değil mi !? Şu halde onu Yaratanı da beğenin, her şeyi ile.. gönderdiği dini, Şeriatı, peygamberi.. B.Ç.G 12.07.2008 – 07:55 B batı: batıdan ithal edilen değerleri korumak ve yaymak. batıdan olsunda ne olursa olsun. Ç çalışma: her ne kadar başaramasakta bu yolda çalışacaz bu yolda öleceez bizimde eğilimimiz buna, napalım! G grubu: Tanrısal değerlerin geçerliliğini ancak büyük gruplar kurarak azaltabileceğimizi düşünüyoruz. yoksa tozumu dumanımıza katarlar o şeriatçılar Abdur Rahman As Sudais 12.07.2008 – 07:47 ‘ Kabe imamı ‘ şeklinde telakki edilen manevi bir makamın sahibi. Arkasında namaz kılmak nasib oldu. Allah kabul eylesin. içli bir kıraati var. Suudlular Mısır tarzı kıraat yerine Sudeysi tarzı kıraati tercih ederler. Doğrusu ağdı andırdığı için hadisin maksadına daha muvafık gibi. Ama Abdussmed; Allah ondan razı olsun, Kuranı dinlemeyi dünyaya o sevdirdi. ………………. Gezinirken baktım yorum yazılmamış garib bir surette duruyordu.. Ben mazlumları her zaman müdafa ederim. ateist 11.07.2008 – 02:18 ateist kim imiş: Tanrı tanımayan imiş ! Be…
Allah’ın yüce Adıyla Türkiye müminlerinin emiri “Sen başımızda ol yeter” tebcilinin muhatabı o zat irticalen yaptığı bir konuşmada “İslamiyet’in güncellenmesi gerektiğinden” bahs etmiş, ve anlayışı kıt bazıları bu sözünden onu vurmak, gözden düşürmek hevesine kapılmışlardır. Doğrusu, bir müminin ettiği lafı müminler mümkün mertebe hüsnü zanla tevil ederek onu istikamet dairesi içinde tutmaya çalışmalıdır. Doğru yol budur. Bu yazı bu maksada mebnidir Güncelleme.. yani bugüne uyarlama. Kadim İslam literatüründe karşılığı olmayan bu yeni kelime bazı dînî ahkâmın zaman ve zemine göre yenilenmesi “ictihad” “Tecdid” veya “Teysir” şeklinde anlaşılabilir. Osmanlı imparatorluğu’nun son devrinde Osmanlı alimlerinin çıkardığı “mecelle-i ahkam-ı adliye” isimli şaheser’de “Ezmanın tegayyuru ile ahkamın tegayyuru inkar olunamaz” denilerek zamana göre dini hükümlerin değişebileceğine vurgu yapılmıştır. Sayın cumhurbaşkanı güncelleme derken bunu kastetmiştir diyerek meseleyi burada noktalayabiliriz. Konuya ilgi duyanlar için şöyle devam edelim Dinde tecdid/teysir tarihi Vahyin İnişine kadar uzanır. Kuran aslında Tevrat Zebur ve İncilin güncellenmesidir. Kuran içinde de Allah bazı ayetleri ‘nesh’ edip yerine başkasını indirerek ilk güncelleme işini bizzat kendisi yapmıştır. Mesela namazlar 2 rekat farz iken 4 rekat olmaya güncellenmiştir. İçki domuz eti serbest olmaktan haram olmaya güncellenmiştir. Zekat 1/4 den 1/40 olmuştur Her asırda yeniden yazılan Kuran Tefsirleri İslamı günün anlayış ve idrakine sunmak için olup bir…
Allahın Yüce Adıyla Peygamberimiz zamanında mezhep yoktu, şimdi neden var ? Mezhebe uymak zorunlu mu ? Islâm birliği için bütün mezhepleri reddeden kişinin tavrı isabetli midir? CEVAP MEZHEP Dini bir konuda Hakkı bulmak için gidilen farklı yollara, Bir meseleyi aydınlatmak için ileri sürülen farklı görüşlere denir. Peygamberimiz ümmettin başında olduğu asr-ı saadete bütün meseleleri Vahyin ışığında O bildirdiğinden ve sorular yalnız Ona sorulduğundan bir konuda farklı görüşler meydana gelmiyordu. Ama Peygamberimizden sonra yeni meseleler türedikçe, o meseleler ile ilgili “İslamın hükmü kararı ne olabilir” şeklinde bir mütala ve çalışma yapma gereği olduğundan ve alimlerin algı ve muhakemeleri, delilleri değerlendirme yöntemleri farklı olduğundan bir konuda farklı görüşler ve mezhepler zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Bugün mezhepleri yok sayan birisi kesinlikle yeni bir mezhep türetmiş olur. Yani bugün mezhepten kaçmak mümkün değil. varolan mezheplerin birisi içerisinde konumlanmak bu konuda yapılacak en doğru harekettir. Mezhepler neden ortaya çıktı •Peygamberimiz vefat edince yeni peygamber gelmedi. •Ümmetin din işleri alimlere tevdi edildi. Her alim kendi mezhebini tesis etti •Kuranı Kerimde dini konular hükümler maddeler halinde tek tek yazılmadı. Ordan çıkarmak alimlere kaldı. Onlar da farklı çıkarımlar yaptılar “Namazlar 5 vakit, 20 rekat farz 20 rekat sünnet 20 rekat müstehap. Namazın farzı 12, abdestin farzı 4, niyet…
Rahman ve Kahhar Olan Allah’ın Adıyla.. Allah’ın kitabı sapıtma kitabı değil, hidayete erme kitabıdır, yolunu bulma kitabıdır (isra:9). Ancak bu Kurana ‘Yürüyen Kuran; Muhammed aleyhisselam’ın penceresinden bakmayıp nefsanî arzu ve heves deliğinden bakanlar, Allah’ın muradını lisanına almak yerine, nefsinin muradını Allah’ın lisanıyla söyletenler Kuran ile sapıtmaya mahkumdur. (Bakara:26) Istedikleri kadar kendilerine ‘ehli kuran! desinler, ‘indirilmiş dinci! desinler.. Tarihte Müslümanların yolu Ehli Sünnet’ten (Nisa:115) ayrılıp cehennem yoluna sapan 72 islâm fırkalarının tamamı Kurancılık iddiasında olmuştur. Hepsi de Kuranı başucu kitabı yaptıklarını söylemişler ve ancak Allah Rasulünün nurlu Hadislerini arkalarına attıkları için haktan ve Kurandan sapmışlardır. (Enfal:42) Işte Kuran ile sapıtanların örnekleri: • Hariciler: İşit’in ataları olan hariciler çok kuran okuyan çok ibadet eden, kelimenin tam anlamıyla halisane Kurancı bir firka idi. Bunlar Hz Aliyi haşa tekfir ederken Hz Alinin Kur’an ile amel etnedigi gerekçesini one sürmüşler, Hz Ali buna son derece kızarak “Kuran Benim” demek zorunda kalmıştır. • Yine Hz Alinin karşısına Amr b As komutasında çıkan ordu Hz Ali taraftarlarını şaşırtmak için mızrakların uçlarına Kuran sahifeleri saplamışlar, Hz Ali’nin içtihatlarına karşı güya Kuran ile karşılık vermişler idi. • Mutezile: Bugünkü reformist, indirilmiş dinciler’in ataları olan ‘Mutezile fırkası’ da Hadislere değil yalnız Kuran’a ve akla öncelik veren bir tayfa idi. Kuranı…
Fikret Çetin Hoca’nın Caner Taslaman’a Yazdığı Ama C. Taslaman’ın Hala Cevap Veremediği Reddiye… “Bu âyetler ya hadis olsaydı Caner Bey?” [ Tipik bir Kur’ancı zihnin kod çözümü ] Bir üniversite hocası talebelerini imtihan etmiş ve aynı konu hakkında Gazzâlî ve İbni Teymiyye’den alıntıladığı iki pasajı değerlendirmelerini istemiş. Selefîliğin yaygın olduğu bir coğrafyada gerçekleşen bu imtihanda, öğrenciler İbni Teymiyye’nin görüşlerinin ne kadar da isâbetli olduğunu uzun uzun yazarlarken Gazzâlî’nin hatalarını da tek tek sıralamışlar. Ne ki neticeler açıklandığında öğrenciler tam bir hayal kırıklığına uğramış. Hoca durumu izah etmiş: “İbni Teymiyye’nin zannederek ne kadar doğru olduğunu uzun uzadıya anlattığınız sözler gerçekte Gazzâlî’ye aitti. Hatalarını bir bir saydığınız kişi ise aslında İbni Teymiyye idi. İsimleri yer değiştirmiştim.” Bir arkadaşımın anlattığı bu ibretamiz hâdise, genel bir insanî ârızayı en yalın hâliyle gözler önüne sermesi bakımından şâyân-ı dikkattir. İnsanlar ne söylendiğinden ziyâde kimin söylediğine bakarlar. Sözün ne dediği nasıl dendiğinin ardında kalıverir çok kere… Çokluk öze bakmaktansa kabukla meşgûl olur. Nitekim markalar, etiketler kaliteden bîhaber genel halk kitlesi içindir. İşi bilen adamlarsa markayla değil malın kendisiyle ilgilenir. Pazarda durum bu olduğu gibi, fikir ve inanç dünyasında da vaziyet bundan farklı değildir. Zira düşünmeyi becerebilmek büyük nisbette doğuştan gelen bir kâbiliyet değil, tâlim ve terbiye ile…
بسم الله الرحمن الرحيم Sevilmeye layık tek varlık Yüce Allah’tır. Bu halk onun bu kalp ona aittir. Ona olan sevgimiz koşulsuz, zatîdir, zâtî olmalıdır. Onun dışındaki bütün sevgiler arazîdir, hale ve şarta bağlıdır Yani Allah Allah olduğu için koşulsuz sevilir şu veya bu sıfatından, fiilinden dolayı değil. Nimet ikram rahmet merhametinden dolayı da değil.. Buna tasavvufta ‘muhabbet-i zatiye‘ denilir. Böylesi bir muhabbet Ancak Allah’a lâyıktır. Onun dışındakiler ise Allah’tan ötürü, Allah yolunda, Allah için sevilir. Peygamber sevgisi de böyledir. “ALLAHI seversiniz, beni de Allah için seversiniz, Ehl-i Beytimi ise benden ötürü seversiniz.” Hadis-i şerif Ancak esefle müşahede ediyoruz ki bazı insanlar birilerini Allah sever gibi sevmektedirler. Bu sevilen kişi bazen bir kadın, bir artist, bir şarkıcı, bir futbolcu bir siyasetçi olurken bazen de bir din adamı olabiliyor.. “İnsanlardan kimileri Allah’tan başka şeyleri Ona denk tutuyorlar da onları Allah sever gibi seviyorlar..” Bakara:165 Bu Ayet bu tür aşkın sevgileri yerer haram eder. Çünkü bu derece zati bir sevgiyle sevilen, kim olursa olsun hatta bir peygamber bile olsa o kişinin kalbinde bir put olmuştur. Işte Meryem oğlu İsa’nın hıristiyanlar yanındaki durmu.. Zati sevgiler kullar için haramdır. Çünkü zati sevgi kusura kördür sevgilide hata yanlış göstermez. O kişi en büyük haramları işlese de…
Allahın Yüce Adıyla 1) Kur’an’a göre mezheplerin meşru oluşu : “Ama bizim uğrumuzda mücadele edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz..” [Ankebut 69] • Bu Ayette Allah kendine varan YOLLARIN birden fazla olduğunu ifade etmektedir. Demek ki İslam birliğini sağlamak yolu teke indirmekle değildir, bilakis hedefi teke indirmek iledir. Müminlerin ortak hedefi Allah’ın Adını yüceltmek olduğu sürece ittifak içinde olacaklardır. Mezhep: Gidilen yol demektir. 2) Kurana göre mezhebe bağlı olma gereği : “Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu saptığı yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.” [Nisa 115] • Bu Ayette Allah Müminlerin yolunu bırakıp başka yollara gidenleri cehennemle tehdit eder. Müminler 14 asırdır İslamı mezhepler dahilinde yaşamış, mezhepleri kabul etmişlerdir. Mezhebi inkar etmek Kuranın tefsirini teke indirmek olacak ve bu tutum elbette Müslümanların yolundan çıkmak olacaktır. Çünkü Müminler Kuranın sayısız tefsiri olduğu yönünde görüş birliği içindedir. 3) Kurana göre “Müctehid bir alime uymak” gerektiği : “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de..” [Nisa 59] • Bu Ayette Allah emir (iş) sahibine de itaatı emreder. İdareciler emir sahibi olduğu gibi alimler de emir sahibidir. Arapçada ’emir’ iş durum vaziyet…
Rabıta; Gönül Kıblesini Birlemektir. Rabıta; Sureti, siması Allah’ı hatırlatan* salih bir zatı tahayyül ve tezekkür ederek Allah’ın feyzine nail olmak, bu tahayyül sayesinde o Salihi öyle bir sevmektir ki, sayesinde o mahmudun kalbinde olan marifetullah muhabbetullah takva ihlas gibi nice fezail ve güzel ahlakı tahsil etmek, Onun kalbinden kendi kalbine aksettirmektir. Çünkü Halila minel kalbi ilel kalbi sebila *** A dostum kalpten kalbe yol var ha! Ey Rabıta amel-i salihini idrak edememiş zavallı kişi.. Sorarım sana : Namazını nasıl kılarsın ? Okuduklarının manasını düşünür müsün yoksa gafillerden misin? Eğer okuduklarının manasını namazda düşünerek kılıyorsan.. Veya atalarından böyle kılan varsa, Oturuşlarda teşehhüd de okuyorsundur. Yani Ettehiyyatu’yü.. De şimdi bana “Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu” “Ey peygamber sana selam olsun” derken tam o esnada zihnine/kalbine peygamber efendimizin hayali sureti gelse.. Bu şirk midir ?! Haşa, Elbette değil Namaz Allah’a yöneliş.. Allah ile baş başa olmaktır.. Allah’ın önünde huzurunda durmaktır. Allah’la konuşurken ve yüz Allah’a dönük iken tam o anda “Ey peygamber” deyip nebinin suretini tahayyül etmek şirk olmak! gerekir sizin akılsız kafaya göre !? Öyle mi ?? Dikkat et namazdasın. Tam ibadet anı ve Allah ile başbaşa!? Bu halde iken peygamber sureti akla hayale gelince.. peygamber Allah ile aramıza girmiş oluyor mu, olmuyor mu…
Allah’ın Yüce Adıyla Hadis kafiri birisi Sahabelerin hadis karşısındaki tavrını (Ey Allah rasulü bu söz Allah’ın emri mi yoksa sizin ictihadınız mı) tarzındaki suallerini misal göstererek küfrünü meşru göstermeye çalışıyor.. “Bakın Sahabeler bile Peygamberden her duyduklarını değil Ayet olanları kabul ediyorlar diyor..! CEVAP Bu akılsız bidatçı farkında değil, aslında aktardığı durum Hadislerin de Allah’tan gelen bir çeşit vahiy olduğunu , Ehl-i Sünnetin bu konuda haklı, ehl-i bidatın ise dalalet içinde olduğunu göstermektedir. Şöyle ki: Allah Rasulü sas bazen bir şey söyler -bir hadis ağzından sudur eder- ve bu hadis eğer Sahabelerin bilgi ve adetlerine aykırı görünürse sorarlar idi : Ya Rasulallah bu sözünüz Allah’ın emri mi yoksa sizin ictihadınız mı? Peygamber efendimiz eğer “bilakis benim ictihadım” derse onlar da kendi ictatlarını sunar olayı istişareye açarlar idi. Zavallı hadis kafiri, Sahabenin bu ahlâkından kendi küfrüne bir pay çıkarmaya çalışmış ama Allah hilesini boşa çıkarmış, tuzağını başına geçirmiştir. Çünkü Sahabenin Hadis karşısında ki bu tutumu gösteriyor ki Hadisler çok zaman Allah’ın Kuranda yazılı olmayan emirleri olabilir. Allah nice emir ve yasaklarını Peygamberinin ağzıyla söylemiş olabilir. Çünkü peygamberimiz Kuran dışında da vahiy alıyordu. Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılınan yıllarda olduğu gibi.. Bu emir Kuranda yazılı değil. Bu yüzden Hadisler karşısında çok temkinli olmalı,…
Allah’ın Adıyla.. Müceddid kimdir nedir ve Mahmud Efendi Müceddid midir ? Onu müceddit yapacak hizmetleri nelerdir? عن أبي هريرة: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إنَّ اللهَ يبعثُ لهذه الأمةِ على رأسِ كلِّ مائةِ سنةٍ من يُجدِّدُ لها دينَها • سنن أبي داود • Allah Rasulü sas buyurmuştur: “Elbette Allah her 100 yılın başında bu Ümmet için, onların Din işlerini yineleyecek Mücedditler gönderir..” [Ebu Davud: Sahih] Müceddid, bu Hadisi şerifte bildirilen, her asırda gelmesi müjdelenen Dini yineleyen zatlardır. Allah rasulü bu hadisinde peygamberler için kullanılan “ba’s” tabirini müceddit için de kullanmış ve bunun “ümmet için, ümmet yararına” olduğuna vurgu yapmıştır. Allah o ki yeni bir peygamber göndermeyecek, Ümmeti garip sahipsiz bırakmamak için mücedditler göndermektedir. Müceddid; unutulmuş, terk edilmiş İslâm dininin icaplarını, itikad farz vacip ve sünnetleri yeniden yaşamak ve yaşatmak suretiyle ihya eden ve küfrü, isyanı, kafire teşebbühü, haram ve mekruhları iptal ve imate eden yüksek alimler. Ve müceddid Mahmud Efendi Hz’nin de sarahaten bildirmesiyle “bir asırda birden fazla olabilir.”
Hanefi Fıkhında Teravih Namazında 1 Selam ile Kaç Rekat Kılınabilir? Meselesi Kaynak Eser: Mebsut, Şemsul Eimme Imam Serahsi r.a Terc: isa bin Yahya Er. ğufiralehuma 1] Teravih namazının 1 selamla 6 rekat veya 8 rekat kılınması.. Bu konuda mutekaddim ulema ile muteahhir ulema arasında ihtilaf oldu. 2] Mütekaddim ulema aralarında ihtilaf.. Imam Muhammed ile Imam Ebu Yusuf arasında olan ihtilaftır.. Ve mustehap rekat sayısı hakkındadır ki o (en fazla) 4 rekattır. Zira nafilelerde 4’den fazla kılmak mustahsen değildir. 3] imam Ebu Hanife rahimehullah nezdinde ise ihtilaf bir selamla caiz olabilecek rekat sayısı hakkında vakidir. Bu sayı Imama göre (camiussağir rivayetinde) en fazla 6 rekattır. (kitabussalat rivayetinde ise) 8 rekattır. 4] Eğer adam beş oturuşta 10 rekatı 1 tek selam ile kılarsa Imam Azamdan şaz bir rivayete göre mekruh olmakla beraber caizdir. Mekruh çünkü bu açık/galip fetvalara aykırıdır. 5] Bir selam ve tek oturuş ile 4 rekat toplu kılma konusu.. Kaideye göre bu caiz olmasa gerekir… 6] (Teravih namazının müstehap şekilde kılınışı hakkında Hanefi uleması) 2 rekatta 1 selam dediler. Çünkü bu bedene daha çok rahatlık (revh) verir (Revh; teravih kökünden) Yoplumun katıldığı ibadetlerde kolay olan tercih edilir zira. Ancak daha zor olanı daha efdaldir.” Mebsut, Imam Serahsi (Şamile) SONUÇ: Bu açıklamalara…
Soru: Kuran gufte ile, musiki besteleriyle yani meşhur adıyla makamla okunur mu ? Bu caiz midir ? Kuran’ın güzel okunduğu nasıl, hangi ölçülerle belirlenir ? Kısa Cevap: Hayır okunamaz. Kuranı şarkı türkü makamlarına tatbik etmek bunun için kendini zorlamak caiz değildir. “Nice Kuran okuyanlar var Kuran onlara lanet eder” Hadisi Şerifi şarkı türkü tarzında Kuran okuyanları en ağır dille tehdit etmiştir. Evet, bir hafız Kuran okur ve ağzından çıkan nağmeler (tegannisi) elbet bir yörenin makamına benzemiştir.. Eğer tecvide riayet ettiyse bunda sakınca yok ancak Kuran notalarla belirlenmiş musiki makamlarını icra yeri değildir. Şu makamı yapacağım diye kişinin kendini zorlaması Kuran okurken caiz görülmeiştir. Rabbani alimlerin fetvası bu yöndedir. Kuranın Güzel Okunduğu Neyle Anlaşılır Kuran’ı güzel okumak musiki notalarına uygun okunup olunmadığı ile belirlenmez. Bu sebeple Kur’an okuma müsabakalarına hakem olarak müzikçi sazcı adamları jüri diye getirmek hatadır, Kurana ve Kuranı okuyan hafızlara hakarettir. Dünyada gelmiş geçmiş Kuran’ı en güzel okumuş hafız Abdulbasit Abdussamed’e bakınız asla musiki kaideleriyle Kuran okumamıştır. “Nihavend beyati ^sika (segah) saba hicaz rast ciharkerd (kürdi)..” Abdussamed bu makamlardan hiç birini yapmak için kendini zorlamadı ve hatta bu makamların eğitimini almayı gerek de görmedi.. O yüzen Mısırdan gelen haberler “Abdussamed’in okuyuşu musiki çevrelerinde muteber olmadığı yönünde! Neden ?…
Allahın Adıyla… Her Ramazan ayı tekrar eden tartışma: Süleymaniye Vakfı içinde yuvalanan basit ve küçük bir fırka belki adını duyurmak için koskoca Diyanete karşı çıkıyor, ve Diyanetin işin uzmanı bilim adamları ve gelişmiş teknolojiyle yaptığı İMSAK hesabının hatalı olduğunu iddia ediyor. Bunlar Kuran’ın oruç ile ilgili “Beyaz hayt ufukta siyah hayttan sizce belirgin oluncaya kadar sahurda yiyin” Ayetinde belirtilen ‘belirgin olma’ nın insan gözüyle görebilecek bir belirginliktir, dolayısıyla Diyanetin hesaba dayalı takviminde yazılan imsak saatinde o beyazlık gözle görülmediği için henüz imsak olmamıştır, gerçek imsak şu kadar saat daha geç başlamaktadır, dolayısıyla Diyanet millete fazladan oruç tutturmaktadır” diyorlar. SORU: Bizler bu konuda ne yapmalıyız kime itibar etmeliyiz ? CEVAP: Tabi ki Diyaneti dinlemeliyiz. Diyanetin hesabı, takvimi Türkiye müslümanlarını dinen bağlayıcı tek unsurdur. Çünkü RAMAZAN, KURBAN, BAYRAM, HACC, CUMA NAMAZI, CİHAD gibi bütün toplumu ilgilendiren dini ve milli konularda o toplumun Müslüman idarecisi yetkilidir. Yetkilinin kararı hatalı bile olsa mutlaka uyulmalıdır. Türkiyede idare Hükümet tarzındadır ve Hükümet bu yetkisini DİYANET’E devretmiş olduğu için Müslümanların itaat etmek zorunda olduğu tek merci Diyanet olmuştur. Allah Kuranda Müminlerin yolundan ayrılanı şiddetle kınar ve Cehennem ile tehdit eder. Misa:115 Peygamber efendimiz de cemaatten ayrılmayı katiyetle yasaklar, birlik içinde hareket edip başımızda olan mümin idareciye*…