Allah’ın yüce Adıyla.. Vatandaş Suriyelilerden rahatsız mış! öyle midir ? 700 liralık köhne evi 1500e kakan ev sahipleri içinden rahatsız olanı duymadık. Günlük cirosunu ikiye katlayan esnaf içinde de rahatsız olanı görmedik. Ucuz işçi temin edip maliyeti düşüren sanayici, suriyeli işçi sayesinde kârını ikiye katlayan işverenlerin de rahatsız olduğunu ne duyduk ne gördük ! Ee kim rahatsız!? Haliç kıyısına keyif çatmaya gitmiş de haliçte bir çok suriyeli varmış mış.. Mallof istanbula girmiş, yok forum istanbula gitmiş de oralarda bir hayli suriyeli müslümanları görmüş müş de rahatsız olmuş.. rahatsuz olanlar hep lüzumsuzlar, ehli keyf.. Bre nankör zalim adam.. merhametsiz kadın! noldu? Malı sen kapacaktın da hemen o mu kaptı.. sana mal mı kalmadı?? Niye rahatsız oluyorsun ha!? Ama k.çı başı açık donsuz dinsiz turist görünce hiç rahatsız olmuyorsun !? Neden müslümandan rahatsızsın ? O beğendin turist gavur dilinde sana belki sövüyor belki sana kin besliyor vatanına göz dikiyor.. ondan rahatsız olmuyorsun ama arapça konuşan Kuran lisanıyla anlaşan müminleri duyunca mı rahatsız oluyorsun!? Demekki sende maraz var. Istersen hoca değil allame de olsan, eğer gavurdan duymadığın rahatsızlığı müslümandan duyuyorsan marazlısın arkadaş. Git tedavi ol. Suriyeli din kardeşimden, – Chpli rahatsız çünkü Reise düşman değiller – Ateist rahatsız çünkü Allaha iman ediyorlar –…
Bismillahi ve Neğužübillah MUSTAFA İSLAMOĞLU NERELERDEN BESLENİYOR ? Mustafa İslamoğlu’nun Amerika Birleşik Devletleri’nde seminerler verdiğini biliyor musunuz? Almanya gibi gurbetçilerimizin olduğu ülkelere de gidip “gurbetçi vatandaşlarımıza sohbet veren hocalar da var” diye hemen itiraz etmeyin. Mustafa İslamoğlu’nun faaliyetlerinin bunlar ile bir ilgisi yok. ABD üniversitelerinde herkese seminer verdirmezler, ancak beraber iş tuttukları akademisyenlerin faaliyetlerine izin verirler. Mustafa İslamoğlu ABD ile birlikte ortak proje çalışmaları olan bir kişidir. O kadar ki, Merkezi Washington’da bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) Mustafa İslamoğlu’na ödül vermiş. Mustafa İslamoğlu’nun bu örgütten para yardımı da aldığını söylemeye gerek var mı ? Mustafa İslamoğlu’nun değirmeni nasıl döndüğünü bilmiyorsanız öğrenin. Tabi sadece Abd’den değil İran’dan da beslendiğini çok iyi biliyoruz. Hasılı, Mustafa islamoğlu 1997 yılında Hellman Hammett Human Rights Watch 1997 ödülünü almıştır.” imza: Burhan Yılmaz Şunu da ben ilave etmiş olayım, bilgi zayi olmasın: Edirne’li emekli asker Turgut Oğuztürk abiden dinledik. Onun tanıdığı bir albay Amerika’ya gitmiş ABD’nin davetlisi olarak. İslam’la mücadele kurumu mu ne varmış orada.. Albay demiş ki Turgut abiye “Orada bizim Yaşar Nuri hocayı da gördüm” yani yaşar Nuri Öztürk’ü ! Anlaşılan her dönemde batılı abilerinin talimatıyla Hakiki İslam aleyhine çalışan kripto hocalar her zaman var olmuştur. Onlar da gelmişler Türkiye’ye islam neferi postu içinde…
Allah’ın yüce Adıyla.. Sivrisinek.. Kuran’ı Hakîmde “bağuda” adıyla geçen Allah’ın bir sanatı, mini minnacık ayeti. Yaz aylarında insanın imtihanıdır. Öldürmek kovmak için türlü uğraş veririz. Dünyada rahat yok. O da boşuna değil.. Bir gün gelir, insana faydaları tek tek sayılır. Ama o ki Kuran’da geçiyor, bunu Batıdan beklemiyorum. Batı ihanet odağı, bildiği gerçeği de saklar. Bizim gördüğümüz: Sivrisinek aksiyon sebebidir. Kalkar onunla mücadele edersin. Seni harekete geçirir miskinliği giderir. Şeyh efendiye pireyi sormuşlar “talebenin dostudur demiş, onu gece ibadete kaldırır..” sivri de öyle. Seni yerinden kaldırır uykudan uyandırır. Sivrisineğin en acı veren tarafı sokunca saldığı sıvı. o da olmasa hissetmeyiz bile.. Şöyle bir yanlış yaparız: Sivri işini yaparken onu ezmeye çabalarız. ancak genellikle hamle boşa gider. Allah o kadar hafif yaratmış ki elinin yeli onu itekler. o rüzgarla hemen uçmuş geriye boş bir şamar sesi çıkmıştır. Bu arada kaşıntı yapan sıvıyı da enjekte etmiştir. ama hayvan doymamış tekrar hamle yapacaktır. Evet madem başlamış bırak bitirsin. Ancak bu faydasız bir nasihat. insan acelecidir. insan rahatına düşkündür. Üstünde sivri görse duramaz, o basit acıya bile dayanamaz. Ancak dayanan yiğitler de var elbette. Gönenli bir talebem vardı kolunda sivri görse kovmaz beklerdi bak hocam şimdi sırt üstü düşüp ölecek demişti. dediği gibi oldu….
Bismillahi.. Suriyeli bir müslüman.. Bir Türk hocayla Arapça konuşuyor ve devamlı هوجام diye hitap ediyor. Arapçada böyle bir ifade yok halbuki. Yani Arapça konuşuyorsa şeyhî demesi gerekirdi. Ama diğer arap hocalar söz konusu olunca onlar hakkında şeyh Ammar şeyh Hammad deyip duruyor.. Aynı durumu bizim mahallede yaşıyoruz.. Suriyeli arkadaş mahalle imamı ile muhatap olurken bakıyorsun özellikle şeyhî demekten imtina ediyor. Öğrenmiş Hacî, abi deyip duruyor.. ve ama Arapça konuşuyor. yakaladım ve uyardım bozuldu tabi. Bir de bunun tam tersi var, Suriyeli bir hoca mesela bir dernekte vaaza konuşmaya çağrılmış, onun hakkında Türkçe bir ilan düzenlemişler orada “Nadir Hoca, İbrahim Ahsai hoca’ sizlere hitap edecek” diyecek yerde özellikle “Şeyh nadir” “şeyh İbrahim ahsai’ sizlere hitap edecek” yazmışlar, kasıtlı yapılıyor tabi Bunlar, Türk hocalarını küçük gördüklerinden, ilimlerini beğenmediklerinden Arapçada hoca demek olan “Şeyh” ifadesini Türklere yakıştırmazlar. Mehmet Savaş Hoca’dan buna benzer bir değerlendirme duymuştuk: “Suriyeli hocalar göre Türkler alim değildir ağzıyla kuş tutsa bile..!” Bunlardan maraz kapmış bizim kompleksli arkadaşlar ise tam tersi Suriyeli ve Arap hocaları gözlerde daha da büyütmek için onlardan bahsederken Hoca demeyi yakıştıramazlar Türkçe’de daha büyük bir ifade olan “Şeyh” diyerek onlardan bahsederler. Halbuki Türkçede şeyh’in anlamı çok daha başkadır ve sadece mürşid-i Kamil tarikat önderlerine söylenir. Elbette önemli bir…
Allah’ın El-Mudill ismiyle.. iran şiyalığı ile suudi vahabiliği arasında güçlü bir bağ var, her ikisi de Ehli Sünnet’e muhalif ve mücadele icindeler. Bu iki fırkanın İslam dünyası içindeki konumunu tespit etmek için aralarında bulunan bu ortak noktaya bakmak yeterli. Çünkü kategorize, benzerlikler ve ortak noktalar üzerinden yapılır. Vahabilik ve iran şiyalığı arasında en bariz ortak nokta: her ikisinin de mücadele alanı olarak müslüman camiayı seçmiş olmasıdır. Hak tarikat ve cemaatler, nötr, seküler, dinden hafersiz gafil kesimden insan devşirmeye, yani İslam’a adam kazanmaya çalışırken.. ..bir vahabi/sefeli ise tıpkı bir iran şii’i gibi cami cemaatine yönelir, hedef kitlesi müslümandır. koparabiliği dost, aldatmadığı müslüman ise düşman’dır ! Yani yaptıkları şey tam anlamıyla “fitne” Müslümanların cemaatini bölmek, milleti birbirine düşürmek ! Sadece bu sıfatları, bu iki güruhun “batıl” yolda olduğunu göstermeye yeter. O yüzden İslam’ın en büyük düşmanı Batı bu iki guruhtan nefret etmekle beraber varlıklarını ve çalışmalarını korurlar, önlerini açarlar. Çünkü batı bu iki fırkanın İslam ümmetini parçalayıp birliği yok edecek potansiyelde olduğunu bilir. O yüzden Ehli sünnete dayalı bir devlet rejimine asla müsade etmeyen Seytan ordusu (batı) İran şia rejimine ve Suud vahabi rejimine ses etmez. Ve bu iki güruh (vahabi-şii) bütün dünyada yayılmacı bir politikayla dini faaliyet yürütür, her devlette mescitler…
Bismillahirrahmanirrahim “Nefs-i emmare (insan) hiç bir kayıt altına girmeyi, kimseden buyruk almayı istemez. Hatta ister ki “herkes benim buyruğum altına girsin..” der İmam Rabbani. Bütün kavga nefsin bu isteği üzerine. Biraz imkan ve iktidar elde eden, nefsin bu isteğine koşuyor. Peki, Allah ne istiyor? İnsana böyle bir özgürlük tanıyor mu ? Özgürlüğün zıddı zorlama; zorla yaptırma. Allah mümin veya kâfir kullarını zorluyor mu? Modern ifadeyle “Dinde zorlama var mı? Bu soruların cevabı üzerine konuşacağız. Evet var. Allah’ın dininde, yani ilahi buyruğa göre müslüman olan da olmayan da zorlamaya maruzdur. Dinde zorlama yok” şeklinde tercüme edilen ayet yanlış anlaşılmıştır. Müslümanın zorunlu olmasına gelince: Çünkü Allah ile bir anlaşma yapmış, nefsinin arzu ve isteklerini cennet karşılığında Allah’a satmıştır. Yani teslim bayrağını çekmiş Allah’a v Rasulüne v yetkililerle itaat edeceğine dair imzayı atmıştır. Sözleşmeyi bozan elbette bir takım cezai yaptırımlara maruz kalır. O yüzden namaz kılmayan hapse girer, günlük 10 sopa yer. içki içen sırtına 100 değnek yer. zina eden bekar aynı, evliyse recm (idam) edilir. Çalanın eli kesilir, iftira eden 80 sopa yer, cinayet işleyene kısas edilir; cana can, göze göz.. Bütün bu ukûbât Müslümanın özgürlüğü elinden alındığı ve İslam’ın gereklerini yapmak zorunda olduğunun ifadesidir Kafir’in zorunlu olmasına gelince: Allah kendi mülkünde…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Yaygın bir laf. Anadolu kültüründen. irfanla yoğrulmuş Anadolu. Özür dilerim demektir. Ancak özür dilemekten daha derin. Özür dilerim sözü de yarımdır. Diğer yarısı: “özrümü kabul edip bağışlayın”. Kusura bakma’nın anlamı bundan öte.. Kusura bakma’ nın Arapçası “adem-ul mu’âheze” (sorgulama yok) Bu da kusura bakma’yı karşılamıyor. Bunca haşmet ve belagatine rağmen Arapça burada bizim “kusura bakma’ya yetişemedi. Kusura bakmak yani bakmamak çok önemli. Hiç kimse kusuruna bakılmasını istemez bakanı sevmez. Kusurun değil bakılması görülmesini bile istemeyiz. Birçok kırgınlıklar ayrılıklar kusurlu görülmkten kaynaklanır. Bir de kusura dik dik bakıyor başkasına da gösteriyorsa.. o kişiden nefretle uzaklaşırsın. o yüzden engelli kardeşlerimizin bizden isteği “nolur bize acımayın, bize insan gibi, herkes gibi davranın yeter” derler. Ne demek bu ? Bizim kusurumuza bakmayın, bizi kusurlu gördüğünüzü bize belli etmeyin” o yüzden toplumsal görgü düzeyi terakki etmiş eskiden ‘sakat’ denirken sonra ‘özürlü’ şimdilerde ise “engelli” denir olmuştur. Neler oluyor? Onları kusurlu özürlü gibi görmekten uzaklaşıyor, böylece onlar bize, biz de onlara yakınlaşmış oluyoruz Kusura bakılmanın gönül kırıcı olması bir de şundan: “Sevgi gözü kusura kördür” İnsan şöyle düşünüyor “madem ki sen benim kusurumu görüyorsun, demekki beni sevmiyorsun” O yüzden anneler çocuklarını tam terbiye edemezler. Onda kusur görmüyor ki o yönünü düzeltme cihetine gitsin….
Allah’ın yüce Adıyla.. “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” bu sözü şifahi olarak naklettiğimde çok bilmiş hoca arkadaşın biri “olmaz öyle şey! bu amel-i salihi küçük göstermektir” gibi bir itiraz yaptı. Sonra kitapta yerini “sahih” olarak görünce hatasını anladı. Aslında çok bilmediğini de anlamış oldu. Demekki bir şey ilk duyduğunda insan, yadırgamış da olsa, hemen itiraz etmemeli, araştırmalı. ilmî duruş bunu gerektirir. Şimdi gelelim bu hakikatin bize öğrettiği şeylere: 1) Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” Yani mümin güzel bir niyetle yola çıkar ama işini o kadar da beceremez. Mesela müminlerden zekat toplayarak açılan tv ler oldu. Zekat paralarıyla açılan o tv’lerde şimdi köçek oynatılıyor. “Kapitalist sistem içerisinde eziliyoruz. küçük sermayelerimizi bir araya getirelim büyüyelim dev holdinglerle rekabet edelim, Anadolu kazansın” gibi güzel bir niyet ve düşünce ile yola çıkan Kombassan ve Yimpaş bugün içler acısı durumda.. Bunun gibi nice dernekler vakıflar iyi niyetlerle yola çıkmış ama sonradan istikametlerini bozmuşlardır. “Okul okuyacağım yüksek makamlara geleceğim devletime milletime hizmet edeceğim” diyen nice gençler kızlar o makamlarda erimiş, yolunu kaybetmiş, değil millete hizmet etmek bugün kendilerine bile faydaları yok! Bütün bu yaşananlar “Mümin’in niyeti amelinden hayırlıdır” hakikatinin tezahürleridir. 2) Bu hadisin/hakikatin bir başka yüzü de var: çoğu zaman yanlış gördüğümüz işler hatalı bulduğumuz sözler aslında bir…
El-Muhsin Olan Allah’ın yüce Adıyla özet: Sana Arapça öğreten bir hoca sana çok büyük iyilik etmiştir. Çünkü Arapça bilmek 1) Kuran’ı Hadisi ve ilmi kitapları anlamak, dini kaynağından okuyup öğrenebilmektir. 2) Allah’a muhatap olmaktır 3) Namazı huşu ile kılmak, okuduğunu idrak etmektir 4) Dünya müslümanları ile ortak dili konuşmak, onlarla iletişime geçebilmektir. 5) Dini tebliğ vaaz ederken özgüven sahibi, sağlam olmaktır Üzerinde en çok durduğu husus şüphesiz Medrese okuyun, nasara yensuru öğrenin demesidir. Genç yaşlı, işli işsiz demeden elinden tuttuğu herkesi medreseye soktu. Medreseleri böyle böyle doldurdu. “Son bir nefesim kalsa size diyeceğim şey “okuyun okuyun (medresede) okuyun” sözleri kulaklarımızda tazedir. Okuduk elhamdülillah. “nasara yensuru” da çektik, Fakru zaruret içinde, polis jandarma korkusu eşliğinde okumanın tüm mihnetini de seve seve çektik. O şimdi aramızda değil Rabbisine yürüyeli fazla olmadı. Meğer bize ne büyük iyilik etmiş de gitmiş.. Arapça öğretmekle, Kuran’ı Hadisi, namazı anlamayı sağlamış olmakla.. Hele ki namaz !Ağzımızdan çıkan Kuran’ı, tesbih ve duaları anlıyoruz ya.. Elhamdülillah. Bu ne büyük niğmet, ne büyük fazilet eğer bilene.. Bu yazıda bir nebze bu işin büyüklüğünü göstermeye çalışacağız. Evvela laftan sözden anlamayan kişinin Kuran’da nasıl kötülendiğine bakalım “Allah nezdinde en şerli/değersiz canlı anlamayan ve düşünmeyen sağır dilsizlerdir” Enfal: 22. Diğer bir ayette “sarhoş…
imam hatip Halil Konakçı kürsüde neler söyledi? Laik kesim neden tepkili ? Söyledikleri şeyler özet olarak şöyle: 1) erkek kadından üstündür dedi ve bunu Kuran ayetiyle delillendirdi. Ayet “erkekler kadınlar üzerine kayyumdur” yani idarecidir. 2) “Kadın çalışmayacak. Kadının rızık temin etme görevi yok. o senin görevin ey adam. ancak heryerde kadın istihdamı var neden? daha cazip çünkü. Araba reklamında kadın teker reklamında bile mini etekli kadın! Bu zamanda özgürlük verme adına kadının istismar edildiği gibi hiç bir cahiliye devrinde edilmedi” diyerek modern yaşamın en çok değer verdiği bir olguyu daha yerle bir etti.. Ee laikler de kızdı tabi. 3) “Erkek kadına dini inancı gereği baskı yapmalı. örtünmesini namaz kılmasını sağlamalı. çünkü Allah kendinizi ve ailenizi ateşten koruyunuz (Tahrim 5) buyuruyor” dedi. Haklı. Burada yine modern yaşamın kazanımları yerle yeksan.. 4) Laik kadının “dekolte” modernite” çağdaş yaşam” diyerek soyunup açılmasını “kasaptaki ete” benzeterek küçümsedi. “ortalık kasap dükkanı gibi et görmekten içimiz dışımıza çıktı” dedi ve yine laikler çağdaşlar öfke küpü 5) Kızını karısını soyundurup sokağa salanları “teşhirci, kıskanmayan, ar damarı çatlamış vicdansız adan” diye betimleyerek onların övündüğü modern yaşamı yerin dibine soktu. …vb Halil Konakçı hoca üslubu sert ve moral bozucu olsa da aslında haklı. ve…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Arapça lisanı özü ve hakikati itibarıyla iman dilidir. Yani Arapça ile Allah’a iman iç içe. Nasıl mı? Mesela evren, Arapça nasıl denir? âlem, âlemîn. âlem kelimesi kelime olarak Allah’tan haber verir. çünkü âlem, alamet demek, bir şeyi (Yaradanı) bildiren haber veren belirti demek. dünya, yakın peşin düşük olan demek. ahiret son durak son menzil demek. Aynı böyle.. Anadolu’nun dilinde de imanın kodları mevcuttur yerleşiktir. Mesela kolayca isteyebilen utanmayana Anadolu’da yüzsüz denir. Aslında bu, “dilencilerin ahirete kuru iskelet kafası gibi yüzlerinde deri olmadan çıkacakları” Hadis’ine atıfla bulunmaktır.. hakeza. Atasözlerimiz bir harikadır bizim. Çoğu atasözümüz ya bir Ayet’e ya bir Hadis’e istinad eder. Gerisi de toplumsal hafızanın öğretisidir. Bu durum bir Çin bir Fransız atasözünde asla bulunmaz. Onların çoğu lafLARI tutarsızdır. Mesela bizde “sakla samanı gelir zamanı” sözü “iktisad eden fakir (muhtaç) olmaz” Hadisinin ifadesidir. Bir elin nesi var iki elin sesi var” atasözü “Birlik olun yoksa heybetiniz gider” Ayeti ile “Allah’ın desteği cemaat’in üzerindedir” hadisinin ifadesidir.. Hakeza Türk Tabipler Odası “it iti ısırmaz” Atasözümüz “gavurlar tek millettir” Hadis-i şerifinin bir lem’asıdır. Bakın doktorlar cemiyetine, haksızlığa uğrayan bir doktor olunca nasıl birlik olup hep bir ağızdan bağırıyorlar, ortak protesto yapıyorlar değil mi ? Yalan. “Bir doktor haksızlığa uğrayınca” değil….
Tek olan Allahın Adıyla.. Aşağıdaki yazı (anket) e-mail adresime gönderildi. Bunların ücretsiz dağıttığı kitaplardan “dinin ötesinde” adlı bir müsveddeyi talep etmiştim, okuyup okumadığımı ve etkilenip etkilenmediğimi güya test ediyorlar..! Müslümanların Hak Dini yayma konusunda ne kadar gayretli olmamız gerektiğini gösterme açısından manidar. Ayrıca bu hıristiyuanların sahip olduğu şirk itikadını gözler önüne göstermesi bakımından incelemeye değer. Paylaşım gayemiz budur. Sayın Isa, istediğiniz “Dinin Ötesinde” adlı kitabın anketini size gönderiyoruz. E-posta olarak aşağıda bu kitabın anketi bulabilirsiniz. Kitabı okuduktan sonra anketi doldurup bize e-posta olarak veya WhatsApp hatına fotoğraf çekerek geri gönderebilirsiniz. ANKET (cevabınızı listede X harfi ile işaretleyiniz ya da ayrı bir cevap yazınız) Bu kitabımızda karşılaştığınız İsa ile daha önceden size öğretilen İsa aynı mı? Yoksa, bu kitapçıkta İsa hakkında farklı bilgilerle mi karşılaştınız? A. Önceden İsa’nın sadece bir peygamber olduğunu öğrenmiştim. B. Önceden de İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu biliyordum. C. Önceleri pek fazla bilgim yoktu. Şimdi bu konuları daha fazla araştırmak ve öğrenmek istiyorum. Eklemek istedikleriniz varsa yazınız… Bizlerden farklı olarak İsa Mesih annesinin adıyla ve “Meryem Oğlu” diye anılır, Çünkü O’nun bizim gibi bu dünyadan bir babası olmamıştı. İsa’nın böyle olağan dışı bir şekilde doğmasının nedeni sizce ne olabilir? A. İsa dünyada hiç günah işlemeden yaşayabilmiş tek kişidir….
TAVSİYE (TERCÜME) KİTAP LİSTESİ – GENEL Selamun aleykum. Bu kitap listesi, Ehli Sünnet Hassasiyeti ile, yaklaşık 4-5 ay süren özel bir araştırma, inceleme sonrası ve yaklaşık 5-6 yıllık tecrübe, birikim ışığında hazırlanmıştır. Listedeki isimlerin büyük çoğunluğu tanınan, bilinen isimlerdir. Nisyânla mâlul olduğumuz için hatırlayamadığımız isimler eserler, Ehli Sünnete muhalif olanlar olabilir. Bu durumda lütfen bize geri dönüş yapınız. Bizim araştırma ve incelemelerimiz de devam etmekte olduğu için liste ileride güncellenecektir. Dikkat: Her listenin alt kısmına tavsiye etmediğimiz, sakıncalı kitapları da ekledik, dikkat ediniz. Sizden dileğimiz bir hayır duâ. Fi emanillah Şükrü Yaşar ——————————————————— AKÂİD – KELÂM – MEZHEPLER TARİHİ * Muhtasar Tahavî Şerhi – Ebubekir Sifil * Muvazzah İlm-i Kelâm – Ömer Nasuhi Bilmen * Mâturidîyye Akâidi – Nureddin es-Sabûnî (Terc: Bekir Topaloğlu) * Kelâm’a Giriş – Cağfer Karadaş * Ehli Sünnet Akâidi – İmam Pezdevî (Terc:Şerafettin Gölcük) * Tahavî Akîdesi Babertî Şerhi (Terc:İzzet Karasakal , Seydâ Yayınevi) * el-Fıkhu’l-Ekber- İmam Ebû Hanîfe (Şerh: Molla Aliyyü’l-Kârî, Terc:Hüseyin Erdoğan) * el-Usûli-l Münîfe (İmam-ı Âzam’ın İtikadî Görüşleri) – Beyâzîzade Ahmed Efendi (Terc:İlyas Çelebi) * İlcâmu’l-Âvâm an İlmi’l-Kelâm – İmam Gazzâlî (Terc: Sabit Ünal) * El-Munkîzu Min ed-Dalâl – İmam Gazzâlî (Kayıhan Yayınları) * Mâturîdî Akaid Metinleri – Ali Kara * Ehli Sünnet…
Meşayıhtan bazı zatların vefatı üzerine ortalıkta bir yazı dolaştırılıyor “bir veli güya Ümmet üzerine inecek büyük bir belayı kendi üzerine çekmiş veya zuhuratta Hz Peygamberimiz bunu ona haber vermiş, o belayı bu veli tek başına göğüslemiş de bu sayede ümmet kurtulmuş! Kurban Bayramı arefesinde Allah bu ümmetten iki büyük Kurban almış, biri Mahmud Efendi Hz nin vefatı diğeri de o velinin fedakarlığı.. bu sayede ümmet selamete ermiş!” Cevap, Allah’ın yüce Adıyla Kıymetli okuyucu, Bir Allah dostu sebebiyle Allah’ın azabı ref ve def etmesi evet vardır. Rasulullah Efendimiz sas ile bu durum başlamış, nice evliya ve asfiya bulundukları zamanın güvencesi olmuşlar, onlar sayesinde azab-ı ilâhi ref-ü def olmuştur.. “Sen onların arasında bulunduğun sürece Allah onlara da azap edecek değildir” “Biz seni alemlere ancak rahmet olarak gönderdik” Ancak.. azap ve belanın ümmetten kalkması azabın iptali veya te’cili yoluyla olmuştur “tüm belanın bir kişiye inmesi” şeklinde değil. Zira böyle bir def’ şekli Allah’ın sünnetinde yoktur. ümmetin hak ettiği belayı bir veliye tahmil şeklindeki iddia hem hikmete, hem vakıaya, hem de naslara aykırıdır Hikmete aykırı.. Çünkü azabın dünyada inmesinden gaye insanların Allah’a rucu etmesi, tövbe etmeleri.. (Secde:21) Halbuki toplumunun hak ettiği bir belanın evliya’ya inmesinde bu fayda yok ! Vakıaya aykırı.. Peygamberlerin hayatında sahabelerin…
Zengin Olan Allah’ın Adıyla.. Fakirdir mağdurdur, mutad yardım edersin maaş gibi her ay ödeme yaparsın. mecbur değilsin vermeye veya onu tercih etmeye.. Sonra bir gün verdiğin 300 liraya burun kıvırır. Bu az der. Daha fazlasını ister, kapıdan ayrılmaz insanı çileden çıkarır. Hayır verdiğine vereceğine pişman olmak değil. Nerede yanlış yapıyorum diye düşünmeye başlıyorsun. Teşekkür yerine neden surat asıkılığı oluyor..!? Konuyu tahlil ediyoruz. “iyiliği kendine hak bilme” problemi ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. hakkını aldığını düşünen kişi teşekkür etmez. kesildiği zaman da bunu kendine yapılan haksızlık bilir isyan eder beddua eder.. Şükür ve Küfür 2 Bir diğeri kocası ölmüş 4 kız çocuğu ile bir başına kalmış. Büyük kızı evlendi yetim sayılmaz. Dernek olarak buna da yardım ediyorsun bir kira parası kadar aylık ödeme yapıyorsun. aylar boyu. sonra bu taşınıyor memleketine dönüyor.. oradan feveran ediyor neden benim paramı kestiniz devam etmelisiniz! “biz kendi mahallemizden sorumluyuz dediğimizde bulduğumuz karşılık isyan ve kahır. En zor zamanımda elimden tuttunuz” yok neden paramı kestiniz vermiyorsunuz” var. kaldı ki devlet 2500 dul aylığı bağlamış yoktan iyidir. Problem aynı “sadakayı kendine hak bilme” tabi ki verecekler. babalarının parasını vermiyorlar ya” nankörlüğü Çözüm: Kimseye yardım sözü vermemek. Her ay vereceğiz dememek. Böylece iyiliği bir hak olarak görmeyecektir. Benzer Bir…
Allah’ın yüce Adıyla.. Büyük İmam M.M.El-Maturîdî Kuran ve Sunnetten istihrac ettiği ilâhî hakikat “Aklı başında yetişkin her insan Allah’ı birlemekle mes’uldür. Şirk ve küfür üzere ölen cehennemliktir. Nebi görmese bile” Bu hakikati işiten her mümin boyun eğip amenna demeli, itiraz cihetine gitmemelidir. Çünkü delilsiz itiraz küfürdür. Delil muctehidin haddidir. Ancak şimdilerde ümmetin gençlerine okullarda küfür mikrobu sinsice verilmekte. “sorgulayan araştıran aydınlanan nesiller yetiştirme” adı altında gençliğimiz birer inkar makinelerine dönüşmektedir. Her hakikate itiraz edecek, her haberi/bilgiyi kurcalayıp igdiş edecek bu gençler maruz kaldıkları zehrin etkisini gösteriyorlar.. ve kaynağı Allah’ın kitabı olmuş, Allah’ın Nebisi olmuş hiç umursamadan bir çok şeyleri red ve inkar ediyorlar. İnkara muheyya ellerindeki tek malzeme “akıl !” laf bu: benim aklıma yatmıyor o yüzden yok hayır” Bence bu yanlış” bence bu saçma” işte eylem ve kapasite bu kadar ! Madem ki senin aklın bir şeyi inkar etmeye basıyor.. demekki ispat ve ikrar etmeye de basardı. ikrar etmiyorsa bunda sui kasıt var. işte küfür de budur: Kasten ve bile bile reddetmek..! Şu halde: 1) İmam Maturîdî RA içtihadında musîbdir biizniAllah; Akıl yeterli huccettir. Aklı başında olan kâfir bu küfürle ölür geberirse ebedîyyen ateşte yanacak. HafizanaAllah Lâilâhe illaAllah Hikmet: Kuran’ı inkar eden deist ateist kesim, ellerinde tutup bayraklaştırdıkları en…
Allah’ın yüce Adıyla.. Başıörtülülerin vali hakim olması.. işin Din ve Mahremiyet boyutu var, o bakımdan zaten tasvip etmiyoruz. Bir de, Bunların müslüman haklarını daha çok koruyacağını beklersiniz ya.. Allah’ın emri ile açılmış bir Medrese mesela, laiklik önünde suçlu sayılsa bu örtülü kesimin koruyup kollayacağını umarsın ama seni hayal kırıklığına uğratırlar. Olumlu bir karar veremezler “eğer verirsem beni örtülü olduğum için taraflı yandaş bir tavır takınmakla suçlarlar” diye korkarlar. Aczimendiler kıyafetten ötürü mahkemelik olunca dindar avukat tuttular. Tecrübeli biri akıl verdi. Yanlış yaptınız gidin en dinsiz solcu bir avukat tutun.. öyle ettiler. o aşufte kitapsız avukat hepsini ipten aldı.. Sakın heryeri dinsizler doldursun köşeleri onlar kapsın diyorum sanmayın. Diyorum ki Ey müslümanlar bir köşeyi kapınca hakkını verin. maaşı kaybetmek işi kaybetmekten daha çok Allah’tan korkun. Medeni kanuna değil Allah’ın kitabına bağlı olun. Elimizdeki imkân ve fırsatı İslam’ın yükselişine Müslümanların din hizmetine sonuna kadar kullanın. Arkasında şeytan olan bir dinsizin cesareti kadar bari cesaretiniz olsun. Kaldı ki arkanızda Allah var. Melekler var Salihler var. Eğer arkanızı böyle güçlü hissetmiyorsanız demekki amelde ve niyette sıkıntı var. Başta niyet çürük. Allah’ın adını yüceltme davası yok. şu halde Allah yolunda değilsiniz. ilk işiniz niyeti tashih edin. Niyetiniz yeniden sağlamlaştırın. Allah için olun Allaha ait olun…
Allah’ın yüce Adıyla.. Az önce noldu? Mahallede bir genç önümü kesti. Hocam vaktin var mı bir iki soru soracağım? Buyur sor. Hocam tağut nedir ? Tağut’un ne olduğunu biliyor musunuz ? Sorunun ikinci şıkkı hoşuma gitmedi. İmtihan oluyordum ! Gencin cehaletine bağışladım. + Eğer ben tağutun ne olduğunu bilmeyeceksem bu görevi bırakmam lazım. – Ya hocam biri var da.. konuşuyoruz bana öyle diyor “git bu imamlara sor bir tanesi tağutun ne olduğunu bilmez..” diyor + Biliyorum o zümreyi hatta imamları tağuta hizmet etmekle suçlarlar. – Evet hocam evet.. siz diyanete başlarken bir yemin yapıyor muşunuz “a.türk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma..” + Hayır yalan! Böyle bir yemin mevcut değil. Vallahi böyle bir yemin yapmadık – Bak işte.. _Şimdi sana tağut’un ne olduğunu söyleyeceğim. TAĞUT Kuran’da iki manada geçer Biri : Şeytanın kendisi. Diğeri de : Allah’tan başka tapılan herşey, her sahte ilah. Kuran’da tağuta küfretmekle, inkar ve reddetmekle emrolunduk. Esasında her Müslüman tağutu red ve inkar eder “la ilahe illallah” derken “la ilahe” kısmı tağutu inkar kısmıdır. Dolayısıyla adını belki tağut diye bilmez ama her müslüman tağutu inkar etmiştir. Yani kendine selefi diyen bizim vahabi dediğimiz kişilerin elinde değil bu iş. Onlar Kuran’ın hak olan tabir ve kavramlarını batıl manalarda…
bu yazı Ramazan ayı müslümanın hayatında neden önemli olduğunu ve hangi açılardan müslümana taze kan ve güç kattığını açıklamayı hedefler
Allah’ın yüce Adıyla Oruç tutan müminlerin bir sorunu bazen geç uyanmak veya tam ezan okunurken uyanmış olmak. bu durumda ister istemez en azından bir bardak su içmek durumunda kalıyorlar ve genelde hocalar “ezanla beraber yemeği bırakacaksınız. ezanla beraber yer içerseniz orucunuz olmaz kefaret gerekir!” gibi fetvalar veriyorlar. Bu fetva doğru mu ? ezanla beraber yiyip içilebilir mi Bir bardak su içmeye müsaade yok mudur ? Diyanet işleri başkanlığı namaz vakitlerini hazırlama komisyonu 80’li yıllara kadar imsakta 20 dakika ihtiyat payı olacak şekilde hazırlıyordu. yani ezan okunduktan 20 dakika sonra vakit doluyordu. Ancak bu durum suistimallere ve karışıklıklara sebep oluyordu “daha vakit var daha vakit var” denilerek süre aşımı yapılıyordu. o yüzden 80’lı yılların sonunda Diyanet işleri başkanlığı bu ihtiyat payını kaldırdı. Daha doğrusu kaldırdığını ilan etti. Ancak gizli bir şekilde halka duyurmadan 4 dakikalık ihtiyat payı yine de bıraktılar. Bu itibarla ezan başladığı andan (takvimde imsak saati) itibariyle 4 dakika boyunca su içilebilir yarım kalan lokmalar yutulabilir. imsak saatinden sonra 5 dakika başında ise kesin olarak oruca başlamış olmak gerekir. Bu husus hocaların ders yaptığı bir ortamda bu cumartesi yeniden dile getirildi ve yetkililerden bu meseleyi dinlemiş bir hocamız “4 dakikalık ihtiyat payının olduğunu” orada açıkça söyledi ve kimse de…