Bismillahirrahmaniirahim İMAN NÖBETİ Bugün ilahiyat sınavlarım vardı.. İsmailağa’da Tekamül İdaresiyle bir görüşmem vardı vs bir çok işimin arasında, orada sadece bir saat kalacağımı bile bile kalktım -bir saat gidiş bir saat dönüş- iki saatlik yola gittim. O ateistlerin gözü önünde tertip edilen bu içtimaya iştirak benim için bir iman nöbeti mesabesinde, büyük bir cihat idi. Bu Mücahitlerin kalabalığını çoğaltmak lazımdı. Allah “müminlerle kafirleri kızdırmak, dengelerini bozmak diler.. [Fetih:29] O müminlerden olmak istiyordum. Beş yüz evlerden bir hoca arkadaşımı da aldım gittik elhamdülillah Sekiz dönüm arazi üzerinde bulunan Medrese-Mescidin hikayesi: Bir mümin kardeşimize ait bu bahçenin yanına Allah’a Kitaba söven inkâr eden ateistler gelir vakıf kurma bahanesiyle yerleşirler. Kimsesiz terk edilmiş öksüz yetim çocukları toplayarak sözde bakar okuturlar. Bir ateistin elinden geçen çocuğun hâli ne olabilir! O mümin burada yanıbaşında Allah’ın kulları Allah’a düşman edildiğini gördükçe kahrolur ve tutar o bahçesini Türkiye’de ateizme en zıt Allah’a en yakın bir cemaate vermek ister gelir bizim o bölgede hizmet eden sarıklı sakallı Cübbeli mollalara Allah yolunda infak eder. Allah razı olsun Bizim mollalar da hemen oracıkta şiddetle ihtiyaç olan bir mescit inşa ederek işe başlarlar. Vakıf bahanesiyle Allah’ın nimetlerini keyfe keder sömüren ateistler yanıbaşında zuhur eden bu sakallı sarıklılardan rahatsız olurlar keyifleri neşeleri…
Yüce Allah’ın ismiyle.. Salât ve selam nebiyyi zi şan Hz Muhammed’e ve âl ve Ashabına ya Rabb ilmi Terakki içinde ihtisas alanlarının seçimi adil ve stratejik olmalı. zamanın icapları ihtiyaçları çok iyi analiz edilip ona göre seçim yapmalı.. Elhamdülillah Medrese ilimlerimiz ilmi seviyemiz çok yükseldi. Bu iş ilk başladığında İzhar’ı Nur-ul İzah’ı okuyan hoca oluyordu.. Sonra Multeka, Kuduri okuyan hoca oldu Sonra Damat (Mecmaul Enhur) Lubab okuyanlar hoca sayıldı Sonra Üsul-ü fıkıh; Mir’at el-Usul okuyan, Hidaye okuyan mezunlar ancak hoca olabildi Şimdilerde ise o muazzam eserleri: Mir’at’ı, Hidaye’yi okutabilenler hoca/alim kabul ediliyor.. Elhamdülillah.. Bu arada medreselerde mollalar/ alimler farklı ilim sahalarına yöneldiler; ilimlerde ihtisas yaptılar ve nice ihtisas medreseleri açıldı. Ancak cemaatin liberal yapısı gereği her hoca hizmet/ilmi ilerleme alanını kendisi belirlemesi hasebiyle ekseriyetle Fıkıh alanına yönelme olmuş ve daha ziyade Fıkıh İhtisas Medreseleri açılmıştır Bu itibarla belki bu zamanda Fıkıh kadar önemli Siyasi Kelâm alanında da ihtisas Medreseleri açılmalı ve nice mutehassıs siyaset kelamcılarımız yetişerek bu tür Ebu Cahiller sürüsünün ifsad ve tahribatlarına karşı cevaplar, tiryaklar sunmalıdır. Hatta Siyasî Kelâm Medresesinin özel bir fakültesi sırf bu neo-selefi\vahabi grub üzerine yoğunlaşmalı ve özelde bu Ebu Hanzalanın lafları konuşmaları iddiaları tek tek incelenerek yediği bütün herzeleri, idlal ve iğvaları Ehli Sünnet ölçeğinde…
El Alim olan Allah’ın ismiyle “Ulemanın Gücü” isimli kitabı değerlendirme toplantısı Bütün katılmıcıların ortak kanaati kitap genel manada faydalı ve güzel. Hoca arkadaşlar kendileri öz eleştiri yaparak ulema ve alimin tanımı içerisine girip girmedikleri konusunda değerlendirmeler yaptılar. Genel kanat kimsenin kendisini alim olarak görmediği idi. Ancak bizler hocalar olarak toplumdaki yerimiz “dini bilen” yani alimleriz.. Sorumluluklarımız ona göre.. Bu arada “alim denildiği zaman sadece din ilimlerinde ihtisası olanlar değil dünya ilimlerinde de ihtisas ve yetkinliği olanlara alim demeli” şeklinde değerlendirmeler yapıldı bazılarımız buna itiraz ettiler, şöyle ki: Ulema ve alim denilince toplumunda İmam Azam, imam Gazali, İmamı Şarâni gibi zatlar akla gelmektedir Bu artık bir nevi bir ıstılahtır ıstılahın içerdiği terim manasını değiştirmemelidir. Dünyalık ilimlere vakıf kişilere alim değil de onların kendisini tanımladığı gibi bilgi bilgin veya profesör gibi kelimeler kullanılmalıdır. alim ulema tabiri ise islam semasının yıldızlarına güneşlerine özel kılmalıdır denildi Yapılan bir değerlendirme de “ilimleri dini ilim dünyevi ilim şeklinde ayırmamak gerektiği, bütün ilimlerin dini ilim olduğu şeklindeydi. Bunun dayanağı ise yerden göğe kadar her bir nesnenin Allah’ın bir sanatı ve eseri olduğu ve bunların her birisine ayet denildiği, dolayısıyla dünyalık herhangi bir alanda ilgi ve ihtisas sahibi olan kişi Allah’ın ayetlerini okuyan kişi durumunda olacağı.. Bu da…
Rahman Rahim olan Allahın ismiyle başlar, Rasulü ve Habibi Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’e salât ve selâm ederim.. ve âline ve ashâbına ya Rabb Bu medrese hocalığı-imamlık mevzusu üzerinde kelam edip bazı bildiklerimi kayda almayı uzun zamandır istiyordum. Bugüne nasipmiş, mollaların ve imamların bulunduğu bir cemiyette “imamlık mı -medrese hocalığı mı” fikirlerinin kıyasıyla müzakere edildiği güne. Medrese Nedir ? Medrese ders yapılan mekanın adıdır. “Allah’ın kitabını DERS edersiniz” ayetinden mülhem olarak Kuran ilimlerinin okutulduğu eğitim merkezine MEDRESE denmiştir. İlk medrese Rasulullah efendimizin mescididir. Dersler mescidde yapılır; inen Kuran-ı Kerim orada okunur, orada dinlenir, orada ezberlenir, orada müzakere edilir, muhtevası ahkamı talim edilirdi. Camide devamlı ders alan sahabeye Ashab-ı Suffe denirdi, Caminin sofasında kaldıkları için.. Sonra medreseler için -yine camiyle iltisaklı- ancak müstakil binalar inşa edildi. Sonra medreseler kollara branşlara ayrıldı.. Kuran’ı merkeze alarak farklı ilim dallarında eğitim veren ihtisas merkezleri oluştu ve Kuran ilimleri bütün dünyaya yayıldı. İslam yayıldıkça medreseler de çoğaldı ve gelişti elhamdülillah >> Medrese ve icazet sistematiği” konulu makaleyi okumak için tıkla << Medrese üzerinden giden tartışmalar İslam tarihi Medrese, tekke, molla, derviş üzerinden “medrese-tekke” “medreseli-mektepli” gibi bir çok tartışmaya şahit oldu.. ancak herhalde “imamlık mı- medresede hocalığı mı” şeklinde bir tartışmaya İslam tarihi ilk defa bu asırda, 15….
Allah’ın Yüce Adıyla.. Diyanete bağlı müezzinler akşam ezanını kısa, sabah ezanını uzun okurlar.. Gerekçe; akşamın vakti dar bir an önce farza durulmalı ve oruç tutanlar varsa bir an önce iftar edebilsinler..vs Aslında bu, tam olarak doğru değil. Eğer kasıtlı bir uzatma kısaltma yapılacaksa sabah ezanı kısa, akşam ezanını bilakis uzatmalıdır. Çünkü Akşam ezanından sonra hemen farza geçiliyor. Dolayısıyla namaza yetişmek isteyen kişi ezanla beraber camiye gelse yetişemiyor. Ama ezan nispeten uzun okunmuş olsa belki yetişecek. Bu yüzden İstanbul Müftülüğü camilere “akşam ezanından sonra beş dakika bekleyin” talimatı vermişti.. Ancak bu sefer millet arkaya bakıp duruyor hoca niye başlamıyor gibi ! Sabah namazı ise tam tersi. Ezandan yarım saat sonra farza durulmakta. Yani ezanı uzatmanın bir manası yok. Kaldı ki sabah uyku saati çoluk çocuk sabi sübyan dijital sesle korkarak uyanmakta. Bir de ezanda kulağı olmayan bi-namaz kesim var.. Ve uzayan o mekanik ses o anne için işkenceye dönüşüyor.. “Namaza duruyorum istiyorum ki uzun uzadıya kılayım. Bir de arkamda ağlayan bir bebeğin sesini duyuyorum. Annesine meşakkat vermemek için namazı kısa tutuyorum..” Buhari Ebu Davud Namaz asıldır ezan vesiledir. Asıl olan namaz insanlara eziyet vermemek için kısa tutuluyorsa.. إنِّي لأقومُ إلى الصَّلاةِ وأنا أريدُ أن أطوِّلَ فيها، فأسمعُ بُكاءَ الصَّبيِّ فأتجوَّزُ كراهيةَ…
Bu soru hocaların cami imamların olduğu bir gruba soruldu “Müslümanların en temel sorunu nedir?” Yani o çözülürse herşey yoluna girer” diyebileceğimiz husus nedir ? Aldığımız cevapları derledik. Sonuç bu: isa erdogan : Kuran’dan uzaklaşmış olmaları. Meal okuyarak bunu telafi ederler demiyorum. Kur’an Medreselerinde Kur’an ilimleri tahsil ederek ancak bu telafi edilebilir. Mevcut yapıda ümmet seküler eğitim sisteminden geçiyor, paganist düşünceye saparak Allah ve Rasulünden uzaklaşıyor. Ve her fert müstakil bir tavır sergileyerek ümmet olmaktan uzaklaşıyor. Kısaca derdimiz imam Mahmud Efendi Hz’nin formülleştirdiği gibi: “ilim amel ihlas” yetersizliği Ahmet B hoca : Dünya sevgisi. Ahiretlik işlerde avuntu. Yusuf Ç. Hoca : 1- birlik olmalı. Velevki bazı hususlarda ihtilaf olsun.. Kamil T. Hoca : Temel sorun sohbetlerden vaazlardan uzak kalmaları sanki. Böyle olunca dini bilgiden de mahrum kalıyorlar. Bi şekilde sohbet ortamı olanlar dini hassasiyet kazanıyor Muharrem A Hoca : Künuu meassadikiin” “sadıklarla birlikte olun” emrine sarılarak devamlı salih insanları takip etmek Dursun K. Hoca : Başsızlik ve ahlâksızlık ve amelsizlik olarak görüyorum kısaca… Abdülmecid C. Hoca: Önce Halife i müslimin eksik sonra haramların terki Ahmet U. Hoca : Din nasihattır (samimiyyet) eksikliği Yusuf Ç. Hoca: 2- kardeş olma Şuuru bilinci Rasul O. Hoca: Samimiyet ve minnetsizlik. Dünya rahatına teslim olduğundan zahmetli olan…
İL İLÇE MÜFTÜSÜ GÖREVLERİ MADDE 30 – (1) İl ve ilçe müftülüklerinin görevleri şunlardır: a) İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, ibadet yerlerini ve dini müesseseleri yönetmek ve din görevlilerinin hizmetlerini düzenleyip denetlemek. b) Din konusunda her türlü vasıtadan yararlanarak vatandaşları aydınlatmak, vaaz ve irşat faaliyetlerinde bulunmak, müftünün de en az haftada bir defa vaaz edeceği şekilde vaaz ve irşat programları hazırlamak. c) Görev yaptığı mahallin dini hayatıyla ilgili ihtiyaç ve sorunları tespit etmek, din hizmetlerini buna göre planlamak ve yürütmek. ç) İslam dinine mensup farklı dini yorum çevreleri, dini-sosyal teşekküller ve geleneksel dini-kültürel oluşumlar ile irtibat kurmak ve gerektiğinde Başkanlığın görev alanına giren konularda ortak çalışmalar yapmak. d) İlahiyat fakültesi öğretim üyeleri, dini yüksek ihtisas ve eğitim merkezi müdür ve eğitim görevlileri, imam hatip lisesi meslek dersleri öğretmenleri, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri, emekli Başkanlık personeli ile dini kültür, bilgi ve tecrübeleriyle temayüz etmiş diğer şahıslardan da yararlanarak din hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulmasını sağlamak. e) Batıl inanç, bid’at ve hurafeleri araştırmak, incelemek ve bunlara karşı tedbirler almak. f) Hastane, ceza infaz kurumları, yetiştirme yurdu, huzurevleri ve benzeri sosyal hizmet kurumlarındaki vatandaşlarımıza dini rehberlik yapılmasını ve din hizmeti verilmesini sağlamak. g)…
Allah’ın Yüce İsmiyle.. “..Meryem oğlu (İsa) nın aranıza inmesi yakındır. Haç’ı kıracak, domuzu katledecek..” ☪️ Hilal ile haçın ✝️ savaşı devam ediyor her alanda.. ve semboller cephesinde. Hilal Allah’ın hak dinini temsil ettiğinden beri galibiyet üstüne galibiyet elde ediyor. İnsanlar Allah’ın dinine koşuyor. Buna karşılık Haçlılar gizli ve sinsi yöntemlerle karşı ataktan geri durmuyorlar. Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmeye çalışıyorlar. Apaçık mücadele yanında subliminal mesajlarla sinsi yöntemlerle de mücadele ederler. Bazen bir filim karesinde, bazen bir çizgi film arasında, bazen de elektronik oyun içinde İslam’a müslümana hakaret ettiklerini görürsünüz Semboller Savaşı İtikadî, fikri, ideolojik davalar soyut ve kimi zaman karmaşık kavramlar olması hasebiyle bazen bir resim, bir işaretle ifade edilirler. Böylesi anlam yüklü resim ve işaretlere sembol veya şiar denilir. Bu anlamda Hilal 🌙 Allah’a imanı, tevhidi, islam dinini temsil ederken, Haç (istavroz) ✝️ ise Hıristiyanlık inancını teslisi (üçleme şirkini) temsil etmektedir. Ve pek bilinmese de haçın çok türlü çeşitleri farklı şekilleri vardır. Alt kısmı uzun olabildiği gibi her yanı eşit + gibi de olabilmektedir. Cami ve mescitlere gizlice haç ✝️ motifleri yerleştirme hilesi de Haçlıların İslam’la mücadele yöntemlerden biridir. Elbette bu hilenin ne Müslümanlara, ne namaza bir zararı yok. Sadece zavallı misyonerler gizli bir tatmin yaşamış oluyorlar. Halı deseni, pencere…
14 ocak 2022 Cuma vaazının konusu “Ağızdan çıkan sözlerin ehemmiyeti” Her makama münasip söylenmesi gereken sözler var. Sözün tesiri çok büyük. Söz ağızdan bir kere çıkar ve geri girmez. Sen sözü söylemedikçe söz senin esirin söz ağızdan çıkınca sen sözün esirisin. Sabah bütün azalar dile yalvarır nolur tut kendini kendini de yakacaksın bzi de yakacaksın. Şaşkınlık veren büyük işler görünce elin gavuru bile “O my God” aman Allahım diyor Allahı anıyor kendince Allahı zikrediyor.. Bizim sefih gençlerimiz ne diyor “anasını s..” yazıklar olsun ! Müslüman sövemez sövmek büyük günahtır. Ama öyle bir alıştırmışlar ki ne dediğini bilmeyen çocuklar bile söverek konuşuyor Çare o pis kelimeler yerine güzel kelimelere kendini alıştırmak Bir kişi ağzıyla bir laf eder o an kendi de önemsemez ama o lafı onu cehennemin dibine sokar. Bir mümin ağzıyla bir söz söyler o an kendi de önemsememiştir ama o sözü sebebiyle Allah onu en yüce makamlara ulaştırır Kadınları cehenneme düşüren dilleri olmuştur: laneti çok etmeleri ve kocalarına kem söz etmeleri Ağızdan çıkan her sözü murakıp bir melek derhal alır kaydeder.. Müslümanın sözü senettir. Allah ağızdan çıkan söze bakıyor Bir söz ile ebedi cehennemden kurtulur, bir söz ile ebedi cehenneme yuvarlanır, bir söz ile kadın ona helal olur bir…
Bismillahirrahmanirrahim H S S Tebliğ cemaatinin faaliyetleri kapsamında yine bir grup Müslüman mahallemize geldi, camimize misafir oldular. Ben buraya geldiğimden beri bu üçüncü cemaat. Şu ana kadar gelen bütün taleplere olumlu cevap verdim. Çok müteşekkir oluyorlar dua ediyorlar. Bu mahallenin delili olan arkadaşlar ilk cemaati kabul ettiğimde şöyle dediler “20 yıldır biz bu camide, bu mahallede çalışma yapmak istiyorduk her yere girdik ama bu camiye giremedik Hocam eğer bundan sonra istersen izin verme, burada sayende bir kere faaliyet yaptık ya.. artık gam değil !” Müslüman Cemaatlere Destek Ben onların yüzüne demedim ama niyetim Ehli Sünnet vel Cemaat olan bütün müslümanların faaliyetlerine destek olmak. Anadolu gençlik derneği mahalle sorumlusu bir genç, bir pazar sabahı camimizde faaliyet yapmak istediğini çorba ikram edeceklerini söyledi, izin istedi. Anadolu gençlik aslında siyasi bir partinin bayrağı altında, ancak camide siyaset yapmayacaklarını tahmin ettiğim için onlara da izin verdim. Sonuçta Erbakan gibi büyük bir İslam liderinin varisleri.. Şimdi aynı arkadaş her cumartesi, çalıştığı gençleri topluyor, ikindi namazını benim camimde kılıyorlar.. Buradan bütün İmam arkadaşlara tavsiyem bu konuda Müslümanlara yardımcı olmaları. Tebliğ cemaati ne yapıyor, Nasıl Çalışıyor ? Bir kısmı camide zikir ve dua ile meşgul oluyorlar diğer kısmı mahalleyi geziyor. Buldukları eriştikleri insanlara Allah’ın kelamından peygamberimizin nasihatlarından…
Soru: Hocam yıllarca kimsesiz köylerde hocalık yaptık. Oralarda vaaz etme sıkıntısı yoktu. Ama şimdi kalabalık bir camiye tayin oldum, insanlar hocanın ağızına bakıyor. Vaaza nasıl hazırlanayım nelere dikkat edelim, ne tavsiye edersiniz. Siz nasıl yapıyorsunuz ? . CEVAP: Allah’ın yüce adıyla.. Biz şöyle yapıyoruz: Hafta boyu talebelerle tefsir dersi yapıyoruz. Okunan ayetlerden bir kaçını seçiyorum, onların tefsirlerine ayrıca bakıyorum. Bir de uygun bir iki hadis-i şerif, Sahabe kıssası, sebeb-i nüzul.. Bunlar zaten okuduğum tefsirlerde olmuş bulunuyor. Bunun ötesinde Mevla ne verdiyse. Devamlı ilimle, kitapla meşgul olduğumuz için ne anlatacağız diye bir sıkıntı bu anlamda çekmiyoruz. Geriye sadece nasıl anlatacağımız” kalıyor. Yani kafamda bir vaaz krokisi oluşturuyorum. giriş gelişme sonuç gibi Aslında benim bu konudaki tavsiyem “sende ne varsa onu ver.” Bu konuya sonra gireceğiz Hangi tefsirlere bakıyorum: Taberi, ibn-i Kesir, Nesefi, Razi, bazen Ruh-ul Beyan tefsirlerine bakıyorum(*). Bunlara ilaveten sana tavsiyem: 1. Vaaz planı hazırla. Vaazın ana konusu olsun. Bu konuyu destekleyen “Ayet, hadis, kıssa, ulema sözü, dini hüküm..” bunları alt alta yaz, önünde hazır dursun. Konuşurken her birini konuya bağla, konuyu vaaz esnasında sık sık dile getir 2) Senin tarzına, meşrebine uygun bir vaaz hocası seç, onun bir vaazını hafta içinde dinle….
Allah’ın yüce Adıyla.. Vaaz, konuyu işleyiş bakımından iki türlüdür: 1) Kuran ayetlerini sırasıyla tefsir etme şeklinde vaaz etmek (Kuran odaklı) 2) Bir konu belirleyip o konu etrafında ayet ve hadislerle vaaz etmek (Konu odaklı) Mahmud efendi’nin sohbet usulü birinci ; yani ayet ayet ilerleyiş. Bu tarz sohbettte “şu ana temayı” anlatma gayesi yoktur, bilakis gaye o günkü ders ayetlerini cemaate anlatmaktır, yani Kuranın tefsirini sunmaktır. Bu yöntem dünyanın en doğru ve ama en zor vaaz yöntemi” diyebiliriz. Zor çünkü bu yöntemde ayetler arasında vuku bulan konu değişikliği, vaazın konusu da devamlı değişecektir. Dolayısıyla dinleyici ya zihnen vaazdan kopacak ya da her seferinde yeniden vaaza odaklanıp yeni konuyu anlama çabasına girecektir Ahir zamanda dikkatler zayıf, gönüller dağınık olduğu için Aşır yönteminde cemaat vaazdan kopmakta ve sonunda “hoca 1 saat konuştu, ne anlattı” diye sorulduğunda düşünebilmektedir. O yüzden bu yöntemle vaaz etmek büyük maharet ister. Kurana hakim olmak ister, Kuranın konularına aşina olmak ister.. O yüzden bakınız bütün büyük/meşhur hatipler konu eksenli vaaz yöntemini tercih ederler. Çünkü bu usulde konu muayyendir, diğer bütün Ayet, Hadisler, kıssa ve temsiller bu konu ekseninde getirilir konu iyice zihinlere işlenmiş olur. Peki şu halde “Ayetleri sıradan tefsir” usulü neden “en doğru yönetim” oluyor ? Çünkü bu…
Kuddûs olan Allahın Adıyla.. Kısa cevap: Evet imam, hatip (vaiz), müezzin ve Kur’an öğreticisinin aldığı maaş 4 mezhebe göre caizdir helaldir. Devlet gelirinin karışık olması durumu değiştirmez Açıklama Yüce Allah kullarına emretmiştir: Size verdiğimiz rızıkların helal olanlarından pak olarak yiyiniz.” Allah Rasulünün hadis-i şerifi: Kişi el emeğinden daha teniz bir rızık yememiştir, nitekim Allahın nebisi Davud aleyhisselam elinin emeğini yerdi” Açıklama: Evet, yüce yediğimize dikkat etmenizi ancak helal ve temiz planı yememizi buyurur. laikliğin hüküm sürdüğü bir ülkede devletin verdiği maaşın saf-i pak olduğunu iddia etmek ise zordur. Çünkü içki zina kumar faiz gibi haramlar serbest ve bunlardan alınan vergiler hazineye karışmakta, her türlü memur, asker polis öğretmen ve din adamlarının maaşlarına bulaşmaktadır. Elbette bu bizler müminler için bir zül ve ayıptır. Düzeltilmesi gereken önemli bir konudur. Ancak bu durum sadece din adamlarının maaşı için geçerli değil, maaşını ister devletten alsın ister almasın Türk lirası banknot kullanan herkes için geçerlidir. Bu işleri düzeltmek için müminler bu davaya en yatkın siyasi kadroları desteklemeli ve yılmadan onlara hakkı tavsiye ederek o yüksek hedefe ulaşmalıdır. Bakınız müminlerin reyleri ile en azında içki ve kumar özelleştirilerek devletin uhdesinden çıkartıldı ve böylece Millet bu melanetleri irtikap etmekten kurtulmuş oldu. Daha güçlü bir kamuoyu ve daha…
Bismillahi.. Hani bir yere yerleşirsin ve dersin ki tamam sonuna kadar kalacağım yer burası.. Karadeniz mahallesinin dip kısmı, eski adıyla Elmabahçesi mevkii benim için o yer değildi. Burada kendimi yerleşik göremedim. Sebebini bilmiyorum ama gitmek aklımın köşesinde hep vardı Bugün 17 Ağustos 2020. Iki buçuk senedir Hacı Salih Efendi Camiinde vazifeliyim. 2018 başında geldim. Güzel cami. Bu ismi seviyordum. Sırf bu isim bu camiye ayrı bir önem atfediyordu. Gözümde özeldi. Hacı Salih Efendi burada oturmuştu. Sevenleri camiye onun ismini vermişlerdi. Salih Efendiyi ben Beykoz Yuşa as türbesinde görmüştüm. Mahmud Efendi Hz’nin mutad yaptığı yağmur duasına gelmişti. Iki mübarek öyle yuvarlanır gibi sevgiyle sarılmışlardı.. Mahallede güzel dostlarımız oldu. Ailecek gidip gelecek arkadaşlarımız. Hafta içi her akşam ders yaptık. Önce Yüzüne Kuran sonra manası için arapça.. Derslerin bereketiyle güzel bir ekibimiz oldu.. Neden gitmek istiyordum.. Çünkü Caminin Kurs binası yoktu. ilk camimde Bilal-i Habeşi Camiinde bu vardı. Öyle bir yer istiyordum. Boş bir bina. Yapılmış ancak içi doldurulmamış, hizmet olmamış bekliyor.. Bizim dolduracağımız. Bilal-i Habeşi camiinde yaptığımız gibi.. O yüzden aklımın bir köşesinde öyle bir yere gitmek hep vardı. Yoksa mahalle iyiydi. Yani alışmıştık caminin lojmanı çok iyiydi. Dört oda ve mutfak, oda kadar büyük.. O yüzden ayrılmak fikri aileme iyi gelmedi….
Allahın Yüce Adıyla.. “İmam” lider demekti.. Bu kelimeyi ilk defa Kuranla duyduk. Allah, halili İbrahime “Seni insanlığa imam yapacağım” dediğinde. Bir de müslümanların duası vardı “Allahım bizleri mütteki kullara imam eyle” Ve Allah “Ahiret günü her insanı imamıyla çağıracağız” Dünyada hangi imamın, liderin izinden gitti isen ahirette onunla birlikte olacaksın” mealindeki ayetlerle duymuş ve imamlara imrenmiştik Bu kadarı bile imam olmanın değerini anlamak için yeterdi aslında. Hayır, Türkiye’de camide görülen bilinen imam bundan farklı değil. Bizzat odur; Kuranda sözü edilen imam’dır. Belki amelde eksiğimiz olabilir, imamlarımız makamın yerini tam dolduramıyor olabilir, zira makam çok ulvi.. Ancak bu şan, bu fazilet o görevin mazmununda münderictir. O ki Allah seni öne geçirdi, evine hizmetçi kıldı.. Bu bir seçkidir İslam’da en büyük rütbe imamlıktır, cuma namazına liderlik yapmaktır. Sahabe geldi “Ya Rasulallah bana bir amel öğret onu yaparsam cennete gideyim” deyince , Efendimiz ona “imam ol” Ama olamam ki..! Eğer olamazsan imama en yakın ol, namazını imamın gölgesinde kıl” demişti. Başka yerde “Allah namaza liderlik yapan İmamın başını sıvazlar” “Allah namazda imamın kalbine nazar eder, onda hayır arar, görürse daha cemaate bakmaz, bütün cemaati ona bağışlar namazlarını toptan kabul eder” buyurmuştu. İmamlık mı üstün müezzinlik mi ? Koca koca müçtehitler bu soruyu tartıştılar…..
Soru: Diyanete bağlı imamların arkasında namaz kılmayan bir tayfa var, bunlar doğru yolda mıdır? İmamlara atılan suç “tağuta hizmet ediyorlar” isnadı doğru mudur ? Cevap: Tağut şeytan demektir. Bu yakıştırma imamlara iftiradır. “Camiler Allah’a aittir” (Cinn:18) Hangi düzen ve hükümet başta olursa olsun müminler Allah’ın mescitlerine sahip çıkmaldır. Bu itibarla imamın hangi kurum tarafından atandığı önemli değildir. Önemli olan imamın itikad ve amelidir. Arkasında namaz kılınacak imamda aradığımız asgari şart imamın Ehli Sünnet itikadında olması ve namazı doğru kıldırmasıdır. Sonra takva yaşantı sahibi imamlar tercih meselesidir. Ehli Sünnet bir imamın diyanet teşkilatı tarafından görevlendirilmiş olması ve devletten maaş alıyor olması onu tağut’a hizmetçi yapmaz. İzahat: 73 çeşit İslami fırkalar içinde kurtulacak tek fırka Ehli Sünnet vel Cemaat mezhebidir. Bu kurtulucu fırkanın akaid maddeleri İslam alimleri tarafından tespit edilmiştir. Bu akaid maddelerinden biri de “kıble ehlini tekfir etmemek” yani Kabe’ye yüzünü dönüp namaz kılan hiç kimseye “kafir” dememek ve “her imamın arkasında namaz kılmayı hak bilmektir.” Bu mevzuda, 1) İmam-ı Azam Ebu Hanife demiştir: “müslümanların önüne geçmiş/geçirilmiş her imamın ister Birr (takva) ister facir (günahkar) olsun arkasında namaz kılmak caizdir, sen ecrini alırsın” demiştir. [el fıkh ul ekber] 2) İmam Ahmed bin Hambel şöyle demiştir: “Ben birr ve facir her imamın…