Allah’ın yüce Adıyla
Göz doktoruna hayasız bir avrat geliyor, kocasına açması gerektiği etini butunu açıp saçıp teşhir etmiş ortalıkta dolaşıyor.. Göz doktoru Allaha ve ahiret gününe iman etmiş, helala harama riayet eden dürüst bir mümin. “Hazır ocağıma düşmüş şunun bir güzel rontgenini çekeyim!” dememiş, Gözden içeri girecek haramın kabirde mahşerde gözlerine kalbine nasıl ateş ve işkence olacağının farkında.. Dürüstlük burada ki inancıyla ameli birbiriyle uyum içinde. İçi dışı bir. Doktorumuz ben bu hastaya bakamam deyip arkasını dönüyor yani Peygamberimiz gibi davranıyor.

Hz Rasulullah sas efendimiz baldızı Esmayı ince bir tülbent içinde görünce arkasını dönmüş ve onu uyarmıştır. “Ya Esma Mümine bir hanıma şurası (avuç içi) ve şurası (yüzün azı) hariç görünmesi helal değildir” Hâlbuki tülbent sadece başında idi, ve belki boynunu sisli buğulu şekilde istem dışı gösteriyordu.
Bu vb ise etini budunu bütünüyle kasıtlı açıyor ve bunu şeytani bir davanın gönüllüsü olarak yapıyorlar.
Batıl davaları bu: Biz Kemalistiz, laikiz, Müslüman bir idareci istemiyoruz helal haram sınırlarını kabul etmiyoruz. O yüzden onların reddettiği sevmediği herşeyi kasıtlı olarak yerine getiriyoruz..!!”
Yani olay kesinlikle ‘kadının beğenilme takdir görme’ arzusuyla ilgili değil. Çünkü bu tarz giyimlerde bunu kimse takdir etmez şeytan ve dostları dışında. Eski İstanbul’da ilk defa kısa etekle dolaşan Ermeni bir kadındı tüm halk yüzüne tükürdü ama bunu dava edinmişti yılmadı ve işte sonuç: kendisi gibi binlercesi..!
“Kim kötü bir çığır açarsa o kötülüğü işleyen her kişinin günahından buna da pay var”
Ne acıdır ki yüzde 80 küsürü müslüman olan ülkede bu teşhirciliğin bu çıplaklığın önüne geçecek bir kanun maddemiz yok. Çıplaklık anayasadaki laiklik maddesiyle korunuyor ama 70 milyon müslümanın dini imanı ahlakı ahiret saadeti korunmuyor. Ve laikliği kaldırmak, kalkmasını teklif etmek bile suç! Yani demokrasi, güya halkın kendini yönetmesi koca bir yalan. Hâkimiyet milletindir lafı da sinsi bir aldatmaca! Geriye bu şeytanlığı def etmede iki şey kalıyor
1) Mahalle baskısı
2) Emri bil maruf nehyi anil mümker.
Bu ikisi de kolay değil.
Mahalle baskısına gelince.. Baskı ya davranış ya da sözle olur. Sözel baskılar şikayete konu olabilir. Bana laf attı beni taciz etti diyebilir. O şeytanlığı yapan iftirayı da yapar.. Davranış baskısı doktorun yaptığı gibi mesela “sana bakamam desen” yine kanun seni suçluyor işte doktor açığa alınmış..
Emri bil maruf ise yine sıkıntı erkekler kadınlara yapamaz “bana asılıyor sarkıntılık ediyor” diyebilir.
Kadınların mücadelesi
Geriye kaldı kadınlarımız bu hayasız avratlara emri bil maruf edecekler. Başka çaresi yoktur. Bu da manevi kuvvet ister geceleri kalbi şarj etmiş olmayı ister.. değilse korkar yapamaz
Ayrıca neyi nasıl konuşacağını önceden ölçüp tartamalıdır. “Meraba bayan iki dakika konuşabilir miyiz bakın bizi yaratan yediren koruyan Allah.. bizi başıboş bırakmadı. Verdiği nimetlere karşılık bizden kulluk istemektedir, Emir ve yasaklarına riayet etmemizi istemektedir. Hem Bunu yaparsak bizi ödüllendirecek, Cennetine koyacak. Orada keyfimizin istediğini özgürce yapabiliriz.. Ancak dünya imtihan yeri Allah ve Resülüne itaat etme yeri. Eğer isyan edersek günah yolunda cesaretle yürüsek dünya ahiret pişman oluruz..” gibi
Erkeklerin Mücadelesi
Erkekler de bu tür kişiler yanında Sünnet olduğu üzere yüzünü sırtını dönerek ameli bir tepki göstermeli, hal ile emri bil maruf etmelidir.
Bazı mücahitlerin yaptığı gibi umuma hitap yoluyla sokakta metroda vaaz edebilir, avazını yükselterek “Ey İnsanlar sizi ve öncekilerinizi yaratan Allah’a kulluk ediniz ki ateşten korunasınız” [2:21] diyebilir.
Veya küçük bir kitapçık olur “Neden örtünmeliyim” konulu bir tebliğ hazırlanır elden dağıtılır..
Bu sayede “Kim emri bil maruf nehyi anil munker ederse o Allah’ın yeryüzündeki halifesidir, Rasulünün halifesidir, kitabının halifesidir “ müjdesine nail olur. Ne büyük şeref
İsa Er
Yorum Yapılmamış