Allah’ın yüce Adıyla başlarım. Nebisi son Rasul Hz Muhammed efendimiz üzerine salât ve selâm ederim ve âline ve Ashabına.. Gece saat 04:09 da.. Zangır zangır sallandık. Bina temellerinden korkunç sesler geldi evin içinde nereye kaçacağımızı ne yapacağımızı şaşırdık 10 sn kadar süren sallantı bitti dışarı baktığımda bütün mahalleyi ayakta buldum herkes camdan başını uzatmış yorum değerlendirme yapıyordu. Gerekli ibreti aldık mı? Evet diyemiyorum. İbretten kastım “eski binaları terk etmek, çök kapan tutun” tatbikatına katılmak, deprem için gerekli çantayı, su bisküvi düdük filan hazırlamak değil. Tedbirden kastım Müsebbib-il Esbab’a rücu etmek, onun buyuruğuna teslim olmak Gerekli tedbirin alınmadığına bu kadar çabuk nasıl karar verdim ? Sabah namazında camiye bakarak. Rutin cemaatten fazla en fazla iki üç kişi vardı. Caminin dolmasını beklerdik. Eskiden öyle imiş. Hani sarıklı bir hoca vaazında “salla ya Rabbi Sen her salladıkça camide bir saf çoğalıyor” demişti de hapse atılmıştı. Depremi Allah ile ilişkilendirdiği için. Hep söylüyorum bu zamanın bi-ilim adamları eski dönem kahinleri gibi; Hidayetin önünde en büyük engeldir. Bütün âyât-ı kevniye’nin üstünü bilim filim kuram kanun ile örtüp insanların gözünü perdeleyen bunlardır, bunların kitapları, okulda verdikleri eğitimleri. O yüzden artık insanlar depremi de Allah’tan bilmiyor seli de kuraklığı da.. İnkar şirk teizm a-teizm.. gibi her türlü…
Allah’ın yüce Adıyla.. Avrupa’da çocuk kaybolma meselesi korkunç rakamlara ulaştı. Lost in Europe isimli araştırma şirketinin tespit ettiği resmi rakamlara göre bugün için 18.000 çocuk kayıp durumda kendilerinden hiç bir haber alınamıyor. 2016 yılında Almanya’da yine 10 bin çocuğun kaybolduğundan söz edilmiş ve öylece üstü kapatılmıştı. Şimdilerde ise savaş sebebiyle Ukrayna’dan gelen anne babasız yüzlerce çocuğun yine kayıp olduğu ifade ediliyor! Bunlar nereye gitti ? nasıl kayboldu ? kim kaçırdı ne yaptı? meçhul ! İddialar daha da korkunç! “Organ mafyası elinde vücutları parçalanıp organları zengin Avrupalılara nakledildi denilmekte..! “Kimi ezoterist yapılanmalar içinde bu çocukların kanı bazı yaşlı Avrupalılara enjekte edilmekte.. o yüzden uzun yaşamaktalar denilmekte..! “Eşcinsellere evlatlık verildiği söylenmekte..! “Fuhuş mafyası elinde cinsel obje gibi alınıp satıldıkları denilmekte..! Allah muhafaza.. Gerçek hangisi olursa olsun, Avrupa bir korku tüneli kadar karanlık ve korkunç. Binlerce Türk/Arap işçi ailelerinin sudan bahanelerle çocukları ellerinden alınıp Hıristiyan ailelere evlatlık verildiği de ayrı bir gerçek ! Beş çocuklu bir akrabamız Avusturya vatandaşı olduğu halde Türkiye’ye dönüş yaptı, sebebini ise böyle açıklıyor: “Çocuklarım Avusturya hükümetinin dikkatini çekmeye başladı aile koruma kurumundan devamlı gelmeye başlamışlardı. anladım bu işin sonu iyi olmayacak bazı çocuklarımı elimden alacaklar.. onlar almadan Türkiye’ye kabağı attım. Çocuklarımı büyütmeden de dönmeyi düşünmüyorum” Konuyu araştıran analiz…
Allah’ın yüce Adıyla.. “Sen fitneci misin !” Allah Rasulü sas böyle sitem etmişti Hz Muaz’a. Hadise şu: Muaz b Cebel 20’li yaşlarda bir delikanlı iken Rasulullah’ın hususi teveccühüne mazhar olur ve Yemen’e vali olarak atanır. Gittiği yerde namazları o kıldırmaktadır. Rasulullah’ın valileri aynı zamanda imamdırlar, milletin içinde en ön saftadırlar. Hz Muaz bir gece yatsı namazını Bakara suresiyle kıldırır namaz saatler sürer.. Durum Rasulullah’a intikal eder. Allah Rasulü salât ve selâm olsun Hz Muaz’ı gördüğü yerde ikaz eder ve bu tevbihini üç kere tekrar eder “Sen fitneci misin ya Muaz” Neden “Veşşemsi ile Velleyli” ile kıldırmıyorsun ? içlerinde yaşlısı var zayıfı var ihtiyaçlısı var..” Fitne Bu hadis-i şerifte geçen fitne ifadesi üzerinde duracağız. Fitne Kuran’ı Kerim’de 12 farklı manaya gelse de asıl manası altını sınamak, ateşe sunmak demektir. Sonra insanlara imtihan konusu olma manasına intikal etmiştir. Oradan da insanları yoldan çıkaran, Allah’tan uzaklaştıran her şeye fitne denmiştir. Hadis-i şerifte geçen fitne işte bu son manasıyla: İnsanları Allah yolundan uzaklaştırmak olmuştur. Cami Allah yolu, namazı uzun kıldırmak ise insanların camiyi terk etmesine sebep, bunu yapan kişi de fitneci olmuş oldu. Çarşaf ve dekolte Bugün halkın dilinde fitne dendiği zaman genelde bu mana kastedilir: “Haktan uzaklaştırma” ve halkı bir birine düşürme” Bu itibarla sokaklarda…
Allah’ın Yüce Adıyla.. كل علم ليس في القرطاس ضاع * وكل سر جاوز الاثنين اشاع Manası: Kağıda dökülmeyen her ilim zayi oldu * İki kişiyi aşan her sır fâş oldu” Ezber gücü eskilerde zirveymiş.. Çünkü şimdiki gibi günahlar yok, haram yeme yok, tv yok, lüzumsuz video yok, malayani yok.. Bütün bunlar zihni kalbi ifsad eden unsurlar.. O yüzden kadim insanların hafızası zehir gibiymiş. Ciltler dolusu malumatı ezberler, istedikleri zaman hatırlayabilirlermiş. Sayfalar dolusunca sözleri bir duymada beyne kaydeder ve aynen naklederlermiş.. Alın bir İmam Serahsi Hanefi fıkhının şahseri 30 ciltlik El-Mebsut’unu hiç bir kaynağa bakmadan hapishaneden dikte (imla) yoluyla yazdırmıştır. İmam Süyuti, Camiussağir isimli Hadisler Mecmuasını 10.000 hadisi ezberinden ve alfabetik sırayla yazmıştır. Camiulkebir’ini ise 40.000 hadisi yine alfabetik sırayla tertip etmiştir ki bu o zamanın şartlarında ancak ezberden yapılabilecek bir iş. İmam Muhammed bir kaç günde Yüce Kuran’ı ezberlemiş 600 sayfayı 6000 küsür ayeti kısa sürede hafızaya almıştır. Yüz binlerce hadisleri senetleriyle ezberden bilen mega dahiler dahi gelmiş geçmiştir İmam Buhari İmam Müslim gibi.. İmam Şafii okuduğu bir sözü duyduğu bir kelamı o anda ezberler ve unutmak nedir bilmez imiş.. İmamlarımız böyle iken.. sıradan insanlar da bu noktadan çok uzakta değillerdi. Bir çok malumat ezberden muhafaza edilir ezberden ifade edilirmiş.. O…
Allah’ın yüce Adıyla.. Görevden alınan TRT sunucusu 29 ekim günü münasebetiyle yaptığı tv programında kendisine verilen sunumun dışına çıkarak “..bugün cumhuriyetin 99. kuruluş yıldönümü bizi Ümmet olmaktan çıkarıp birey olma bilincini cumhuriyet aydınlığını ilmini armağan eden ata..” gibi şeyler söyledi. Bu talihsiz sözler her bakımdan cehalet! Yani gerçeğe aykırı. İslam düşmanı köhne zihniyetin ezberleriyle düşüncesizce telaffuz edilmiş. Çünkü cumhuriyet vatandaşı olmakla Ümmet olmak birbirine zıt ve aykırı şeyler değil bir kere. Yani kişi hem cumhuriyet bireyi olabilir aynı zamandan Muhammed aleyhisselamın ümmeti de.. Çünkü ümmet olmak müslüman olmaktır, fazlası değil. Cumhuriyet bireyi olmak kişiyi islam dinine mensup (müslüman) olmaktan ayırmadığına göre !? Ama eğer bütün bunları bile bile birileri namına “biz ümmet olmaktan çıktık cumhuriyet bireyi olduk” diyorlarsa o zaman maksat başkadır. Şimdi onların o maksat ve garazlarını iredeleyeceğiz “Bizi Ümmet olmaktan çıkardı cumhuriyet bireyi yaptı” ile ne kastetmiş olabilirler ? Cumhuriyet kurulduğundan beri yapılan inkılaplar, müslüman halk üzerindeki baskılar dine dindara ve din hizmetine vurulan ketler engellemeler incelendiğinde anlaşılan ümmet olmaktan çıkmak demek yani resmen açık seçik dini bütün şeriatı yaşayan bir müslüman olmaktan çıkıp laik bir birey olmak demektir. Ümmet Olmak ise.. Bütün müminler Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetidir. Müminler ümmet-i icabet, bizler Elhamdülillah. Kalan topluluklar da ümmet-i davet’tir, yani…
Allah’ın yüce Adıyla Maden Faciası Üzerinden “Kader, Ecel ve Şehit” konusu Bartın’da şehit olanlar için: “innalillahi ve inna ileyhi raciun. Allah rahmet eylesin, kalanlara sabır ecir afiyet ihsan eylesin. Benzer bir ibtila Soma’da olmuştu ve konu her nasılsa kader tartışmasına gelmiş ve ancak bazı bel’amlar çıkmışlar “bu kader değil” “bu işçiler ecelleri ile ölmediler” vs demişlerdi. Bizler de Kur’an’ın dellalları olarak kürsülerde hakikati haykırmış “Olan biten herşey Allah’ın kitabında yazılıdır” ayetine istinaden “Hayır elbette bu da Allah’ın kaderidir ve o işçiler de, ölen herkes de eceli ile ölmüştür” demiştik. Bu sözlerimiz yüzünden cemaatten bazı kesimlerin cahilce tepkisine maruz kalmıştık. Kimi de bizi kürsüde siyaset yapmakla, hükümeti müdafaya alet etmekle suçlamıştı..! Lahavle ve la kuvvete illa billah Sonra şunu tespit ettik, ne “kader” ne de “ecel” derken eğitimsiz toplumla aynı dili konuşmadığımızı fark ettik. evet cahil halklar “kader ve ecel” hakkında farklı bir istılah (terminoloji) geliştirmişler, Din’e ait bu iki kelimeye Allah’tan bağımsız (!) farklı anlamlar yüklemişlerdi.. Halkın dilinde kader: elimizden bir şey gelmezdi, bu mutlaka olacaktı, bizim ne bir dahli tesirimiz olabilir ne de bir suçumuz” gibisinden bir inanç. Elbette böylesi bir Kader anlayışı hak İslam inancına aykırıdır. Bu Ehli Sünnetin öğrettiği kader değil Cebriyye sapık fırkasının adına kader dediği…
Allah’ın yüce Adıyla Dünya (peşin) hayatın bir gerçeği beyazla siyahın arasında gri tonlarının olması. mümin Allaha iman eden, imanını ilan eden. Kafir Allah’ı inkar eden inkarını alenen yapan. münafık ise inkar edip bunu gizleyen. yani münafık aldatıcı. sahtekar. kafir ise dürüst, dobra dobra. bu dürüstlüğünün ödülünü cehennemde alacak; azabı nispeten hafif olacaktır. Münafık ise bu sahtekarlığı nın cezasını ekstra çekecek Münafık dünyada mümin, ahirette kâfirdir. o yüzden münafığın karşıtı ikidir: hakiki müslüman ve hakiki kafir Bir kişi münafık değilse diğer iki karşıtından biri olacaktır. Şu halde biz müslümanlar için önemli olan hakiki müslüman olabilmek. Bunun için de münafığın hâl sıfat ve fiillerinden ne kadar uzak olursak hakiki müslüman olmayan o kadar yaklaşmış olacağız o yüzden münafığı iyice tanımalı ve tanımlamalıyız. Kuran ve Hadislerde geçen münafık tanımlarına sıfatlarına çok iyi bakmalıyız KURAN’DA MÜNAFIK Ağzı ile “Amenna billah” der aslında iman etmiş değildirler Kalplerin gözleri ve kulakları mühürlüdür, laf anlamazlar, hakkı görmez kabul etmezler Allah’ı da müminleri de aldatmayı çalışırlar Kalplerinde maraz vardır, akılları hep fesada çalışır.. devam edecek inşaAllah.. isa Erdoğan
Allah’ın yüce Adıyla Yazının Orijin Adı: İranlı şii kadınlar neden meymenetsiz ve asi ? Ben bunu konuşmak istiyorum. “İran’da neler oluyor” Ölen kadın meselesi nedir ? Neden sokak hareketleri ? Herkes bunları konuşa dursunlar, benim konum bugün İranlı kadınlar özelinde “güzellik ve çirkinlik” Özet: İran/ırak’lı şii kadınların yüzünde meymenet yok, çünkü İran dini “Şia” kadınlarla zina yapmayı serbest kılar. İran dini kadını meta gibi görür ve onları istedikleri gibi kullanır. Buna bir de dini kılıf bulmuşlardır adına “mut’a nikahı” derler. Suratlarında iz bırakan o büyük günah zina ve kadının eşya gibi görülüp anlık satılması.. bütün bunlar iran kadınlarını asi ve hırçın yapmış, şuuraltında hem kendilerine dayatılan o din’e, hem rejime, hem de mollalara tepkililer. ilk günden beri olayı takip ediyorum. Kendini güzel sanan İranlı bir kız/kadın güzelliğini (her güzel gibi) teşhir etmek, herkesten beğeni toplamak için olsa gerek, sokakta açık seçik dolaşıyor. Allah’ın örtünün farzına isyan ediyor, kanuna da karşı geliyor. İrşad devriyesi varmış İran’da, bunu uyarıyorlar bu dikleniyor. alıyorlar içeri.. Bir saat vaaz/ders dinlemesi gerekiyormuş.. İçeride ne oluyorsa oluyor ve bu hastanelik oluyor ve orada ölüyor. Pkk işi ırkçılığa vuruyor “o Kürt idi o yüzden katledildi” diyerek Kürtleri sokağa döküyor. Ci_a mos_sad durur mu ! Bir müslüman ülkede ateş…
Allah’ın yüce Adıyla Bir vecize: كل جديد لذيذ “Yeni herşey tatlıdır” Yani insan usangaç bir varlıktır; Cennetâsa bir bahçe içinde olsa bir süre sonra bıkar, karşı mezbelelik güzel görünür. Gökten bıldırcın eti inse soğan sarımsak ister. Mâhidilber eşi olsa, sokak aşuftesi gözünde süslenir O yüzden iç işleri ara sıra evin düzenini, minderin dolabın yerini değiştirir. O yüzden nâdân dine bile bidat sokar O yüzden Hz Kur’an her onda bir konu atlar O yüzden cemaat başka yüz, başka vaiz arar. O yüzden gafil adam reisini de yolda satar O yüzden çocuk yutubda o videodan buna geçer Evet insan, ünsiyet de kurar, kesip usanır da Belki (kamil) insan olduğu kadar üns, olamadığı kadar da usn ! Çünkü Rasulullah Efendimiz yeni eşya istemez eski eşyasını severmiş. Ona hizmet etmiş camidata bile vefa ve kadirşinas imiş. Salât ve selâm ona ve âline ya Rabb Ancak insan yeni ile yenilenir, aşkı heyecanı tazelenir.. o yüzden cennet eşleri de eşyası hep yeni.. eskimez. ..ve belki o yüzden, Cennette teceddüt var. Hz Allah bir sabah Cennetin arayüzünü değiştirir de, o Cennet bambaşka bir Cennet oluverir.. ve o yüzden “..Orada ebediyyen kalırlar, daha bir yere taşınmak istemezler” Kehf:108 isa erdogan
Bismillahirrahmanirrahim 7 sayısı üzerine mülahazalar. Allah’ın yüce Adıyla Hadisi şerif : Kim sabah akşam 7 kere “Hasbiyaalhu..” duasını okursa Allah onun dünya ahiret her mühim işine kâfi gelir, muradı hasıl olur.” Soru bu: Neden 7 ? Yedi’de ne var ? sayıların bir tılsımı var mı ? Sekiz olsa ne olurdu ? Veya altı ? 7′ yi nerelerde görüyoruz bir bakalım : “Allah 7 kat gök 7 kat yer yaratmış. Üstümüzde 7 yol var. Fatiha 7 ayet. Cuma günü her yedi günde tekrar eder. Cehennemde 7 kapı (derece) vardır. Tavaf 7 devir. Hacda şeytan (cemre) 7 taşla taşlanır. Safa Merve arası 7 kez sa’y edilir. Allah 7 denizden bahseder. Ashabı Kehf 7 kişi. Yusuf as 7 inek gördü. Hakyolda infakın misali 7 başak veren. Musa as mikat için on kat 7 kişi seçti. Sen 10 x 7 kere af dilesen de Allah münafığı affetmez. Cehennemlik adamın zincir halkası 10×7 zira’. Kim bu duayı 7 kere okursa..” Dünyanın 7 kıtası var Ashab-ı Kehf 7 kişi Nedir yedi sayısının önemi? Yedi sayısı üzerine konuşanlar oldu. Kimisi sonsuzluk sayısı dediler. Neye göre? Delil var mı? Yok. Delilsiz iddia boştur, muteber olmaz Hem sonsuzluk sayısı olmaya 2 daha uygun. Çünkü Arapçada iki, “merra ba’de uhra”…
Allah’ın yüce Adıyla.. Dünyada insanlar meslekleri “en çok gelir getirenler, “toplum içinde en Saygın olanlar, “en kolay olanlar, “en zor olanlar.. şeklinde tasnif ederler. Biz ise Allah’ın mülkünde, yarın Allah’a hesap vereceğinin şuurunda Müslümanlar olarak meslekleri ahiret saadeti noktasında değerlendireceğiz. Bu çalışmamıza ilham veren hadise: Birkaç ceza hakimi Mahmud Efendi Hazretlerine geldiler ve ona bir fetva sordular “efendim biz mahkemede karar verirken Allah’ın hükmüne aykırı kararlar da verebiliyoruz kanun gereği bu noktada mesul muyuz ?” Mahmud Efendi Hazretleri hak ve hakikati ifade sadedinde asla lafını çekmez: Tabii ki mesulsunuz” buyurmuşlardır. Bu itibarla.. Allah’ın dini açısından en tehlikeli, günaha sebep olacak meslekler 3 grupta değerlendirilir A. Kesin günah ve haram olan meslekler B. Türkiye şartları açısından günah olan meslekler C. Genellikle günaha sürükleyen meslekler A. Kesinlikle günah ve haram olan meslekler : bankacı banka memuru piyango bayii şarkıcı dansçı müzisyen kadın sunucu heykeltıraş kadın sporcular profesyonel futbolcu tekel bayii içki fab. işçisi sekreter hostes manken modelist berber kadın kuaförü …vs B. Türkiye şartları açısından günah olan meslekler Hakim Savcı Avukat milletvekili belediye başkanı Gazeteci Yazar C. günaha vesile olabilecek meslekler: doktor hemşire öğretmen memur oyuncu (artist) modacı fotoğrafçı emlakçı galerici (aldatır, fiyatı şişirir düşürür) kitapçı (bozuk kitabı para için satar) ikinci…
Allah’ın yüce Adıyla Ortalık karışık. Ahlak ve edep seviyesi diplere inmiş. Bahusus sosyal medya ortamında. İnsanlar hoca dinlemiyor, din adamı demiyor eğer konuşulan şeyleri beğenmezse çok galiz küfürler hakaretler savuruyor.. Hesabı sorulacak elbette.. Din adamına saygı Allah’a saygının gereğidir. Kimi gafil var İsmailağa fıkıh heyeti gibi en mümtaz bir kurumu yere vurmak için bahane arıyor ve heyetin “Biz Toki’ye caiz değil diyoruz ancak caiz diyenlere de saygımız var” sözünde hinlik arayarak “bu fetva hükümete yaranmak için söylenmiş!” diyor, verip veriştiriyor..! Kimi de var tam aksi: “Neden İsmailağa fetva vermiyor, neden tabiilerin önünü kapatıyor, onları mahrum ediyor muş” diyerek verip veriştiriyor. Görüldüğü üzere bir takım mihraklar sanki sövmek, bahane ile adam dövmek için pusuda bekliyor “evet” desen de sövecek “hayır” desen de.. Dili tutulasıca ! Bu durumda “TOKİ konutları caiz mi” gibi hükümet siyaset mevzularında en selametli yol belki de susmak olacaktır. “Konu siyasidir biz bu konuda görüş beyan etmiyoruz” diyebilmek.. Tıpkı imam Mahmud Efendi Hz nin son seçimlerde yaptığı gibi. Evet hazret bir işaret verdi ancak açık bir beyanatı olmadı. Bu da mürşidin irşad siyasetidir, bütün kesimleri elinde tutma, herkese hitap etme siyaseti 🤌 O yüzden Hz Şeyh efendi hocaların siyasete bulaşmasını şiddetle men eder, bulaşanları levm eder “Bir hoca…
Allah’ın yüce Adıyla Tasavvufta bir söz vardır, altın harflerle yazılsa gerek: انت غمامة شمسك Sen kendi güneşinin bulutusun” Yani sana en büyük engel yine sen” O yüzden tasavvufi terbiye altındaki mürid kendiyle yarış halindedir. Kendi nefsini ezmeye onu adam etmeye çalışır. Aslında burada “kendi nefsi” tabiri hatalı. Çünkü kend ile nefs aynı şey. Ben ve nefsim diye farklı iki şey yok. Nefsim ben’dir, ben nefsimdir. Altın sözü bir daha oku “..sen” dedi de “senin nefsin” demedi. Bu manayı destekleyen diğer altın sözler: “Darlığın varlığındandır” Yani bütün sıkıntı ve problemlerin kaynağı “ben de varım” deyişin, benlik iddia edişin.. Varlığını iptal ettiğinde bütün kavga gürültü anında biter ortalık süt liman olur. Trafikte maganda birden önüne mi kırdı? Varlığını bitirmiş kul “buyur kardeşim” diyerek yol verir. Kalabalıkta biri ayağına mı bastı? Afedersiniz zahmet verdim” der sulh yoluna gider.. Beyazid-i Bestami Hz bir gece mezarlıkta Kur’an okumak ister kabristanın yolunu tutar. O günlerde bir nebbaş (kefen hırsızı) mezarlığa dadanmış mezarlık bekçisi burnundan solumaktadır. Beyazid Bestami Hz’i mezarlığa girerken “işte yakaladım diyerek üzerine çullanır ve oracıkta fena hırpalar. Hazret kanter içerisinde eve döner. Sabahleyin müridlerine bir miktar para vererek “bu parayla güzel bir sopa alın mezarlık bekçisine gidin, ona takdim edin, dün gece sopası kırıldı,…
Allah’ın yüce Adıyla.. Birileri icraat yapar, kendi öne atmış belki feda etmiş.. meydandadır, kılıç kalkan cenk eder.. ötekiler izleyicidir, çekirdek citleyerek eleştirir.. eleştirirken şöyle dediklerini duyarız “iyi de.. şu üslubu de olmasa..” “tamam da şu huyu da olmasa..” Mesela Reis hakkında ne diyorlar? “Reisin dik duruşu, cesareti iyi hoş da şu ayrıştırıcı üslubu de olmasa!” Bu lafı duyan kişi ilk etapta düşünmeden tasdik eder, doğru dersin” der. Hâlbuki doğru değil. Üslubu eleştirilen bir diğer mücahit Rahmetli Abdülmetin Balkanlı hocaydı “vaazda takındığı tavır ismailağanın vakarına uygun değil” derdi bir çok yarım hoca ! Yine Rahmetli Timurtaş hoca, benzer şekilde çok eleştirilmişti sağlığında. Üslubu sert, şiddetli, kılıcı keskin.. vs. Aynı şekilde Hatip >> Halil Konakçı hoca.. benzer sözlerle kendi mahallesinden eleştirilir durur “tamam da çatışmacı üslubu doğru değil, daha yumuşak daha kuşatıcı olmalıydı” denir. Eleştirileri dinleyenler de hak verir “he yaw bu hoca denildiği gibi olsa daha çok faydalı olurdu” derler. Yanlış arkadaşlar yanlış. Reis te, Balkanlı hoca da, Timurtaş hoca da, Halil hoca da o üslubuyla Odur. O güya beğenmediğiniz üslubu onlardan aldığınızda ortada kimse kalmaz. Ne Reis kalır ne Metin hoca ne Timurtaş ! Reisi böyle sağlam cesur çelik gibi yapan o üslubu, o huyu işte. O huyu çıkar yumuşak…
Allah’ın yüce Adıyla Kötünün içindeki iyi, veya zarardaki kâr. Yüce Allah’ın adaleti, lütfu keremi bizleri zarar içinde kâr ettirmesidir. o yüzden mümin asla zarar etmez. Mesela bir zarar söyle: Ahir zamanda dünyaya gelmiş olmak. İyi ya ! “Bu zaman âbidinin âli şânı” Bu zamanda biraz salah Allah nezdinde çok makbul. “Bu zamanda ilim bize kolay edildi. Eskiden 20 yılda alınan 2 senede veriliyor” Hasta mı oldun ? sağlığında yaptığın amelin aynen yapmış gibi yazılıyor, yattığın yerden. hasta halinle amel etsen, yüz katı yazılıyor. Rasulullahı görmedin mi ? “Görmediği halde bana iman etmiş olan kat kat müjde olsun” Ortalığı fesat mı kapladı fitne bidat her yere mi yayıldı ? Sünnete sarıl 100 şehit sevabı kazan devam edecek inşaAllah
Allah’ın yüce Adıyla.. Vatandaş Suriyelilerden rahatsız mış! öyle midir ? 700 liralık köhne evi 1500e kakan ev sahipleri içinden rahatsız olanı duymadık. Günlük cirosunu ikiye katlayan esnaf içinde de rahatsız olanı görmedik. Ucuz işçi temin edip maliyeti düşüren sanayici, suriyeli işçi sayesinde kârını ikiye katlayan işverenlerin de rahatsız olduğunu ne duyduk ne gördük ! Ee kim rahatsız!? Haliç kıyısına keyif çatmaya gitmiş de haliçte bir çok suriyeli varmış mış.. Mallof istanbula girmiş, yok forum istanbula gitmiş de oralarda bir hayli suriyeli müslümanları görmüş müş de rahatsız olmuş.. rahatsuz olanlar hep lüzumsuzlar, ehli keyf.. Bre nankör zalim adam.. merhametsiz kadın! noldu? Malı sen kapacaktın da hemen o mu kaptı.. sana mal mı kalmadı?? Niye rahatsız oluyorsun ha!? Ama k.çı başı açık donsuz dinsiz turist görünce hiç rahatsız olmuyorsun !? Neden müslümandan rahatsızsın ? O beğendin turist gavur dilinde sana belki sövüyor belki sana kin besliyor vatanına göz dikiyor.. ondan rahatsız olmuyorsun ama arapça konuşan Kuran lisanıyla anlaşan müminleri duyunca mı rahatsız oluyorsun!? Demekki sende maraz var. Istersen hoca değil allame de olsan, eğer gavurdan duymadığın rahatsızlığı müslümandan duyuyorsan marazlısın arkadaş. Git tedavi ol. Suriyeli din kardeşimden, – Chpli rahatsız çünkü Reise düşman değiller – Ateist rahatsız çünkü Allaha iman ediyorlar –…
Bismillahi ve Neğužübillah MUSTAFA İSLAMOĞLU NERELERDEN BESLENİYOR ? Mustafa İslamoğlu’nun Amerika Birleşik Devletleri’nde seminerler verdiğini biliyor musunuz? Almanya gibi gurbetçilerimizin olduğu ülkelere de gidip “gurbetçi vatandaşlarımıza sohbet veren hocalar da var” diye hemen itiraz etmeyin. Mustafa İslamoğlu’nun faaliyetlerinin bunlar ile bir ilgisi yok. ABD üniversitelerinde herkese seminer verdirmezler, ancak beraber iş tuttukları akademisyenlerin faaliyetlerine izin verirler. Mustafa İslamoğlu ABD ile birlikte ortak proje çalışmaları olan bir kişidir. O kadar ki, Merkezi Washington’da bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) Mustafa İslamoğlu’na ödül vermiş. Mustafa İslamoğlu’nun bu örgütten para yardımı da aldığını söylemeye gerek var mı ? Mustafa İslamoğlu’nun değirmeni nasıl döndüğünü bilmiyorsanız öğrenin. Tabi sadece Abd’den değil İran’dan da beslendiğini çok iyi biliyoruz. Hasılı, Mustafa islamoğlu 1997 yılında Hellman Hammett Human Rights Watch 1997 ödülünü almıştır.” imza: Burhan Yılmaz Şunu da ben ilave etmiş olayım, bilgi zayi olmasın: Edirne’li emekli asker Turgut Oğuztürk abiden dinledik. Onun tanıdığı bir albay Amerika’ya gitmiş ABD’nin davetlisi olarak. İslam’la mücadele kurumu mu ne varmış orada.. Albay demiş ki Turgut abiye “Orada bizim Yaşar Nuri hocayı da gördüm” yani yaşar Nuri Öztürk’ü ! Anlaşılan her dönemde batılı abilerinin talimatıyla Hakiki İslam aleyhine çalışan kripto hocalar her zaman var olmuştur. Onlar da gelmişler Türkiye’ye islam neferi postu içinde…
Allah’ın yüce Adıyla.. Sivrisinek.. Kuran’ı Hakîmde “bağuda” adıyla geçen Allah’ın bir sanatı, mini minnacık ayeti. Yaz aylarında insanın imtihanıdır. Öldürmek kovmak için türlü uğraş veririz. Dünyada rahat yok. O da boşuna değil.. Bir gün gelir, insana faydaları tek tek sayılır. Ama o ki Kuran’da geçiyor, bunu Batıdan beklemiyorum. Batı ihanet odağı, bildiği gerçeği de saklar. Bizim gördüğümüz: Sivrisinek aksiyon sebebidir. Kalkar onunla mücadele edersin. Seni harekete geçirir miskinliği giderir. Şeyh efendiye pireyi sormuşlar “talebenin dostudur demiş, onu gece ibadete kaldırır..” sivri de öyle. Seni yerinden kaldırır uykudan uyandırır. Sivrisineğin en acı veren tarafı sokunca saldığı sıvı. o da olmasa hissetmeyiz bile.. Şöyle bir yanlış yaparız: Sivri işini yaparken onu ezmeye çabalarız. ancak genellikle hamle boşa gider. Allah o kadar hafif yaratmış ki elinin yeli onu itekler. o rüzgarla hemen uçmuş geriye boş bir şamar sesi çıkmıştır. Bu arada kaşıntı yapan sıvıyı da enjekte etmiştir. ama hayvan doymamış tekrar hamle yapacaktır. Evet madem başlamış bırak bitirsin. Ancak bu faydasız bir nasihat. insan acelecidir. insan rahatına düşkündür. Üstünde sivri görse duramaz, o basit acıya bile dayanamaz. Ancak dayanan yiğitler de var elbette. Gönenli bir talebem vardı kolunda sivri görse kovmaz beklerdi bak hocam şimdi sırt üstü düşüp ölecek demişti. dediği gibi oldu….
Bismillahi.. Suriyeli bir müslüman.. Bir Türk hocayla Arapça konuşuyor ve devamlı هوجام diye hitap ediyor. Arapçada böyle bir ifade yok halbuki. Yani Arapça konuşuyorsa şeyhî demesi gerekirdi. Ama diğer arap hocalar söz konusu olunca onlar hakkında şeyh Ammar şeyh Hammad deyip duruyor.. Aynı durumu bizim mahallede yaşıyoruz.. Suriyeli arkadaş mahalle imamı ile muhatap olurken bakıyorsun özellikle şeyhî demekten imtina ediyor. Öğrenmiş Hacî, abi deyip duruyor.. ve ama Arapça konuşuyor. yakaladım ve uyardım bozuldu tabi. Bir de bunun tam tersi var, Suriyeli bir hoca mesela bir dernekte vaaza konuşmaya çağrılmış, onun hakkında Türkçe bir ilan düzenlemişler orada “Nadir Hoca, İbrahim Ahsai hoca’ sizlere hitap edecek” diyecek yerde özellikle “Şeyh nadir” “şeyh İbrahim ahsai’ sizlere hitap edecek” yazmışlar, kasıtlı yapılıyor tabi Bunlar, Türk hocalarını küçük gördüklerinden, ilimlerini beğenmediklerinden Arapçada hoca demek olan “Şeyh” ifadesini Türklere yakıştırmazlar. Mehmet Savaş Hoca’dan buna benzer bir değerlendirme duymuştuk: “Suriyeli hocalar göre Türkler alim değildir ağzıyla kuş tutsa bile..!” Bunlardan maraz kapmış bizim kompleksli arkadaşlar ise tam tersi Suriyeli ve Arap hocaları gözlerde daha da büyütmek için onlardan bahsederken Hoca demeyi yakıştıramazlar Türkçe’de daha büyük bir ifade olan “Şeyh” diyerek onlardan bahsederler. Halbuki Türkçede şeyh’in anlamı çok daha başkadır ve sadece mürşid-i Kamil tarikat önderlerine söylenir. Elbette önemli bir…
Allah’ın El-Mudill ismiyle.. iran şiyalığı ile suudi vahabiliği arasında güçlü bir bağ var, her ikisi de Ehli Sünnet’e muhalif ve mücadele icindeler. Bu iki fırkanın İslam dünyası içindeki konumunu tespit etmek için aralarında bulunan bu ortak noktaya bakmak yeterli. Çünkü kategorize, benzerlikler ve ortak noktalar üzerinden yapılır. Vahabilik ve iran şiyalığı arasında en bariz ortak nokta: her ikisinin de mücadele alanı olarak müslüman camiayı seçmiş olmasıdır. Hak tarikat ve cemaatler, nötr, seküler, dinden hafersiz gafil kesimden insan devşirmeye, yani İslam’a adam kazanmaya çalışırken.. ..bir vahabi/sefeli ise tıpkı bir iran şii’i gibi cami cemaatine yönelir, hedef kitlesi müslümandır. koparabiliği dost, aldatmadığı müslüman ise düşman’dır ! Yani yaptıkları şey tam anlamıyla “fitne” Müslümanların cemaatini bölmek, milleti birbirine düşürmek ! Sadece bu sıfatları, bu iki güruhun “batıl” yolda olduğunu göstermeye yeter. O yüzden İslam’ın en büyük düşmanı Batı bu iki guruhtan nefret etmekle beraber varlıklarını ve çalışmalarını korurlar, önlerini açarlar. Çünkü batı bu iki fırkanın İslam ümmetini parçalayıp birliği yok edecek potansiyelde olduğunu bilir. O yüzden Ehli sünnete dayalı bir devlet rejimine asla müsade etmeyen Seytan ordusu (batı) İran şia rejimine ve Suud vahabi rejimine ses etmez. Ve bu iki güruh (vahabi-şii) bütün dünyada yayılmacı bir politikayla dini faaliyet yürütür, her devlette mescitler…