Allahın Adıyla Sual: “Ademoğlunun bütün amelleri kendisi için, oruç ise Benim içindir, artık onun mükafatını ben vereceğim.” [Buhari-Muslim] Hadisi Kutsisinde diğer ameli salihlerin değil de yalnız orucun ‘Allah için’ olmasını nasıl anlamalıyız ? Cevap: Allah bütün amellerin mükafatını bildirmiş olarak kul o mükafatı umarak amel eder. Mesela Farz Namaz Cennetin anahtarıdır Cennete girmeyi sağlar. Nafile namazlar Cennetin konakları köşk çadırlarıdır, tesbihler zikirler Cennetin ağaçları meyveleri sofraları. Zekat ahiret mülkünün çoğalması garantisidir. Kuran okumak ve Cihat etmek Cennet derecelerinin yükselmesidir. Hacc Umre günahların affı kefareti olarak Cehenneme düşmemeyi sağlar..vs Dolayısıyla kul tarafından yapılan her amel ve ibadet karşılığını elde etmek içindir. Bu açıdan o amel, ibadet aslında kulun kendisi için olmuş oluyor. Ancak oruç böyle değil. Çünkü Orucun mükafatı belirtilmemiştir. Dolayısıyla kul oruç tutarken somut bir ücret ve mükafat beklemez. Bu bir nevi karşılık beklemeden yalnız Allah istediği için, Allah’ı razı etmek için oruç tutmak oluyor. Şu halde oruç Allah için oluyor. Aslında bu durum, yani mükafatı olmasa bile Allah razı olacağı için ibadet etmek, ihlasın zirvesidir ve Allaha en yakın, mukarrebun kulların nasibidir. Mukarrebun kulların hayatını kuşatan bu hal, Ebrar kullar için yalnızca oruç’ta ele geçer. Öz Cevap: Bütün ameller karşılığında belirtilen somut mükafatı elde etme amaçlı yapıldığı için kula dönüktür….
Peygamberi Takit Etmek Her Zaman İttiba Olamıyor: Bazı kimseler demişler: “Peygamber Efendimiz bir sünnete sürekli devam etmediyse, bazen terk ettiyse bizim de bazen terk etmemiz sünnet olur(!)” Bu mantık hatalıdır ve bu istidlal batıldır. Çünkü bu mantık bu anlayış Rasulullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini bozar ve uyulası ve üzerinde yürünesi bir yol olmaktan çıkarır. Diyelim yemeğe oturmadan eller yıkanacak, biri der ki ben şimdi bazen yıkamama sünnetini(!) işleyeceğim ve yıkamadan yemek yer, ve siz ona o sünneti işle ellerini yıka diye tavsiyede bulunamazsınız.. Diğeri yatmadan önce abdest alma sünneti için aynısını der ve bazen abdestsiz yatmak da bu görüşe göre güya sünnet olur! halbuki bidattır.. Ve böylece işler hercü merc olur, Rasulullahın yolu müminler eliyle ibtal olur maazallah. Demek ki Rasulullahın sünnetleri bazen terk etmiş olması o yönüne de uyulsun, bazen terk edilsin için değil, belki çok sebep ve hikmetlerden birisi; Allahın farzı ile Onun sünneti birbirine karışmasın ve Allahın dini muhafaza olsun.. Mesela Efendimiz sas Mescidi Nebevide teravih kılarken Ashabdan bir cemaat hazır bulundular ve ona uydular. Ertesi gün daha kalabalık bir cemaatla teravih yine cemaat halinde kılındı. Ertesi gün daha fazla kişiler işitmiş olmakla çok kalabalık bir cemaat namazı Rasulullahın ardında kılmak için geldiler…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla LEYLE-İ BERAAT Şaban Ayının orta (dolunay) gecesi beraat gecesidir, 14’ü 15’e bağlayan gece Beraat berî olmak, mahkemede atılan suçtan temize çıkmak, isnad edilen kabahatten uzak ve ilgisiz olduğu ispatlanmak.. Bazen de beraat, suçlu olduğu bilinse de hâkimin merhametiyle affedimektir. Buradaki beraat bu sonuncusu. Çünkü Allah önünde suçlu olmayan kul yoktur. “Doğuştan gelen ezeli günah”ı kastetmiyorum, bu İslam inancı değil zira. Yaşarken günaha bulaşmayan kul yoktur demek istiyorum “Kul günahsız olmaz, Allah afsız olmaz” der Üstadımız şeyh Mahmud Efendi Hz ks “Kesin huccet Allah’a aittir” Bütün kulları aleyhinde Allah’ın yeterli delili vardır. Eğer dilerse hepimizi adil bir yargılama ile cehenneme koyar, çünkü günah dosyalarımız elinde. Ancak Hz Allah kullarından Ona iman edenleri ona yönelenenleri affediyor, ateşten kurtarıyor. işte BERAAT budur. Bu gece Allah’ın beraatine talibiz. Bunun için çaba sarf edeceğiz. Çünkü biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik. Ateşi önemsiyor ve korkuyoruz. en küçük ihtimali bile bizim için endişe verici. O ateşe girmeye hiç cesaretimiz yok. “Dünya sevgisi adamı öyle bir sarhoş eder ki ateşe girmeye cesaret verir” demiştir şeyh efendi RAh Şaban Ayının yarı gecesi (ayın 14. gecesi)ne Leyle-i Beraat veya Leyle-i Mübarake” denir. Bazı rivayetlerde Hamim Dukhan suresinin “Biz o Kuran’ı mübarek bir…
Allahın Yüce Adıyla Islamda cihad yalnız Allahın adını yüceltmek* içindir ve belki bu uğurda engelleri kaldırmak içindir. Cihad 3 aşamada ifa edilir: 1) Gayri müslim halkların kapısı çalınır yüce islam dini tebliğ edilir, hakka davet edilir. Kabul ederlerse ne ala.. Dinde kardeşimiz olurlar. Can mal ve ırzları müslümana haram olmuştur. Cihad hedefine ulaşmıştır; Allahın adı yücelmiştir. 2) İslamı kabul etmezlerse cizye (yıllık ağır vergi) ödemeleri talep edilir. Kabul ederlerse hayat hakkını satın almış olurlar. Ülke olarak islam Şeriatı’nın tebası olmuş olurlar. Bu sayede Cihad yine gayesine ulaşmış olur; ehli küfür hakir olmuş, İslam güçlenmiş, Allahın adı yücelmiştir. 3) Cizye vermeyi de kabul etmezlerse savaş ilan edilir. Savaş başlamadan önce munferiden islam olup bu tarafa geçen olursa, geçen kurtulur. Küfrün safında inat edenlerle savaş başlar.. Islam ordusu Allahın izniyle galip gelirse, mağlup halkın malı mülkü toprağı ganimet, esirleri de köledir. Gazilere pay edilir. Bu sayede cihad yine gayesine ulaşmış olur; ehli küfür hakir olmuş, İslam ve müslümanlar güçlenmiş, Allahın adı yücelmiştir. Allahu Ekber.. i.er ___________ * من قاتل لتكون كلمة الله هي العليا فهو في سبيل الله عز و جل. رواه البخاري
Allah’ın Adıyla.. “Bebek kırk’ı uçurmak” veya “bebek kırkı çıkarmak”la ilgili olarak halk arasında yaygın davranış ve inanışlar şöyledir: “40 gün boyunca dışarı çıkarılmadan evde tutulan bebeğin ilk kırk gününü tamamlaması sonucu 40 banyosu yaptırılır ve suyun içine okunmuş 40 fasulye vs konur, suyu dökerken “su aşağı bebek yukarı” gibi sözler söylenir..” “Sonra Aile büyüklerine ve akraba dostlara ziyarete gidilir. Uzak yere gidilirse çocuğun ömrü uzun olur! Gidilen yerlerde yumurta un pirinç fasulye buğday mercimek gibi hediyeler verilir. Eve gelecek misafirler için 40 sepeti hazırlanır” “Bunların her birisinin özel bir anlamı vardır ! yaşantısına tesir edeceğine, bereket getireceğine inanılır !” Soru: Bu vb. türden adet ve inanışların Allah’ın Dininde yeri var mı ? Cevap: Yukarıda sayılan işler ve yüklenen anlamların hiç biri İslam’da karşılığı yoktur. Ne Kuran’da ne de Hz Peygamberin Sözlerinde bu tür uygulamalardan söz edilmiş değil. Bütünüyle yöresel kültürle alakalı bölgesel ritüellerdir. Doğrusu çocuğun 40. günü ile 39. günü arasında dinen bir fark yoktur. Yeni bebeği olan ailenin İslam’a göre ne yapması gerektiğini yazının son kısmında (aşağıda) yazdık. 40. Günün İslam Dini ile tek alakası; doğum yapmış annenin lohusalık (nifas) müddetinin bitmiş olmasıdır. Çünkü nifas’ın en uzun müddeti Allah’ın Dininde 40 gündür. Lohusalık müddetini tamamlayan kadın cima, namaz oruç,…
Sene 2015 Feto AKP ye restini çekmiş Oy desteğini iptal etmiş.. Fetoist abiler ablalar kapı kapı gezmişlerdi. Chp için oy istemişlerdi.. 2015 Haziranda AKP %40 almış tam 10 puan kaybetmişti.. AKP nin sonu geldi sanılıyordu.. Son bir hamle daha vurarak işini bitirmek istiyordu.. %30 la akp nakavt olacak sanıyordu da.. %50 ile ezici bir GALİBİYET almıştı ya.. Sadece 4 ay sonra. kasım 2015te Sizce nasıl oldu bu ? Akp yönetimi bile şaşırmıştı hani.. Bence o gün oylara İLAHİ bir müdahele edildi.. Zarf içinde mühürler yer değiştirdi.. Ateşe “yakma” diyen Bıçağa “kesme” diyen Suya “boğma” diyen Kısıra “doğur” diyen Köleleri “efendi” yapan Azizleri “zelil” eden Babasız “çocuk” veren O gün oylara da “ayar” verdi.. EVET Yine güvenimiz ONA’dır.
İslamda evlilik üç aşamada gerçekleşir: 1)Taharri 2)H’ıtbe (nişan,söz) 3)Nikah 1) Taharri: daha ziyade erkeğin eş arama ve araştırma sürecidir. Buldum dediğinde ona nikah teklifi götürür. 2) Nişan: Tarafların birbirine evlenme sözü vermesine h’ıtbe (söz,nişan) denir. 3) Nikah: Şahitler huzurunda Evlilik aktinin yapılıp karşılıklı karı koca olmayı kabul merasimine de nikah denir 1) Eş arama sürecinde ‘kadına bakmak’ haramı damat adayına helal olur. Şafi mezhebinde aileye ve kıza belli etmeden gizlice kıza bakar. Hanefi mezhebinde meşru bir ortamda ailenin izniyle görüşürler. 2) Nişan dönemi adayların birbirini tam tanıma dönemidir. Ancak hala iki yabancıdır. Elini tutamaz, halvet edemez, birlikte yalnız gezemez. Hacet anında meşru ortamda anlaşmak tanışmak için konuşabilir. Sevmek sevdirmek eğlenmek için değil. Nişan süresi içinde nikah kıyamaz. Kıyarsa nişan bitmiştir, Evlilik olmuştur. Nişan gizli, daha özel ortamda, nikah (düğün) ise alenen, açık ortamda olmalıdır. O yüzden düğün davetiyeleri üzerine gelinin adını yazmalıdır. 3) Nikah için Hanefide kızın velisinin izni şart değil. Reşit kız kendini evlendirebilir. Şafi maliki hambeli mezheplerinde kızın velisi ancak kızı evlendirebilir. Velinin izni dışında yapılan nikah geçersizdir. isa erdoğan
Bebeklere vurulan aşılar hakkında söylentiler duymaktayız, kısırlık yaptığı söyleniyor, içinde pis şeyler olduğu söyleniyor.. Bu işin aslı nedir ve denildiği gibi ise Dinen caiz midir ? Cevap: Gimdes’in (Helal Gıda Sertifikalandırma Kuruluşu) 2015 Ekim ayında Tıp ve Eczacılık alanında düzenlediği Uluslararası bir konferansta dalında uzman katılımcıların açıklamalarından şöyle bir sonuç çıkmıştı: “Aşılarda alkol, cenin parçaları, domuz bileşenleri ve jelatin hatta idrar ve dışkı gibi birçok necis ve haram madde hammadde olarak kullanılabiliyor.” Yine ingiltereden katılan bir konuşmacı “aşıların civa ve aluminyum gibi pek çok zehirli kimyasalları ihtiva ettiğini ve bunların ileriki yaşlarda çeşitli hastalıklara ve kansere davetiye çıkardığını” ifade etmiştir. Hatta bu sebeplerden ötürü Malezya’nın artık kendi ilaç ve aşı üretimi için start verdiğini, bu projenin de içinde olan Malezyalı bir uzman açıklamıştı. Dolayısıyla bu gibi tespit ve açıklamalar aslında aşılar hakkındaki ön yargının şehir efsanesi olmadığını, konunun ciddiyetle üzerinde durulması gerektiğini göstermektedir. Bu şartlarda aşıya caiz demek mümkün değil. Aşı yerine çocukları doğal ortamlarda her türlü tabi mikrop ve bakterilere, toz toprağa soğuğa sıcağa maruz kalacak şekilde -aşırı koruyucu ebeveyn modundan çıkarak- hasta olmalarına imkan verelim; bağışıklık sistemleri bu sayede güçlenecektir. Bal, süt, soğan, sarımsak sirke limon yoğurt zeytin yağı tereyağı gibi tabi şifa kaynaklarıyla besleyelim, Gerisini Allaha dua…
Bismillahirrahmanirrahim Bu gün Kurban Bayramının dördüncü günü, meydana gelen menfur bir hadiseyle kamu vicdanı sızlamıştır. Duyanların yüreğini yakan, faillerine lanet okutan olay şudur: “Konya’da içki içmekten sarhoş olmuş bir adam, lüks bir cipe binerek trafiğe dalıyor. Görenler derhal jandarmaya haber veriyorlar, jandarma sokaklarda bu sarhoşu arıyorsa da yakalamaya fırsat olmadan sarhoş sürücü yapacağını yapıyor; Karşıdan gelen bir otomobile süratle çarpıyor ve çarpmanın etkisiyle otomobil içinde aynı aileden üç masum insan, bir doktor ve hanımı ve oğulları Ahmet olay yerinde can veriyor. Doktorun ailesinden sağ kalan on beş yaşında ki kız çocuğu ile sarhoş cani yaralı bir şekilde hastaneye kaldırılıyor ve yaşatılmaya çalışılıyor..” AA Haberler Bu olay sıradan bir kaza değildir. Hatta bu olay hiç ‘kaza’ değildir. Bu olay resmen bir cinayettir, bizce bu olay planlı kasıtlı yapılan teröristçe eylemlerle eşdeğerdir. Evet, bu hadiseye terör eylemi gözüyle bakılmadığı sürece gerçek failler asla tespit edilemeyecek, gerçek failler tespit edilemediği sürece de içki terörünün önüne geçilemeyecek, masum insanların kanı ve canı telef olmaya devam edecektir. İçki içip bindiği ciple trafiğe dalan beyaz adam ile, esrar içip beline bağladığı bomba ile kalabalığa dalan siyah adam arasında ne fark var! Sonuç bakımından hiçbir fark yok, ikisinin de neticesi katliam. Cinayeti beyaz adam işledi diye diğer…
Tek Olan ALLAH’ın Adıyla Bir gün biter, bir gün başlar..Bir ay biter diğeri başlar.. Bunlar ne kadar sıradan ise, Bir yılın bitip bir yılın başlaması da öyle sıradandır. Avrupalı kafirler de bilir ki takvim defterinin değişmesinden ibaret bir yıl sonunun veya başlangıcının kutlamaya değer bir şey olmadığını.. Bilakis geçen her yıl insanı eceline yaklaştırır. Ecelden ölümden en çok korkan avrupalılar o son’a ulaştıracak yolda, ölüme atılan her adımda neden kutlama yapsınlar ki !? Demekki kutlanan şey bir yılın bitmesi, takvimin değişmesi değil. Peki onlar neyi kutluyor öyle ise!? Onlar “Batı-L Tanrının(!) Doğum Gününü” kutluyorlar Tam anlamıyla ettikleri şey, yedikleri halt budur ! Elleriyle yontup diktikleri, sonra taptıkları putlarına düzenledikleri bir ayindir yılbaşı. “Hoşgeldin Ayini” Yemek yiyen, def-i hacet eden, kandan etten yaratılmış bir beşeri önce ilahlaştırdılar! sonra da ona bir doğum günü uydurdular..! Uydurdular diyorum çünkü Hz İsa peygamberin doğumu 1 ocak olduğu da kesin değildir. Sadece bir yakıştırmadır.. Ve işte avrupalı hırıstiyanlar aslında bizim gibi bir insanı ilah edindikleri için içlerindeki dinsiz kafirlerin dahi eleştirdiği bir duruma düştüler Avrupada “TANRININ DOĞUM GÜNÜ” adında kitaplar yazıldı.. Avrupalı dinsizlerin “TANRI SİZİ DEĞİL SİZ TANRIYI YARATTINIZ” derken kastettikleri tanrı işte her yılbaşında doğum günü kutlanan sahte tanrıdır..! Ey iman ehli ! Ne…
_ Satılan mal kendine ait olmak (borcu ödenmemiş malı satamaz) _ İslama göre satılabilir nesne olmak (organ, kan, domuz, insan olmaz) _ Mal satıcının elinde mevcut olmak (önce satış yapıp sonra mal tedarikine gidemez) _ Satış akti bir meclis içinde olmak _ Malın fiyatı satış anında belirli olmak _ Satıştan sonra mal veya fiyata değişiklik yapmamak _ Kusurlu malın kusurunu bildirmek, bilinmeyen bir kusurdan ötürü iadeyi kabul etmek. _ Yalan söylememek, olmayan vasfıyla malı övmemek. _ Müşteriyi aldatmamak, bilgisizliğinden yararlanmak suretiyle aşırı fiyattan satmamak Görüldüğü üzere malın satışı için belli bir kar oranı tayin edilmiş değildir. yuzde 100 kar ile de satabilir yeter ki müşteriyi aldatmıyor, bilgisizliğini kullanmıyor olsun. Yani sattığı fiyat piyasada makul bir fiyat ise caizdir yüzde yüz de olsa.
Piyango hem kumar, hem fal/şans oku, hem faizdir.
Laik düzenin fasık hocaları bu kumar için fetva uydurmaya dursun, biz üç açıdan bunun kati haram olduğunu ispat ettik:
1) Piyango çekilişi Kuranın apaçık yasakladığı kolay para kazanmak/kaybetmek manasındaki “meysir” yani kumardır.
2) Piyango çekilişi Kuranın yasakladığı mundar fal oklarıdır, çekiliş yöntemiyle alınan bu oklarda sözde şans yazıları vardı.. Piyangoda da sözde şans rakamları var! Al birini vur ötekine
3) Piyango ile para elde etmek apaçık faizdir. Çünkü faiz 10 verip 15 almaktır.. Bunda ise 10 verip 100 almak icabında 1000 almak var.
SONUÇ: zilli piyango katmerli faiz, katmanlı haramdır
Allah’ın yüce Adıyla “Dinde Tefekkuh” Ayeti Allah Rasulü sas “Benim hadislerimi yazmayın” emrine rağmen Sahabeler nasıl ve neden yazmışlar konusu.. Cihada önceden topluca gidilirdi. Kimsenin gayrı yoktu. Sonra bu kaffeten savaşa gitme durumu Tövbe 122 ayetiyle iptal edildi ve “her fırkadan bazı kişilerin savaştan geri kalıp Dinde Tefekkuh etmeleri” emredildi. Çünkü bu geri kalanlar kavimlerin uyarıcıları yani alimleri olacaktır.. (Tövbe 122) Burada dikkati çekmek istediğimiz husus Allah’ın alimlerden istediği şeyin dinde TEFEKKUH olduğu.. Nedir tefekkuh? Tefekkuh tefe’ul kalıbından tekelluf manası içeren bir kelime. Özü anlamak demek olan f-k-h den gelir. Ancak tefekkuh fıkıhtan fazlaca bir iştir. Fıkıh, bir şekilde anlamak” demek iken tefekkuh “anlamaya çabalamak, gayret etmek, kendini zorlamak” demektir. Çünkü Allah’ın dini, Ayetleri ve Hadisleri layıkıyla anlamak öyle sıradan salt, yüzeysel bir yaklaşımla olacak iş değildir. İslamın doktrinleri zeki insanların dahilerin üzerine kafa yormasını gerektirecek kadar yücedir âlîdir. Ve bu yüzden Sahabe-i Kiram ilim ve fıkıhta her biri diğerine musavi olamamış, Abadili Erba’ “dört Abdullah” aralarından ilim idrak ve tefekkuhlarıyla temayüz etmişlerdir.. Nisa: 83 Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana…
Allahın Adıyla İslam Uleması ve Allah Evliyasının kitaplarında geçen ve kimilerince ‘mevzu asılsız!’ zannedilen Hadisleri getirin, asıllarını -dine uygunluklarını- göze girdirir gibi ispat edeceğim..” demiştim. Kimse getiremedi. Ben bir kaç misal vermek istiyorum. 1. misal: “VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR” bir tayfa bu hadise uydurma diye hücum eder HAKİKAT: Bu hadis imam ehline vatanlarını sevmeyi teşvik eder. Vatan müminin canını namusunu evladını ailesini malını mülkünü güvende bildiği ve Allaha kulluğunu serbestçe ifa ettiği mukaddes toprak parçasıdır. Bu toprak parçasını korumak için ölmek kişiye şehitlik rütbesi verirken, bu vatanı sevmek nasıl imanın bir gereği olmaz !? Iman ve islam canı mukaddes saydı ise o canın yuvası olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Iman ve islam namusu mukaddes saydı ise o namusun teminatı olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Iman ve islam malı mukaddes saydı ise o malın muhafazası olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Hem sayısız örneklerde görüldü ki vatana ihanet edenler imandan yoksun münafıklardır. Vatan için can verenler ise iman sahipleridir. İşte 15 TEMMUZ Demek ki vatan sevgisi imandandır. Bu doğrudur. Artık bazı ukala mevdu yaftası vurduysa bu hakikate zarar vermez. Belki milletin avamın anlamadığı bir şeyler demek istiyordur. (mür: Cübbeli hocaefendi nin ilgili videosu) İşte Keşful Hafa da (Essığani’den nakille) bu hadise mevzu demiş…
Allah’ın yüce Adıyla.. Soru: Kafirlere, müslüman olmayanlara selam verilmez biliyoruz. Birisi şöyle diyor: “Siz selam verin çünkü bu onların hidayeti için dua manasına gelir” Bu görüş doğru mudur? neden selam verilmez ? Cevap: “Siz verin” lafı kişisel bir yorum ve geçersiz bir cevaptır. Allah’ın selamını vermek dini bir iştir ve her dini amel gibi bu soru da Kur’an Hadis ve fıkıh ilmi çerçevesinde çözülmelidir. Allah Rasulü müslüman olmayanlara selamün aleyküm şeklinde selam vermemizi men etmiştir. Hadisi şerif budur: فال النبي صلى الله عليه وسلم : لا تَبْدَؤُوا اليَهُودَ ولا النَّصارى بالسَّلامِ، فإذا لَقِيتُمْ أحَدَهُمْ في طَرِيقٍ، فاضْطَرُّوهُ إلى أضْيَقِهِ أبو هريرة • مسلم (ت ٢٦١)، صحيح مسلم ٢١٦٧ • [صحيح] “Yahudi Hıristiyanlara selamı ilk veren siz olmayın. Yolda karşılaşırsanız onları kenardan yürümeye mecbur edin.” Bu muazzam hadisi şeriften şunları anlıyoruz: 🔹Izzet ve şeref bütünüyle Allah’ın Rasulullah’ın ve müminlerindir.” Münafıkun: 8 Bu izzet gereğince bir müslüman gayrimuslime selam veremez yol da veremez. çünkü bu selam ona Allahın vermediği izzeti vermektir. Bu ise Allah’a muhalefettir Selam vermek kafire izzet ikram ve tazim manası taşıdığı için “hangi ifade ile olursa olsun caiz değil” demişlerdir Kafir karşısında islamın izzet ve vakarını muhafaza etmek lazım geldiği için bırak selam vermeyi, yol vermek yani kenara çekilmek bile caiz değildir….
İslamın ikincil referansı olan Hadislerin tespitinde 2 yöntemin olduğu bir vakia. 1.yöntem: Usul-ü hadis kriterleri; senet ve rical’i tek tek inceleyerek hadisi nakleden ravilerin güvenilir zatlar olup/olmadığı sonucuna ulaşmak, buna göre hadis’e sahih/hasen/zayıf veya mevzu hükümlerinden birini vermek 2.Yöntem: Ümmetçe telakki bil-kabul görmüş Evliya ve Asfiyanın ilham keşif ve feraset yoluyla bazı hadislerin Rasulullaha ait olduğunu ifade etmeleri, bu yolla tespit edilen bazı hadisleri kitaplarına alıp, açıktan “hadis-i nebevî demeleri. Üçüncü bir yöntem daha varsa da muteber olmadığı için tâdad edilmedi: modern zamanlarda ortaya çıkmış “Hadisleri Kurana veya bilime arz etmek, evrensel kabullerle örtüşüp örtüşmediğine bakarak onları kabul veya reddetmek” yöntemi ! Cübbeli hoca vb diyor ? “Biz Evliyanın, Ehli Sünnet ulemanın kitaplarında gördüğümüz hadisleri aynen naklederiz çünkü onlara muteber zatlardır, dinde bizden daha dikkatli ve hassastırlar, herhalde Muhammedin sas dinine muhalif olanı nakletmezler. Bazı zahir ulemanın bu tür hadislere “mevdu” demiş olmaları bir şey ifade etmez. “ Ebubekir Sifil hoca vb ise demekte: “Bu olmaz! Evliya da hata eder Ulema da.. Hadis alimlerinin yorum ve değerlendirmelerine bağlı kalmalıyız” Sonra Ebubekir Sifil hoca bir videoda: “Imam Gazali kendinden önce gelmiş Ebu Talib-i Mekki’ye hüsn-ü zan etmiş, kitabındaki hadisleri, konuları aynen kendi kitabına almış, sahih mi değil mi tetkik etmemiş..” diyor….
Allahın Yüce Adıyla “Biz bu Kuranı arabi lisan ile inzal ettik ta ki akledesiniz/anlayasınız” [Yusuf:2] “Elbette Kuranı kolay/müyesser kıldık, artık var mı -okuyup- düşünen” [Kamer:17,22,32,40] Ayetlerini göstererek “Kuranı herkes anlayabilir neden müctehit olmak lazımmış! neden ilim tahsil etmek lazımmış!” diyen cahil çocuklara küçük bir ders: Kuran ayetleri 4 kısımda mütalaa edilir. İlk 3 kısmını evet herkes anlayabilir, hatta okuyup anlamalıdır. Ancak 4. kısım ayetlere gelince.. O ayetleri ancak derin ilim sahipleri anlayabilir (er Rasih’un fil ilim [3:7]). İlmi olmayanlar ise asla cür’et etmemeli. Herkesin az bir arapça ile anlayabileceği kısımdan olan ayetler şunlardır: 1) İman Esaslarını, sahih islam itikadını, Tevhidi, kıyameti, haşri, hesabı bildiren ayetler. Bu ayetleri orta seviyede ARAPÇA BİLEN herkes anlayabilir. Bu kısım ayetlerden anlayacağı şey: Allah birdir, eşi benzeri yoktur, O doğmamış doğurulmamış, bilir işitir görür her şeye gücü yeter.. Öldükten sonra insanları yeniden diriltecek hesaba çekecek, iman ehli Cennete, kafirler ve günahı çok olanlar Cehenneme girecek. 2) Vaaz ve nasihat, (zikir) kabilinden olan ayetler, peygamber kıssaları, geçmiş ümmetlerin hikayeleri bu sınıftadır. Bunları da az arapça bilen anlayabilir. Burada şunu anlayacak “Allah’a isyan eden helak olur, itaat eden dünya ahiret mesud, bahdiyar olur” bu sayede okuyucu isyandan ve günahtan çekinir, ibadet ve takvaya…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Dinihaber nokta kom sitesinde ‘Süleymancılar’ başlıklı bir yazı çıktı. Batından çıkmış gibi.. Laik dinsiz güruhun 15 temmuz bahanesiyle bütün cemaatleri bitirmeye tam da heves ettiği şu zamanda, dinsizlik ekmeğine sürülmüş yağ gibi vıcık vıcık bir yazı. Cemaat terbiyesinden mahrum yazar, dini cemaatlere karşı taşıdığı kin ve nefretini dışa vurmuş. Bakıyorsun Müslüman geçinen bazı zavallılar da mal bulmuş şey gibi yazının üzerine atlamışlar..! Bugün müslümanlar olarak İslama ve ehline her zamankinden daha çok sahip çıkmak zorundayız. Hataların üstünü kapatıp, affedip iyi tarafları göremeli ve asla düşmana fırsat vermemeliyiz zira oynan oyun çok büyük. Yazı müsveddesini okudum tahlil ettim Adı geçen cemaat/tarikat hakkında yapılan tenkitler eleştiriler içinde en önemli, kaale alıncak “ümmetin yanında yer almadılar” denilen kısmı. Ümmetin yanında yer almayan dini bir cemaat evet hepimizi kızdırır küstürür. Ama bakalım öyle mi !? Eee nasıl yer almamışlar Ümmetin yanında ? “AKP ye oy vermemişler de ANAPa MHP’ye vermişler!” Yahu yıllardır Saadetçiler AKP seçmenine aynı şeyi söylemiyor mu ? Milli Görüşe oy vermediniz AKP’ye verdiniz, fasık oldunuz! hain oldunuz! demiyorlar mı !? Siyasi parti ne zamandır dinin kendisi oldu !? “Düzen laik demokratik düzen. Hakimiyet Allah’ın elinde alınmış! Hangi partiyi seçersen seç Şeriat harici bir zihniyeti seçmiş…
Bismillah Soru: Allah Rasulunun haram/farz koyma yetkisi var mıdır ? Cevap: EVET Ehli Sünnet vel Cemaat nezdinde 4 olan Edille-i Şer’iyyenin ikinci ayağı Sünnettir Yani ilahi hükümler ( farz vacip sünnet mustehab haram mekruh mufsit mübah) Kurandan sonra Sünnet ile bilinir. Sünnet; Allah rasulunun söz fiil ve ikrarlarıdır. Ona bi-had salatü selam olsun Bu sebeple Peygamber Efendimizin Ehli Sünnette sıfatı/ünvanı: Şaari dir. Yani Şeriat Koyucu. Çünkü Ehli Sünnet bilir itikad eder ki Rasulullah Allahın dini hakkında Kuranda olmayan bir hüküm verdi ise bunu kendi hevasından yapmamıştır. (Necm:3-4) Yine Allahtan bir vahiy ile yapmıştır. Kuranda yazılı olmayan bu vahiy türüne Vahy-i Gayri Metluw denir. Din ile alakali hadisi şerifler bu tür bir vahyin sonuçlarıdır. Kuranda olandan başka Allah Rasulüne vahiy gelmiş olduğunun yüzlerce delilinden bir tanesi: “Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranip durduğunu görüyorduk. Artik seni hoşnut olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! …” [Bakara: 144 (Elmalılı) ] Bu ayet önceki kıblemiz Mescidi Aksa’nın değiştiğini haber verir. Allahın yeni emri (Farz) “Namaz kılarken artık Kabeye dönün” şeklinde. Önceki Farz ‘Mescidi Aksaya doğru dönün’ şeklinde Kuranda bir ayet ise yok. Peki…
Din eğitimini oryantalist öğretiler gölgesinde almış olan bazı ilahiyatçılar şimdilerde ‘Dini’ olan ile “olmayanı” tespit etmede yeni bir yöntem geliştirmişler: “Dini bir olgu, eğer halkı saptırmada kullanılıyorsa, o oluşumu değil, olguyu yok et, kısa yoldan o sapık akımdan kurtul !” saçmalığı !! işte adamların bilimsel! metodları bu !! Fet. liderine müritleri MEHDİ nazarıyla bakıyormuş, onun ahir zamanda çıkması beklenen Mehdi olduğuna inanıyorlarmış ya! Bu yüzden İslamda Mehdilik fikrini kırmak, yok etmek gerekirmiş ki bir daha FET. gibi sapık oluşumlar olmasın mış ! Dünyada ilim adına Din adına uydurulmuş bundan daha tutarsız daha saçma bir yöntem yok! Koskoca profesörlerin televizyon önünde utanmadan sıkılmadan söylediği şey bu.. Bu ipe sapa gelmez yöntemin çürüklüğünü ispat için akademiye gitmek yüksek tahsil yapmak gerekmez. Basit bir iki soru sormak yeterli.. Soruyorum Amerikada beslenen iskender Evrenesoğlunun kendine ‘rasul’ dedirttiği gibi Fet cemaati liderine bağlıları ‘peygamber’ deselerdi “islamda peygamberlik yok!” mu diyeceksiniz !? Ona aynı zamanda muceddit diyorlar.. Islamda muceddit yok! mu diyeceksiniz!? Onun bir alim olduğuna inanıyorlar. Şimdi de islamda alim sınıfı yok! mu diyeceksiniz !? Doktorun öğretmenin sahtesini de çok gördü bu millet ama bu yüzden kimse ne öğretmenlere sövdü ne de öğretmenlik mesleğine.. Yolunu şaşırmışın biri kendini Mehdi olarak tanıttı diye Mehdilik makamına sövmek…